Oca
27
2008
|
Kapitalizm Öncesi Üretim İlişkileri |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 1091 kez
İktisadi anlamdatoplumun ayakta kalabilmesi üretim Mekanizmalarının işleyişi ile yakından ilgilidir. İlkel ekonomik yapıların bir fazla yaratmadıkları ve ancak yaşamlarını sürdürecek kadar mal ve hizmet ürettiklerini anlıyoruz. Bu konuda birçok antropolojik çalışma mevcuttur. Kimi yazaı:ların bu tür fazla bir değer yaratmadan yaşayan toplulukların bir eksiklik içinde değil, aksine kendi kendine yetmenin erdemini paylaştıklarını söylerler.
( www.genbilim.com )
Bu çerçevede iktisadi olaylar ve mal ve hizmet akımlarının başlaması insanlık tarihi içinde yeni bir olgudur. Tarım toplumları yada geçimlik toplumların kapitalizm öncesi çağlarda iktisadi örgütlenme biçimleri günümüzden bir hayli farklıdır. Kapitalist üretim tarzını kavrayabilmek için çağlar boyunca geçirilen aşamalara kısaca bakmakta yarar görüyoruz. Çünkü üretimin ve çalışmanın niteliksel değişimi insan toplulukları arasında farklı toplumsal ve ekonomik ilişkiler geliştirmiştir.
İLKEL TOPLULUK VE ÜRETİM
Insan topluluklarının birlikte yaşamaya başlamasının hayvan sürülerinden ayrılan en önemli yan, bir araç kullanma ve araç yapma olduğu anlaşılmaktadır. İnsan grupları aynı ve uzak noktalarda besin toplayıcılığı yaptığı dönemde üç önemli sorunla karşı karşıya kalmıştı. Bunlar gıda temini, savunma ve bannma gibi temel gereksinimlerden oluşmaktaydı. Bu sorunların çözülmesi, ancak birlikte bazı eylemlerin gerçekleşmesi ile sözkonusu olmakta idi. Üretimin gerçekleşmesi aşamasında araç kullanma sadece toplama amacına dönüktür. Bu anlamda doğada bulunan taş ve sopaların ilk iş araçları olduğu anlaşılmaktadır. Ancak sınırlı sayıda gerçekleşen ve bulunan yörenin terkedilmesine dayalı toplama sistemi iklim ve diğer koşullara paralel olarak avlanmaya yönelik faaliyetleri daha öne çıkarmıştır. Düzenli olarak beslenen ve hatta fazla da biriktiren insan topluluklarını oluşturan bireylerin zihinsel çabalarında önemli sıçrama göze çarpmaktadır. İlk araçların yapımında görülen kalite ve niteliksel değişme bunların birgöstergesi sayılabilir.
İlkel düizen içinde toplayıcılıktan avcılığa geçiş, muhtemelen zihinsel gelişme ivmesindeki bir yükselme sonucu olsa gerek. Sesli iletişimin sağlanması, araç gereçlerin yapımındaki üstünlük, belirgin bir değişiklik sağlamıştır. Avcılık döneminde basit üretim araçlarının kullanıldığını görüyoruz. Av için araç kullanımı toplayıcılıkta görülmeyen işbölümütıü ortaya çıkarmıştır. Avlanma erkeklerin, toplama ve ev içi üretim ise kadınların yapmak zorunda oldukları ilk ekonomik işbölümünü yansıtmaktadır. Bu dönem topluluklararası çatışmalar ve hayvancılığın geliştiği bir dönemolarak kabul edildiğini görmekteyiz. Avların tümünün av sonrası öldürülmeyip saklanması çobanlık ve hayvancılığın gelişimi üzerinde olumlu etkiler yaratmıştır:. Av fazlası dönemlerde artan zamanın yeniden avaraçlarının yapımı ile değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Kısaca bu dönemdeki üretim gene beslenme amacına yönelik ancak daha fazla bir düşünsel faaliyet içinde oluşmaya başladı. Aletlerin yapımında görülen çeşitlilik ve kalite sayesinde ortaya çıkan üretim ve setvetin artışı beraberinde mülkiyet kavramının da oluşmasını sağladı.
Avcılık döneminin temel ekonomik ilişkileri ortaklık ilkesine dayalıdır. Yani av aletleri ve araçlarının kullanımı ortak olarak gerçekleşmekte, bireysel mülkiyet ilişkisi görülmektedir. Av sonucu sahip olunan zenginliklerin temel kaynağı av hayvanlarıdır. Bu döneme ilişkin bir diğer gelişme de cinsler arası işbölümünün belirgin olarak ortaya çıkışıdır. Bunun muhtemel bir sonucu olarak da avcı topluluk ,içersinde dayanışma daha artmış ve tarımsal yerleşik düzene geçişin koşulları oluşmaya başlamıştır. Av aletlerinin yapımı ve hayvanların evcille tirilmesi bu toplulukların üretkenliğini belirgin oranda arttırmıştır. Bu gelişmelerin sonucu, topluluğun sürekli av peşinde faaliyet göstermesine gereksinim azalmış ve toprağa yerleşme yolunda ilk adımlar atılmış oldu.
Bütün bunlara rağmen ilkel toplumda avcılık, nüfus artışını sağlayabilecek genişlemeyi ve işgücünü yaratmıyordu. Av a1anlarının sınırlılığı, hayvanların ve toplanabilen besinlerin doğal sınırları, nüfusun da artışını engelliyordu. Ancak geniş toprakların tarıma açılabilmesi verimin düşük olmasına rağmen nüfus artımı sağlayabiliyordu. Öte yandan avcılıkla uğraşan topluluklar için çocuk, bir ölçüde ayak bağı oluşturmakta idi. Ancak tarıma geçildikten sonra göçebe toplulukların nüfusunda önemli artışlar olabilmiştir.
İlkel topluluklar içinde toprağın kullanımı ve tasarrufu ortak mülkiyet esasına göredir. Topraktan daha önemli olan, topraktan elde edilen üründür. ıçinde atalarının ölülerini saklayan toprak kutsaldır ve hiç kimsenin mülkiyetinde değildir. Toprağın yeniden üretilmesi yani genişlemesi ancak güç kullanımı ile olur. Uğrunda kan dökülen araziler artık topluluğun ortak malı olur. Toprağın esas üretim aracı olduğu ve kısmen yerleşik toplumlarda, topraktan yararlartmanın esasıeşitçi bir yapıdadır. Yani topraktan elde edilen ürünlerden fazla elde edilmiş ise topluluk üyeleri arasında eşitçe pay edilir. Elde edilen fazlanın paylaşımı ilke olarak eşit şekilde yapılmasına rağmen, gereksiimler oranında paylaşım geleneğinin de bulunduğu söylenebilir.
İlkel toplulukların ortaya koydukları ekonomik sistemin dinamiği bir yandan da bu üretim biçimini sona erdirecek unsurları taşımaktaydı. Araç kullanan işgücünde o güne kadar görülmeyen ölçüde bir verim artışı ortaya çıkmakta idi. Fazla olan ürün, topluluk içi ve dışı çatışmaların kaynağı haline gelmiş, fazlanın yeniden dağıtımı başlamıştır. Tarımsal üretim kendi içinde ayrışarak hayvancılık ve ürünlerine doğru bir işbölümü yaratmıştı. Bu işbölümü aynı zamanda doğa üzerindeki denetimi de yükselttiği için verimlilik artmakta idi. Yerleşik düzen, aynı zamanda ticaret ve zanaatın da gelişimini sağlamaktaydı. Ticaret ve zanaatlarla uğraşanların yanısıra üretim tekniklerini geliştirenlerde, artık üründen payalıyorlardı. Sonuçta artık ürünün eşit paylaşımı giderek imkansız hale geliyordu. Eşit paylaşım, yerini eşitsiz paylaşıma bırakırken beraberinde önemli bir kavramıda insanlığın kültürüne eklemekteydi Mülkiyet Bu olgu sadece bir sahip olma fiilini değil, aynı zamanda gelecek nesillere de mülk edinilen şeyleri aktanria yani miras bırakma kavramını da getiriyordu. Dolayısı ile sahip olmak sahip olunanları aktarma, ilkel ekonomik düzenin yapısını radikal biçimde değiştirdi. Bu kavram ve ifade ettiği hukuki yapı; günümüze kadar devam edenmülkiyet olgusunun sürekliliği konusunda fikir vermektedir.
İnsanlık tarihinin gelişimi içinde, üretim ilişkilerinin ani değişikliklerine rastlanmamıştır. Tarih sahnesinin bir yerinde çözülen üretim ilişkilerinin başka bir yerinde sürmesi bunun bir kanıtı olsa gerek. Nitekim dünyanın belirli bölgelerinde hali ilkel toplumların yaşadıklannı ve bunlann değiş-tokuşa dayalı ekonomileri bulunduğunu günümüzde antröpploglar açıklamaktadır.
Uzmanlaşma ve işbölümünün artışı üretim ve tüketim arasındaki bağın kopuşu üretim ilişkilerinin toplumsal nitelik kazanmasına yol açmaktadır. Birikimin merkezileşmesi ve paylaşım ilişkilerinin eşitsiz hale gelişi topluluk içindeki eşitsiz paylaşımı daha arttırarak, farklılıkları belirginleştirmiştir. Bu bağlamda üretim ilişkileri kimi yerde elde edilen fazlCiya zorla el koyma biçmine dönüşmüştür. Bu zora dayalı elkoyma işlemi sadece üretilen mal ve hizmetlerle ilgili değildir. Bizzat malı ve hizmeti üreten bireyin kendisi bir mülkiyet unsurudur. Alınıp, satılabilir. Bu nedenle sahiplik ilişkisi Aristo'nun deyimi ile canlı aletlerin mülkiyetidir. Kölelerin ancak. özgür insanlara itaat edebilecek kadar akılları vardır. ışgücü olarak karşılıksız kullanım ve ürünlerine elkoyma esasına dayalı köleci üretim daha çok vasıfsız emek olarak istihdam yaratıyordu. Köle emeğinin kendisi bir üretim aracıdır, yarattığı değerin tümüne sahibi tarafından elkonulmaktaydı. Öte yandan, niteliği itibarı ile köle emeğinin verimliliği sonderece düşüktür. Sonuçta çalışmasının karşılığı ne özgürlüğü ne de daha rahat bir yaşamdır. Dolayısıyla ortaya koyduğu ürününkalitesi de düşüktür. Üretime kimi yörelerde çok sınırlı katkılarda bulunmuştur. Aynı ölçüde pazarlar ve ticaretingelişmesine etkileri sınırlı kalmıştır. Kölelik sistemini sadece zor esasına dayalı bir üretim ilişkisi olarak açıklamak yeterli değildir. Kölelerin bololduklan yörelerde bedelleri ucuzlamakta idi. Bazan maliyetini bile karşılarnaması gibi nedenlerle kendiliğinden ortadan kalkıyordu. Büyük toprak mülkiyetinin ve işgücüne olan ihtiyacın sürdüğü coğrafyalarda hakim bir üretim biçimi olmadan geçen yüzyıla kadar köle emeği kullanıldı.
Kısaca özetlersek, ilkçağlarda kölelik ve bağlı üretim biçimi evrensel özellikler gösteremedi. Toplumsal yapının ana ve egemen unsuru haline gelemedi. Eski Yunan'da toplumsal yapının ana unsuru olabilirken ıran ve Mezopotamya'da farklı özellikler gösterdi.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Kapitalizm Öncesi Üretim İlişkileri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|