Okunma: 320 kez
IMF'nin, Batı Sermayesi çıkarları doğrultusunda çalıştığı sonucuna varmak zorunda bırakıldığınızı ifade etmiştiniz. Bu, bir Dünya Bankası eski Baş Ekonomisti için inanılmaz bir ifade değil mi sizce?
STIGLITZ: IMF'nin işlerini, Doğu Asya, Latin Amerika, Afrika ve geçiş ekonomileri gibi kriz ülkelerinde yapmış olduğu hataları çok dikkatlice takip ettim. Bu hatalar sıkça tekrarlandı ve yalnızca bir hatadan ibaret olmadıkları açıkça Ortaya çıktı, bir akademisyen olarak belli bir düzen takip ettiğini. görebiliyorsunuz.
( www.genbilim.com )
Görünürde birkaç açıklama var. Bunlardan birincisi, yetersiz ve aptal insanlar olduklarıydı. Ancak bu iddia yeterince ikna edici değil. IMF çalışanlarına en yüksek maaş veren kuruluşlardan bir tanesi ve gerçekten iyi adamları işe alıyorlar. Kötü ekonomik modeller yüzünden olduğu da söylenebilir. Ortalıkta bir yığın model bulunmakta, ancak onlar, yanlış öngörülere, hatalı politikalara ve gerçekten de olumsuz sonuçlara yol açan modelleri seçip kullanmayı tercih ettiler. Peki neden bunları seçtiler? Olası bir cevap olarak, farklı niyetleri bulunmaktaydı. Bir Ülkeye girerken amaçları, örneğin, işsizliği engellemek ya da yoksulluğu minimuma (enaza) indirmek değildi.
Tabii bundan sonra her şey anlam kazanmaya başlıyor. 'Kararları kim veriyor, ve bu kararlar kimin adına alınmakta?' diye soracak olursanız karar alına yapısına bakmanız gerekir: IMF' de veto hakkı bulunan tek ülke ABD'dir. Diğer ülkeleri ise merkez bankası başkanları ile maliye bakanları temsil eder. IMF dünyaya kendi çıkarları ve bir ideoloji doğrultusunda belli bir perspektiften bakmaktaydı. Onların çıkarı kreditörlerin paralarını geri almalarını sağlamaktı. Ülke için iyi olan yerine, buna öncelik verdiler.
Bunu açıkça itiraf etmelerini nere deyse sağladım birkaç defa. Örneğin, bazı Üst düzey yetkililer demişlerdi ki "iflaslara ya da işlerin bozulmasına izin veremeyiz, bu durum, borç sözleşmesinin ihlal edilemeyeceği ilkesini ortadan kaldırır" Ben de buna karşılık olarak, "Peki ya sosyal sözleşme ne olacak?" diye sormuştum. Bazen de, "eğer kurun düşmesine izin verirsek, yabancı - kreditörlerin geri ödenmesini zora sokabiliriz." derlerdi. Ben de derdim ki, "eğer kurun düşmesini engellemek için faizleri arttırırsanız bu, iç borç bakımından çok büyük sorunlar doğurur". Alenen yabancı kreditörler Üzerinde yoğun1aşmışlardı. Bu durum, esasında yabancı kreditörlerin aleyhine olacak bir takım politikalara yönelmelerine neden oldu. Bazıları diyor ki, "yabancı kreditörleri kurtaramadılar. ki zaten". Konu bu değil. Modelleri o kadar kötüydü ki, yabancı alacaklıları kurtarmayı amaçladıkları halde bunu bile başaramadılar.
Faizleri arttırarak Ülkeye daha fazla sermaye çekebileceklerini ve bunun da kuru destekleyeceğine inandılar. Bu yanlıştı, çünkü faizleri arttırıp harcamalarda kesintiye gittikçe bu, derin durgunluklara sebep olduğu derin durgunluklarda sermaye ülkeyi terk eder. Yani, basit modelleri işe yaramadı
- IMF' den " kökten serbest piyasacı" diye bahsedecek kadar ileri gittiniz...
STIGLITZ: Bu tartışmalara karşı hassas olmasının bir nedeni de Başkan Clinton'un Ekonomik Danışmanlar Konseyi'nin başkanlığını yürütmüş olmamdır. O yönetimde, Üçüncü Yol dediğimiz bir şeyi oturtmaya çalışıyorduk; piyasaların ve hükümetin rolleri arasında bir denge.
ABD' de sağ kanattaki serbest piyasa ekonomistleri diyorlardı ki: "sosyal güvenliği özelleştirmek istiyoruz". Rakamları dikkatlice inceledikten sonra, kamu sosyal güvenlik programı işlem maliyetlerinin özele kıyasla daha az olduğu sonucuna vardık. Ayrıca, özel sektör enflasyona karşı güvence sağlamıyor, veya insanları borsadaki volatileteye karşı korumuyor. En azın dan bir çekirdek kamu sosyal güvenlik programı olması gerektiği yönünde kuvvetli argümanlar bulunmakta. Tamamlayıcı özellikte bir özel sektör sosyal güvenliğine karşı değiliz, ancak karma bir sisteme ihtiyacımız olduğunu düşündük.
Sonra Dünya Bankasına gittim ve gördüm ki kardeş kuruluşumuz IMF, Dünya ülkelerine sosyal güvenliklerini özelleştirmeleri için baskı yapıyor. Kamu sisteminden özele geçiş son derece zor olmakla beraber, burada devasal bütçe kısıtlamaları da bulunmaktadır. IMF bunları tamamen görmezden geldi. Arjantin ve Bolivya'daki en önemli sorunlardan biri buydu.
IMF ile haşır neşir olmaya başladığımda gördüm ki, Clinton yönetimi sırasında Cumhuriyetçilere karşı vermiş olduğum mücadelenin aslında aynısını yine yaşıyordum. Ben görüşlerimizin dengeli ya da en azından tartışmaya
açık olduğunu düşünüyordum ama IMF gelişmekte olan Ülkelere diyordu ki "Tartışma falan yok; başka bir yol
da". Benim için bu, hiçbir şekilde kabul edilebilir bir şey değildi. Beyaz Saray' da 4 yılımı boşa harcadığımı söylemek gibi bir şeydi bu ve tabii ki buna karşı çıkmak zorundaydım. Bu, entelektüel açıdan dürüst değildi, ve zorla kabul ettirdikleri şeylerin çoğu araştırmaya dayanmamaktaydı. Örneğin, Doğu Asya'daki istikrarsızlığın sebebi sermaye piyasası liberalizasyonuydu. Bunu zorla kabul ettirdikleri toplantı olan Hong Kong'da demiştim ki, "Bunun ekonomik büyümeyi arttıracağını gösteren kanıt olması gerekmez mi? Tamam, bu Wall Street için iyi birşey, fakat sizin misyonunuz "Wall Street' e kar getirmek değil, amacınız global istikrarı arttırarak ve gelişen ekonomilerde büyüme yi teşvik etmek olmalı. Kanıt nerede?" Yok.
- Peki bu düşüncelerin dünya Bankası'ndan gelmesi onları hiç mi rahatsız etmedi? Tepkileri ne oldu?
STIGLITZ: Tepkileri şu şekilde oldu, "Bizim her zaman yaptığımız bu, doğrusu da bu." Hiç bir şekilde kendini sorgulama ya da araştırma yok. Durum biraz düzelmekte. Örneğin, IMF'nin eski baş ekonomisti Rogoff'
un, tüm bunlara tepkisi "kocakarı ilacı" oldu. Sonra, geriye dönüp kanıtları incelemek zorunda kaldı ve benim haklı olduğu gösteren bir rapor çıkardı. Aslında haklı olduğumu söylemedi ama Sermaye piyasası libemlizasyonunun tehlikeli olduğunu, istikrarsızlık yarata bileceğini ve büyümeyi arttırmadığını ifade etti. Bunun 6 yıl sonra ortaya çıkması inanılacak gibi değil, ama en azından artık kanıtlara göz atıyorlar. Ancak bu tür olayların olduğu sayısız örnek var. Örneğin, ekonomiyi stabilize etmek için faiz oranlarını yüzde 40,50 hatta 60 arttırmaları, bu, Doğu Asya Krizi'nde uyguladıkları reçetenin standart bir kısmıydı. Bunun istikrar sağlaması elbette ki mümkün olmayacaktı.
Ben de bu düşüncedeydim, ve onlarla bunu tartışmaya çalıştım. Demişlerdi ki, "Bunu herkes hep yapıyor';. Ben de demiştim ki, " Öyleyse, işe yarayıp yaramadığını görmek için zengin veri seti olmalı" Fakat hiç dinlemediler. En sonunda, bir meslektaşımla beraber, bunun bazen işe yaradığını fakat sıkça da başarısız sonuçlar verdiğini gösteren bir çalışma yayınladık. Aslında hangi şartlar altında işe yaramayacağı belli: Ülke yüksek borç altında olduğu zaman. Çünkü bu, ülkeyi iflasa doğru iter, Doğu Asya'da olduğu gibi. Eğer borç sorunu bu denli büyük değilse, o zaman çok da önemli değil. Fakat IMF tümüyle ilgisizdi.
Bu konuda beni en çok sinirlendiren şeylerden biri, daha doğrusu üzen, bunlar güya demokratik kuruluşlar, yada en azından Üyelerin çoğunu demokrasilerin oluşturduğu kamu kuruluşları. Demokrasilerde, her 4 yılda bir seçim yapılmasının yanı sıra, düşünceler paylaşılır, tartışmaya açılıp daha geniş platformlara taşınır, öyle kapalı kapılar ardında faaliyet gösterilmez. Bu konuda çok açık davrandılar: "Bu gibi konuları kamuoyu önünde konuştuğun sürece seninle hiçbir tartışma ortamına girmeyiz". Sanki "Biz düşüncelerin paylaşıldığı demokrasilere inanmıyorum" der gibiydiler.
- Kendi içine kapalı, dış baskılardan etkilenmeyen, kendini sorgulamayan bir kuruluşu tarif ediyorsunuz. Fakat bu garip kuruluşun, çok büyük hasarlara yol açan bir dizi politikayı doğrudan dikte etme yetkisi bulunmakta. Gıda sübvansiyonlarını veya sağlık harcamalarını kestiğiniz vakit, bunun yoksullar üzerindeki etkileri facialara yol açabilmekte. İnsanlar ölüyor.
STIGLITZ: Bu yalnızca kısa vadeli değil. Kötü beslenmenin etkileri hayat boyudur, hatta bazen kuşaklar arası bile olabilir. Bunun uzun vadeli etkileri de vardır, mesela Tayland'da olduğu gibi, anti-AIDS programından kesinti yapıldığında- ki bu konuda Tayland Hükümeti çok başarılı sonuçlar almaktaydı AIDS tekrar tırmanışa geçmeye başladı. İşte bu yüzden, Tayland ve Endonezya gibi ülkeler, gerekli kaynakları sağlayıp borçlarını geri ödedikten sonra dediler ki: "Defol buradan, biz IMF programı istemiyoruz."
IMF sürekli şunu tekrarlamakta: "Bize hasta insanlar geliyor". Babam hep derdi ki "ben hastaneye gitmek istemiyorum, orda insanlar ölür hep" IMF'nin benzer bir tezi var. Diyorlar ki: "Bütün sorunlar için bizi suçlamayın, çünkü ülkeler bütçelerini dengeleyemediklerinde, hiper-enflasyon yaşadıklarında, yani kriz zamanlarında geliyorlar. Bunlar gerçekten de hasta insanlar"
Fakat onların hastanesinde insanlar daha da hasta hale ,geliyorlar. Doğu Asya' da, Latin Amerika' da, Rusya' da ve Afrika'da işleri nasıl daha beter hale getirdiklerini hepimiz gördük. Hiç bir şüphe yok. IMF'nin tavsiyelerine uyan hasta, daha da hasta düşüyordu. Doğu Asya' da IMF' nin tavsiyelerine kulak asmayan tek Ülke olan Malezya, en kısa süreli ve en az hasarlı krizi yaşadı. IMF'yi en iyi şekilde idare etmeyi başaran ülke Güney Kore ise, en kısa sürede toparlanan ülke oldu. İlacı alan Ülkeler Tayland ve Endonezya ise, en kötü performansı sergiledi.
Bu meseleyi istatistiksel olarak açıklamaya çalışan çok ilginç bir çalışma yapıldı. Bu çalışmaya göre, Ülkelerin IMF'den aldıkları paranın büyüklüğü ile Birleşmiş Milletler'de ABD lehine verdikleri oylar arasında yakın bir korelasyon bulunmakta. Yani, politik açıdan doğru davranan ülkeler daha fazla para atıyorlar, ceteris paribus. Burada asıl sorulması gereken soru şu: "Daha fazla IMF ilgisi gören ve daha fazla dozda ilaç alan ülkeler gerçekten de daha mı hızlı iyileşiyorlar?" Bunun cevabı hayır.
- Zengin dünyadaki insanların çoğu IMF' nin bu kadar büyük bir güce sahip olduğunu bilmiyorlar...
STIGLITZ: Kuzeydeki insanların çoğu, güneyde fazla vakit geçirmezler, dolayısıyla da güneydeki insanların nasıl yaşadıklarını bilemezler. Ben de zaten, Dünya Bankası Baş Ekonomisti görevine getirilip, zamanımın büyük bir kısmını gelişmekte olan Ülkelerde geçinmeye başladıktan sonra buralarda neler olup bittiğini anlamaya başladım. Bu, benim için tam bir aydınlanma oldu. Mesela, Etiyopya ile ilgili çok şey okumuştum, fakat durumun ne kadar kötü olduğunu ancak yerinde görerek anlayabiliyorsunuz, çok farklı bir duygusal etki bırakıyor insanın Üzerinde.
IMF, problemleri, devlet içinde yolsuzluk, yüksek enflasyon vs. olarak tanımlar- suçu hep Ülkenin Üzerine atar. Dışardan gelen biri, çeşitli unsurlara ne kadar ağırlık vermesi gerektiğini konusunda zorlanır. IMF bu konunun "uzmanı". Yani, dışardan gelip de " Fakat bizim için işler daha da kötü olabilirdi" diyen ekonomistlerden oluşur. Bir ekonomist olmanın avantajını taşımaktayım, ve şu soruyu soracak zamanım da var: "Durum IMF için daha da kötü olabilir mi?" Ben IMF'nin işleri daha da kötü hale getirmiş olduğu sonucuna varmaktayım.
Etiyopya, çok düşük enflasyona ve yüksek büyümeye sahip, kırsal kesimdeki nüfusun yüzde 85' ine yardım etmeye, ve silah zoruyla iktidara gelmiş olmasına rağmen, askeri harcamaları kısmaya kendini adamı bir hükümete sahip bir ülke konumundaydı. IMF, Etiyopya'nın programına ortada, hiç bir sebep yokken son verdi. IMF'nin bütçe tutumu tamamen mantık dışıydı. Burada, A + almış bir öğrenciye F vermek gibi bir durum yaşanmaktaydı. Bu noktadan sonra, not verende bir sorun olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.
- Clinton yönetimi sırasında üst düzey bir görevde bulundunuz. Gelişmekte olan ülkeleri umursadıklarını iddia eden Batılı devletler arasında, IMF'yi yönetmek adına sizce neden ilgi yok?
STIGLITZ: Clinton yönetimi sırasındaki deneyimlerime dönecek olursak, problem, IMF'yi hükümetler adına temsil edenlerin maliye bakanlığı ve hazine olmasından kaynaklanmaktaydı. ABD veto gücü bulunan tek Ülke ve kreditör Ülkelerle çok yakın bağları bulunmakta. Ekonomik istikrardan yana olan iş çevrelerini bile temsil etmemekte. Mali çevreleri temsil etmekte aslında. Yani buradaki durum şuydu: Başkan Clinton'a neler olup bittiğiyle ilgili hiç bir bilgi verilmemekteydi, kendisi bilgi almak için hazineye danışmak zorundaydı, bilgi vermemek ise hazinenin işine gelmekteydi. Başkan Clinton'un gönlÜ gelişmekte olan Ülkelerden yanaydı. Eğer işlere karışmasına izin verilmiş olsaydı, IMF ve hazinenin onaylamış olduğu birçok şeyin gerçekleştirilmesine karşı çıkardı. Fakat, kendisini işin dışında tutmak için ellerinden geleni yaptılar. Yani, gitsin, birkaç okul ziyaret etsin, fakat "esas" meseleler kendisinden hep uzak tutuldu.
- Dünya Bankası'na geçelim. Burası, IMF'ye kıyasla, değişik insanların çalıştığı, daha karmaşık ve çok yönlü bir kuruluş. Yeni görüşlere açık biri gibi görünen, yeni başkan James Wolfenson göreve geldiğinde buraya girdiniz. Şimdi ise ayrıldınız. Önceden mümkün olabilecek gibi görünen reformların önü şimdi tamamen mi kapanmış durumda? Sizi dışarıda mı bıraktılar?
STIGLJTZ: Hayır. Banka, geniş kapsamlı, başarılı kalkınmayı hayata geçirebilmek için halen uğraşmaktadır. Kalkınmanın, karmaşık ve çok-yönlü bir süreç olduğunu, yolsuzluğun, ve iyi yönetimin önemini kavramış durumda
artık. Banka, geçmişte yapmış olduğu birçok şeyin, kalkınmanın yalnızca bir kısmını oluşturduğunu anladı. Sizin de dediğiniz gibi, büyük ve çok-yönlü bir kuruluş. Hiyerarşinin ve tek görüşün hakim olduğu IMF'nin aksine, günümüzde Banka, değişik milletlerden gelen direktörlerin, değişik yönlere gittiği bir yerdir. Geçmişte Banka, şu anda IMF' de ikinci adam konumunda olan Anne Krueger tarafından, çok dar bir ideolojik perspektif e sokulmaya çalışılmıştı: "Serbest ticaret iyidir, serbest piyasalar iyidir, eğer aynı fikirde değilseniz çeker gidersiniz". O kadar kötübir dönemdi ki. Zorla dışarı itilmiyordunuz, fakat daha fazıa: orada bulunma isteğiniz de kalmıyordu. Benim Baş Ekonomist olarak yapmaya çalıştığım şey, değişik görüşlerin varlığını kabul edip, insanların açıkça fikirlerini ifade edebilecekleri bir tartışma ortamı yaratmaktı. Değişik görüşlere sahip, birçok insanın varlığı, Banka'nın konumunun tanımlanmasını zorlaştırmakta.
- Fakat Banka yine de, ülkelere borç vermeden önce, IMF reçetelerine uymaları şartını koşuyor.
STIGLITZ:Karşılıklı bir anlaşma bulunmakta, IMF'nin makro ekonomiden sorumlu olduğu bir anlaşma. Somnun kaynağı da bu zaten. Bu alan IMF'ye aktarıldığı için, Bankanın makro ekonomiden sorumlu bölümü de onlar gibi düşünüyor sonuçta.
- Yani Banka içerisinde de "kökten serbest piyasacılar" bulunmakta...
STIGLITZ: Doğru. Mevcut sınırlamaların daha çok farkına varabiliyorlar, fakat, örneğin, Banka' daki insanların çoğu Rusya'da özelleştirmeden yana olmalarına rağmen,. yolsuzluğun en fazla olduğu] 995'deki hisselere karşılık verilen borç tasarısına karşı çıkmıştı. Fakat IMF' deki yaklaşım daha çok, "Ne kadar .hızlı olursa o kadar iyi, nasıl yapıldığı önemli değil" şeklindeydi. Yani, Bankadakiler her ne kadar aynı ideolojiyi paylaşsalar da, IMF'dekilere kıyasla çok daha sorgulayıcı yaklaşıyorlardı olaylara.
Joseph Stiglitz Dünya Bankası Eski Başkan Yardımcısı - Türkçe’ye Çeviri; Gözde Işık

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Hasta eden hastane IMFnin başarısızlığı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |