Oca
27
2008
|
Milli Savunma ve Kamu Harcamaları |
|
|
|
Doç. Dr. Emre Alkin
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 724 kez
Türkiye'de Milli Savunma ve Kamu Harcamalarının, Bütçe Açığı, İç Borçlanma ve Enflasyona Etkisi Tarihin ilk çağlarından beri devletler, başta savunma harcamaları olmak üzere, yaptıkları altyapı, eğitim, sağlık vs. gibi harcamalarını hangi yollarla finansa edeceklerini ararken, iktisat ve maliye politikalarının da gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.
( www.genbilim.com )
Hele hele, Güney Amerika'nın ve Doğu Asya'nın keşfi ile ortaya çıkan altın fazlası, daha fazla ihracat daha az ithalat anlamına gelen merkantilizm, güçlü ordu ve donanmalar kurma arzusu ile yaratılan ve sarfedilen paralar, Yeni çağ'a giren Eski Dünya'ya hesapta olmayan tecrübeler kazandırmıştır. Bir ülke maliyesinin devasa kalemlerinin birbirleriyle yakın ilişkide olduğu ve artan para miktarının massedilmemesi halinde büyük dertler açacağı o çağlarda daha yeni yeni anlaşılıyordu.(1) Bu çalışmada da milli savunma harcamaları başta olmak üzere, devlet harcamalarının bütçe açığına ve enflasyona yol açıp açmadıkları incelenecektir.
Bütçe açıkları şu anlama gelmektedir: Bir devletin gelirlerinden fazla harcama Yapması. Dolayısı ile yapılan harcamalar vergi gelirleri ile karşılanamayacak durumda ise ortaya çıkan açık başka bir kalemlerle finansa edilecektir. İşte bu tip olgular iktisat teorisinde bazı değişiklikler yaratmış ve harcamalar için gereklli olan kaynağın tarifi biraz değişmiştir; "Devlet: harcamalarım Merkez Bankası Avansları, vergiler ve borçlanma ile karşılamaktadır. Borçlanma ya Merkez Bankası'ndan yada hanehalkı ve kurum-kuruluşlardan sağlanmaktadır.
Yukarıda sayılan gerçeklerden bilimsel ve ampirik olanları formüle edilmeye çalışılırsa aşağıdaki denklem ortaya çıkmaktadır:
BA= dBf+ dBp= dH+dBp+dA
Burada BA Bütçe Açığı, dBf Merkez Bankası'na satılan tahvil ve bonolar, dBp hane halkı ve kurum-kuruluşlara satılan tahvil ve bonolar anlamına gelmektedir. Merkez Bankası'na satılan tahvil ve bonolar emisyon (para basma) etkisine benzer bir etki yaratacağından buna dH yani "High Power" (Yüksek Kuvvette ki) para adı konmuştur. Çok sıkça telaffuz edilen Monetizasyonun da bir parçası olduğu için piyasayı ve istikrarı tehdit etmektedir.
"dA" özelleştirme gelirleri anlamına gelmektedir. Bu formülden de anlaşıldığı gibi özelleştirme gelirleri hiçbir zaman bir gelir kalemi olamazlar, sadece ve sadece finansman kalemi olarak ele alınmalıdırlar. Dolayısıyla kamu harcamalarından ortaya çıkacak bütçe açıklarının finansmanında hem iktisadi hem de politik açıdan fazlaca güvenilir kalemler değillerdir.
Aslında önemli olan parasal finansmanın hangi yollarla sağlandığı değildir. Sorunn sağlanan kaynağın nerelere harcandığı ve geri dönüşümlü olup olmadığıdır. Örneğin, gerçekleştirilen borçlanma, harcamalardan ortaya çıkan açıkları finanse etmek yerine, açıkları arttıracak şekilde prestij yatırımlarına veya randımanı çok uzun vadelerde alınacak mega projelere kanalize ediliyorsa, kısır bir döngü yaratmak kaçınılmazdır. İşte bu anlamda aşağıda Milli Savunma harcamaları incelenecektir.
