Okunma: 289 kez
uluslararası Toplum, özellikle son 10 yılda yoğunlaşan ve belirginle§en bir biçimde kriz bölgelerinin yardımına koşmaya başlamıştır. Bir başka ifade ile Toplum, zor duruma düşen üyelerine el birliği ile yardım etmeye yönelmiştir. Donörler açısından kimi zaman yapılan yardımın temelinde/arkasında insani duygulara, yardımlaşma güdüsüne ilaveten bazı çıkar beklentileri de yer alıyor olsa dahi, alıcı ülkeler açısından verilen yardımlar çoğu kez olumlu sonuçlar yaratmıştır.
Ne zaman bir kriz bölgesine
Uluslararası Toplumun yardımı sözkonusu olsa hemen bir "pasta"dan söz
edilmeye başlanılmak:ta ve bu "pasta"dan ne kadar pay
alınabileceğinin hesaplanmasına girişilmektedir. çoğu kez gerçekleşen yardım
miktarı tahmin edilen rakamın çok altında kalmaktadır. Örneğin, Afganistan'ın
yeniden imarı için 20-25 milyar dolar geleceği ümid edilirken 2002 Ocak ayında
yapılan Tokyo Toplantısında donör taahhütleri 5 yıl için, bir miktarı da kredi
önerisi olmak üzere 5 milyar doları ancak bulmuştur. Kuveyt'in yeniden imarı
için yapılan 100 milyar dolarlık tahmin ancak dörtte bir oranında (24 milyar
dolar) gerçekle§mi§tir.
Geçtiğimiz iki yıl içinde pek
revaçta olan" Afganistan Pastası" ve bu pastadan pay alma beklentisi
yerini yavaş yavaş "Irak Pastasına" ve bu yeni pastadan payalma
ümidine bırakmaktadır. Daha önceki örneklerde olduğu gibi §imdi artık
"Irak Pastası"nın büyüklüğüne ilişkin tahminler yapılmakta ve
Marshall Yardımından bu yana en büyük yeniden imar projesi olacağı ileri
sürülen Irak Pastası'nın mali portresinin 60 milyar doların altında olmayacağı,
362 milyar dolara kadar da çıkabileceği hesaplaması veya düşüncesi yahut
beklentisi telaffuz edilmektedir (zamanında 13 milyar dolarlık bir bütçeye
sahip olan Marshall Yardımının bugünkü değeri 100 milyar dolar civarındadır)
.
Irak'taki yeniden imar ihtiyacı
belki gerçekten de üç haneli milyar dolarlar düzeyindedir. Yani ihtiyaç duyulan
pasta belki de hakikaten çok büyüktür, ancak kimse bu pastanın bedelinin
nereden karşılanacağını açıklayamamaktadır . Pastanın bedeli ya Uluslararası
Toplumun vereceği yardımlardan karşılanacaktır, ya da Irak'ın kendi gelirinden
ayıracağı miktarlarla ödenecektir. Mali imkanların ne büyüklükte bir pastaya
imkan tanıyacağını görebilmek için söz konusu iki finansman kaynağını incelemekte
yarar bulunmaktadır.
Son 16 yıl içinde; 1994'te Ruanda,
1996-1998 arası Bosna, 1999-2001 arası Doğu Timor, yine aynı dönemde Kosova,
2002 yılından bu yana Afganistan başta gelmek üzere dünyanın bir çok bölgesinde
zor duruma düşmüş ülkelere yapılan uluslararası yardım uygulamasının er veya
geç donörlerde bir bezginlik yaratması olasıdır. "Donors' fatigue/Donör
Yorgunluğu" olarak adlandırılabilecek bu olgu belki de çoktan başlamıştır.
Nitekim, mukayese
edilebilmesi için, yapılan toplam yardımın nüfusa bölünmesi ile elde edilen
kişi başına yardım (KBY) miktarlarının incelenmesinden, 1994'te Ruanda'ya
yapılan 193 dolar KBY bir yana bırakılırsa, uluslararası toplumun "hamiyet
elinin" giderek sıkılmaya, kısılmaya başlandığı görülmektedir:
|
1996-98
|
Bosna
|
: kişi
başına yardım 326 dolar
|
|
1999-01
Kosova
|
:
kişi başına yardım 288 dolar
|
|
1999-01
Doğu Timor: : kişi
başına yardım 195 dolar
|
|
2002-03
Afganistan
|
:
kişi başına yardım 176 dolar
|
23-24 Ekim 2003'te Madrid'de
düzenlenen Irak'ın Yeniden İman İçin Donörler Konferansından önce, Uluslararası
Toplumu katkı yapmaya teşvik etmek ve yönlendirmek amacıyla biri Birleşmiş
Milletler ve Dünya Bankası tarafından, 7 sektördeki imar ihtiyaçlarını ortaya
koyan; diğeri Koalisyon Geçici Yönetimi (CPA) tarafından, bu sektörler dışında
kalan 9 "kritik sektör" deki imar gereksinimini saptayan iki İhtiyaç
Tespit Raporu hazırlanmıştır.
En yetkili kuruluşlar tarafından
hazırlanan raporlar Irak'ın 2004'ten başlayarak 2007 yılına değin 4 yıllık süre
içinde yeniden imar ihtiyacının 56 milyar dolar olacağını ortaya
koymaktadır. Yani Irak Pastasının önümüzdeki 4 yıl için olması gereken
büyüklüğü 56 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Bu tespite, bu yönlendirmeye
Uluslararası Toplum Madrid'de yeterli karşılığı verememiştir. Toplantıya
iştirak eden 73 ülke ve 20 uluslararası kuruluşun yapmayı taahhüt ettiği yardım
32-36 milyar dolar düzeyinde kalmıştır (iki farklı rakam zikredilmesinin nedeni
Dünya Bankası taahhüdünün 2.5,ila 4.5 milyar dolar, IMF taahhüdünün de 1.7 ila
3.4 milyar dolar arasında olmasının öngörülmesindendir). Bir başka ifade ile,
bir çok üyesi "Pastadan payalma" hesapları yapan Uluslararası Toplum
pastanın bedelini kendi arasında toplayamamıştır. Üstelik, taahhüt edilen
32-36 milyar dolar da net olarak Irak'a verilecek yardımı teşkil etmemekte,
donörlerin vermeyi önerdikleri borç ve kredileri de içermektedir.
Borç ve kredi önerilerinin 10-14
milyar dolar arasında olduğu. göz önünde bulundurulursa Irak'a verilecek hibe
miktarı 22-23 milyar dolar düzeyinde kalmaktadır. Bunun da 18.439 milyarı ABD
tarafından, kalan 4 milyar dolar civarındaki bölümü de diğer donörler
tarafından verilecektir. Bu rakamlar ABD dışında kalan Uluslararası Toplumun,
kredi ve borç önerileri bir yana bırakılırsa, Irak'a, Afganistan'a yaptığından
da daha az bir yardım taahhüdünde bulunduğunu ortaya koymaktadır (donors
fatigue). ABD hariç tutulursa, 2004-2007 yılları arasında Uluslararası Toplumun
Irak'a yapmayı taahhüt ettiği Kişi Başına Yardım 150 dolar civarında
kalmaktadır (hesaba ABD dahil edildiğinde KBY 900 doları bulmaktadır).
ABD dışında kalan donörlerden
bazılarının, taahhüt ettikleri miktarları daha şişkin gösterebilmek amacıyla
şimdiye değin yaptıkları harcamaları, gönderdikleri askerlere ilişkin masrafı,
Irak'ı doğrudan ilgilendirmeyen sarfiyatı da Irak' a yardım hesabına dahil etme
çabaları görmezden gelinebilse dahi kredi/borç önerileri bir çok
tereddüdü beraberinde getirmektedir. Irak'ın 112 milyar varil düzeyindeki
kanıtlanmış petrol rezervi ile potansiyel zenginliğe sahip bir ülke olduğu
doğrudur. Ancak Irak, halihazırda yeni borçlanmaya gitmek bir yana mevcut
borçlarını dahi ödeyemez durumdadır.
Irak'ın ticari borçları 120 milyar
dolar civarındadır. Ortalama faizin %6 olduğu kabul edilse sözkonusu borcun
yıllık faizi en az 7 milyar doları bulmaktadır. Irak'ın değil ana borcu, yıllık
faizini dahi ödeyebilme imkanı, ne halihazırda, ne de yakın bir gelecekte,
bulunmamaktadır. Bu nedenle ABD Başkanı George W. Bush, babasının Başkanlığı
döneminde Dışişleri Bakanı olan Baker'i Özel Temsilci olarak görevlendirerek
Irak'ın ticari borçlarının bir bölümünün silinmesi, kalanının yeni bir ödeme
takvimine bağlanması için alacaklı ülkelerle görüşmeler yapmaya göndermiştir.
Baker'in temaslarının bir bölümünde oldukça başarılı sonuçlar aldığı
anlaşılmaktadır.
Irak'ın bir diğer kategori
borçlarını da ödemek zorunluluğunda olduğu sava§ tazminatları oluşturmaktadır.
Küçük alacaklılar bir yana bırakıldığında Irak'ın başlıca iki ülkeye savaş
tazminatı borcu bulunmaktadır. Birinci sırada bulunan Kuveyt'e, şimdiye değin
BM Tazminatlar Komisyonu vasıtasıyla 16.5 milyar dolar ödemede bulunulmuşsa da
Kuveyt'in hala 300 milyar dolar civarında tazminat alacağı mevcuttur. İkinci
sırada da İran gelmektedir. Irak'ın İran'a, 1979-1988 İran-Irak Savaşından
kalma ve BM tarafından kabul edilerek resmileşmiş 100 milyar dolar tazminat
borcu vardır.
(Bunların dışında bir de Suudi
Arabistan'ın, İran ile sava§ı sırasında, Irak'a verdiği milyarlarca doların
geri ödenmesi talebi bulunmaktadır. Ancak Irak sözkonusu paranın borç değil
yardım olarak verildiği iddiası ile geri ödemede bulunmayı kabul
etmemektedir).
Irak'ın ticari borçlarına yapılmaya
çalışıldığı gibi savaş tazminatı borçlarına da bir çare bulunması
gerekmektedir. Aksi takdirde Irak'ın kendine hiç harcamayıp tüm petrol gelirini
yatırsa dahi borçlarını temizlemesi çeyrek asırı bulacaktır. İşte bu durumdaki bir
ülkeye yeni borç, yeni kredi önerisinde bulunmanın "yardım etme"
kavramı ile nedenli bağdaşabileceği tereddüt uyandırmaktadır.
Uluslararası Toplumun ortaya
koyduğu "imece" pastanın bedelini karşılamaya yetmediğine göre acaba
Irak aradaki farkı kendi imkanları ile kapatabilecek midir?
Irak'ın Maliye ve
Planlama Bakanlıklarınca 2003 yılı sonlarında hazırlanan 2004, 2005 ve 2006
yılları cari bütçeleri aşağıda özetlenmektedir.
|
|
2004
|
2005
|
2006
|
|
GELİRLER
|
|
|
|
|
Petrol
|
12,000
|
18,500
|
|
|
19,300
|
|
|
|
|
Gümrük Vergisi
|
300
|
350
|
-
|
|
Gelir Vergisi
|
30
|
80
|
160
|
|
Devlet Kuruluşlarının Geliri
|
375
|
95
|
100
|
|
Harçlar ve Rüsumlar
|
64
|
88
|
123
|
|
Diğer Vergiler
|
70
|
70
|
80
|
|
GELİRLER TOPLAMI
|
12,839
|
19,183
|
19,763
|
|
|
|
|
|
|
GİDERLER
|
|
|
|
|
Cari Harcamalar
|
12,685
|
14,079
|
14,309
|
|
Sermaye Yatırımları
|
745
|
5,091
|
5,436
|
|
GİDERLER TOPLAMI
|
13,430
|
19,170
|
19,745
|
|
BÜTÇE DENGESİ
|
-590.9
|
13
|
18
|
Tetkikinden de görüleceği üzere
yatırımları ihtiva etmeyen ve sadece cari harcamaları içeren bütçelerde 2004
yılında 590 milyon dolar açık verileceği, 2005 ve 2006 yıllarında ise bütçe
denkliği sağlanacağı hesaplanmaktadır. Bir başka anlatım ile, gelir ve
giderlere ili§kin tüm varsayımlar gerçekleşse dahi Irak 2004, 2005 ve 2006
yıllarında kendi kaynaklarından elde ettiği gelir ile ancak kendini idame
ettirebilecek, yeniden imara, yeni yatırımlara, borç/tazminat ödemesine
ayırabilecek kaynak bulamayacaktır. Kaldı ki varsayımların ne derecede
gerçekleşebileceği de tartı§maya açıktır. Örneğin, 2004 yılı için bütçe de
öngörülen 13.43 milyar dolarlık giderler toplamının, daha Ocak ayında ABD
Başkanlık Bütçe Ofisi tarafından hazırlanan bir raporda (Section 2207 Report)
15.6 milyar dolara ulaşacağı kaydedilmiştir. Ayrıca 2004 bütçesinde petrolden
sonra en büyük gelir kaynağını olu§turan vergi (gümrük, gelir ve diğer vergiler
ile harçlar ve rüsumlar) tahsilatı uygulamasının (şimdilik) Mart ayı başına
ertelenmesi daha şimdiden gelir azalmasına yol açmıştır.
Durumu düzeltebilmek, Irak'ın kendine yeterli
olmasının da ötesine geçilerek yeniden im arına kendisinin de katkı yapmasını
sağlayabilmek, yani pasta bedelinin açık kalan kısmını Irak'ın kapatmasını
temin edebilmek imkanı yok mudur? Bu sorunun cevabı Irak'ın gelirinin
arttırılıp arttırılamayacağına bağlıdır. Petrol rezervleri bakımından 112
milyar varil ile dünyanın (Suudi Arabistan'ın arkasından) ikinci zengin ülkesi
(doğalgaz rezervleri bakımından da dünyanın 10. zengin ülkesi) olan Irak'ın
petrol geliri 2004 yılı bütçesinde 12 milyar, 2005'te 18.5 milyar, 2006'da 19.3
milyar dolar olarak öngörülmektedir. Bu rakamlar Irak'ın 2004 yılında günde 1.6
milyon, 2005'te 2.4 milyon ve 2006'da 2.5 milyon, varil petrol ihraç edeceği ve
petrol fiyatlarının sabit kalacağı varsayımı ile hesaplanmıştır.
1970'lerin
başlarındaki petrol krizinin tekerrür etmesi ve fiyatlarda büyük artışlar
olması olasılığı bir yana bırakılırsa Irak'ın petrol gelirini arttırabilmesi
üretimini ve ihracat miktarını arttırabilmesine bağlı olacaktır. Ancak bu ifade
edilebildiği kadar kolaylıkla gerçekleştirilebilecek bir husus değildir.
Bilindiği üzere halihazırda dünya
petrol arzı günde 78.6 milyon varildir. Bunun yaklaşık üçte biri OPEC ülkeleri
tarafından temin edilmektedir. Irak dahil OPEC'in 11 üyesinin toplam arzının
günde 24.5 milyon varil olması gerekmektedir. Aksi takdirde fiyatlar
etkilenmektedir. Geçtiğimiz yılın ilk üç çeyreğinde günde ortalama 900 bin
varil fazla ile piyasalara 25.4 milyon varil/gün petrol sunan OPEC 24 Eylül
2003 tarihinde Viyana'da yaptığı toplantıda arzı 1 Kasımdan itibaren 24.5
milyon varili gün düzeyine çekme kararı almıştır.
10 Şubat
2004'te yapılan OPEC toplantısında bir sürpriz karar daha alınmış ve üretimin 1
Nisan 2004 tarihinden başlamak üzere, günde 1 milyon varil daha azaltılarak
23.5 milyon varil gün düzeyine indirileceği açıklanmıştır.
OPEC'in
böylece, OPEC üyesi olmayan bazı petrol üreticilerinin aşırı üretim yapmaları
sonucunda petrol fiyatlarının düşmesi ihtimalini önlemeye çalıştığı
anlaşılmaktadır. Anlaşılmakta zorluk çekilen husus ise bir yandan 2003
Kasımında yapılan 900 bin varil/gün indirime ilaveten 2004 Nisanında yapılacak
1 milyon varil/gün, düzeyinde bir azaltma çabası, öte yandan da Irak'ın arzında
fazlalaştırma ümidi hususlarının nasıl bağdaştırılabileceği ikilemidir.
Irak'ın OPEC içindeki normal kotası ise günde 2.8 milyon
varildir. Iran ile savaşı sırasında Irak bu miktara itiraz etmiş ve kotasının
İran ile eşit düzeyde, yani günde 3.2 milyon varil olmasında diretmiştir.
Irak'ın şimdiye değin ulaştığı en yüksek düzey ihracat seviyesi 1970'li
yılların sonlarındaki 3.5 milyon varil/gün düzeyi olmuştur. 1990 Ağustosunda
uygulanmaya başlanan BM ambargosu ile Irak'ın petrol ihracatı durdurulmuştur.
Bir süre sonra
BM'nin
Gıda Karşılığı Petrol (OFF) Programının başlatılmasıyla Irak yeniden petrol
ihraç imkanına kavuşmuştur. İhraç izni tedricen arttırılmıştır. Son savaş
öncesinde Irak mezkur OFF Programı çerçevesinde günde 2.5 milyon varil petrol
ihraç edebilmekteydi. Ekonomik müeyyidelerin uygulandığı dönemde. OPEC içinde
açık kalan Irak payını Suudi Arabistan doldurmuştur. 1999 ilkbaharında
yayınlanan bir araştırma (Round Table on Dedining Oi! Prices and Its Political
Consequences in the Middle East"-Middle East Studies Vo1.6, No.l-Spring
1999 p-pp 5-36) İran-Irak Savaşı ve BM Ambargosu döneminde Irak'ın
kullanamadığı kotasından Suudi Arabistan'ın aldığı payın 100 milyar dolar
olduğunu ileri sürmektedir. Tez doğru ise 1999'dan bu yana rakamın daha da
artmış olması muhtemeldir.
İkinci Körfez Savaşı tahribatı ve sonrasında yaşanan
yağmalama olayları, zaten yıllardır ambargonun getirdiği bakım, onarım
yapamama, . teknolojik gelişmeleri izleyememe, nitelikli eleman yetiştirememe
gibi sıkıntılarla karşılaşan petrol endüstrisini çökertmiştir. İhracat
kapasitesi savaşın akabinde 600 bin varil/gün düzeyine inmiştir. ABD; yeniden
imar faaliyetleri için ayırdığı meblağın önemli bir bölümünü ivedilikle bu
alana tahsis ederek petrol üretim, nakil ve ihraç kapasitesinin arttırılmasına
yönelmiştir. Petrole ili§kin işler Ha1liburton Şirketine bağlı olan Kellog,
Brown and Root (KBR) Şirketine verilmiştir. Yapılan çalışmalar olumlu sonuçlar
vermiş 2004 başında günlük üretim 2.3 milyon varil, günlük ihracat kapasitesi
de 1.6 milyon varil düzeyine çıkarılmıştır. Irak Petrol Bakanı 2005 yılı
sonunda 3.5-4 milyon varil/gün düzeyine ulaşılacağını ileri sürmektedir.
Koalisyon Geçici Yönetimi (CPA) Başkanı Bremer ise aynı tarih için günde 3
milyon varil rakamını vermektedir. Her iki yetkili 2010 yılı sonu için ise 6
milyon varil/gün düzeyine ulaşılacağını ileri sürmektedirler.
Oysa KBR'ın bir raporunda günde 3.5 milyon varil düzeyine
çıkılabilmesi için 3 yıldan fazla bir süreye ve 3 ila 6 milyar dolar arasında
bir yatırıma ihtiyaç olduğu, 6 milyon varil/gün düzeyi için ise 7 ila 10 yıl
arasında bir süre ve 30-35 milyar dolar yatırım gerektiği belirtilmektedir. Bu
süreler, paralar bulunsa, gerekli çalı§malar gerçekleştirilse ve öngörülen
rakamlara ulaşılabilse dahi Irak'ın ihracat miktarını ne kadar arttırabileceği
bir başka sorun oluşturmaktadır. Uzmanlara göre Irak'ın ihracatı günde 2.5
milyon varil düzeyine gelene değin OPEC içinde yeni bir kota düzenlenmesine
ihtiyaç bulunmamaktadır. Hatta günde 2.8 milyon varile kadar da esneklik
gösterilebilir. Daha fazlası için ise diğer üyelerin kotalarının yeniden
düzenlenmesi gerekecektir.
Irak'ın payının artmasının bir başka imkanı daha mevcuttur.
Dünya petrol tüketimi yılda %1.8 oranında artmaktadır. Halihazırdaki 78.6
milyon varil/gün tüketim böylece 2025 yılında %50 artmış olarak günde
119 milyon varil düzeyine çıkacaktır. OPEC'in payı ise 2025 yılında iki
mislinden fazla bir artış ile 56 milyon varil/gün olacaktır. Yani
OPEC'in ihracatı önümüzdeki 21 yılda 31 milyon varil/gün artacaktır. Bir başka
hesaplama ile OPEC'in payı her yıl ortalama günde 1.47 milyon varil artacaktır.
Bu artı§ miktarı da normal olarak OPEC'in 11 üyesi arasında orantılı biçimde
paylaştırılacaktır. Irak'ın bu artıştan payına ne düşer bilinmez ama Irak OPEC
üyesi olarak kaldığı sürece, diğer OPEC üyeleri kotalarını rıza ile veya bir
başka şekilde azaltmadıkları müddetçe ve dünya petrol piyasası ve siyasi
konjoktüründe beklenmedik bir değişme olmadığı takdirde Bağdat rejiminin §u
tarihte, petrol ihracatını bu kadar yükselteceğini iddia ederken temkinli olmak
ve realiteleri unutmamak gerekmektedir.
Irak'ın
kendi gelir kaynaklarının, yani petrol ihracatından elde ettiği gelirinde kısa
ve orta vadede belirli bir düzeyin üzerinde arttırılması mümkün olamadığına
göre Pastanın bedeli yine açık kalmaktadır. Bu durumda Uluslararası Toplum
yeniden bir gayrete gelmediği takdirde, fatura açığının ABD tarafından
kapatılması beklenecektir.
ABD, 2003 yılında 2. Dünya Savaşından bu yana kaydedilen en
büyük bütçe açığını vermiştir. Sava§ öncesinde 2003 yılı açığının 304 milyar
dolar olacağı tahmini yapılırken, Temmuz 2003'te yapılan yıllık açık tahmini %50
artışla 455 milyar dolara çıkmış, Eylül ayında ise 2003 yılı açığının 500
milyarı bulacağı tahmini ileri sürülmüştür (2003 yılı bütçe açığının 490 milyar
dolar civarında olu§tuğu Şubat 2004 ortasında açıklanmıştır).
Başkan Bush 2003 yılında sava§ için Kongre'den 79
milyar dolar ek ödenek almıştır. Başkan'ın 2004 yılı için temin ettiği
ek ödenek ise (büyük bölümü Irak'a, küçük bir parçası ise Afganistan'a
harcanmak üzere) 87.5 milyar dolardır. Yani fatura şimdiden 166.5 milyar doları
bulmuştur. Daha yılın başında, ABD bütçesinin 2004'te 475 milyar dolar açık
vereceği tahminleri yapılmaktadır. Irak'a sarf edilecek her ilave dolar bütçe
açığını daha da arttıracaktır. ABD ekonomisi 2003 yılında %2 ila 3
arasında bir büyüme göstermiş bulunmasına ve bu trendin devam eğilimini
sürdürmesine kar§ılık 2004'ün Amerika'da seçim yılı olması da büyük önem
taşımaktadır. Netice itibarıyla Irak'ta büyük bir yeniden imar
gereksinmesi mevcuttur. Yani büyük bir "Pasta" söz konusudur.
Ancak bu Pastanın finansmanının nasıl sağlanacağı henüz belli olmamı§tır. Temennimiz
dost ve kardeş Irak'ın yeniden çağdaş dünyada hak ettiği yere gelebilmesi için
gerekli imkanların sağlanması, Türkiye'nin de bu süreç içinde payına düşen
yerini alabilmesidir.
Ahmet R. Ökçün – Afganistan Koordinatörü, Irak İmar
Eşgüderi

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Irak Pastası
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |