Okunma: 1496 kez
Bu çalışmada Türkiye'nin 1980-2003 yılları arasındaki toplam ihracatında meydana gelen değişmenin ekonomik büyüme üzerine etkisinin olup olmadığı Granger Nedensellik testi yardımı ile test edilmiştir. İki değişken arasında karşılıklı nedensellik ilişkisi bulunmuş ve aralarındaki etkileşim derecesi ve yönü iki değişkenli regresyon analizi ile test edilmiştir.
( www.genbilim.com )
Gelişmekte
olan ülkelerde de, bütün ülkelerde olduğu gibi ekonomik büyümenin araçları ve
kaynakları geniş bir araştırma ve tartışmaya konu olmuştur. Buna göre, bu
ülkelerin önemli bir bölümü, ekonomide dışa bağımlılığın azaltılması ve yurtiçi
sanayileşmeye dayanan ekonomik büyüme stratejisi olan ithal ikameci politikaları
uzun süre benimsemiş ve uygulamışlardır. 1960'lı yıllardan itibaren uygulanan
içe dönük büyüme yani ithal ikameci politikalar, ihracatı olumsuz yönde
etkilemiştir. Bir ekonomi n büyümesi için ihtiyaç duyulan döviz kaynağını
sağlayamaması ve buna bağlı olarak ödemeler dengesinde meydana gelen
olumsuzluklarla karşı karşıya kalması sonucu, ülkelerin ihracata dayanan bir
büyüme politikasını benimsemesi gerektirdiği sonucunu ortaya koymuştur.
İhracatın öncülük ettiği büyüme,
veya dışa açık büyüme şeklinde ifade edilen bu politikaların sanayileşme ve
kalkınma üzerine olumlu etki yaptığı yolundaki görüş, temelde klasik bir
iktisatçı olan David Ricardo'nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisinden
kaynaklanmaktadır. Teoriye göre, uluslararası uzmanlaşma karşılaştırmalı
üstünlüklerin temelidir. Buna göre uzmanlaşma ve işbölümü kıt kaynakların
uluslar arası alanda daha etkin dağılana yol açarak ticarete giren ülkelere
yarar sağlayacaktır. Bu yararların başında, gelir bölüşümündeki gelişme ile
birlikte reel gelirdeki artış gelmektedir.
Bütün bu ifadelerden anlaşılacağı üzere, ihracatta başarılı
olan ülkelerin daha yüksek oranda milli gelir artışı sağladıkları
görülmektedir. Dünya Bankasının 1973-1985 yılları arasında ülkeler üzerinde
yapmış olduğu çalışmasında, içe dönük ekonomilerin performansına karşı dışa
dönük ekonomilerin performansını; iktisadi büyüme, kişi başına gelirdeki artış,
ihracat performansı ve gelir dağılımı açısından karşılaştırmış ve şu sonuca
varmıştır. Dışa dönük ekonomilerde GSMH ve ihracat artış hızı sırasıyla
ortalama %7,7 ve % 14,2 olmasına rağmen içe dönük ekonomilerde ise bu oran %3,5
ve %3,7 olarak hesaplanmıştır (Walther, 2002: 146). Buna göre, bütün ülkelerde
gözlemlenen eğilim, hızlı ekonomik büyümenin ihracat artışına ve genel olarak
dışa açıklılık derecesinin artışına paralellik gösterdiği şeklinde olmuştur
(Toprak, Demir ve diğerleri,2001 :232).
Türkiye
1970'li yıllarda çıkan petrol krizleri ile bu dönemlerde yapmış olduğu ihracat
sonucu elde ettiği gelirler ile sadece petrol giderlerini karşılar duruma
gelmiştir. Bütün bu olumsuzlukları bertaraf etmek ve ekonominin gidişatına
işlerlik kazandırmak için, Türkiye 1980 yılının Ocak ayında 24 Ocak kararları
olarak bilinen geniş kapsamlı bir ekonomik paketi uygulamaya koymuştur
(Varol,2003). 24 Ocak kararları ile birlikte 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde
dışa açık ve ihracata yönelik bir sanayileşme modeli benimsenmiştir. Esnek kur
politikası uygulamasına geçilerek Türk Lirası, ABD doları karşısında yüksek
oranda devalüe edilmiştir. Yine bu dönemde, ihraç ürünlerimize dış piyasalarda
rekabet gücü kazandırılması ve ihraç ürünleri içinde sanayi mamüllerinin
payının arttırılması amacıyla yeni teşvikler uygulamaya konulmaya başlanmıştır
(Parasız,2004:288). Buna göre, 24 Ocak kararları ile ülkenin dış ticaret
açığının ihracata önem verilerek giderilmeye çalışılması amaçlanmıştır
(Tecer,2003:71). Aşağıda Tablo i 'de görüldüğü üzere, Türkiye'de bu dönemin
başında ihracatın GSMH içindeki payı % 10'lar seviyesinde iken 2000'li yıllarda
% 20'ler seviyesinde olduğu görülmektedir.
|
Tablo
1. Türkiye'nin İhracat Değerleri ile GSMH İçindeki Oranı
|
|
|
Top.
İhracat
|
İhracat/
|
|
Top.
İhracat
|
İhracatı/
|
|
Yıllar
|
(Milyon
$)
|
GSMH
|
Yıllar
|
(Milyon
$)
|
GSMH
|
|
1980
|
2.910
|
4.3
|
1992
|
14.715
|
9.3
|
|
1981
|
4.703
|
6.6
|
1993
|
15.345
|
8.6
|
|
1982
|
5.746
|
8.9
|
1994
|
18.106
|
13.7
|
|
1983
|
5.728
|
9.5
|
1995
|
21.636
|
12.7
|
|
1984
|
7.134
|
12.1
|
1996
|
23.224-
|
12.6
|
|
1985
|
7.958
|
11.9
|
1997
|
26.261
|
13,3
|
|
1986
|
7.457
|
9.9
|
1998
|
26.974
|
12.7
|
|
1987
|
10.190
|
11.9
|
1999
|
26.587
|
139
|
|
1988
|
11.662
|
12.9
|
2000
|
27.775
|
13.8
|
|
1989
|
11.625
|
10.8
|
2001
|
31.334
|
21.1
|
|
1990
|
12.959
|
8.6
|
2002
|
35.761
|
19.8
|
|
1991
|
13.594
|
9.1
|
2003
|
46.878
|
19.6
|
|
|
Türkiye'de 1980 sonrası, dış
ticarete yönelik olarak ekonominin dışa açılmasını sağlamak, kaynak dağılımında
etkinliği arttırmak ve Ülke içi pazarı uluslararası sistemle bütünleştirerek
amacıyla dışa açık, ihracata yönelik politikaların uygulamaya başlanması
sonucu, 1983'ten sonraki yıllarda ihracat gelirlerinde önemli bir artışa neden
olmuştur. 1990'lı yılların başında gerek dünya ekonomisinde yaşanan durgunluk
ve körfez krizi gibi dış faktörler gerekse yurt içinde yaşanan yüksek
enflasyon, artan kamu açıkları ve iç-dış borç stoğundaki artış sorunları 1994
yılında bir ekonomik kriz yaşanmasına neden olmuştur. Bütün bu olumsuzlukları
birlikte 19901993 yılları arasında ülkemiz ihracat performansında yavaşlama
görülmüştür (Varol,2003). 1994 yılı başların, TL'nin serbest piyasada %60
dolayında devalüe edilmesi dış satımı özendirmiş, iç piyasada talep azalınca
dış piyasalara yönelim başlamıştır. Yine bu dönemde ihracatı artırmak amacıyla
Eximbank kredilerini arttırma yoluna gidilmiştir. Böylelikle, 1994-1998 yılları
arasında ihracat gelirleri önemli bir artış göstermiştir. 1998 yılı başlarında
uygulamaya konulan daraltıcı maliye ve gelirler politikasının etkisiyle 1998
yılının ikinci yarısından itibaren yatırımlar ile özel tüketim harcamaları
önemli ölçüde gerilemiş ve bu yıldaki Rusya krizi yurtdışı talebi daraltmış
(bavul ticareti), 1999 yılında yaşanan Ağustos ve Kasım depremleri olumsuz
gidişi körüklemiş ve ihracat gelirlerinde bir gerileme başlamıştır
(Uludağ,2003:268). 2001 yılındaki büyük ekonomik krizin ardından yapılan güçlü
ekonomiye geçiş programı çerçevesinde alınan tedbirler sonucunda, makroekonomik
göstergeler 2002 yılında başlayarak olumluya dönmeye başlamıştır. Sanayi
ürünlerinin yüksek oranda artması ve bununla birlikte tüketim ve yatırım
harcamalarının oldukça sınırlı kalması sonucu üretim fazlasının ihracata yönelmesine
neden olmuştur. 2002 yılından başlayarak ülkemiz ihracat kaynaklı büyüme
eğilimine geçmiştir (Parasız,2004:627). Öyle ki, ihracattaki bu artış 2003 yılı
itibari ile 50 milyar dolar seviyelerine yaklaşmıştır.
1980-2003 yılları itibariyle ele
alınan bu çalışmada, 1989 yılı sonrası itibariyle ihracat ve gayri safi milli
hasıla üçer aylık veri değerlerine mevsimsel düzeltme uygulandıktan sonra
Hodrick-prescott filtresi uygulaması sonucunda elde edilen grafikte, bu iki
değişkene ait değerlerin trend seyrine bakılmıştır. Buna göre, ihracat
verilerinde, 2000'li yıllara kadar 94 öncesi ve sonrası dönemler dışında göze
çarpan bir farklılaşmanın gözlemlenmemesine rağmen, 2000-2002 yılları arasında
keskin düşüş ve yükselişler meydana gelmiş ve 2003 yılından itibaren ise ciddi
bir artış meydana gelmiştir. Gayri safi milli hasıla verilerinde ise 1994
yılındaki kriz sonucunda bir gerileme gözlemlenmesine rağmen 1995 yılının
ortalarından itibaren artma eğilimi göstermiş ve 2000'li yıllara kadar trend
değerlerinden fazla bir sapma göstermeden inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir.
