Oca
27
2008
|
Faizsiz Finans Kuruluşları |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 1040 kez
Türkiye' de kurumsal düzeydeki faizsiz finansman tecrübesi onbeş yıllık bir uygulama dönemini tamamlamak üzere Türkiye gibi kendine özgü (tarihin özgünlüğünden gelen) sosyal, siyasal ve ekonomik şartlara sahip bir ülkede yine özgün ('faizsizlik' gibi modern ekonomik aktörlerce özgün hatta garip karşılanan bir ilkeye dayalı) bir finansman modelinin, Özel Finans Kurumları (ÖFK) olarak adlandırılan faizsiz fınansman kuruluşlarının on beş yıllık uygulama tecrübesi, sadece finansman veya ekonomi ile ve sadece teknik ve uygulamaya dönük meselelerle sınırlandırılamayacak ölçüde zenginliğe sahip bir tecrübedir.
( www.genbilim.com )
Burada, konu ile ilgili monografilerde neredeyse aynı şablon içinde rastlayabileceğimiz faizsiz finansman modelinin modern zamanlardaki tarihçesi ve uygulama detayları üzerinde duracak değiliz. Ahmet EI-Neccar'ın Mısır'daki faizsiz banka tecrübesinden Pakistan'da bir faizsiz ekonomi oluşturma niyet ve çabalarına, petrol fiyatlarındaki artışın eseri olan petrodolarların meşruiyet arayışından Türkiye' de 80'li yıllardaki Özal tecrübesine ve bu tecrübenin ürünÜ olarak ekonomide yeniden yapılanma arayışına uzanan hayli renkli ve ilginç tarihi, konuyla ilgilenenler yakından bilirler. Faiz yerine (kar ortaklığı'nı ikame etmesi, mudaraba ve müşareke (modern uygulamada ağırlıklı olarak murababa) yöntemlerine dayanması, ekonomiye doğrudan kaynak sağlaması vs. gibi uygulama özelliklerini tartışmayı da bu yazıda bir tarafa bırakacağız. Üzerinde durmak istediğimiz konu, faizsiz finansman modelinin verili şartlardaki yapılanma tarzının modern toplum bağlamında nereye oturduğunu tartışarak bu modelin toplumsal algılanma tarzı ile hayatın bütününe yönelik genel zihniyet tarzı arasındaki paralelliği vurgulamaktır.
Etkilenme kaynağı ve etki alanı sınırlı (dikey ve yatay anlamda sınırlılığa sahip) kurumsal yapılardan farklı olarak faizsiz finansman kuruluşları, hem. beslenme kaynakları hem de etkileme ve şekillendirme imkan ve alanları itibariyle toplumun temsil edici ve belirleyici bir kesimini ilgilendiren ve etkileyen bir genişliğe ve kapsayıcılığa sahiptirler. Bu 293 kapsayıcılığın bir (taraf tutma' psikolojisiyle ilgisi de zayıftır. Daha doğrusu, bu kuruluşların dayandığı felsefenin karşısında olanlar da onu paylaşanlar da aynı kapsayıcılığın içinde yer almaktadırlar. Bu ilgi alanı, bu kurumların varlığı ve işleyiş tarzı hakkında bilinen somut verilerin tartışılmasına dayalı objektif/olgusal bir temele dayanmamakta, tersine bu kuruluşların varlık sebebi olduğuna inanılan etik/Ahlaki tercihin kendisine ilişkin itirazdan beslenmektedir. Bu tavrın kendi içinde barındırdığı yaman çelişkiyi ise öyle bir ideolojik körlük perdelemekte ki, onu ancak bu körlükten kurtulma niyeti taşıyanlar aşabilmekteler. Salt ekonomik bir kurumun inanç ve değer yargısı çerçevesine oturtulmasına (faiz yasağına dayalı bir finansal model oluşturulmasına) itiraz gibi görünüşte daha teknik bir argümanın arkasında hiçbir teknikalite ve olgusallık dinlemeyen katı bir zihinsel ön-yargının mevcudiyeti, bu çelişkinin en kaba örneğidir.
O halde hem taraf olanların hem de karşı çıkanların algılaması göstermektedir ki konuyu salt bir finansman ve ekonomi meselesi olarak tartışmak, daha geniş bir ufuk zenginliğinin sunabileceği tartışma imkanlarını daraltmak anlamına gelecektir. Konumuz, karşı çıkanların bir iç çelişki ve tutarsızlıkla malul argümanlarını tartışmak olmadığı için bu kurumların ve dayandıkları etik temelin sunduğu imkana bel bağlayanlara yönelik bir değerlendirme yapacağız. Bu imkan, insanların para, servet, mal alanındaki etik/manevi endişelerine olumlu anlamda cevap verme, onları bu endişelerden kurtaracak araçlar sunma imkanıdır. Bu, sadece bir manevi rahatlama sağlamakla yetinmeyip aynı zamanda maddi bir getiri de (kazanç) sunabilme imkanıdır. Başka bir deyişle, finansal getiri ile meşruiyet unsurlarını(kimilerine göre modern toplum şartlarında bir arada bulunması imkansız olan bu iki unsur) mezcedebilmesi, yani kısacası, meşru bir getiri imkanı sunabilmesidir. Bu anlamda Türkiye' deki ve öteki coğrafyalardaki faizsiz finans uygulaması, aynı zamanda bir hukuki fıkhi yorumun, meşruiyet ile getiri unsurlarının modern şartlarda da bağdaştırılabileceği yorumunun somut örnekleridir. 'İslam bankası' ya da 'İslam bankacılığı' kavramları, bu sentezci yorumun daha geniş çağrışımları da içinde barındıran güçlü bir yükleme sahip sembolleri olarak görülebilir. 'Banka' gibi modern kapitalizmin en güçlü ve zengin sembol kavramını/kurumunu 'İslam' gibi bir etik sistemin adı ile bir araya getirmek, bu yorumun bence en çok tartışılması gereken tarafıdır.
Etik düzeydeki bu yoruma ayrıca teknik düzeyde ikinci bir yorumun da eşlik ettiğini söyleyebiliriz. O da, meşruiyet ihtiyacına modern bir cevap olarak faizsiz finansman modelinin kurum ve araçlar düzeyinde geleneksel kalıplara kendini sığdırma (hapsetme) mecburiyetinde hissetmesidir. Ya da, en çok, bu geleneksel kurum ve araçları yerel şartların gerektirdiği bazı ufak değişikliklere tabi tutmakla yetinmesidir. Bu tavrın somut ifadesi, faizsiz finansman tercihinin anahtar kavramları olan muşareke ve mudaraba modellerinin veya bunların da temelinde yer alan "faiz'e karşı ticaret" anlayışının modern şartların gerektirdiği kurumsal ve araçsal zenginliğe kavuşturulamamasıdır. Bir tarihsel yorum tercihinin, daha temelde "kesin hükümlerin (nass) yorumlanması anlayışındaki ayrı duruşların ürünü olan bu somut uygulama tarzları, farklı yorumların geçerli olduğu farklı coğrafyalarda değişik biçimler de alabilmektedir. Örneğin, Ortadoğu'daki faizsiz finansman araç ve yöntemleri ile Uzakdoğu'daki (Malezya ve Endonezya) araç ve yöntemler arasında görülen farklılık (Uzakdoğu uygulamasının modem finansman tekniklerine daha olumlu bir yaklaşım sergilemesi), bu yorum ve anlayış farklılığının somut bir yansımasıdır.
Bu ise, meşru bir finansal getiri sentezini oluşturmada gösterilen yenilikçi yorum cesaretinin pratik/kurumsal düzlemde alabildiğine muhafazakar, gelenekçi bir tutuma dönüşmesi olarak görülebilir. Böyle bir tavrın, hayatın geneline (genel dünya görüşüne) ilişkin bir temel tercihin maddi! ekonomik alandaki yansıması olarak yorumlanması da mümkündür. İslam coğrafyalarında müslümanların zihinsel ve ahlaki planda modern toplum şartlarına son derece açık ve uyumlu bir tavır içinde olmalarına ve böyle bir tavrın meşruiyetine sarsılmaz bir inanç beslemelerine rağmen şekil ve göründide tam tersine oldukça muhafazakar ve gelenekçi olabilmeleri, ekonomik alanda da kendini yeniden Üreten bir temel tavır alıştır. Şeklin ve görüntünün öne çıkarılmasında bile adeta modernitenin görünüşü önceleyen tercihine tam bir uygunluk söz konusu olabilmektedir.
Nitekim, finansal kurum ve araç olgusu, yani bir toplumda tasarruf sahipleriyle (fon arzeden kesim) fon ihtiyacı içindeki kesim (fon kullanıcıları) arasında aracılık fonksiyonu anlamındaki finansman olgusu modern şartların bir ürünüdür. Fon arz edenler ile fon talep edenlerin birbirinden ayrılması ve fon arzı ve fon talebi kavramlarının bizatihi kendileri, modern olgular ve kavramlardır. Fon fazlasına sahip kesimlerin bu varlıklarının bir mübadele konusu haline gelmesi anlamında bir modernliktir bu. Ve aynı zamanda, fon talep eden ayrı bir iktisadi kategorinin varlığı anlamında bir modernliktir. Bu ayrılma/kopma, bir yerde, klasik iktisadın tanımladığı üretim faktörleri (sermaye, teşebbüs, emek ve toprak) anlamında bir ayrışmada 'sermaye've 'teşebbüs'faktorlerini temsil eden bir oluşumdur. İşte böyle iki iktisadi kategori arasında kurumsal anlamda bir aracılık ve organizasyon fonksiyonu yüklenmiş bulunan finansman olgusu, modern bir olgu olarak tavsif edilmeyi hak etmektedir.
İşte bu anlamda kurumsal bir aracılık fonksiyonu ile faizin yasak olduğu etik ilkesinin bağdaştırılması ve bunun meşruiyeti sağlanmış bir fiyat mekanizmasına (fon mübadele fiyatı) bağlanmış olması, gerçekten klasik fıkhın modem şartların meydan okumasına bir cevabı olarak görülebilir. Ama bu cevabın, işleyiş yöntem ve araçları düzeyinde de aynı cesaretle bulunabildiğini söylemek güçtür. "Faizin haram, ticaretin helal olduğu" ilkesinde hayat bulan faizli işlem-ticaret karşıtlığı, faizsiz finansmanın araç ve yöntem imkanlarını belirleyen temel faktör olmuştur. Mantık şudur: Eğer faizden kaçınacaksak işlemlerimiz mutlaka ticaret (ticari ortaklık veya ticari faaliyet) usullerinden biriyle yapılmalıdır. Ticari ortaklığın ise çok ünlü ve yaygın tarihsel modelleri vardır. Bunlar, mudaraba ve müşareke modelleridir. Geç dönemlerde bunlara bir de murabaha modeli eklenmiştir.
Oysa bu modellerin tarihsel pratikte para sahibi ile iş sahibi arasındaki doğrudan ilişkiyi düzenleyen modeller olduğu, bu anlamda fon arz ve talep piyasalarının dolaylı ilişkisini temsil eden finansal aracılık fonksiyonu ile tam örtüşmediği gerçeği dikkate alındığında modern finansal. fonksiyonun bu geleneksel ortaklaşacılık yöntemleriyle donatılmasının modernlik ile muhafazakarlığın zor bir kombinasyonuna bizi götürdüğü kanısına varılabilir. Bu noktada yapılmayan ve bugüne kadar yapılmamış bulunan şey, ya modem finansal aracılık fonksiyonuna uygun (teknik anlamda uygunluğu sağlanmış) araç ve yöntemlerin bulunması yahut da geçmişteki fon .sahipleriyle fon kullanıcıları arasındaki doğrudan ilişkiyi yeni şartlarda düzenleyen farklı bir kurumsal yapılanma oluşturulmasıydı.
Şimdi, konunun başka bir veçhesine geçebiliriz. Bugün faizsiz finans kuruluşları toplumun iki farklı (ve hatta "28 Şubat'ın söylemiyle iki 'çatışan"') kesiminde de paradoksal bir biçimde aynı suçlamaya maruz ka1maktadırlar. Bu, neredeyse aynı gerekçeler ve aynı mantık yürütmeye dayanan bir 'faiz-kar' aynılığı (teknik bir yargılama) ve bir samimiyetsizlik ithamı (moral bir yargı) biçiminde tecelli etmektedir. Şöyle denmektedir: Aslında faizsiz finans kurumları ile bankalar arasında bir fark yoktur. Birinin 'faiz' dediğine diğeri 'kar' demektedir. Bunların ikisi de aynı şeyi yapıyor. Ve 'kar' verdiğini söyleyenler insanları aldatıyor.
Bu suçlamayı hemen hemen aynı ifade ve aynı gerekçelerle yöneltenler ise, bir taraftan etik mahiyette bir iktisadi hükmü kabul etmeyen ve saçma/demode gören kesim; diğer tarafta İslam'ın faiz yasağına aşırı derecede hassasiyet gösterip böyle bir zamanda böyle bir yasaktan kaçınıl(a)mayacağına inanan 'ihlas'lı kesimdir. Sonuçta her iki kesim de bu zamanda faiz yasağına dayanan bir finansman modelinin olamayacağına inanmaktadır. Birisi, fiziki bir imkansızlıktan, diğeri ise teorik bir imkansızlıktan söz etmekte, ama aynı sonuca varmaktadırlar.
Birinci kesim, yaygın ve toplumsal açıdan dikkate şayan bir duruşu temsil etmeyip politikada da izdüşümünü en garip biçimiyle gördüğümüz bir dar ideolojik saplantı/şartlanmışlık halini temsil ettiğinden bu yazının konusu dışındadır. Öteki kesim ise, yine aynı ölçüde sert/katı bir peşin hükmün etrafında ördüğü bir söylemi dillendiriyor. Aslında bu tavrın/zihniyetin biraz önce değindiğimiz gibi meşruiyet ile getiri unsurlarının modern şartlarda bağdaşamaz olduğuna inanan kesim gibi, aslında finansal aracılığın kendisine ve kurumsal örgütlenişine bir ahlaki/manevi itirazı temsil etmesi gerekir. Böyle bir hareket noktasına sahip olmaları halinde bunun faizsiz finans kuruluşlarına yönelik yargıları ile tutarlı bir tavır olduğu söylenebilir. Gerçekten o zaman 'meşru getiri' kavramının kendisi veya modem şartlardaki varlık imkanı tartışma konusu olacak ve meseleye daha temelden ve ahlaki düzlemde bir cevap aramak gerekecektir.
Böyle temelden bir itiraz anlam ve değeri taşımayan eleştirilerin ve yargılamaların faizsiz finansman sisteminin Türkiye'deki on beş yıllık tecrübesinden sistemin kendisine yönelik yararlı dersler çıkarabilmesi mümkün görünmemektedir.
Ancak, yapıcı bir bakış açısının ortaya koyacağı eleştiriler, sistemin uygulamada karşılaştığı zaafları ve problemleri teknik düzeyde tartışmanın dışına çıkıp yukarıda sözünü ettiğimiz 'modern anlayış-muhafazakar işleyiş' kombinasyonunu sorgulamayı ve insan-para/ servet ilişkisindeki kırılma noktalarını teşhis edip bunun sisteme yüklediği ilave moral zaafları açığa çıkarmayı hedeflemelidir. Başka bir deyişle, tartışma nesnesini faizsiz finans kurumlarının doğrudan tarafları ile sınırlı tutmayıp daha geniş bir alana, toplumun tümünü, bireyi, ahlak ve değer yargıları demetini de kapsayan geniş ve zengin bir inceleme ve tartışma platformuna taşımak gerekir. Bu alan, insanın birey olarak ahlaki zaaflara düçar olma tehlikesine en çok maruz kaldığı alan olması hasebiyle toplumun ve üyelerinin ruhsal anlamdaki direnç ve zayıflıklarının en etkin biçimde test edildiği alandır. Bu kapsayıcılık, konunun sadece teknik veya fıkhi boyutlarında takılmayı önleyerek onu daha geniş sosyal, psikolojik, kültürel ve ahlaki zenginliği içinde ele almayı sağlayacaktır.
Ahmet Ertürk

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Faizsiz Finans Kuruluşları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|