|
Türkiyede Mali Piyasalar ve Mali Kurumların Yönetimi |
|
|
|
Dr. Mahfi Eğilmez
|
|
Pazartesi, 28 Ocak 2008 |
Okunma: 685 kez
Türkiye'de 1980'li yıllarda uygulamaya konulan yeni politikalar ve özellikle çeşitli alanlardaki serbestleştirmeler, en büyük etkiyi mali sektör üzerinde göstermiştir denilebilir. Gerçekten de bugün ulaştığı konum itibariyle mali sektör ilerisi için büyük bir potansiyel sunmaktadır. Bu gelişmede Hazine'nin önemli rolü olmuştur. Hazine, her ne kadar büyük borçlanma hacmi nedeniyle özel kesimi piyasa dışına itmekteyse de, mali sektörün gelişme yolunu tıkayan pek çok engeli ortadan kaldırmış, pek çok yeni aracın piyasaya girmesini sağlayan düzenlemeleri yapmıştır.
Uygulamaya konulan serbestleştirme yolundaki önlemler mali sektör içinde yer alan pek çok piyasada karaborsanın ortadan kalkmasına ve serbest piyasa ekonomisine geçişte önemli roller oynamıştır.
Türk mali sektörünün daha ileri noktalara götürülmesinin önünde bazı engeller bulunmaktadır. Bunların en başında yüksek ve sürekli enflasyonun geldiği açıktır. Sürekli yüksek enflasyon, mali piyasaların en temel unsuru olarak kabul edilen istikrar ortamını bozmakta, belirsizlikleri arttırarak bu piyasalarda karar alıcı durumunda olanların kararlarını etkilemekte ve sonuçta yüksek marjlarla çalışan bir piyasa yapısı oluşmasına yol açmaktadır.
Mali sektörün gelişmesindeki bir başka engel, bu piyasayı geliştirmede büyük katkısı olduğuna değindiğimiz Hazine'nin bizzat kendisidir. Bu çelişkili durum, Hazine'nin, giderek artan kamu finansman açığını kapatmak için bu piyasaya daha fazla yüklenir hale gelmesinden ve dolayısıyla özel kesimi piyasa dışına itmesinden kaynaklanmaktadır. Son derece yüksek borçlanma talebiyle piyasada bulunan Hazine, bu tavrıyla bankaları da etkilemekte ve bankalar ellerindeki fonları özel kredilere dönüştürmek yerine daha az riskli gördükleri Hazine'ye aktarmayı tercih etmektedirler.
Bir başka önemli engel sosyal güvenlik kurumlarının durumudur. Bu kurumlar topladıkları büyük fonlara karşın, mali bunalım içindedirler. Bu bunalımın çeşitli nedenleri vardır. Herşeyden önce Türkiye'de emeklilik süreleri, gelişmiş ülkelerden kısadır. Bu nedenle bu kurumlar büyük bir ödeme baskısı altındadırlar. İkinci olarak sosyal güvenlik kurumları toplamaları gereken primleri zamanında ve tam olarak toplayamamaktadırlar. Bu da bu kurumların gelir gider dengelerini bozmaktadır. Nihayet üçüncü olarak bu kurumların geçmişte nispeten iyi durumdayken ellerinde biriken fonları yatırdıkları alanlar, hızlı ve büyük getiri getirecek alanlar değildir. Bu durumun bir sonucu olarak bu kurumlar, mali sektöre fon girişi yaparak sektörün ulaşması gereken büyüklüğe varmasına katkıda bulunamamakta, tam tersine Hazine aracılığıyla bu sektörden fon talep eder konumda bulunmaktadırlar. Oysa gelişmiş ülkelerde sosyal güvenlik kurumları, mali sektörün en önemli kaynakları arasında yer almaktadır.
Mali sektörün geliştirilmesindeki bir başka engel de yine siyasal yaklaşımların kısırlığından, bir başka deyişle oy kaybetme kaygısına dayalı önlem almaktan kaçınma korkusundan kaynaklanmaktadır. Türkiye'de tarım kesiminin GSMH'ya katkısı % 15 düzeyine inmiş olmakla birlikte bu kesimden gelir elde eden nüfus hala % 50 dolayındadır. Bu büyük nüfus varlığı Türkiye'de siyasal iktidarların bu kesime yönelik kredilendirmelerde, bu işten sorumlu bulunan kamu bankası (TC Ziraat Bankası) aracılığıyla önemli ölçüde faiz sübvansiyonuna yönelmelerine 'yol açmaktadır. Bu tür sübvansiyonlar mali sektörün ve dolayısıyla mali piyasaların bozulmasında büyük rol oynamakta, diğer kesimlerin de aynı yolda taleplerde bulunmasına ve sistemi daha ileri derecede bozacak disiplinsizliklere yol açmaktadır. Tarım kesiminin desteklenmesi gereği her ülkede genel kabul görmekte, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile bu kesim çeşitli yollarla desteklenmektedir. Ancak yine genel kabul görmüş olan bir yaklaşım, Türkiye' deki uygulamanın tersine, faiz sübvansiyonu yerine diğer destekleme yöntemlerinin tercih edilmesi ve bir kesim desteklenirken bir başka kesimin durumunun bozulmaması yönündedir.
Türkiye'de mali sektörün daha fazla geliştirilebilmesi, genelde yüksek kamu açıklarının neden olduğu iki olgunun önlenmesine bağlı görünmektedir; yüksek enflasyon ve Hazine'nin yüksek miktarlarda borçlanarak özel kesimi borç verilebilir fonlar piyasasının dışına itme sİ. Her iki olgunun da önlenebilmesi, başta yüksek ve sürekli kamu finansman açıklan olmak üzere, iç ekonomik dengesizliklerin giderilmesi yolundaki istikrar politikası uygulamalarından sonuç alınmasına bağlı bulunmaktadır.
Dr. Mahfi Eğilmez

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Türkiyede Mali Piyasalar ve Mali Kurumların Yönetimi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |