Oca
27
2008
|
Para ve Finansman Politikaları |
|
|
|
İbrahim Kanyılmaz
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 1293 kez
Para ve finansman politikalarının hedeflenen amaçlara ne nispette katkıda bulunduğu hususu iktisatta önem arz eder ve her zaman araştırılması gerekir.
Para politikası talebin idare edilmesi ve iktisat politikasınca tespit edilen hedefe tevcih edilmesi politikasıdır. Para politikasının hedefi fiyat istikrarını muhafaza etmek kaydıyla üretim seviyesinin en az işsizliğe meydan verecek veya tam istihdamı sağlayacak tarzda devamını temin etmekten ibarettir.
( www.genbilim.com )
Bu hedefe varmak için de para politikası araçları diğer iktisat ve maliye politikası araçları ile ahenk içinde sevk ve idare edilir. Para politikası araçlarında zaman içinde meydana gelen değişikliklerin hedefe ulaşmak açısından yeterli olup olmadığı tahlil edilebileceği gibi bizatihi hedefler elde edilen ekonomik göstergelerle mukayese edilerek de tahlil edilebilir. ilk tarz tahlil daha çok kantitatif bir mahiyete sahiptir ve teknik yanı ağır basar. İkinci tarz tahlil ise burada takip edilecek amaca daha çok uygunluk arz eder. Ayrıca para politikası araçlarının sevk ve idaresindeki başarısızlıkların ekonomide ortaya çıkaracağı arzu edilmeyen doğrudan ve dolaylı tesirlerin de müteakip safhada uygulanacak para politikası işleyişini ağırlaştıracağı ve etkinliğini azaltacağı hususu gözden ırak tutulmamalıdır.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkemizin iktisadi yapısında büyük değişiklikler meydana geldi. Bu değişiklikler para piyasalarının yapılarını değiştirdi. Mali aracıların sayı ve mahiyetindeki değişikler de piyasaya genişlik ve derinlik kazandırdı. Cumhuriyetin ilk yıllarına nazaran paralı ekonomiye entegrasyonda kat edilen mesafe, iktisadi bilgilenme ve bilgi maliyetlerinin düşmesi, tüketici ve üreticilerin zamanla daha rasyonel davranma alışkanlıkları kazanması bir taraftan para politikası uygulamasını kolaylaştırırken diğer taraftan da uygulanan para politikalarına tavır almanın yaygınlaşması para politikasında netice elde etmeyi güçleştirdi.
İktisadi büyüme olayı tabii olarak artan bir şekilde borçlanma olayını ortaya çıkardı. Klasik borçlanma yöntemleri ekonominin finansman ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığından yeniden bir şekillenme gerekiyordu ve sermaye piyasaları kuruldu.
Para hareketleri ile sermaye hareketlerinin ahenkli sevk ve idaresi etkinlik açısından bir zarurettir. Her iki hareketin unsurları ve işleyiş tarzları birbirinden farklı olduğundan ekonomi üzerine tesirleri de farklı olacaktır.
Ekonominin finansman kapasitesi ile finansman ihtiyacının her an bilinmesi mali akımlar tablolarına ihtiyaç hissettirir. Bu tablolar kısa ve orta vadeli planlamalarda büyük kolaylıklar ve faydalar sağlamaktadır. Para ve finansman politikası ile görevli kuruluşlarımızda yol gösterici bu tekniğin yeterince ve etkin bir şekilde kullanılmadığını düşünüyoruz. Ayrıca ülkemizde tüketici ve üretici olarak iktisadI ünitelerin para ve finansman ile ilgili davranışlarına dair geniş ve sıhhatli araştırmalar yapılmış değildir. Para arzındaki ve finansman akımlarındaki bir değişikliğin ne gibi değişikliklere sebep olacağının bilinebilmesi için bu tür araştırmalara büyük ihtiyaç vardır.
1. Para Politikası
İktisadı büyümeyi ve fiyat istikrarını kendine hedef seçen para politikası hedefe ulaşmada acaba ne derece başarılı olmuştur? Çok gerilere gitmeğe gerek yok. Son dört yıllık toptan eşya fiyatı endeksi %54 ile %91 arasında dalgalanmış ve fiyat artışlarının basit ortalaması da % 74' e yaklaşmıştır.
Fiyat artışlarının böyle yüksek seviyelerde seyrettiği bir ülkede hiç şüphesiz ki para politikasının ilk hedefi fiyat istikrarını temin etmektir. Bunun temini de para politikası araçlarına müracaat etmekten geçer. Artık sokaktaki insanımızın da bildiği gibi, adı ister emisyon olsun isterse akademisyenlerin tarif ettikleri herhangi bir para arzı tarifi olsun para politikası aracındaki yıllık değişikliklerin ortalaması da ortalama fiyat artışlarından yüksek olmuştur. Emisyon 1995 - 1998 yılları arasında %60 ile %100 arasında dalgalanmış yıllık ortalama artış haddi de %80 olmuştur. Rezerv para aynı dönemde yıllık ortalama %83 civarında artmıştır. Buna mukabil M2Y olarak tarif edilen para arzı % 80 ile % 134 arasında dalgalanma arz etmiş yıllık ortalama artış haddi %109 olmuştur.
Para arzı artış hadlerinin, ister yıllık isterse ortalama olsun, fiyat artış hadlerini ekonominin büyüme hızından daha fazla aşması genişletici veya ucuz para politikası uygulandığını işaret eder. Böyle bir politikanın fiyat istikrarını sağlama hedefi ile telifi mümkün değildir. Para politikası vasıtası ile iktisadı büyüme fiyat istikrarına tercih edilmiştir. Böyle bir tercih iktisadı olmaktan çok siyası bir mahiyet arz etmektedir. Son çeyrek asrın ortalama iktisadı büyüme hızı % 4. 3 olmuştur. Talep ve arz cephesi yapısal problemlerle bloke edilmiş bir ekonominin, bu düşük büyüme hızı için, yapısal problemlerini daha içinden çıkılmaz bir hale sokmanın iktisadı tercih olmayacağı açıktır. Bu ekonomi daha ehven fiyat artışları altında daha yüksek büyüme hızları ile geçmişte tanışmıştır. Enflasyonist birçok baskının kaynağı ekonominin yapısından doğmaktadır. Ekonomimizin ihtiyaç duyduğu yapısal değişiklikler muhakkak fiyat istikrarı şartını zaruri kılar.
Kanuni karşılık nispetleri kaydı para arzını, dolayısıyla para arzını azaltarak fiyat istikrarını sağlayacak tarzda yüksek tutulmamıştır. Ticari bankaların kredi yaratma imkanları azaltılmamıştır. Mevduat bankalarının ekonomiye açtığı krediler son dört yıl içinde %85 ile %150 arasında dalgalanma göstermiştir. Yıllık ortalama artış haddi % 120'dir.
Reeskont hadleri de düşük tutularak Merkez Bankası'nca ucuz para politikasına katkıda bulunulmuştur. 1994 yılından sonra % 5-7 aralığında düşürülen reeskont haddi kredi hacminde iki yıl artışa sebep olmuştur. Söz konusu hadler 1997'de % 67-80 aralığına yükseltilmiş ve reeskont kredilerinde bariz düşmeler görülmüştür.
Açık piyasa işlemleri olarak bono ve tahvil satmak şeklinde uygulanan para politikası aracı işleyiş olarak ekonominin likiditesini azaltacağı yerde bilakis artırmıştır. Bütçe açıklarını kapatmak ve kısa vadeli finansman ihtiyacını karşılamak için Hazine'ce gerçekleştirilen borçlanmaların miktarı veya iç borç stoku o kadar yüksek seviyelere ulaşmıştır ki bunların faiz ödemesi söz konusu dönem içinde konsolide bütçenin üçte birine ulaşmıştır. 1998 de faiz ödemeleri konsolide bütçenin %53'nü, iç borç faiz ödemeleri de % 36'sını teşkil eder hale gelmiştir. İç borç faiz ödemelerinin GSMH içindeki nispeti zaman içinde artarak % 10.6'ya ulaşmıştır.
Ekonominin likiditesini massetmek için Hazine'nin açtığı her ihaleden elde edilen kaynak, çok kısa bir gecikme ile, faiz ödemelerine tahsis edilmek suretiyle tekrar ekonomiye likit kaynak olarak geri dönmüştür. Açık piyasa işlemlerine tabi tahvil ve bono gibi araçların %90'nına yakını ticari bankaların portföylerinde yer almaktadır. Mevduat bankalarının portföylerinin %33'nü devlet tahvili; %52'sini de Hazine bonosu, toplam olarak da portföylerinin %85'ini kamu kesimi menkul kıymetleri teşkil etmektedir. Mevduat bankaları portföylerinde son dört yıl içinde sırası ile 0/063, % 134, %196 ve 1998'de %107'lik artışlar sağlamışlardır. Bu da ticari bankaların likiditesini ve kaydi para yaratma imkanlarını artırmaktadır. Likidite olarak bu geri besleme olayı devletin artan finansman ihtiyacı ile birleşerek her müteakip safhada ağırlaşarak devam etmiştir. Bu politika aracı bu işleyiş tarz ile fiyat istikrarını sağlayıcı araç olma vasfını kaybetmiştir. Ayrıca kamu kesimi sermaye piyasasına arz edilen menkul kıymetlerin %97'sini ihraç etmek suretiyle ekonominin finansmanında kaynak yaratmak ve kullanmak hususunda mutlak hakim unsur olmuştur.
Faiz hadleri fiyat istikrarını sağlamada diğer araçlar kadar müessir değildir. Tesirleri dolaylı yoldan ve daha uzun süre içinde ortaya çıkar. Başta fiyatlar ve diğer unsurların tesirleriyle son dört yıl içinde yıllık mevduat faiz haddi % 92 ile %96 arasında dalgalanmış, buna mukabil aynı dönemde azami kredi faiz hadleri kısa vadeliler % 215 ile %253 arasında orta vadeliler de % 188 ile % 230 arasında dalgalanma göstermiştir.
Enflasyonun yüksek olması mevduat ve kredi faiz hadlerinin de yükselmesine sebep olmuştur. Yüksek mevduat faiz hadlerinin tasarnıf1arı artırıcı tesiri bir seviyeden sonra yavaşladığından, dolaylı yoldan fıyat istikrarına katkısı ihmal edilebilir.
Enflasyonla mücadelede uygulanan para politikası yurt içi talebi azaltmakta yetersiz kalmıştır. Rusya'da ortaya çıkan krizin ekonomimiz üzerinde ortaya çıkardığı menfi tesirler diğer tesirlerle birleşerek son yılda talep Üzerinde azaltıcı tesirler meydana getirmiştir.
Yüksek faiz hadleri yabancı sermaye girişini diğer şartların tahakkuk etmemesinden dolayı artırmada yetersiz kalmıştır. Dış finansman imkanlarının daralması bir taraftan kamu borçlanma gereğinden doğan baskılar diğer taraftan para piyasaları üzerine baskı yaparak faizlerin düşmesini engellemiştir. Son dönemde reel faizlerdeki dalgalanmanın sebebi bu olmuştur.
Hazinenin kısa vadeli finansman ihtiyacının şiddeti kısa vadeli kredi faiz hadlerini 5 Nisan Kararları arifesinde çok yüksek seviyelere çıkmasına sebep olmuştur. Kredi faiz hadlerindeki yükseliş para piyasalarına kısa vadeli ihbarlı yeni teknik araçlar hediye etmiştir. Yüksek kredi faiz hadlerinin tahvil ve bono piyasasında hüküm sürmesi kısa vadeli plâsman kazançlarını artırmış ve kaynakların verimsiz sahalara yönelmesine sebep olmuştur.
2. Sermaye Piyasası
Ciddi düzenlemesi 1986'da yapılan sermaye piyasaları ekonomiye entegre olma ve derinlik kazanma için mücadele etmektedirler. Kısa zamanda gerçekleştirilebilecek bir hedef değildir. Menkul kıymetler borsası gelişen bir borsa durumundadır.
Hisse senetleri piyasasına kote olan şirketlerin sayısında 1986 yılından itibaren 1993 kadar devamlı bir artış meydana gelmiş, piyasa işleyişine ve mevzuata ayak uydurmakta zorlanan şirketler kote dışı bırakılmışlardır.
Sermaye piyasasının araç cinsinden işlem hacmine göre 1994-1997 yılları arasındaki yapısına bakılacak olursa; hisse senetleri $ cinsinden toplam işlem hacmi içinde yıllar itibari ile sırasıyla % 42, %27, %13 ve % 12 lik bir yer tutmuştur. Tahvil ve bononun işlem hacmi içindeki yeri %8 ile %11 arasında dalgalanmıştır. Buna mukabil, yeni bir finansman tekniği olarak takdim edilen repo ve ters repo işlemlerinin toplam işlem hacmi içindeki payı % 49'dan %80'e ulaşmıştır. Klasik ödünç işlemlerini hatırlatan repo ve ters repo işlemleri uygulama sahasında sermaye piyasası aracından ziyade para piyasası aracı niteliği taşımaktadır.Sermaye piyasası sektörlere göre tahlil edilecek olursa kamu kesiminin ağırlığının gittikçe arttığı ortaya çıkmaktadır. 1995'de kamu kesimi menkul kıymet ihracı piyasanın %90'nı teşkil ederken 1998'de bu nispet %97'ye çıkmıştır. Özel sektör payının gittikçe azaldığı sermeye piyasasında ayrıca primer piyasaya sunulan hisse senetlerinin payı son dört Yıl içinde % 1.5 ile %3 arasında dalgalanma göstermiştir. Adeta sermaye piyasası kamu kesimi için kurulmuş görünmektedir ve onun hakimiyeti altındadır. Kamu kesimince ihraç edilen menkul kıymetler uzun vadeli yatırımdan ziyade kısa vadeli menkul kıymet kazancı temin etmeye matuf araçlardır. Halbuki sermaye piyasası kaynakların uzun vadede sabit hale getirildiği, mülkiyeti temsil eden bir piyasadır. Sermaye piyasasından beklenen bir diğer görev de mülkiyeti geniş halk kütlelerine yaymak, sermayeye karşı duyulan menfi tavırları engellemek, mülkiyet yolu ile iktisadi ve siyasi hürriyetleri kullanarak demokratik nizamı pekiştirmektir.
Hisse senetleri piyasasının ekonomi içindeki büyüklüğü İMKB piyasa değerinin GSMH olan nispeti ile tayin edilir. Bu nispet 1997 yılı için ancak %0003 gibi çok küçük bir değerdir. Milli ekonomi içinde ihmal edilebilir değer taşıyan bir piyasanın etkinliğinden söz etmek mümkün değildir.
İkinci derece bir sermaye piyasası olan İMKB gelişmiş ve gelişme halinde olan 45 ülkenin menkul kıymetler borsaları ile mukayese edildiğinde aylık işlem görme açısından 6. sırada; işlem hacmi bakımından 20. sırada ve piyasa değeri açısından da 38. sırada yer almaktadır. Hem ekonomi hem de diğer borsalar içindeki payının düşük olmasına rağmen aylık işlem görme bakımından dünya sıralamasında 6. sırada olması İMKB' nın ne derecede spekülasyona açık olduğunun bir nevi göstergesidir. 1995'den 1996 kadar İMKB' de yabancı yatırımcıların işlem payındaki artış hadleri %40 ile %60 arasında değişirken 1996'nın ikinci ve Üçüncü çeyreğinde %100 ile % 120 arasında dalgalanma göstermiştir. İMKB'nin gelişmiş ve gelişen borsalar ile mukayesesinde performans kriterleri değişiktir ve çok tekniktir.
İMKB'nin dış yatırımcılara açılmasının borsa, uzun vadeli yatırımcılarımız, para piyasası ve finansman akımları Üzerindeki tesirleri müspet olmamıştır.
Piyasaya ilk defa hisse senedi ihracı ve alınıp satılmasını mümkün kılan primer piyasa çok küçük ve yetersiz kaldığından kendisinden beklenen fonksiyonu ve etkinliği gösterememiştir.
3. Finansman Politikası
Ekonominin yapısından doğan problemler finansman sahasına da yansıtılmıştır. Bu yansımaları ve neticelerini sektörlere göre tahlil etmek gerekir.
Özel sektörün finansmanı uzun zaman para piyasalarına havale;: edilmiştir. Para politikaları sayesinde mevduat sahipleri aleyhine reel faiz uygulamaları ve enflasyonlarla büyütülen özel sektör bir kolaylık ve alışkanlık içine girmiştir. Bu alışkanlık sayesinde özel sektör sabit sermaye yatırım ihtiyaçları kısa vadeli para piyasalarınca karşılanmıştır. Bu tarz finansman maliyetleri artırmış ve sektörün yapısını faiz ve kur politikalarına karşı aşırı hassas hale getirmiştir. Uzun zaman şirketlerin mülkiyet yapıları değiştirilmek istenmemiştir.
1986 yılında gerçekleştirilen sermaye piyasalarını yeniden tanzim etme faaliyeti ve o tarihten itibaren sürdürülen yapı değişiklikleri özel sektörü kısmi de olsa uzun vadeli finansmanda sermaye piyasasına yönlendirmiştir. Şirketlerin hukuki yapılarını değiştirmelerindeki güçlükler, Sermaye Piyasası mevzuatının uzun ve ağır işleyen sermayenin halka açılma süreci, Sermaye Piyasası Kurulu'nun piyasayı tanzim ve denetleme görevi ve özellikle kamu sektörünün borçlanma araçlarının kazanç hadlerini artırmak suretiyle piyasada yarattığı haksız rekabet bu yönelmedeki başarıyı ve etkinliği azaltan unsurlar olmuştur. Bunlar aynı zamanda sermaye piyasasındaki primer piyasanın küçük ve yetersiz kalma sebebi de olmuştur.
Sermaye piyasasının bir unsuru olan İMKB'nın işleyişi kısa vadeli kaynakları uzun vadeli kaynak haline dönüştürmekte yetersiz kalmıştır. Spekülasyona ve spekülatif kazançlara mahiyeti itibarı ile açık olan bu piyasada, işlem hacminin yüksek olması verimli sahalara sevk edilebilecek yüksek derecedeki likiditelerin mevcudiyetini gösterir. Bu likiditelerin kazanç hadlerine göre ekonomide kah bu finansman aracından diğerine taşınması kah bu sektörden şu sektöre doğru kayması serbest piyasa mekanizmasının tabii bir seyri ve neticesi de olsa bunların finansman aracından diğer bir finansman aracına dönüşmesi sektörden sektöre geçişi para ve sermaye piyasalarımızın derinlik yapısının kaldıramayacağı süratte ve vüsatte olmaktadır. Bu işleyiş ekonomideki diğer unsurlara daha sert bir şekilde intikal etmektedir. İMKB'na yatırım yapan yabancı sermayenin Uzakdoğu veya Rusya krizi bahanesi ile aniden piyasadan çekilmesi finansman akımlarım besleyen dış kaynaklarda bir daralmaya sebep olmuştur. Sığ bir piyasada meydana gelen bu şok piyasanın kendi yapısı ve mekanizmaları tarafından emilmeden ve hafifletilmeden ekonominin diğer piyasalarına intikal ettirildiğinde ilk şokun menfi tesirleri olabileceğinden daha büyük olmuştur.
Özel sektör mevduat toplayan mali aracıları diğer bir ifade ile bankacılık sektörü yapı ve zihniyet itibarı ile ekonominin finansman akımlarını daraltıcı yönde davranış gösterebilmekte, sun'i kriz yaratabilmektedirler. Bankaların bazı ahvalde reel sektörde sıkıntıların baş gösterdiği alanlarda finansman imkanlarını daraltmaları işsizlik ve Üretim Üzerinde menfi tesirler meydana getirmektedir.
Son yıllarda bankalarımızın yeni dış kaynak yaratmadaki başarısızlığı ve kaynak maliyetlerinin hızlı artışı finansman akımlarının verimliliğini ve kaynakların optimal dağılımını ve netice itibarı ile finansman politikasının etkinliğini azaltan unsurlar arasındadır.
Finansman politikasını kamu kesimi cephesinden baktığımızda yine ekonomimizin yapısal problemlerinin buraya yansıdığını açıkça görüyoruz.
Türk vergi yapısının ve vergi politikasının yıllardır değişmeyen cepheleri vardır: Mali teşkilatımızın vergi toplamadaki zaafı, vergi dışı kesimin büyüklüğü, vergi gelirleri içindeki dolaylı vergilerin yüksekliği, vergi sisteminin ekonomi ile ahenksizliği. Bu hususların bir kısmı enflasyonu önleyici politikaların etkinliğini azaltırken bir kısmı da bütçe açıklarını ortaya çıkarmaktadır. Bütçe açıklarının bütçe gelirlerine olan nispeti son dört yıl içinde % 33'den % 65'e yükselmiştir. Dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki nispeti hala yüksektir. Son dört yılın ortalaması % 62'dir. Gelir vergilerinin yaygınlaştırılamamasının bütçe açıkları Üzerine olan baskısı da yüksektir.
Sosyal güvenlik kurumlarının muhtelif sebeplerden doğan açıkları, sinai mahiyetteki kamu iktisadi teşebbüslerinin faaliyet zararları ve tarım Ürünlerinin satın alma ve stok faaliyetleri ile ilgilenen kamu iktisadi teşebbüslerinin faaliyetlerinin ihtiyaç duyduğu finansman bütçe açıkları ile birleştiğinde "kamu borçlanma gereği" ortaya çıkmaktadır. Bu gerek zaman içinde gittikçe artmış ve GSMH'ya olan nispeti gittikçe yükselmiştir.
İbrahim Kanyılmaz

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Para ve Finansman Politikaları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|