Kamu harcamalarının türleri de ekonominin makro dengelerini bozabilmektedir. Günümüzde oldukça eleştirilen ve hacim olarak büyük yer tutmaya başlayan savunma harcamalarına bu anlamda değinmek yararlı görülmektedir. Uzun bir süredir savunma harcamalarında yapılacak kısıtlamaların Türkiye gibi ülkelerde kamu açıklarını daraltacağı iddia edilmektedir. Bu iddia temelde fazla dikkatli bir araştırma yapılmadan öne sürülmüştür. Çünkü Türkiye gibi sanayi tarihi fazla derinlere gidemeyen ülkelerde, milli savunma için "gerekli olan altyapı, hertürlü silah ve mühimmat çoğunlukla dışa bağımlı üretim projeleri ile sağlanmaktadır ki, bunlar belirli fonlar çerçevesinde yürütülmektedir. Dolayısı ile bu tip projelerden kaynak tasarrufu pek mümkün gözükmemektedir. Eğer komşu ülkelerin düşman tutumları gibi nedenler bir kenara bırakılırsa, tarih çağları boyunca siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Ön Asya'da bulunan Türkiye'nin her zaman tetikte ve hem kendisi hem de müttefikleri için caydırıcı bir güç niteliğini sürdürmesi gerekmektedir. Dolayısıyla hem iç güvenlik hem de dış tehditler Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ve Milli Savunma Bakanlığı'nı çok titiz bir tasarruf politikası uygulamasını engellemektedirler. Ayrıca "Milli Savunmaya harcanan kaynaklarla, okul, hastane vs. yapılırdı" şeklindeki görüşlere katılmak mümkün değildir. Çünkü Milli Savunma Harcamaları türleri bakımından geri dönüşümlü harcamalar değildirler. Dolayısı ile yol, köprü, baraj, liman, havaalanı, okul vs. gibi GSMH'ye göreceli etkiler yapan kamu harcamalarına benzemezler.
İkame edilmeleri ve ikame etmeleri çok zordur. Bunun içindir ki 21. yüzyıla girerken artık sanayiler hem askeri hem de sivil olarak yapılanmaktadırlar. Çünkü sivil sanayii ve teknolojiyi askeri sanayiye çevirmek, askeri olanı sivile çevirmekten daha kolaydır ve tehdit sürdüğü sürece son derece karlı bir faaliyet olmaktadır. Belki de bu yüzden harcamalar için etkin bir denetimden bahsetmek mümkün olmamaktadır.c5) Dolayısıyla ikamesi olmayan harcamalar için tasarrufa gidilmesi mevcut durum, kavramsal ve yapısal bazı eksiklikler yüzünden mümkün gözükmemektedir. Buna rağmen bu tip harcamaların enflasyonist etkisinden bahsetmek için oldukça geniş bir hayal gücüne ihtiyaç vardır. Fakat yine de kaynak kullanma alternatifi olarak fazla sempatik görünmediği de bir gerçektir. Bütçe üzerindeki yükünü tartışmak için de daha ayrıntılı bilgiye ihtiyaç görülmektedir.
Milli Savunma Harcamaları bir kenara bırakılıp, diğer kamu harcamalarına gelinirse şunları söylemek mümkündür. Bütçe açıklarının en büyük kaynaklarından birinin iç ve dış borçlanma ana para ve faiz ödemeleri olduğu bilinmektedir. Mega projeler ve popülarite kaygısı ile yapılan prestij yatırımlar, sürekli büyüyen cari harcamalar ve kaynak israfı da bu açığın diğer bileşkeleridir. Aslında ikinci grupta sayılanlar nedeniyle iç borçlanmanın arttığını iddia etmek hiç de yanlış olmamaktadır.
Dolayısıyla herhangi bir istenmeyen sonuçla karşı karşıya kalmamak için, iktisat politikası uygulayanların ya harcamalardan kesinti yapmaları ya da vergi gelirlerini arttırmaları gerekmektedir. Özellikle sürekli bir seçim atmosferinde yaşayan Türkiye gibi ülkelerde kamu harcamalarının azaltılması son derece zor gözükmektedir. Denklemin diğer tarafına geçildiğinde, en büyük gelir kalemi olan vergiler göze çarpmaktadır. Vergi gelirlerini arttırmak için iki yol önerilebilir. Birincisi ve en basit olanı, vergilerin oran ve çeşitlerini arttırmak, ikincisi ise vergi oranlarını düşürerek ve yaygınlaştırarak kaçakları önleyip, tahakkuk/tahsil oranını arttırmaktır. Birinci yol büyümekte olan bir ülkenin fiyat istikrarını ve gelişme dinamiklerini uzun vadede bozmakla birlikte, kısa vadede yapay bir çözüm olarak siyasi iktidarların en çok tercih ettikleri yoldur. İkincisi ise "etatist" yani devletçi mantığı olan bürokratların sıkı ve dikkatli bir çalışmayı gerektirdiğinden en az tercih ettikleri ve bu yüzden politikacılara en az önerdikleri yoldur. Burada altı çizilmesi gereken nokta, vergi kaçağının önlenmesinin vergileri artırmaktan değil de toplanabilmesinden geçtiğini anlamaktadır ki, bunu görmek için maliyeci olmaya pek gerek yoktur.
Peki, iç borçlanma neden dış borçlardan daha tehlikeli bir görünüm arz etmektedir? Bu soru şöyle cevaplandırılabilir:
1. Kısa vadede nakit ihtiyacı yarattığı için para talebini arttırılması
2. Piyasada oluşan faiz oranının suni olarak yukarı çekilmesi. Faizlerin yukarı çıkması ile maliyet unsurlarını harekete geçirerek, iç borçlanmadan elde edilen kaynaklarla başka harcamalar yaparak ve para arzına suni bir şekilde etki ederek enflasyon yaratmak.
3. Geri Ödemeleri (itfa) ileriye atmak amacıyla devamlı ihaleler açıp kısır döngüye girmek.
4. Ülke ekonomisi yararına olan bankaların sunduğu mevduat ve menkul kıymet borsalarının ve sermaye piyasalarının sunduğu yatırım araçlarının gözden düşmesi
Yukarıda sözü edilen bilgiler ışığında, dikkat edilmesi gereken olgu şudur. Sürekli olarak iç borçlanma kağıtlarını "roll-over" yani vadesi geldiğinde ödemeyip başka bir vadeye çeviren anlayış, iki adet tehlikeyi ortaya çıkarmaktadır. Birincisi, kronik şekilde büyüyen ana para ve faiz yükü, ikincisi ise iç borçlanmayı çekici kılmak amacıyla kamu tarafından yükseltilen faizlerin özel kesim yatırımlarının maliyetini artırması ile ortaya çıkan enflasyon. İşte bundan dolayı bazı iktisatçıların iddia ettiği gibi "bütçe açığı ile enflasyon arasında otomatik bir bağlantı yoktur” şeklin yargılara katılmak mümkün olmamaktadır. Bütçe açığı ile enflasyon arasında bire bir matematiksel ilişki olmadığı gerçektir ama, hangi nedenlerden kaynaklandığı, boyutla nasıl finanse edildiği (veya edilir gibi yapılı "fiyatlar genel düzeyi", sonuçta enflasyon doğrudan ilgilidir.
Sonuç olarak, Milli Savunma Harcamalarının bütçe üzerinde bir yük yaratıp yaradığı, tartışmaya oldukça açık bir konudur. bütçedeki harcama kalemlerinden tasarruf edilecekse, elbette bundan Savunma Harcamaları da etkilenecektir. Bu durum her ne kadar Türkiye gibi ülkelerde itirazlarla karşılansa da nümüzde savunma sanayinin en gelişmiş olduğu ülkelerde bile savunma harcamaları yükünü hafifletmek için çareler aranmakta metodlar geliştirilmekte olduğu göz ardı memelidir. Konu kaynakların etkin kullanma bakımından incelendiğinde de şu gerçeği çizilmelidir. Yukarıda da sözü edildiği sempatik bir görüntü sergilemeyen savunma harcamalarının başka bir tip sivil harcamaya dönüştürülmesi ancak son derece ciddi ve araştırmalarla gerçekleştirilebilir.
Son olarak, savunma harcamaları ile diğer kamu harcamaları arasındaki en bariz farklardan biri de yarattıkları enflasyonist ortamdır.
Yukarıda sözü edildiği gibi, iç borçlanmaya yol açan kamu harcamalarının, savunma harcamalarına nazaran kıyaslanamaz bir enflasyonist etki yarattığı gerçektir. Bundan dolayı bu iki tip harcamanın yarar ve zararlarından sözetmek gerektiği zaman, kendine has özelliklerinden dolayı herhangi bir kıyaslamadan kaçınılması gerekmektedir.
Doç. Dr. Emre Alkin – İstanbul Üniversitesi

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Milli Savunma ve Kamu Harcamaları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|