Oca
27
2008
|
Kamu Borçlanma Gereği ve Bütçe Açıkları |
|
|
|
Biltekin Özdemir
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 448 kez
1. Sosyal adaletçi bir muhteva ile piyasa ekonomisi ve serbest rekabet kuralları altında ülkemiz kalkınmasını ve açık dış ekonomik ilişkilerle dünya devletleri içinde hak ettiğimiz saygın konumun sağlanmasını, politikalarının esası olarak kabul eden tüm Hükümetler geçen 15 yıllık dönemde sosyalist ekonomi, karma ekonomi gibi belirsiz tercihleri bir yana bırakmışlar, bu yüzden de hem güdülecek amaçlar, hem de uygulanacak araçlar ve alınacak tedbirler konusunda geniş ölçüde bir müşterek anlayış (konsensus) etrafında toplanabilmişlerdir.
( www.genbilim.com )
Özellikle 53, 55 ve 57nci Hükümet Programlarını incelediğimizde hem program içeriğinde geniş paralelliklerin bulunduğunu, hem de siyasi partilerin mutabık kaldıkları ortak noktaların giderek genişlediğini görüyoruz.
2. Açık toplum, rekabete dayalı ekonomisi, uluslararası tahkimi de kapsayan özelleştirme anlayışı, kambiyo rejiminin ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, para, banka, sermaye, turizm ve vergi alanlarında dış dünya ile ilişkileri kolaylaştıran köklü düzenlemeler, faizler, döviz kurları ve diğer fiyatların oluşmasında idari kararlar yerine büyük ölçüde piyasa güçlerinin ikame edilmesi, dışa açık büyüme stratejisinin benimsenmesi ve böylece yabancı yatırımların ülkemize ilgisinin sağlanması, ihracat alanında yaratılan başarılı teşebbüs gücünün yanında, ihracatımızın yapısında da tarımdan sanayiye, tüketim maddelerinden yatırım mallarına dönüşüm sağlanması başlıca oluşumlar olarak zikredilebilir. Aslında globalleşme ve küreselleşme olarak ifade edilen gelişme ve dönüşüm de esas itibariyle bu oluşumları ifade etmektedir.
3. Ülkemizde haberleşme, ulaşım, enerji ve sulama alanları ile toplu konut, savunma sanayi ve küçük ve orta ölçekli işletmeler alanlarında yapılan köklü fiziki altyapı atılımları ile eğitim, spor ve sağlık hizmetleri için girişilen yeni sosyal altyapı girişimlerini de radikal değişimin gözden ırak tutulamayacak unsurları olarak işaret etmemiz gerekmektedir.
4. Bütün bunların yanında birinci adımı atılmış olan yerel idareler reformunu tamamlayacak ikinci ve asıl ana adımın da, teşkilat, kadro ve personel reformları ile tamamlanarak yürürlüğe konulması demokratikleşme ve etkin kaynak kullanımı yönünden ayrı bir önem taşımaktadır.
5. Nihayet, bu genel kısa ekonomik tahlilin bir tamamlayıcı unsuru olarak da insanımızın geleceğini güvenilir bir esasa bağlayacak sosyal güvenlik sistemine değinmemiz gerekmektedir. Bu konuda 1980'li yıllarda yapılmış olan düzenlemelerin, 1990'lı yılların başında kaldırılarak, aradan geçen on yıl sonunda, ülkemiz başına en büyük sosyal ve ekonomik derdin açılmış olmasını hiçbir surette izah etmek mümkün olmadığı gibi, şimdi 2000'li yıllara girerken, çözümü geciktirmek de kesinlikle doğru bir yaklaşım olamaz
6. İşte bütün bu geniş alanda devleti idare edenlerin herşeyin önünde tutmaları gereken husus "bu değirmenin suyunun nereden geleceği" dir. Başka bir ifade ile "taşıma suyla değirmenin ilanihaye dönemeyeceği" ve kalıcı olmayan çözümlerin bir gün çaresizlik olarak karşımıza çıkacağı gerçeğinin ihmal edilmemesi gereğidir. Tam bu noktada "popülist" yaklaşımlarla "akılcı ve sorumlu yaklaşımlar" arasında doğru tercihte bulunulması zorunluluğu ile karşı karşıya gelinir ve diğer alanlar gibi ekonomi için de "siyasi istikrar" herşeyin önünde, çözümlerin temel öğesi ve önkoşulu olarak karşımıza çıkar.
7. Uyumlu bir koalisyon hükümetinin, onu destekleyen neredeyse Anayasa değişikliği bile yapabilecek büyük bir meclis çoğunluğunun varlığını ve seçimlerin kısa süre önce yapılmış olduğunu göz önünde bulundurursak, bugün Ülkemizde "siyasi istikrar" unsurunun yeterince mevcut olduğunu kabul etmemiz gerekir. Öyleyse iş maharetli yasal ve icrai düzenlemelere kalmış demektir.
8. Bu noktaya gelindiğinde, gayretlerini gelişmiş, uygar, hür ve demokratik dünya devletleri ıçindeki yerini edinmeye ve korumaya ve 21. YÜzyıla onlarla arasındaki siyasal, sosyal ve ekonomik mesafeyi gidermiş olarak gidermeye azmetmiş olan ülkemizin, bu mücadelesinde, bu hamlesinde önünde elbette hala da birçok sorun ve güçlük vardır. Esasen yönetimlere çalışma şevki, millete hizmet aşkı ve geleceğe ümit dolu bakışlar kazandıran temel etken de bu sorunları ve güçlükleri aşabilme inanç ve vizyonuna sahip olabilmektir. Politikalarda ve uygulamalarda kısa vadeli siyasi çıkarlar (popülizm) yerine, orta ve uzun vadede ekonomimiz için gerekli sağlam ve kalıcı önlemleri içeren tercihlerin benimsenmesi esas alınmalıdır.
9. Bu çerçevede amaç sürdürülebilir yeterli ekonomik büyüme ile enflasyonun tek hanelere çekilerek gelir dağılımını da iyileştirip refahın halka yaygınlaştırılmasını sağlamaktır. Büyüme ve enflasyonun makul düzeylere indirilmesi birbiri ile çelişen değil, rasyonel politikalarla bir arada gerçekleştirilebilecek hedefler olarak ele alınmalıdır. Bu iki hedefin gerçekleştirilebilmesinde, kamu sektörüne düşen sorumluluğun en başında kamu finansman açığının kamu yatırımları seviyesinin altına çekilmesi gelir. Başka bir ifade ile, en büyük kısmını konsolide bütçe açıklarının oluşturduğu Kamu Borçlanma Gereğinin (KKBG), GSMH'nın % 5'inden daha az bir düzeye çekilmesi Zorunludur.
10. Sosyal güvenlik yükleri başta olmak üzere, KİTlerin kamu kurumlarına sermaye katkılarının, tarıma ve diğer alanlara yapılan sübvansiyonların kamu finansmanı üzerindeki baskılarını yeni politikalarla düzenleme zarureti açıkça görülmektedir. Enflasyondaki bir türlü sağlanamayan iyileşmenin engeli de, gelir dağılımındaki alt gelir grupları ile üst gelir grupları arasında 11 katı tutarındaki gelir dağılımı yelpazesindeki bozukluğun da, yeterli altyapı yatırımlarında bulunamamanın ve nihayet 103 milyar dolar dış borcun ve 40 milyar dolar iç borcun da temel sebebi kamu borçlanma gereğinin yıllarca yüksek seviyelerde seyretmesidir.
11. Ülkemizde toplam kamu yatırımlarının gayrisafi milli hasılaya oranı % 6'lar seviyesinde olduğuna göre, evvelce de belirtildiği üzere kamu borçlanma gereğinin bu düzeyin mutlaka altına çekilmesi hedef alınmalıdır.
Diğer taraftan, kamu harcamaları ne kadar küçültülürse, kamu dengesi de o ölçüde sağlıklı kurulur. Bunun da en etkili yolu kamunun ekonomideki payının azaltılmasıdır. Öncelikle iktisadi nitelikli kamu faaliyetlerinin hiç gecikilmeden özelleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece hem kamu borçlanma gereği azaltılabilecek, hem de kaynakların daha verimli kullanımı suretiyle üretime olumlu katkılarda bulunabilecektir. Kamu iktisadi Teşebbüslerinin özelleştirilmesi yanında, devletin mümkün olduğu ölçüde asli fonksiyonlarına çekilerek küçültülmesi hem daha etkili bir kamu yönetimi imkanı yaratacak, hem daha verimli harcama politikaları uygulanabilecek, hem de sosyal amaçlı devlet katkı ve müdahalelerinde haklılık ve isabet payı daha yüksek. olacaktır.
12. Sosyal yükümlülüklerin devlete düşen payı saklı olmak üzere, hizmetlerden hizmetin bedelini ödeyenlerin yararlanmasını sağlayacak düzenlemeleri ihmal etmememiz ve bunun aksine uygulamaları kısa vadeli siyasi çıkar gözetmeksizin engellememiz gerekmektedir.
13. Kamu dengesinin sağlıklı oluşumunda kamu harcamaları kadar, hatta ondan da önemlisi izlenen gelir politikalarıdır. Adil, etkili, yaygın ve yeterli kaynak sağlayan bir vergi politikasının ekonominin büyümesinde, gelir dağılımının iyileşmesinde ve en önemlisi de spekülatif talep baskısının azaltılarak enflasyonun önlenmesinde büyük önemi vardır. Kayıt dışı ekonomiden hiçbir nedenle medet umulmamalıdır.
14. Özetlemek gerekirse:
- Kısa vadeli siyasal çıkarları bırakıp, orta ve Uzun bir istikrar programını içtenlikle uygulamak üzere yola çıkmadıkça,
-Kamu açıklarını, kamu yatırımlarının altında kalacak düzeylere çekmedikçe, bu amaçla gelir ve harcama politikalarında, KİT ve özelleştirme politikalarında göstermelik değil, köklü ve kalıcı düzenlemelere ve bu düzenlemelerin titizlikle uygulanmasına gidilerek, yeni kaynaklar yaratıp, gereksiz harcamaları kısmadıkça,
- Devletin özellikle ekonomik alanlarda payını ve ağırlığını azaltmadıkça
- Sosyal güvenlik sistemini kendi içinde gelir-gider dengesini kuracak bir yapıya ne pahasına olursa olsun kavuşturmadıkça,
-Bu çerçevede ve birbirleri ile tutarlı bir biçimde belirlenecek bütçe, vergi, KİT, para, banka, kur, borçlanma ve teşvik politikalarının aynı tutarlılık ve titizlik içinde uygulamaya geçirilmesi sağlanmadıkça,
Enflasyonu önleyemeyiz, bozuk gelir dağılımını düzeltemeyiz, istikrar içinde büyümeyi ve kalkınmayı sağlayamayız. Onun yerine hayalleri süsleyen yeni, çekici, mega vaatlerle gündemi değiştirip kaybolan prestijimizi kazanmanın boşuna yollarını bulmaya çalışır, kendi kendimizi avuturuz.
Biltekin Özdemir – Maliye ve Gümrük Eski Müsteşarı

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Kamu Borçlanma Gereği ve Bütçe Açıkları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|