Oca
27
2008
|
Kamu Para Akımı ve Para Politikası |
|
|
|
Dr. Mahfi Eğilmez
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 936 kez
"Bir toplumun mevcut temellerini alt üst etmenin, o toplumun parasının değerini bozmaktan daha kesin, daha ince bir şekli yoktur" John Maynard Keynes
Kamu Para Akımının Yönetimi
Kamu para akımının yönetimi, Hazine'nin bilinen en eski işlevlerinin başında gelir.
( www.genbilim.com )
Kısaca şöyle tanımlanabilir; kamu kesiminin veya daha dar anlamda Devletin, elinde bulunan para ve parayı temsil eden belgelerin saklanması, değerlendirilmesi (nemalandırılması) ve kullanımının planlanması ve yürütülmesi faaliyeti.
Klasik Hazine işlevlerinin en önemlisi olarak kabul edilen "Devlet gelir ve giderlerinin zaman ve yer itibariyle uyumlandırılmasının sağlanması" işlemi dar anlamda kamu para akımının yönetilmesi kavramı ile çakışır. Dar anlamda deyimini kullanıyoruz çünkü geniş anlamda borç yönetimi de kamu para akımının yönetimi genel kavramının bir parçasını oluşturur. Ancak borç yönetimi önemi ve karmaşık tekniği gereği ayrıca ele alınıp incelenmeye ihtiyaç gösterdiğinden bu alt kesimde kamu para akımı yönetimini dar anlamıyla ele almayı uygun görüyoruz.
Devlet Hazinesi'ne çeşitli kaynaklardan ve çeşitli nedenlerle para girişi olur. Bu kaynakları özetle aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür;
(i) Vergi, resim, harç gibi zorunlu gelirlerin tahsil edilmesi,
(ii) Devletin taşınmaz mallarının satışı, kiralanması veya başka bir şekilde işletilmesinden sağlanan gelirler,
(iii) Devletin çeşitli iktisadi işletmelerinden (kamu iktisadi teşebbüsleri, çeşitli özel kesim şirketlerindeki iştirakleri, döner sermaye işletmeleri v.b. )elde edilen ve Hazine'ye devredilen karlar, temettü gelirleri v.b,
(iv) Kamu mülkiyetindeki iktisadi işletmelerin çeşitli yöntemlerle özelleştirilmesinden elde edilen gelirler,
(v) İç ve dış borçlanmalarla sağlanan imkanlar,
(vi) Çeşitli iç ve dış hibeler ve yardımlar,
(vii) Devletin mülkiyetinde bulunan taşınır malların satış, kiralanma veya diğer şekillerde işletilmesinden sağlanan gelirler,
(viii) Kamu parasının yatırıldığı bankalardaki hesaplar ve tahvil gibi kaynaklardan elde edilen faiz vb getiriler,
(ix) Devlete ait bazı tekel hakları ve imtiyazların belirli kurum ve kuruluşlara kullandırılmasından elde edilen gelirler,
(x) Değerli kağıtların (kira kontratosu, noter senedi vb gibi) satışından elde edilen gelirler,
(xi) Vergi cezaları, trafik cezaları ve diğer para cezaları.
Bu ve benzeri gelirler Hazine'ye para girişinin kaynaklarını oluşturur. Genel kabul görmüş uygulama, bu kaynakların tek ve merkezi hazinenin kasalarına veya hesaplarına girmesi şeklinde olmakla birlikte bu uygulamanın bazı istisnaları da vardır. Hazine'nin başlıcaları yukarıda sayılan gelirleri, belirli istisnalar dışında (hibeler, yardımlar, bağışlar, özelleştirme gelirleri gibi), genellikle süreklilik gösteren gelirlerdir. Örneğin vergi, resim, harç gelirleri, taşınmaz malların kira ve işletilme gelirleri, kamu teşebbüslerinin karları gibi gelirler genellikle sürekli olarak tekrar eden gelirlerdir.
Devlet Hazinesi'nin bu sayılan gelirlerinin yanında bir bölümü sürekli bir bölümü de geçici nitelikte giderleri vardır. Bu giderler, ülkeden ülkeye farklı ve kamu kesiminin, ya da daha dar anlamda Devletin, tuttuğu yerin genişliğine bağlı olarak şekillenen bir yapı içinde bulunurlar. Devletin süreklilik gösteren giderlerini başlıca şu kalemler etrafında toplamak mümkündür;
(i) Kamu kesiminde görevli memur ve işçilerin maaş, ücret, yolluk, hastalık ve tedavi giderleri,
(ii) Devletin doğrudan yürüttüğü yatırım faaliyetlerinin gerektirdiği giderler,
(iii) Çeşitli sübvansiyonlar ve destekleme giderleri,
(iv) Devlet hizmetlerinin gerektirdiği mal ve hizmetlerin satın alınması veya kiralanması karşılığı yapılan ödemeler,
(v) Devletin iç ve dış borçlanmalarının vadesi gelen anapara ve faiz ödemeleri.
Yukarıda sayılan ve süreklilik gösteren Devlet giderlerinin yanısıra bazı Devlet giderleri de geçici bir yapı sergiler. Bunlara örnek olarak da şunları saymak mümkündür;
(vi) Başka Devletlere veya uluslararası kurumlara yönelik hibeler ve yardımlar,
(vii) Savaş ve diğer olağanüstü hallerin gerektirdiği çeşitli giderler,
(viii) Çesitli tazminatlar.
Devletin süreklilik gösteren giderleri, hemen her ay belirli günlerde tekrarlanır. Bu nedenle bu giderlerin aksamaya meydan verilmeksizin yapılabilmesi, belirli bir planlama ve programlama gerektirir. Oysa geçici giderler planlanamaz. Bu nedenle Devletin zaman içinde ortaya çıkan geçici nitelikli giderlerinin karşılanabilmesini sağlamak için, ya sürekli giderlerinden tasarruf ederek ya da çeşitli yöntemlerle gelirlerini arttırıp bu geçici nitelikteki giderlerini karşılaması gerekir. Genel olarak bu gibi geçici gider artışlarını karşılamanın yolu, borçlanmayı arttırarak giderin geçicilik karakterine uygun geçici bir finansman tekniğini kullanmaktır.
Asıl olarak üzerinde durulması gereken Devletin süreklilik gösteren giderleridir. Hazine bu giderlerin hemen hemen hep aynı zamanlarda yapılmasından sorumludur. Devletin bazı giderlerinin ödenmesi gerektiği anda para yetersizliği nedeniyle ödenmeyerek bir süre ertelenmesi imkan dahilinde olduğu halde bazı giderlerinin zamanında ödenmeyerek kısa bir süre için dahi ertelenmesi mümkün değildir. Örneğin Türkiye uygulamasına bakıldığı zaman çiftçi borçlarının veya müteahhitlerin alacaklarının vadesinde ödenmeyerek bir süre ertelendiği, bunların bir bölümüne erteleme nedeniyle belirli faizler ödenirken bir bölümüne hiç bir faiz ödenmediği görülmektedir. Buna karşılık geleneksel olarak Devlet Memurlarının maaşlarının ödenmesinin geciktirilmesi söz konusu olmamaktadır. Aynı şekilde Devlet borçlarının anapara ve faiz ödemelerinin de geciktirilmesi söz konusu olamaz. Zira böyle bir gecikme borçların ertelenmesi anlamına gelir ve alacaklı ile görüşüp anlaşmadan bunun tek taraflı yapılması halinde bir daha Devletin borçlanmasını çok zorlaştırır. O halde genel olarak Devlet giderlerinin yapılmasının sürekli bir işlem olduğu ve bazı istisnalar dışında ertelenmesinin pek kolay olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Devlet gelirlerinin toplanması ise, giderlerde olduğu gibi bir süreklilik göstermez. Bazı Devlet gelirleri sürekli bir şekilde tahsil edildiği halde büyük kapsamlı olanları, tahsil kolaylığı sağlamak ve tahsil maliyetlerini düşük tutmak amacıyla taksitler halinde tahsil edilir. Örneğin trafik cezaları, para cezaları, ücretlilerin gelirlerinden stopaj yoluyla alınan vergi kesintileri, katma değer vergisi gibi bazı gelirler, günlük olarak olmasa bile aylık bir dönem itibariyle bir süreklilik sergilemektedirler. Bu aylık süreklilik dahi Devletin her gün yapması gereken giderleri ile zaman itibariyle bir uyumsuzluk yaratırken, daha büyük bir zaman uyumsuzluğu gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi yılda 3 taksitte tahsil edilen ve önemli miktar tutan gelirlerden dolayı ortaya çıkar. Konu hibe ve yardımlar gibi kalemlere gelince uyumsuzluk en üst düzeye ulaşmış olur. Çünkü bu gelirler, tümüyle geçici bir nitelikte olduğu gibi yılda bir veya iki kez tahsil edilen ve genellikle tahsil zamanları da önceden pek fazla tahmin edilemeyen gelirlerdir. Devlet giderlerindeki genel eğilimin süreklilik olmasına karşılık Devlet gelirlerindeki genel eğilimin düzensiz bir akım görünümü izlemesi, bu iki kalem arasında finansman dengesinin kurulmasını zorlaştırır.