2001 krizi esnasında GSMH'da hızlı bir düşüş meydana gelmiş olmasına rağmen
2002 yılından itibaren bir toparlanma eğilimine girerek ihracatla birlikte bir
büyüme göstermiştir.
Ülkemiz 1980 yılında almış olduğu
ihracata dayalı sanayileşme kararı ile bu yılların başında tarım ürünlerine
dayalı ihracat gelirleri, 2000'li yıllarda sanayi ürünleri lehine dönmüştür.
1980'li yılın başında tarım ürünlerini ihracat içindeki payı % 35 seviyelerinde
iken 2003 yılında bu oran % 5 seviyelerine düşmüş aynı şekilde sanayi
ürünlerinin ihracat içindeki payı ise % 65 iken bu oran 2003 yılında % 93'lere
çıkmıştır. Tablo 2).
Tablo 2. 1980-2003 yılları arasında
Ekonomik Faaliyetlere Göre İhracat İçindeki Yüzde Oranları
|
Yıllar
|
Tarım ve
|
Madencilik
|
|
İmalat Sanayi
|
Ormancılık
|
|
|
1980
|
56.0
|
6.6
|
|
36.6
|
|
1983
|
32.1
|
3.3
|
|
64.0
|
|
1985
|
20.8
|
3.0
|
|
76.0
|
|
1987
|
17.5
|
2.7
|
|
79.3
|
|
1989
|
17.3
|
3.5
|
|
78.9
|
|
1990
|
17.4
|
2.5
|
|
79.9
|
|
1991
|
19.0
|
2.1
|
'
|
78.6
|
|
1992
|
14.5
|
1.8
|
|
83.5
|
|
1993
|
14.9
|
1.5
|
|
83.4
|
|
1994
|
12.7
|
1.5
|
|
85.7
|
|
1995
|
9.9
|
1.8
|
|
88.2
|
|
1996
|
10.6
|
1.6
|
|
87.7
|
|
1997
|
10.2
|
1.5
|
|
88,1
|
|
1998
|
10.0
|
1.3
|
|
88.5
|
|
1999
|
9.0
|
1.4
|
|
89.3
|
|
2000
|
7.1
|
1.4
|
|
91.2
|
|
2001
|
7.2
|
1.1
|
|
91.6
|
|
2002
|
5.7
|
1.1
|
|
93.0
|
|
2003
|
5.1
|
1.0
|
|
93.9
|
Sonuç
1980 yılı, Türkiye'nin ekonomisi ve dış ticaret
politikaları açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. Birinci ve ikinci
petrol krizleri sonrasında dünya ekonomik konjonktüründeki olumsuzluklara
paralel olarak Türk ekonomisinde yaşanmaya başlayan dış ödeme sorunun aşılması
için 24 Ocak kararları olarak bilinen bir ekonomik istikrar programı uygulamaya
başlamıştır. Bu kararlar ile birlikte Türkiye, ithal ikamesine dayalı sanayi
stratejisini terk ederek ihracata dayalı sanayileşme stratejisini
benimsemiştir.
İhracata dayalı sanayileşme
stratejisi ile birlikte, ülkemiz ekonomisinde mevcut bulunan atıl kapasiteler
ihracata yönlendirilmiş, ülkemizin dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında
önemli artışlar meydana gelmiştir. Bu bağlamda, i 980 yılında 2,9 milyar dolar
seviyesinde olan ihracat rakamları 2003 yılına geldiğinde 50 milyar dolar
seviyelerine yaklaşmıştır. Yine bu dönemde, ülkemiz ihracatının sektörel yapısı
ele alındığında tarım sektörünün 1980 yılında % 56 olan payı 2003 yılı itibari
ile % 5'lere kadar gerilerken, sanayi ürünlerinin payı ise % 36'lardan %
93'lere kadar yükselmiştir.
Çalışmada Türkiye'nin ihracata
dayalı büyümeyi benimsediği 1980 sonrası dönemde,GSMH artışı ile İhracat artışı
arasında % 5 anlamlılık düzeyinde karşılıklı bir ilişkinin olduğu Granger
Nedensellik testi yardımı ile test edilmiş ve iki değişken arasında karşılıklı
nedenselliğin olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışma sonucunda, ihracattaki artışın
ekonomik büyümenin temel belirleyicilerinden birisi olduğu düşüncesi yanı sıra
gayri safi milli hasıladaki artışında ihracatı arttırıcı bir mekanizma olduğu
görülmüştür.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
İhracat Ekonomik Büyüme Nedensellik
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |