Oca
28
2008
|
Merkez Bankası ve Para Politikası |
|
|
|
Rıza Ayhan
|
|
Pazartesi, 28 Ocak 2008 |
Okunma: 1397 kez
1- Parasal Gelişmeler ve Merkez Bankası
1980'li yıllarda finansal piyasalardaki ve para politikasındaki gelişmeler merkez bankalarının para politikalarının uygulamasındaki rolünün yanı sıra bankacılık sektörünün yapısına ve işleyişine yönelik rolünün de hızla değişmesine yol açmıştır.
( www.genbilim.com )
Ülkemizde de 1980'lerin başında başlayan dışa açılma ve liberalizasyon politikalarıyla birlikte finans sektöründe yaşanan köklü değişiklikler, serbest piyasa ekonomisine geçiş ve ekonomiyi dışa açık, rekabetçi bir hale getirme yolunda büyük katkıda bulunmuştur. Ekonomideki bu gelişmeler, finans sektörünün de yapısal değişiklik geçirmesine, mali liberalizasyon ve dışa açılma sayesinde kendini yenilemesine yol açmıştır. 1980'lerin başında Sermaye Piyasası Kanunu'nun çıkarılması ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın kurulmasından sonra, 1980'lerin ikinci yarısında Bankalararası Para Piyasası'nın (TL İnterbankı) kurulması, Açık Piyasa İşlemleri'nin başlaması, Döviz İnterbankı ve Altın Piyasaları'nın kurulması gibi kurumsal reformlar gerçekleştirilmiştir.
Ekonominin genelinde ve finans piyasasındaki bu yapısal değişikliklere paralel olarak kambiyo mevzuatında da liberalizasyona gidilmiş ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile bu konuda düzenlemeler yapılmıştır. Kambiyo rejiminde 32 Sayılı Karar sonucu ortaya çıkan liberalleşme, bankaların yabancı para işlemlerinin artmasına neden olmuştur.
Bu çerçevede, yeni finansal kurumların ve araçların ortaya çıkması ve 1980'lerin sonu ile 1990'ların b;ışında kamu kesimi açıklarının artmasının sonucu olarak Hazine'nin iç ve dış
borçlanmayı artırmasının da etkisiyle faiz hadlerinin kontrolü zorlaşmış ve bankacılık sektörü bazı sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Özellikle finansal ve teknik yenilikler, ATM'ler, bankamatik kartları, kredi kartları, değişik hesap türleri ve yatırım araçlarının artmasının yanı sıra, 1989 yılında kambiyo rejiminde liberalizasyona gidilmesiyle birlikte, bol miktarda yabancı paranın dolaşıma girmesi de para talebinde ani dalgalanmalara yol açmış, bu da faiz hadlerinin kontrolünü zorlaştırmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın para politikası uygulamasını zorlaştıran bir diğer husus ise kamu açıklarıdır. Türkiye'de kamu gelirlerini artıracak köklü bir vergi reformu ve mali disiplini sağlayacak yapısal önlemler hayata geçirilemediği için, oluşan açıklar ya borçlanma ya da para basma yoluyla finanse edilmektedir. Dolayısıyla bu politikalar, faiz ve kurlar üzerinde baskı oluşturmakta ve enflasyonist beklentilerin ve enflasyonun yükselmesine yol açmaktadır.
2- Merkez Bankası'nın Rolü, Görev ve Yetkileri
Bir ekonomide para politikasının temel amacı fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesidir. Para politikasının uygulayıcıları olan merkez bankalarının amacı da fiyat istikrarını sağlamaktır. Bu çerçevede, merkez bankaları fiyat istikrarını sağlayacak politikalar benimserler ve bunların işleyişini kontrol ederler. Ancak merkez bankalarının para politikasını uygularken sağlıklı bir finansal sisteme ihtiyaçları vardır. Finansal sistemde son yirmi yıl içindeki gelişmeler sistemin genişlemesine yol açmış ve sistem sadece bankalardan ibaret olmaktan çıkmıştır. Finansal piyasalarda ve araçlardaki gelişmeler, dikkate alındığında, finans sisteminin sağlıklı işlemesini sağlamak giderek zorlaşmaktadır. Parasal istikrarın sağlanması için, uygulanan politikaların etkisini gösterebileceği kanalları (etki mekanizmalarını) sağlayan finansal sistemin sağlıklı işlemesi gerekmektedir.
Türkiye'de finansal sistem içinde ağırlıklı bir yere sahip olan bankaların durumu bu açıdan önem taşımaktadır. Asli fonksiyonu, ekonomideki tasarruf sahiplerinin tasarruflarını değerlendirerek, kaynak ihtiyacı olan yatırımcılara sunulmasını sağlamak olan bankacılık sektörü, Türkiye' de bu fonksiyonunu yerine getiremez hale gelmiştir. Bunun en önemli nedeni ise, kamunun aşırı kaynak talebidir. Dolayısıyla, bankalar, uygulanan sıcak para politikasının, yani düşük kur yüksek faiz politikasının bir sonucu olarak, yurt dışından döviz borçlanarak Türkiye' de bozdurmaya ve karşılığı TL ile de yüksek getirili kamu kağıtları almaya başlamışlardır. Bu durum, bankaların rolünü değiştirmenin yanı sıra, finans sisteminin yapısını da bozmakta ve özel kesimin kaynak imkanlarını sınırlamaktadır.
Bu bağlamda, merkez bankalarının rolü sadece parasal istikrarın sağlanması değil, aynı zamanda ve daha önemlisi, finansal istikrarın sağlanmasını da içine almaktadır. Merkez bankalarının, bankacılık sistemine ve para piyasasına son borç verme kaynağı (lender of last resort) ve hükümetin bankası ve borçlarının idarecisi olması, önemlerini artırmaktadır. Ayrıca, merkez bankalarının yeni gelişmelere ayak uydurabilmek için piyasalarla ve finansal kuruluşlarla iç içe olmaları ve gerekli kurumsal, yapısal düzenlemeleri yaparak, yeni araçların para politikası Üzerindeki etkilerini inceleyerek, gerekli önlemleri almaları gerekmektedir.
Türkiye'de parasal yetki kurumu olan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın (TCMB) rolünü de TCMB Kanunu'na bakarak daha ayrıntılı açıklayabiliriz.
11 Haziran 1930 tarih ve 1715 Sayılı Kanun ile bir anonim şirket statüsünde kurulan TCMB'nin hisselerinin bir kısmı maaşlarından taksitle kesilmek üzere devlet memurlarına satılmış ve Hazine'nin payı %15 ile (2.250.000 TL) sınırlandırılmıştır. Ayrıca hisselerin halka ve vatandaşa satışına büyük önem verilmiş ve hisselerin büyük bir bölümünün kamunun eline geçmesi istenmemiştir. Ancak, 1715 Sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran, 14 Ocak 1970 tarih ve 1211 Sayılı TCMB Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, Hazine'nin hissesi %51'e çıkarılmış, bu durum, bankanın hukuki yapısı ve hükümetle ilişkilerini önemli ölçüde değiştirmiştir. 1980'li yıllarda ekonomideki değişikliklere paralel olarak TCMB Kanunu'nda da 6 Aralık 1984 tarih ve 3098 Sayılı ve 28 Mayıs 1986 tarih, 3291 Sayılı Kanunlar ile değişiklikler yapılmıştır. 24 Haziran 1988 tarihli Kararname ile de TCMB sermayesi 25 milyondan 25 milyar TL'ye çıkarılmıştır.
TCMB'nin temel görev ve yetkileri Kanun'da açıkça belirtilmektedir. Temel görevler 1211 Sayıl Kanun'un 4. Maddesinde şöyle sıralanmıştır:
1. Para ve kredi politikasını, kalkınma programlarını göz önünde bulundurarak, ekonominin gereklerine göre ve fiyat istikrarını sağlayacak tarzda yürütmek,
2. Hükümetle müştereken, milli paranın iç ve dış değerini korumak amacıyla gerekli tedbirleri almak,
3. Milli paranın hacim ve tedavülünü, bu kanun gereğince düzenlemek,
4. Bankalara kredi verme işlerini, bu konuda belirtilen esas ve sınırlar içinde yürütmek
5. Para arzını ve ekonominin likidite sini düzenlemek amacıyla açık piyasa işlemleri yapmak,
6. Kanuni karşılık ve disponibilite oranlarında gerekli gördüğü değişiklik tekliflerini TBMM'nin onayına sunmak,
7. Öngörülen kanuni karşılık ve disponibilite oranlarını zamanında gerçekleştirmeyen bankalara, gerçekleştiremedikleri kısımlar üzerinden cezai faiz uygulamak,
8. Mevduat vade ve türleri ile mevduatta vade sürelerini ve bunların yürürlük zamanlarını tayin etmek,
9. Milli para, altın ve yabancı paralar arasındaki pariteyi hükümetçe belirlenecek esaslar dairesinde tayin etmek,
10.İlgili mevzuat ve hükümetçe alınacak kararlar çerçevesinde altın ve döviz rezervlerini, ülke ekonomik menfaatlerine uygun şekilde yönetmek,
11. Hükümetçe alınacak kararlar çerçevesinde, borsada döviz ve kıymetli madenler Üzerinde işlem yapmak,
12. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nu idare ve temsil etmektir.
Banka ilgili kanun hükümlerine göre, hükümetin mali ve ekonomik müşavirlik, mali ajanlık ve haznedarlık görevlerini de ifa etmektedir.
TCMB, Kanun'un kendisine tanıdığı yetkiler ve yüklediği görevler çerçevesinde, ülkemizin para politikasını idare etmekte ve ekonominin sağlıklı işletilmesine katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Ancak, ülke ekonomisindeki ve finansal piyasalardaki gelişmeler TCMB'nin görevlerini yerine getirmesini zorlaştırmaktadır .
3- TCMB'nin Bağımsızlığı
Finansal ve teknolojik yeniliklerin etkisiyle giderek karmaşık hale gelen para politikalarının uygulanması ülkemizde de zorlaşmıştır. Özellikle, aşırı kamu açıklarını kapatmak için gerekli olan iç ve dış borçlanmanın faiz hadleri ve döviz kurları üzerindeki baskısı ve 1994 yılı başlarında yaşanan kriz sonucu bazı bankaların zor duruma düşmesi, para politikalarını uygulamada ve bankacılık sektörünün sağlıklı bir şekilde işlemesinde Merkez Bankası'nın rolünü ve önemini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, merkez bankalarının bağımsız veya özerk olmaları daha da önem kazanmaktadır. Çünkü, ekonomik problemleri çözerek rekabetçi ve dışa açık bir piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmaya ve dolayısıyla ekonomik gelişmeyi sağlamaya yönelik bir programın en önemli unsurları; fiyat istikrarı, güvenilir bir para politikası (maliye politikasınca desteklenmeli) ve para politikasının etkin bir şekilde yürütülebilmesi için özerk ve bağımsız bir merkez bankasıdır.
1994 yılı başlarında yaşanan kriz öncesinde TCMB ve Hazine, daha doğrusu Hükümet arasındaki uyumsuzluk, ülkemizde de merkez bankası bağımsızlığı ile ilgili tartışmaları gündeme getirmiştir. Kriz sonrasında alınan 5 Nisan kararları sonrasında TCMB'nin bağımsızlığı ile ilgili önemli bir düzenleme yapılmıştır. 25 Nisan 1995 tarih ve 3985 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Hazine'nin kullanabileceği kısa vadeli avans miktarı sınırlandırılmıştır. Bu çerçevede, daha önce bütçe ödeneklerinin %15'i olan Hazine'ye verilen kısa vadeli avans miktarının 1995 Yılı'nda, bütçede öngörülen ödenek artışının %12'sine, 1996'da %10'una, 1997'de o/06'sına ve 1998'de ise %3'e düşürülerek daha sonraki yıllarda bu oranda devam ettirilmesi öngörülmüştür. Bu yasal düzenleme, para politikasının uygulanmasını zorlaştıran kamu açıklarının disiplin altına alınmasına katkıda bulunabilir. Ancak borçlanma imkanları kısıtlanmadığı sürece tek başına yeterli olamaz. Çünkü, açıklar devam ettiği sürece parasal finansman kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla, kısa vadeli avans limiti dolmuş olsa da başka yollarla, örneğin, hazine bonusu veya devlet tahvillerinin değişik formüllerle Merkez Bankası ve kamu bankalarına satılması yolu ile dolaylı parasal finansman sağlama yoluna gidilmesi söz konusu olabilir. Kısacası, asıl sorun yapısal sorundur ve köklü çözümler gerektirmektedir.
Bu bağlamda, 1980'lerin ikinci yarısında ve 1990'larda artan kamu açıklarının azaltılması için gerekli önlemler henüz alınmamış olmakla birlikte, ülkemizde, ekonomik ve finansal gelişmelere paralel olarak, daha önceki yıllarda TCMB'nin asli fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlayacak ve konumunu güçlendirecek önlemlerin alındığını belirtmek gerekmektedir. Bu önlemler arasında; 1989 Yılı'nda Hazine TCMB arasında avans artışının %22 ile sınırlandırılması yolundaki centilmenlik anlaşması; 1989 Yılı'ndan itibaren TCMB'nin yatırımlarının teşviki amacıyla reeskont kredisi vermeyi durdurması ve bu görevin Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası'nın (DESİYAB) yeniden yapılandırılması ile kurulan Türkiye Kalkınma Bankası'na devredilmesi; bu bağlamda, ihracat kredilerinin de Eximbank'ın kurulması ile birlikte bu bankaya devredilmesi sayılabilir. Bu gelişmeler TCMB'nin asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için önemli olan ve yasal anlamda olmasa da ekonomik anlamda bağımsızlığı güçlendirici adımlardır.
4- Para Politikası Uygulamaları
Merkez Bankası, para ve maliye politikalarının uygulanmasında Hazine ile işbirliği içindedir. Bir yandan piyasalarda istikrarı korumak için kur ve faiz politikalarını yönlendirirken, öte yandan Hazine'nin borçlanma ihtiyacını ve nakit durumunu da göze almaktadır.
Normal şartlarda, döviz kurları ve faizler piyasa şartlarına göre oluşmaktadır. Ancak, Merkez Bankası'nın görevi piyasalarda istikrarın sağlanması ve sürdürülmesi olduğundan zaman zaman müdahalelerde bulunulmaktadır.
Kur politikasının uygulanmasında Merkez Bankası, Döviz-Efektif piyasalarında işlem yapmanın yanısıra bankalar ve yetkili müesseselere yönelik olarak, günlük döviz devir oranlarını da bir sinyal mekanizması olarak kullanmaktadır. Günlük gösterge kurları ise en çok işlem yapan 10 bankanın kurlarının ortalaması olarak hesaplanmaktadır.
Merkez Bankası, açık piyasa işlemleri, bankalararası TL piyasası, repo ve ters repo işlemleri aracılığı ile piyasaların likidite durumunu ayarlamakta ve faizlerin istikrarlı olmasını sağlamaktadır. Merkez Bankası ayrıca ekonominin işleyişinde çok önemli yeri olan finans sektörünün sağlıklı işlemi için son para kaynağı (Lender of last resort) görevi yapmakta ve zor durumdaki bankalara kaynak kullandırabilmektedir.
Kısacası, Merkez Bankası 1980'lerde dünyada ve ülkemizdeki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan yeni finansal araçları da kullanarak, para politikasını maliye politikası ile koordinasyon içinde uygulamaktadır. Döviz kurları ve faiz oranlarının piyasa şartlarında belirlenmesi ilke olmakla birlikte, Merkez Bankası piyasalarda istikrarın sağlanması için bazen müdahalelerde bulunmakta ve bu konularda Hazine ile işbirliği yapmaktadır.
5- Sonuç
Sonuç olarak, finansal piyasalarda ve dolayısıyla para politikalarındaki gelişmelerin, Merkez Bankaları'nın para politikası uygulamalarını zorlaştırdığını ve rollerin değiştiğini, bu gelişmenin 1980'li yıllarda hem genel olarak ekonomisinde hem de finansal kesimde önemli yapısal değişiklikler yaşanan Ülkemiz için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla hem politika uygulayıcılarının hem de akademisyenlerin bu konuların Üzerinde durmalarının ve çalışmalarını buna göre yönlendirmelerinin etkin bir para politikası uygulanmasına yardımcı olacağı kanaatindeyim.
Rıza Ayhan

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Merkez Bankası ve Para Politikası
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|