Oca
29
2008
|
Ekonomi ve Verginin Bir Reformun Deformun Anatomisi |
|
|
|
İlhan Hatipoğlu
|
|
Salı, 29 Ocak 2008 |
Okunma: 524 kez
1- Giriş
İnsanlık tarihinde anayasal demokrasi mücadelesi; yönetenle yönetilen arasında vergi konusunda çıkan ihtilafla başlar. İngiltere'de Kralın yeni getirdiği vergilere karşı çıkarak ayaklanan halk, 1215 yılında, ilk anayasal metin olarak kabul edilen Magna Carta sözleşmesi ile kralın vergilendirme yetkisini sınırlar. Artık vergiler Kralın keyfine göre değil, yapılan sözleşme çerçevesinde a1inabilecektir.
Ancak bu da yetmez. 15 yıl sonra sözleşme çerçevesinde toplanan verginin nereye harcandığı da halk tarafından gündeme getirilir ve neticede devletin harcamalarının nereye ve nasıl yapılacağı da ortaklaşa kararlaştırılır. İşte ikinci bin yılın sonunda, üçüncü Milenium'un başında ekonomisi ve siyaseti ile Türkiye'nin gelip dayandığı nokta budur. Yönetenle yönetilenler
I, bir araya gelip, vergilerin kimlerden ve ne kaz. dar alınması gerektiğini, bu vergilerin nereler.e ve nasıl harcanması gerektiğini bir uzlaşma ile belirlemek durumundadır. İnsanoğlunun anayasal demokrasi mücadelesinin başına dönüp vergi ve harcama politikalarını yeniden oluşturmak kaçınılmaz hale gelmiştir. www.ekodialog.com
II - Vergi Reformu; Karşı Çıkmak İhanet miydi, Ertelemek Kurtarıcılık mı?
29 Temmuz 1998 tarihli Resmi Gazete' de yayınlanan 4369 sayılı Kanun ile 15 ayrı vergi kanununda çeşitli değişiklikler gerçekleştirilerek Türk Vergi Sistemi'nde düzenlemeler yapılmıştır. 9-10 ay süren Kanun'un hazırlık sürecinde işçi ve işveren temsilcilerinin de bulunduğu Ekonomik ve Sosyal Konsey de dahil olmak üzere konuyla ilgili her kesim; akademisyenler, uzmanlar, siyasiler, yazılı ve görsel medya kuruluşları kanun taslağını enine boyuna değerlendirmişler, görüşlerini açıklamışlardı. Bu süreç içerisinde çok cılız denilecek birkaç muhalif ses dışında büyük bir mutabakat ortaya çıkmış, Türk vergicilik tarihinde ilk defa bir vergi düzenlemesi bu denli toplumsal destek bulmuştu. Hatta bazı köşe yazarları bu reformun ekonominin kurtulması için tek yol olduğunu ve buna karşı çıkanların vatana ihanet ettiklerini ifade edecek kadar ileri gitmişlerdi.
Reformun hazırlayıcıları, hedeflerini, "vergi tabanının genişletilmesi, vergi adaletinin sağlanması, kayıt dışı ekonominin kayda alınması, sisteme basitlik ve açıklık getirilmesi ve sistemin ekonomimize uyumlu hale getirilmesi" şeklinde açıklamışlardı.
Getirilen düzenlemelerin en önemlileri ise; gelirin tanımı değiştirilip her türlü harcama ve tasarruf gelirin unsuru sayılacak, 30 Eylül günü mali milat olarak kabul edilip, kişilerin ve kurumların mevcut varlıklarının kayda geçmesi sağlanacak, bundan sonra yapılan harcamalarda "nereden buldun" diye sorulabilecek, faiz gelirlerine stopajla yetinilmeyip beyan zorunluluğu getirilecek ve şirketler üçer aylık bilanço çıkarıp peşin vergi ödeyeceklerdir. Bu arada medya gruplarının tasarıya desteğini sağlayan, ancak teknik bir madde olduğu için başkalarınca anlaşılamayan bir düzenleme ise elektronik ve beyaz eşya gibi yüksek KDV oranlı malları promosyon olarak veren gazetelere KDV iadesi imkanı veren tasarının 61. Maddesi'ydi. Bunun yanında hayat standardı esası 1.1.2000 tarihinden itibaren kaldırılıyordu.
Yeni düzenlemeler ilk darbeyi mali milat ile aldı. 30.9.1998'e kadar 60-70 milyar USD' nin kayıt altına alınması beklenirken ancak 4 milyar USD bankalara yatırıldı. Bu beklenenin çok altında bir rakamdı ve kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması hedefi baştan tutturulamamıştı. Bunun en büyük nedeni mali mil at sonrası "Nereden Buldun" sorusunun servet vergisi çağrışımları yapması vatandaş devlet arasındaki güveninin yeterince oluşmaması gösterilebilir.
Peki bu reform vergi gelirlerini ne şekilde etkiledi? Reformun gelir azaltıcı (vergi oranlarında indirimler gibi) hükümleri sonuçlarını gösterdi, ancak gelir artırıcı düzenlemeleri netice vermedi. 1999 yılının ilk 6 ayında vergi gelirleri, geçen yılın aynı dönemine göre %50.6 düzeyinde bir artış sağladı. Enflasyon ise Temmuz 1999 sonu itibariyle tüketici fiyatlarında 0/065, toptan eşyada ise %52.4 olarak gerçekleşti. Yani vergi gelirlerindeki artış, resmi enflasyon rakamlarının bile gerisinde kalmış durumda. Bu yıl Hayat Standardı Esasına göre vergi alındığı, gelecek yıldan itibaren alınmayacağı dikkate alınınca durumun vahameti daha da artmaktadır.
Vergi reformu ve özellikle mali milat uygulaması ile beklenen gelir artışı ve kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması gerçekleşmediği gibi, yaklaşık 30 milyar USD'lik bir tutarın da Nereden Buldun sorusuna muhatap olmamak için yurt dışına çıktığı tahmin ediliyor.www.ekodialog.com
Güney Asya ve özellikle Rusya'nın içine girdiği ekonomik kriz Türkiye'yi de doğrudan etkiledi. Bavul turizmi 1999 yılının ilk dört ayında önceki yılın aynı dönemine göre % 59.8 azaldı. İhracat gelirleri ise %8 oranında düştü. Dış dünyadaki bu krizin etkisine mali milat ve Nereden Buldun düzenlemeleri ile yurt dışına giden 30 milyar USD ve yastık altında tutulduğu halde ekonomiye sürül(e)meyen paraların getirdiği iç daralma da eklenince Ülke ekonomisi kendini ciddi bir krizin içinde buldu.
İhracatta ki ve iç talepteki daralma sanayi ve ticaret kesiminde ciddi sıkıntılara yol açtı. Fabrikalar kapanıyor, kapanmayanlar da kapasitelerinin çok altında üretim yapıyor ve binlerce işçi işsiz kalıyordu. Karşılıksız çıkan çeklerde ve protesto edilen senetlerde çok önemli artışlar olmuştu.
Bütün bu gelişmeler neticesinde başlangıçta vergi reformunu ülke ekonomisinin tek kurtuluş yolu olarak gören ve karşı çıkanları vatana ihanet ile itham edenler de dahil olmak üzere, reformun sonuçlarından etkilenen herkesi reformdan şikayetçi olmaya başlamıştı. Reformu gerçekleştiren 3 siyasi partiden ikisi yine koalisyon ortağı idi, ama gelen itirazlar karşısında vergi reformu, çıkışından tam bir yıl sonra Temmuz 1999'da yeniden ele alınmak durumunda kaldı. Bir yıl önce ekonomi için tek kurtuluş yolu olarak gösterilen vergi reformunun bir yıl sonra değiştirilmesi ve ertelenmesi ekonomiyi kurtaracak bir yol olarak gösterilmeye başlandı. Prof. Dr. Osman Altuğ'un da aralarında bulunduğu bir grup akademisyen ve yazar düzenlemelerin reform değil der, form olduğunu düşündüklerini açıkladılar.
Gelişmeler tıpkı sosyal güvenlik reformunda yaşanan süreçlere benziyordu. 1992'de 50-55 olan emeklilik yaşını20-25 yıl hizmet sürecine (38-43 yaşa) ve 5000 prim ödeme gününe çeken zamanın hükümeti, bu "reformu" ülke ekonomisi ve işsizlik probleminin çözümü için vazgeçilmez çıkış yolu olarak göstermiştir.
1999'da ise emeklilik yaşı 60-62 (ya da 58-60)' olmazsa ekonominin batacağı, devletin emekli maaşı ödemeyeceği şimdiki hükümet tarafından kamuya açıklandı. Böylece konuyla ilgili her kesimin kafası biraz daha karıştı ve devlete olan güven biraz daha törpülendi. Gerek vergi reformunda gerekse sosyal güvenlik reformunda hangi söylenenler doğru, anlaşılması zorlaştı.
Neticede hükümet Temmuz 1998'de yapılan vergi reformunun en önemli düzenlemelerini Temmuz 1999'da erteleme ve değiştirme kararı aldı. Bu kararların özeti şöyledir.
- Mali milat ve nereden buldun düzenlemeleri üç yıl süreyle ertelenecektir.
- Gelirin yeni tanımından eski tanımına dönülecektir.
- Peşin vergi beyanı ve ödemesi üç aydan altı aya uzatılacak, kurumlarda peşin vergi oranı düşürülecektir.
- Faiz gelirlerinde beyan zorunluluğunu kaldırıp stopajla yetinilenektir.
Bu yeni düzenlemelerin amacı olarak, vergi reformu sonucunda yurt dışına çıktığı tahmin edilen 30 milyar USD, tekrar ülke ekonomisine kazandırmak, 3 ayda bir bilanço çıkarmak ve peşin vergi ödemek zorunda kalan firmaları sıkıntıdan kurtarmak, faizde beyan zorunluluğunu kaldırıp, ürken parayı tekrar finans kesimine döndürmek olarak açıklanmıştır.
III - Stagflasyon, Faiz Sarmalı, Reel Ekonomi-Sanal Ekonomi
Temmuz 1999 sonu itibariyle Türkiye'de enflasyon, toptan eşya fiyatları endeksine göre %52.4'e, tüketici fiyatları endeksine göre ise o/065'e ulaşmış durumdadır.
Ekonominin' büyüme hızı negatif (yani ekonomik küçülme) hale gelmiştir. İşsizlik oranı değişik tahminlerle %10 ila 20 arasında tahmin edilmektedir. Maalesef Türkiye ekonomisi, 1999 yılında ekonominin en korkunç hastalıklarından biri olan enflasyonla birlikte ekonomik durgunluk (işsizlik) hali olan stagflasyona yakalanmıştır. Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve negatif büyüme (küçülme)nin aynı anda uzun süre bulunması ekonomik ve sosyal felaketlere yol açabilecek bir durumdur.
Diğer taraftan, ekonomi ciddi bir faiz kısır döngüsüne girmiştir. Devletin iç ve dış borç stoku sürekli artmakta, vadesi gelen ana para ve faiz ödemelerini vergi gelirleri ile karşılayamadığı için yeniden borçlanarak ödemek durumunda kalmaktadır. Ocak- Haziran 1999 döneminde toplanan vergi gelirleri 5.921 trilyon lira iken aynı dönemdeki faiz ödemeleri 5.388 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Yani Ocak Haziran dönemi vergi gelirlerinin %91:.i ancak faiz ödemelerini karşılayabilmiştir. Devlet, Temmuz-Ağustos-Eylül ödeme planına göre günlük olarak 53 trilyon lira faiz ödemek zorundadır.
Devlet finansman ihtiyacını dış piyasalardaki krizin de etkisiyle büyük ölçüde iç piyasadan, devlet tahvili ve hazine bonoları ihraç ederek sağlamaktadır. Böylece piyasadaki nakit paranın önemli bir kısmını devlet borçlanarak almakta, bankalar ellerindeki fonları ihtiyacı olan firmalara kredi olarak verme yerine, yüksek faizle ve tahsilat garantisiyle devlete satmaktadırlar. Reel faiz %50'lerin üzerinde, vadeler bir yılı aşmamaktadır. Bu hem şirketlerin nakit sıkıntısına düşmesine hem de bankaların amaçlarının tamamen dışında faaliyet göstermelerine yol açmaktadır. Devlete para satanlar sadece bankalar değil, aynı zamanda büyük sanayi kurumlarıdır. Yüzde ellinin üzerinde seyreden reel faizin cazibesine kapılan büyük sanayi kuruluşları, yatırım, üretim ve ticaret yerine mevcutlarını faiz geliri elde etmekte kullanmaktadırlar. İstanbul Sanayi Odası'nın ülkenin en büyük 500 sanayi kuruluşunun "1998 yılı kadarının %87.7'si" faaliyet dışı gelirlerden (büyük ölçüde faizlerden) kaynaklanmıştır. www.ekodialog.com
Gerek ülke ekonomisinin stagflasyon haline gelmesine neden olan yüksek enflasyon ve ekonomik durgunluk durum,unun, gerekse ekonominin faiz sarmalına yakalanmasının en önemli nedenlerinden birisi devletin bütçe açıkları ve kamu kesimi borçlanma gereğidir.
Devlet bir taraftan gereği gibi vergi topla(ya)mamakta, diğer taraftan da bir harcama _disiplini getiremediği için gelir-harcama dengesi kurulamamakta, bütçe sürekli açık vermektedir. 1999 yılı bütçe açığı 9.236 trilyon olarak tahmin edilmiş, Haziran 1999 sonu itibariyle ise açık 4.954 trilyon olarak gerçekleşmiştir. Ocak-Haziran dönemi vergi gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre %50.6, konsolide bütçe gelirleri % 49.9 oranında artarken, kamu giderlerindeki artış 0/080.7 olarak gerçekleşmiştir.
Devletin' harcama politikaları da ekonomik prensiplerden uzak gözüküyor. 1978 yılından bugüne yarım kalmış 5556 projenin toplam değeri 130 milyar USD dolaylarında. Yarım kalmış bu yatırım projelerini bitirebilmek için 200 milyar USD'lık bir kaynak gerekiyor. Bu yatırımların büyük bir çoğunluğunun ekonomik değil siyasi nedenlerle başlatıldığı ve bir kısmının yalnızca temeli atılarak bırakıldığı biliniyor. 1999 yılı bütçesinden yatırımlara ayrılan tutar ise 4 milyar USD tutarında. Bu hızla söz konusu yatırımların 50 yılda bitirilmesi mümkün olacak. Plansız teşvik politikaları ve verimsiz yatırım projeleri çok önemli bir israf kaynağı haline gelmiştir.
Türkiye'de mevcut makam aracı sayısı 82.000'dir. Nüfusu Türkiye'ye yakın olan İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya'nın makam aracı sayısı ise Türkiye'nin yarısı kadar. Bunlar kamu savurganlığının boyutlarını göstermek için verilen yalnızca birkaç örnektir.
Devletin yeterince vergi alamaması ve kamu harcamalarındaki savurganlık nedeniyle devlet sürekli borçlanmakta, borçlanma yüksek faizi getirmektedir. Yüksek faiz işletmelerin finansal dengelerini bozarak ve maliyetleri artırarak hem enflasyona, hem de fabrika kapatmalara ve işsizliğe yol açmaktadır. Yüksek faiz ve yüksek enflasyon hem gelir dağılımındaki. adaletsizliği artırmakta hem de kayıt dışı ekonomiyi büyütmektedir.
Yüksek faiz ve enflasyon reel ekonomiyi tahrip ederken sanal ekonomiyi (finans piyasalarını) büyütmektedir. Oysa sanal ekonomi ancak Üretim devam ettiği sürece, yani reel ekonomi canlılığını devam ettirdiği sürece ayakta durabilir. Aksi halde kısa Dönemli tatlı karların ardından reel ekonominin çökmesi sanal ekonomiyi de uzun dönemde bitirecektir. Batı Ülkelerinde reel ekonomi sanal ekonominin yüzde biri iken Türkiye' de üç yüzde biri haline gelmiş, reel ekonomi-sanal ekonomi dengesi reel ekonomi aleyhine bozulmuştur.
Yüksek faiz ve yüksek enflasyon ancak sağlıklı bir gelir ve harcama reformu yapılarak, bütçe disiplini sağlanıp, kamu kesimi borçlanma gereği düşürülerek gerçekleştirilebilir. Bu durumda devlet daha az borçlanacak, reel faizler düşecek, ekonominin fonları devlete borç olarak ve sanal ekonomiye gitmeyecek reel ekonomiye aktarılabilecektir.
IV- Sonuç ve Öneriler
Ülke ekonomisinin geldiği bu noktada yönetenler ile yönetilenlerin, ekonomiyle alakalı bütün birimlerin, vergilerin kimlerden ve ne kadar alınacağı, vergilerin nerelere ve nasıl harcanacağı konusunda bir sosyal mutabakata varmaları kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu sosyal mutbakat konusunda her kesim düşüncelerini açıklamalı ve bir yılda, Üç yılda değiştirilecek bir düzenleme değil, Ülkenin ihtiyacını karşılayacak gerçek ve sağlıklı bir sonuca varılabilmelidir. Bu sosyal mutabakatın ana çerçevesi kanaatimizce şöyle olmalıdır.www.ekodialog.com
- Anayasanın 73'üncü maddesinde ifadesini bulan herkesin mali gücüne göre vergi vermesi ilkesi, vergi kanunlarının ana ilkesi olmalıdır.
- Halen 200 civarında vergi, resim ve harç bulunmaktadır. Vergi sayısı azaltılmalı, sistem basitleştirilmeli, beyan ve ödeme kolaylaştırılmalıdır
- Vergi oranları (özellikle KDV oranı) düşürülmeli ve ödenebilir hale getirilmelidir. Bu şekilde kayıt dışı ekonomiyi daraltıp, vergi tabanı genişleyecek, vergi gelirlerinde artışlar gerçekleşebilecektir.
- Herkesin vergi mükellefi olması sağlanmalı, gelirlerinin yanında her türlü masraflarının da kabul edildiği bir vergi sistemine geçilmelidir. Böylece alıcılar ile satıcılar arasında çıkar ayrılığı oluşacağından alıcılar, masraflarını belgelemek için fatura talep edecekler, sonuçta belge düzeni yerleşecektir. Herkesin vergi mükellefi olmadığı, her türlü giderin ve masrafın kabul edilmediği ve belge düzeninin yerleştirilemediği bir düzenleme reform olamaz.
- Vergi ile ilgili merkez denetim birimleri birleştirilerek, denetimin etkinliği, caydırıcılığı ve verimliliği artırılmalıdır.
- Devlet enflasyondan vergi almaktan vazgeçip, enflasyon muhasebesini bütün olarak kabul etmelidir. Şu anda şirketlerin enflasyondan kaynaklanan fiili artışları da vergilendirilmekte, bir iki sınırlı yöntem dışında enflasyon muhasebesi uygulanmamaktadır. Bu da kayıt dışı ekonomiyi teşvik etmektedir.
- Türkiye'de 40.000 civarında serbest muhasebeci ve serbest muhasebeci mali müşavir bulunmaktadır. Mükelleflerin bütün defter ve belgelerinin kayıtlarını tutan bu kesim mükellefler ile birlikte vergi kaçağı durumunda müşterek müteselsil sorumlu tutulmalıdır. Böylece 40.000 özel denetim elemanını, devlet Ücretsiz olarak istihdam etmiş olacak ve her mükellef faaliyeti devam ederken, anında denetlenmiş olacaktır.
- Anadolu'da yeni oluşan ve yurt dışındaki işçilerin tasarruflarını çok ortaklı şirket modeli ile toplayan holdinglere mutlaka hukuki bir altyapı oluşturarak yön verilmelidir. Böylece hem kendi vatandaşlarımızın tasarrufları, yurt dışından getirilip ülke ekonomisine katkıda bulunabilecek, hem de yurt dışındaki işçilerimizin istismar edilmesi ve mağduriyete düşmesi önlenebilecektir.
- Sağlıklı bir vergi denetimi için mal ve hizmet hareketlerinin iyi bir şekilde izlenebilmesi gerekir. Bu amaçla tapu kütüklerinin, kara, hava ve deniz taşıt kütüklerinin ve belli miktarın üzerindeki banka nakit hareketlerinin bilgisayar ortamında tutularak, maliyenin bilgisine anında ulaştırılması gerekir.
- Ülkemizde de hızla gelişen, bütün dünyayı bir tür serbest bölgeye çevireceği tahmin edilen elektronik ticaret (e-commerce) konusunda hukuki altyapı çalışmasının bir an önce yapılması ve vergisel düzenlemelerin getirilmesi gereklidir. 2000 yılında Amerikan şirketlerinin %56'sının ürünlerini internet Üzerinden pazarlayacaklarının tahmin edilmesi konunun önemini ortaya koymaktadır.
- Uluslararası yeni finansman yöntemleriyle (transfer fiyatlandırması gibi) ilgili vergisel düzenlemeler getirilmeli, ekonominin dinamizmine uygun dinamik vergi sistemi oluşturulabilmelidir.
- Gerçekçi bir teşvik sistemi ve yatırım politikası izlenerek ekonomik olmayan yatırımlara milyarlarca USD'ı transfer etmekten vazgeçilmelidir.
- Makam aracı ve kamplar gibi hizmet üretimine değil, gösterişe yönelik hususlarda kamu savurganlığı önlenmelidir

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Ekonomi ve Verginin Bir Reformun Deformun Anatomisi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|