Oca
27
2008
|
İş Adamı ve Devlet |
|
|
|
Dr. Erkut Yücaoğlu
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 1055 kez
Türkiye'nin Büyük Hamlesi Son 15 yıl içerisindeki piyasa ekonomisine geçiş sürecinde, Türkiye ekonomisi Cumhuriyet tarihinin en büyük adımlanın attı. Türk özel sektörü, kendisinden beklenen dinamizmini yeni pazarlar geliştirerek ve büyük yatırını hamleleri gerçekleştirerek gösterdi. Liberal ekonomi uygulamaları ile Türkiye zengin insan potansiyelini keşfetti. İş adamlarımız ve yöneticiler, genç kadroları ile şirketlerimizin uluslararası alanda çeşitli başarılarına imza attılar. Kalite ön plana çıktı, ithal ikamesi terk edildi.
( www.genbilim.com )
İş adamları yatırım, üretim, dağıtım, finansman ve yönelim kararlarını piyasa kuralları içinde ve sonuçta müşterilerin tatmin edilmesi perspektifi ile vermeye başladı. Özel sektörün bu başarılan hükümetlerimize ve devlet kurumlarına güç verdi, Türkiye büyük devlet olma yolunda adımlar attı; iş adamları siyasi liderlerimizin Avrupa'da, Orta Asya'da zaman zaman ABD'de ulusal ve bölge içindeki büyük projelerini sunuşlarında onların yanında yer aldı.
Siyasi kadroların ve bürokrasimizin büyük bir kısmı özel sektörün ekonomide lokomotif olma rolünü kabullendi ve Türk özel sektörünü destekledi. Ekonomik politika programlan, iş gezileri ve konferanslar siyasetçi, bürokrat, yönetici ve iş adamları ekseninde hazırlandı. Amaç doğru idi: Globalleşme rüzgarlarının etkisiyle dünya ile ekonomik entegrasyon temposuna girmeye çalışan Türkiye, içeride ve dışarıda bu devlet-iş adamı güç birliğini kullanmak zorunda idi. Gelişmiş ülkelerde bu güç birliği açık bir şekilde gözleniyordu; yabancı ülke devletleri kendi ülke şirketlerinin yanında yer alıyor, şirketler devletlerinin ana çizgisinden ayrılmıyor ve bu kenetlenme ile yeni ve global dünya düzeninde müthiş bir piyasa payı kapma savaşı veriliyordu.
Türkiye'nin Globallleşme Sürecindeki Kazanımları
Dünyanın siyasi ve ekonomik gündemi süratle değişirken, Türkiye'nin bu büyük hamleşi toplumumuz için geri dönüşümü olmayan bazı kazançlar sağladı. Fert başına reel milli gelir iki misli arttı. Türkiye, imalat sanayinin ihracat gücü ile dünya pazarlarına girdi ve turizm, müteahhitlik ve ulaşım hizmetleri ile ciddi döviz gelirlerine kavuştu. Altyapı yatırımları ile Türkiye Orta ve Doğu Avrupa'nın yaşam standartlarını yakaladı, hatta geçti. Bu görünümü ile bölgenin en güçlü devleti olma özelliğini korudu. Mali piyasalanmızın, borsamızın ve liberal sermaye hareketlerinin işlem hacmi de hesaba katılınca Türkiye dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi içine girdi.
Bu arada AB ile Gümrük Birliği anlaşması yapıldı ve imalat sanayinin Avrupa pazarlarına yerleşmesi için Önemli bir adım atıldı. Tekstil, otomotiv, demir-çelik, gıda sanayiinde yabancı sermaye ile stratejik yatırımlar yapılarak dünya pazarlarına seçilmiş ürünler sunuldu.
Bütün bu gelişmelerin altında Türk iş aleminin, yöneticilerinin, mühendislerinin, Türk işçisinin gayreti yatıyor; bu ortamı hazırlayan ise devlet kurumlarının ve hükümetlerimizin piyasa ekonomisi kurallarını yerleştirmek için sarf ettiği çaba. Bu nedenle, iş adamı ve devlet ilişkisinde süratle artan bir diyalog ve karşılıklı etkileşim görüyoruz. Türkiye'de devlet adamları ile iş alemi arasında Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde gözlenen sınıf farkı ortadan kalktı, iş adamları şahsi temaslarının yanı sıra, ' sivil toplum örgütleri ve kurumsal kişilikleri ile devletin ekonomi yönetiminde söz sahibi olma aşamasına geldiler.
Türkiye Yeni Bir Hamleye Hazır mı?
işler burada biraz karışıyor. Çünkü, son onbeş senenin bizi getirdiği noktada kısmen dış dünyamızdaki değişiklikler, kısmen de ülkemizde yaşananlar iş adamını yeni bir platformda düşünmeye sevk ediyor. Yapılan bütün ekonomik atılımlarda, yatırımlar ve projeler büyüdükçe, ve bölgesel işbirliği forumlarında müzakerelerin dozajı arttıkça bazı eksiklerimiz rekabet ve pazarlık gücümüzü azaltmaya başladı.
a) Türkiye makro ekonomik dengelerini kuramadı, enflasyonu kontrol altına alamadı. Bu olgu, gelir dağılımının bozulmasına sebep oluyor ve dış dünyanın Türkiye'ye atfettiği risk oranı hala yükseklerde dolaşıyor. Türkiye dünya ile entegrasyonu artan bir ülke olarak, krizlere ve ekonomik resesyon dalgalarına çok duyarlı bir noktada bulunuyor. Gelişmiş ekonomilerde düşük enflasyon ortamında ince ayarlar ile piyasaların finansal ve/veya üretim sektöründeki krizleri hafif atlatması mümkün oluyor. Halbuki Türkiye'de ekonomik politikalarda ince ayar yapmak son derece zor. Büyümeden fedakarlık yapmadan, istihdam sorunları yaşamadan yüksek enflasyon içinde kriz önleyici tedbirleri hayata geçirmek, ancak ve ancak yüksek seviyede bir toplumsal konsensüs içinde hareket etmekle mümkün gözüküyor. Bu nedenle sivil toplum örgütlerine, özel sektörün kurumsal girişimlerine çok ihtiyacımız var. Bütün bu çerçeveyi, orta vadeli yapısal düzenlemeler içerisinde yürütmemiz lazım. Yıllardır söylenen, sosyal güvenlik reformu, finansal sektör reformu ve sıkı bir bütçe disiplini bu düzenlemelerin başında geliyor. Yeni vergi kanununun ilk etkileri 1999'da görülecek. Makro ekonomik dengeleri düzeltmek için yapılan çalışmaların başındayız, iş adamı için bu çalışmaları sadece hükümetlerle yürütmek yeterli değil; siyasi yelpazenin dağı-nıklılığı iş adamının, bütün siyasi partilerle görüşme içerisinde TBMM ile çalışmalar yapmasını gerektiriyor. Yani iş adamlarının ve örgütlerinin yeni adresi Meclis. Türkiye'nin makro ekonomik dengeleri kurmak, devletin açıklarını düşürerek enflasyonun belini kırmak yasal düzenlemeler gerektiriyor.
b) Özelleştirmenin hızlı yürümesi ve özel sektörün yeni iş sabalarına kaynak aktarması için Türkiye'nin bazı darboğazları süratle aşması lazım, ilk olarak özelleştirme proseslerinde şeffaflığı arttıran, prekalifikasyon kriterlerini ön plana çıkaran düzenlemeler yapılması gerekiyor. Ancak bu şekilde iş adamı devlet diyaloğunun ve güç birliğinin kamuoyunda doğru algılanacağını düşünüyoruz.
Son aylarda özelleştirme uygulamalarına hedef olan eleştirilerin işin esasına değil, işin üslubuna yönelik olduğunu hatırlamamız lazım. Yani yeni yasal düzenlemeler ile yolumuza devam etmek gerekiyor. Özel sektörün enerji, telekomünikasyon ve diğer altyapı sahalarına yatırım yapması konusundaki girişimler hükümetlerin ve ilgili bakanlıkların bütün gayretine rağmen. Türkiye'nin dünyadaki yerini alması için gerekli düzeye ulaşamadı. Eksik nerede? Yine görüyoruz ki hem Anayasamızda hem de yasalarımızda yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Yani iş adamları, siyasi partiler ve Meclis üçgeninde, rekabet altında yürütülen kamu hizmetlerinin artık imtiyaz olmadığını tescil etmek gerekiyor.
c) Türkiye'nin AB ve ABD ile ilişkilerinde sanalı gündem maddeleri var. Ekonomik entegrasyon ve işbirliği arttırmayı hedef aldığımız bu ülkelerden adeta tek ses çıkıyor: Demokratikleşme ve insan haklan konularında bizim toplumlarımızla uyum sağlayacak düzenlemeler yapın. Bu söylemlerin arkasında 92 iki değişik grup olduğunu biliyoruz. Birinci grup, iyi niyetleri ile Türkiye'nin uluslararası platformlardaki durumunu güçlendirmek için AB uyum yasalarının çıkarılmasını ve Türkiye'de yargı ve ceza kanunu maddelerinde bazı değişiklikler yapılmasını öneriyor. Bu değişiklikler zaten değişik hükümetlerin programlarında yer alan ve esas itibariyle Türkiye'de birey devlet ilişkisine çağdaşlık getirecek olan, siyasilerin dokunulmazlığını sınırlayan ve yargıda bazı reform konularını ele alan uygulamalar. Burada da iş adamı, devleti ile birlikte ve siyasi partiler Meclis üçgeni içerisinde bu yasal değişiklikleri takip etmek zorunda, AB ve ABD'den gelen eleştirilerin arkasına sığınan, Türkiye'nin kronik karşı lobilerine Türkiye'nin bütünlüğüne sataşanlara ve Türkiye'nin gelişmesini menfaatlerine aykırı bulanlara hiçbir taviz verilmesine taraftar değiliz. Bu konuda iş adamı ve devlet görüşlerinin farklı olması mümkün değil ve zaten iş adamlarımız uluslararası platformlarda bu konulan net bir şekil de ifade ediyorlar
Demek ki yine adres Meclis, yine gündem yasal düzenlemeler. Kanımca iş adamlarına ve diğer sivil toplum örgütlerine bu alanda ekonomik konularda olduğundan daha da ciddi görevler düşüyor.
d) Toplumun sosyal ihtiyaçlarına dönük uzun vadeli programların oluşturulmasına ihtiyaç var. Bu programların eğitim, sağlık ve kültür hayatımızda yoğunlaştığı söylenebilir. Eğitim alanında 8 yıllık temel eğitim ile başlatılan toplumsal hareketin meslek eğitim hamleleri ile sürdürülmesi ve zenginleştirilmesi Türkiye'nin 21. asırdaki performansının birinci manivelası olacaktır. İş adamları burada ödedikleri vergiler ve doğrudan yaptıkları bağışlar
ve yatırımlar ile görevlerinin başında. Ama bir hedef koyalım. İş adamları yaptıkları hayır işlerinin ve bağışların %50'sini eğitime ayırmaya önümüzdeki 50 yıl için daha devam etsinler.
Devlet temel eğitimi güçlendirirken, özel sektör meslek eğitimine üniversite sanayi işbirliğine ve Özel vakıf üniversitelerinin programlarının zenginleştirilmesine öncelik versin.
Sağlık sektöründe, genel sağlık sigortası uygulaması, hastanelerin rehabilitasyonu ve özel hastanelerin teşviki uzun vadeli bir perspektif içinde ele alınmalı.
Genel sağlık sigortasının, emeklilik ile ilgili sigorta (SSK) kesintilerinden ayrılarak yeni bir yasal çerçeveye oturtulmasının hem kamu maliyesi açısından, hem de özel sektör sigorta kurumlan açısından uygulamaya ve planlama- lara netlik kazandıracağına inanıyorum.
Kültürel hayatımızda en çok eksikliğini çektiğimiz kitap üretimi (Türkçe ve İngilizce), tarih zenginliğimizin dış dünyaya duyurulması, tiyatro, dans gibi sanatların geniş kitlelere sunumu, uzun vadeli teşvik programlarının tasarlanması ve ülkemizin kültür zenginliklerinin işlenmesi açısından gerekli olmaktadır.
e) Teknoloji üretiminin daha büyük boyutlarda teşviki, Türkiye'nin dış dünyada da rekabet ve pazarlık gücünü arttırması açısından her dönemde gündemde kalması gereken bir olgudur. Eğitilmiş ve eğitilmekte olan insanlarımızın ufkunu açacak çalışmaların devlet-iş alemi ekseninde sürekli işlenmesi, kamu ve özel sektör kurumlarında birlikte ele alınması, yıllık programlar ile takibi kaçınılmaz bir öncelik olmaktadır.
f) Siyaset dünyamızda iş adamının beklentileri toplumun beklentileriyle paralel hale gelmiştir. Bu konuda Cumhurbaşkanımızın ve siyasi parti liderlerimizin çoğunun katıldığı ve önerdiği yenilikler, Türkiye'nin ekonomik hamlelerini bir kat daha etkin hale getire-bilecek köklü değişiklikleri kapsamaktadır. Öncelikle parçalanmış görünümü ile dış dünyaya ve toplumumuza sürekli "siyasi istikrarsızlık" tablosu sunan partilerin oy oranları, "konsensus" yaratamayan ve çok kısa dönemli koalisyon veya azınlık hükümetleri, devletin hala büyük etkinliği olan ekonomik hayatımızı yakından etkilemektedir.
Seçim ittifakına olanak sağlanması, seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi, Bakanlar Kumlunun 20-25 kişi ile sınırlandırılması, Bakanların milletvekilliğinin sona ermesi, milletvekillerinin dokunulmazlığının sınırlandırılması, yönetimde devamlılık ve etkinliğin sağlanması ve Cumhurbaşkanının hükümet krizleri uzadığında parlamentoyu feshetme yetkisinin olması gibi bir dizi yeni düzenlemelerin yapılması Türkiye'nin önünü açacaktır. Oy verenlerin seçilenleri daha yakından denetleme-si için dar bölge ve iki turlu bir seçim sistemine geçilmesi demokratik bir atılım olarak değerlendirilmelidir.
İş adamından Beklenenler İş adamının devletle olan ilişkisine 21. asırda yeni boyutlar geliyor. Yukarıda sıraladığımız ekonomik, sosyal ve siyasal reformların çoğu artık Parlamentonun çalışmasına ve süratle yeni yasalar çıkarmasına bağlanmış bulunuyor. Bu nedenle iş adamının konulara şahsi-etkileme kabiliyetlerinin yanı sıra, kurumsal kişilik ve sivil toplum örgütleri platformunda eğilmesi gerekiyor. Zaten toplumda çok sesliliğin gereği de bu değil mi?
Birinci etkileme platformu parlamento ve milletvekillerimiz; iş adamı örgütlerinin hükümet üyelerine ziyaretleri yanı sıra, parlamento komisyonları ile yakın diyalog kurması kaçınılmaz oluyor.
İş adamı kendi sektörü ve işinin gerektirdiği haklı lobi faaliyetlerine devam ederken, ülke yararına ön plana çıkan yasal düzenlemelerin takipçisi olmak zorunda. İş adamının toplumun sorunları İle kaynaştığı bir ortama giriyoruz. Toplumun geniş kitleleri, iş adamından kendi sorunlarını da dile getirmesini istiyor.
İş adamının, devlet ile olan diyaloğunda, kendisine bir çeki düzen vermesi gerekiyor, ilişkilerini, desteğini ve eleştirilerini daha şeffaf bir ortamda yürütmesi, hem kamuoyunun desteğini, hem de iş adamının etkinliğini arttıracaktır.
iş adamı kendi çevresinin ve çalışanlarının doğal lideridir. Ama bu liderliğin hakkını vermek üzere kendisini bilgilendirmek ve davranışlarını düzenlemek durumundadır.
İş adamı Türkiye'nin rekabet gücünü arttırmak ile kendi rekabet gücünün artması arasındaki paralelliği bulmak, lobisini ve etkisini bu istikamette kullanmak sorumluluğunu taşımaktadır. Globalleşen dünyada şirket birleşmelerinin artması bu olgunun en büyük işaretidir. Şirketlerin birleşmesi ve daha büyük kurumları olarak dünya rekabetine soyunması için Türkiye'nin stratejik lokomotif sektörlerde iş alemi içerisinden güç birliği yaratması gerekmektedir.
Son olarak, insana yapılan yatırımın en verimli yatırım olduğunu düşünüyorum. Ve iş adamlarımızın kuruluşların geleceği için faaliyetlerinin odağında, insan kaynaklarına ve onların hızlı eğitim ve gelişmesine öncelik vermelerini öneriyorum. Türkiye'nin % 60'ını teşkil eden genç nüfusu, uluslararası standartlara ve evrensel değerlere ulaşmak için bu dikkat ve özeni bizden bekliyor.
Dr. Erkut Yücaoğlu

Etiketler:
Bilimler
İktisat
İş Adamı ve Devlet
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|