Oca
27
2008
|
Ekonomik Politikaların Sınırlandırılması |
|
|
|
Adnan Şahin Petlas Genel Müdürü
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 887 kez
Giriş Dünya ekonomisi hızlı bir değişim trendi içerisinde bulunuyor. Latin Amerika'dan Uzak Doğu'ya uzanan bir dizi ülkede ekonomide serbestleşme, özelleştirme ve yerelleştirme reformları tüm hızıyla devam etmekte. Türkiye, 1980 sonrasında ekonomi alanında aldığı kararlar ve yaptığı uygulamalarla bu değişime ayak uydurmaya çalışıyor.
( www.genbilim.com )
Ülkemizde 1980'den günümüze ithal ikameci sanayileşme stratejisinden, dışa açık büyüme stratejisine; korumacı dış ticaret politikalarından, serbest ticarete; kapalı ekonomiden, Avrupa ile Gümrük Birliği gerçekleştirmeyi ve Avrupa Birliği ile bölgesel ekonomik entegrasyona katılmayı hedefleyen bir ortama; bankacılık ve mali sektörde devlet müdahalelerinden, deregülasyona ve liberasyona doğru bir değişim yaşanıyor. Türkiye' de bu alanlarda çeşitli başarılar elde edilmesine karşın, ülkemiz ekonomisi uzun yıllardır ciddi ekonomik istikrarsızlıktan kurtulamıyor. Çünkü, siyasal istikrarsızlık ve bunun sonucu olan makro ekonomideki istikrarsızlık, Türkiye'nin gelişmesini engellemektedir.
Makro ekonomi yönetimindeki keyfiyet ve popülizm, basiretsiz maliye politikalarının sonucu mali disiplin ve sorumluluk ahlakının bozulması, tutarsız para politikalarının sonucunda para arzının sürekli olarak genişlemesi ve bunun sonucunda giderek kronikleşen enflasyon ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kaosu açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Ayrıca kamu borçlanmasında disiplinin yok olması ve iç borç yönetimindeki keyfiyet, borç ve faiz ödemelerinin sürekli genişlemesine neden olmaktadır. KİT'ler ve sosyal güvenlik kuruluşlarının da giderek iflasın eşiğine gelmeleri Türkiye ekonomisinde düzen, istikrar, disiplin ve sorumluluk ahlakı için önlemler alınmasını kaçınılmaz hale getirmiştir.
Bütün bunların altında, hükümetlerin ekonomiyi politize etmeleri yatmaktadır. Son dönemdeki hükümet uygulamaları da bunun en bariz örneğidir. Daha 6 ay önce reform olarak tanıtılan ekonomik tedbirler, 6 ay sonra yeni bir reform paketi ile ortadan kaldırılabilmektedir. Siyasi iradenin sorumsuzca almış olduğu ekonomik kararlar, para politikasından vergi politikasına, harcama ve borçlanma politikalarına kadar yine sorumsuzca uygulanmaktadır. Bunun altında "özel çıkar", "oy" hesabı doğrultusunda karar ve tercihler bulunmaktadır. Bu hesaplar içerisine giren siyasal aktörler sonuçta kamu ekonomisinde sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar.
Amacı iktidarı ele geçirmek olan siyasetçiler, seçim öncesinde yalan dolan ve aşırı vaatler ile seçmenin oyunu kazanma yarışı içine girmekte, iktidarı elinde bulunduran siyasi parti; elindeki mevcut ekonomi politikası araçlarını sorumsuzca ve keyfince kullanarak yeniden seçilme mücadelesine katılabilmektedir. İşte ekonomi politikalarının bu şekilde keyfi kullanılması ekonomik istikrarı bozmakta, ekonomik sorunları ağırlaştırmaktadır. Ülkemizin gelmiş olduğu nokta budur. Bu gidişe mutlaka dur denilmektedir.
Son yıllarda dünya iktisatçıları, siyasetçilerin ve hükümetlerin sorumsuzca kullandıkları para basma, vergileme, harcama ve borçlanma gibi yetkilerine sınırlamalar getirilmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. İktisat teorisyenleri siyasal iktidarların ellerindeki güç ve mutlaka anayasal normlarla sınırlandırılması gereği üzerinde durmakta ve ayrıca Anayasal İktisat (Constitutional Economies) adı verilen yeni bir araştırma alanında hükümetlerin ekonomiyi daha fazla politize etmemeleri için Anayasanın içerisinde Ekonomik düzenlemelerin oluşturulması önerilmektedir.
Artık dünyada devlet müdahalesini savunan geleneksel Keynezyen İktisat Teorisi, Sosyal Refah Devleti ve benzeri müdahaleci devlet anlayışları reddedilmektedir. Artık dünyada hem bireylerin, hem de devletin hak, yetki, güç ve sorumluluklarının mümkün olduğu ölçüde kesin çizgilerle belirlenmesi gereği üzerinde durulmaktadır. Gelişmiş ülkelerde uygulanan ve adına Anayasal İktisat Teorisi denilen sistem, devletin iktisadi alandaki görev, fonksiyon ve yetkilerinin mutlaka sınırlandırılması aksi halde büyüyen devletin bireylerin hak ve özgürlükleri üzerinde tehlike oluşturacağını belirtmektedir. Ülkemizin bugün gelmiş olduğu noktada ekonomik özgürlüklerin siyasal ve demokratik özürlüklere ne derece etkili olduğu çok açık ve seçik bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle dünyada tartışması yapılan "Ekonomik Anayasa"nın ülkemiz için de son derece elzem olduğuna inanmaktayız. Bu amaçla çalışmamızda ülkemizin ekonomik sorunları ve böyle bir düzenlemeye gidilmesindeki zorunluluğu incelemeye çalışarak, yine ülkemizde çağdaş anayasallığın ve anayasal demokrasinin gereği olduğuna inandığımız ekonomik anayasanın oluşturulması konusundaki önerilerimizi sunmaya çalışacağız.
i. Türkiye Ekonomisindeki Temel Sorunlar ve Nedenleri
Siyasal iktidarların kamu ekonomisinde sahip oldukları güç ve yetkileri keyfi kullanma eğiliminde olmaları ülkemizde özet olarak belirtmiş olduğumuz aşağıdaki sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur;
- Yüksek Enflasyon
- işsizlik
- Ağır vergi yükü ve kayıt dışı ekonomi
- Rant Ekonomisi
- Düşük verimlilik
- Gelir dağılımındaki adaletsizlik
- Bölgeler arası gelişmişlik farkları
- Alt yapı yatırımlarındaki yetersizlik
- Mali disiplinsizlik (kamu harcamaları ve kamu gelirleri arasındaki dengesizlik ve artan bütçe açıklan
- Parasal disiplinsizlik
- KlT'lerin sorunları
- Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının sorunları
- Ve diğer ekonomik sorunlar
Bu temel sorunların kaynağı ve neticeleri araştırıldığında asıl sorunun kamu ekonomisinin görev ve fonksiyonlarının giderek artması olduğu görülmektedir. Bu ise kamu harcamalarının sürekli artması anlamına gelmektedir. Artan kamu harcamalarının finansman kaynağı ise; temelde vergiler ve vergi dışı finansman araçları olan borçlanma ve emisyondur.
Vergiler devletin en önemli finansman kaynağı olmalarına rağmen toplanacak vergilerin de bir sınırı bulunmaktadır. Her şeyden önce vergilerin artırılması, vatandaşlar tarafından tepki ile karşılanabileceğinden oy kaybetmek istemeyen ve yeniden seçilebilmeyi planlayan siyasal iktidarlar, vergileri özellikle seçim öncesi dönemlerde fazla artırmamaya özen gösterirler.
Kamu harcamalarının tamamen vergi ile finanse edilmemesi bütçe gelirleri ile bütçe harcamaları arasındaki dengesizlik sorununu yani" bütçe açığı sorununu" gündeme getirir.
II. Avrupa Birliği'nin Ekonomik Karar Sınırlamalarına Bakış Açısı
Avrupa Birliği'ne üye Ülkeler 7 Şubat 1982 tarihinde Hollanda'nın Maastricht Kentinde toplanarak kentin adıyla anılan "Maastricht" Anlaşması'nı imzalamışlardır. Toplantıda alınan karar siyasal iktidarların ekonomi Üzerindeki yetkilerinin sınırlandırılmasını içermektedir. Maastricht Anlaşması'nı incelememiz bugün bizim niçin ekonomik kararlarda bir anayasal sınırlamaya gidilmesi konusunda ısrarlı olduğumuzu açık bir şekilde ortaya koyacaktır.
Maastricht Anlaşması Avrupa Birliği'ne üye ülkeler arasında Ekonomik ve Parasal Birliğin oluşmasını hedeflemektedir. Ortaya konulan ilkeler şunlardır:
. Enflasyon oranlarına bir sınırlama getirilmiştir (Bir önceki yılda Birliğe Üye ülkelerden en düşük enflasyona sahip olan üç ülkedeki enflasyon oranları ortalamasının %1,5'inden daha fazla olmayacaktır).
. Bütçe açıklarına bir sınırlama getirilmiştir (GSYtH'ya oranı %3'den fazla olmamalıdır).
. Devlet borçlarına bir sınırlama getirilmiştir (GSYİH'ya oranı %60'dan fazla olmamalıdır).
. Uzun vadeli devlet tahvillerinin faiz oranlarına sınırlama getirilmiştir (Bir önceki yıl birliğe üye ülkelerden en düşük enflasyon oranına sahip olan üç ülkenin uyguladığı faiz oranlarının %2'sinden fazla olmamalıdır)
. Ulusal paraların döviz kuru mekanizmasına dahil edilmesi, ulusal paranın döviz değişim oranının dalgalanmaya bırakılması kabul edilerek kur mekanizması içindeki değer değişimine sınırlama getirilmiştir (Değer değişimi +/- %15'i geçmemelidir).
Daha sonra 1995 yılı Aralık ayı içerisinde Madrid'de ikinci bir toplantı yapılarak alınan kararlar gözden geçirilmiş ve bazı ilave kararlar alınmıştır.
. 1 Ocak 1999 tarihinde ortak para birimi tedavüle konulacaktır.
. Avrupa Para Enstitüsü yerine Avrupa Merkez Bankası faaliyete geçirilecektir.
. Kararlara uyumun sağlanıp sağlanmadığı Avrupa Konseyi tarafından kontrol edilecektir
Nitekim bu kararlara uyum sağlanarak içinde bulunduğumuz 1999 yılında Ekonomik ve Parasal Birlik sağlanmıştır. Ülkemizin Maastricht kriterleri yönünden durumu değerlendirildiğinde açık olarak belirtilen hedeflerin çok gerisinde olduğumuz görülmektedir.
Maastricht Anlaşması bizim şu önemli hususu anlamamıza yardımcı olmalıdır. Politikacılar, ekonomi üzerinde keyif1erince karar sahibi olamazlar. Ekonominin bazı genel kurallarına riayet edilmesi gerekir. Maastricht kriterleri ekonomik düzen ve istikrar için kurallar oluşturmaktadır. Üye ülkeler bu kriterlerle kendi ekonomi yönetimlerini sınırlamaktadırlar.
Sonuç
Temiz siyaset ve kamu yönetiminde ahlaki ilkelerin oluşması devletin sınırlandırılması ile yakından alakalıdır. Daha büyük devlet, siyasal yozlaşmaların gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak artması neticesini doğurmaktadır.
Devletin büyüklüğü ile ekonomik özgürlükler arasında yakın ilişki vardır. Devlet ne kadar büyükse, ekonomik özgürlükler o ölçüde azalır. Devletin ekonomik alandaki görev ve fonksiyonlarının giderek genişlemesi totaliterizme doğru bir yönelişi ifade eder. Totaliterizmin tüm uygulamaları (Sosyalizm, faşizm, ve aşırı müdahaleci devlet) ekonomik özgürlükleri ya tümüyle ortadan kaldırır veya önemli ölçüde sınırlandırır.
Bireylerin ekonomik özgürlüklerinin korunması için siyasal iktidarların ekonomi üzerindeki kararlarının sınırlandırılması gerekir. Çok uzun yıllar üzerinde fazla durulmayan ve anayasalarda güvence altına alınmayan ekonomik özgürlükler olmuştur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ekonomik özgürlüklerin, siyasal özgürlüklerin devamı ve güvencesi için gerekli olduğu inancı genel kabul görmeye başlamıştır. İnsanların mülkiyet, miras, mübadele, tercih, sözleşme yapma gibi ekonomik özgürlükleri mutlaka anayasalarda güvence altına alınmalıdır.
Yazımızda açıklamaya çalıştığımız düşünceler son yıllarda akademik çevrede geniş ölçüde tartışılan bir konudur. Biz de inceleme araştırma yazımızda akademik çevrelerin konuya yaklaşımlarını Ekonomik sektörün içerisinde (ABE Genel Müdürü, PETLAS Genel Müdürü) olan üst düzey yönetici bakış ve görüş açısıyla ele almaya çalıştık.
Biz biliyoruz ki Anayasa, insanların düzen içinde yaşamaları için gereklidir. Anayasa oluşturulmasının amacı insanların anarşi ve kaostan kurtularak düzen için yaşamlarını sürdürmelerinin sağlanmasıdır. Devletin ve Anayasanın olmadığı bir toplumda Thomas Hobbes'un ifadesiyle" insanın yaşamı, yalnız, fakir, mutsuz ve kısa" olacaktır. İnsanların Hobbes'un tanımladığı şekilde bir vahşi ormanda kaos içinde yaşamaları yerine bir anayasa oluşturarak devlet adı verilen kurumu oluşturmaları ve böylece hak ve özgürlüklerini güvence altına almaları kendi çıkarlarınadır.
İşte Anayasa yukarıda belirtildiği şekilde insanlar için bu derecede önemli ise Ekonomide düzenin sağlanması için de ekonomik anayasa bu derece gereklidir.
Hakeza, piyasa ekonomisinin ve kamu ekonomisinin görev ve fonksiyonlarına ilişkin hukuksal çerçeve ekonomide düzen için o derece gereklidir.
Adnan Şahin Petlas Genel Müdürü

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Ekonomik Politikaların Sınırlandırılması
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|