Öte yandan aynı uyumsuzluk, gelirlerin toplandığı ve giderlerin yapıldığı yerlerin farklılığı nedeniyle de ortaya çıkabilir. Gerçekten de bazı bölgelerde gelir fazlaları, bazı bölgelerde ise gider fazlaları oluşabilir. Bu durumda gider ve gelir fazlalarının yer itibariyle uyumlandırılması sorunu ortaya çıkar. Eskiden bu denkleştirme işlemi, fazla veren bölgeden eksik veren bölgeye para taşınmak suretiyle oldukça güç koşullar altında gerçekleştirilirken, bankacılık sisteminin geliştiği günümüzde banka hesapları üzerinden gerçekleştirilen talimatlarla olmaktadır.
İşte bu iki yönlü, zaman ve yer itibariyle, uyumlandırma, Hazine'nin klasik görevi olan kamu parasının yönetimi işlevinin temel taşını oluşturmaktadır.
Gelir ve giderlerin zaman ve yer itibariyle uyumlandırılması, ya tümüyle merkezden veya hem merkezden hem de taşradan yönetim yöntemleriyle sağlanabilir. ABD Hazinesi, ABD Merkez Bankası'nda bir mevduat hesabı bulundurmakta ve ödemelerini ya bu hesap üzerine çek keserek ya da bu hesaptan ilgili hesaplara aktarma yoluyla yapmaktadır. Söz konusu mevduat hesabının girişlerini ise, Hazine'nin, ABD genelinde, vergi gelirlerini ve tahvil, bono satış hasılatını tahsil etmekle görevlendirdiği 15000 i aşkın kurumdaki hesaplarından yapılan aktarmalar oluşturmaktadır
ABD uygulaması daha çok karma yönteme uygundur. Türkiye' de de karma yöntem uygulanmaktadır.
Para Politikasının Özü
Para politikası, genel olarak, para arzını ve para talebini, ekonominin genel gidişine bağlı olarak, denetlemek suretiyle fiyat istikrarını sağlamayı hedefleyen bir ekonomi politikası çeşididir. Para politikasının temel amacını, para ve kredi genişlemesini, büyüyen bir ekonominin uzun dönemli ihtiyaçlarına uygun oranda ve fiyat istikrarı ile paralel olarak yürütülmesi olarak ortaya koymak mümkündür.
Bu politikanın para arzının denetimine ilişkin bölümü, piyasaya sürülecek para miktarını, fiyat istikrarını bozmayacak şekilde fiziksel büyümeyle orantılı tutmak; para talebinin denetimine ilişkin bölümü ise, piyasadaki fazla likiditeyi geri çekmek amaçlarına yöneliktir. Her iki bölüm de sonuç olarak, piyasadaki fazla paranın aşırı talep yaratması nedeniyle enflasyonist baskılara yol açmasını gidermek nihai amacını taşır.
Dr. Mahfi Eğilmez

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Kamu Para Akımı ve Para Politikası
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|