Oca
27
2008
|
Ekonomimize Sosyo-Kültürel Açıdan Bakış |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 27 Ocak 2008 |
Okunma: 670 kez
Genel Olarak
Türkiye'nin ekonomik yapısını irdelemeye çalıştığımızda karşımıza çıkan gerçek, neredeyse 50 yıldır kısır bir döngünün, bir türlü, aşılamadığıdır. Elli yıl ifadesi içerisinde, önceki dönemlerde sıkıntıların az olduğu veya hiç olmadığı vehmine kapılmamalıdır. 1950'li yıllar öncesinde iyice içine dönük, kapalı bir ekonominin çırpınışlarından ve kendini bulma arayışlarında devletin tek boyutlu yol göstericiliğinden bahsetmek doğru olur. çoğu sosyal bilimcinin, ekonomistin Türkiye'nin sosyo-kültürel yapısını irdelemenin başlangıç noktası olarak 1950'li yıllara odaklamalarının sebebi, yeterli olmasa da, Ülkenin bu yıllarda demokratik bir yapılanma sürecine girmiş, halkın istek ve eğilimlerinin daha hızlı bir şekilde gündemde yerini almaya başlamış olmasında aramak gerekir.
Bu yüzdendir ki, 14 Mayıs 1950 tarihi, siyasi açıdan olduğu kadar sosyokültürel açıdan da Türkiye Cumhuriyeti tarihinin dönüm noktalarından biri, belkide en önemlisidir. Önceki yıllar, içe dönük, devletçi karakter ve statükocu "bürokrat-atanmış siyasetçi" yön1endiriciliğinde, büyük çapta ideolojik saplantıların siyasi yapıya olduğu kadar bütün sosyo-kültürel meseleleri, şüphesiz ekonomik hayatı da yönlendiren bir dönem olarak karşımıza çıkar.
1950'li yılların siyasi dönüşümüyle birlikte temel üretim ve tüketim mallarının zorluklarının yaşandığı bir ülkede, önceliği alt yapıya verile güçlü bir kalkınma hamlesi başlatılır. Ancak dünün kadroları, yani dünün yetişmiş insan gücüyle sürdürülmek istenilen kalkınma hamlesinde doğrular kadar hatalarda gündeme girecektir. Fakat nereden bakılırsa bakılsın 1950'li yıllar, özellikle iktisadi açıdan önceki yıllarla kıyaslanmayacak kadar dinamik, halkla bütünleşmeye çalışan bir hareketlilik taşır. Bugün bile alt yapısını iftiharla gösterdiğimiz pek çok gelişmenin ve ekonomik kalkınmanın başlangıcı o yıllardadır.
Fakat, aynı yıllar içinde azalmayan yüksek nüfus artışı, hızlı göçlerle ortaya çıkan sağlıksız kentleşme, hizmet sektörü ve kaynak konusundaki yetersizlik günümüze kadar uzanacak sorunlarınsa başlangıcıdır. Şüphesiz, siyasi kadroların yaptıkları bazı tercih yanlışlıkları da bu gelişmelerde dahi bulunmaktadır. Kısaca sebep-sonuç ilişkisi bütün unsurlarıyla iç içedir. Oysa, savaş sonrası yıllarda elde edilen dış yardımların daha sağlıklı kullanılabilmesi, ülkenin kalkınma hamlesinde önemli bir istikrar unsuru olabilirdi. Benzer bir zeminden, üstelik daha kötü bir sosyal yapıdan, kalkınma hamlelerini başlatmış olan bazı Güney Asya ülkeleri dış yardım kaynaklarını daha olumlu değerlendirerek Türkiye'yi geride bırakmayı başarmışlardır. Bazı düşünürler bu farklılaşmayı şöyle bir değerlendirme ile ele alırlar; "Güney Asya Ülkeleri gibi Türkiye de ekonomik ve politik destek almıştır. Ancak, yardımı takiben gerekli açılmayı başaramayan Türkiye'de yardımın etkileri sınırlı kalmış; buna karşılık Güney Asya'lı ülkeler, dış düşman düşüncesini kamçılayarak, güçlü ve dayanıklı bir ulusal ekonomi yaratma çabalarını teşvik etmişlerdir. Benzer bir tehdit kısmen Türkiye için de geçerlidir. Ama biz NATO şemsiyesi altında zahmete girip, ulusal kalkınma için gerekli milliyetçi heyecanı yaratamadık.
Belki sebep-sonuç ilişkisine bu kadar dar bir açıdan bakmak doğal olmayabilir. Gerçekte 1950'li yıllarda önemli bir heyecan dönemi yaşanmıştır. Ancak eldeki bürokrat ve özellikle siyasi kadrolar, o günkü iktidarın dinamizmine ve heyecanına ayak uyduracak kalite ve yeterlilikte midir? Sanırım bu nokta tartışmaya açılmalıdır. Üstelik 14 Mayıs 1950 hareketini, eski ve kendilerini devletin sahibi (O gören politikacılar ve bürokratlar, hiçbir zaman içlerine sindirememişler ve Ülkeyi tartışmalı ve çekişmeli bir zeminde demokrasi adına 27 Mayıs darbesine kadar sürükleyecek ortama çekmekte sakınca görmemişlerdir. Bir başka deyişle, demokrasi bir halk hareketi olmakla beraber, siyasi ve sosyal açıdan sürekli bir şekilde halk iradesiyle bürokrasinin çatışması haline dönüşen 1950'li yıllar, istikrarsız ve çalkantılı bir Ülke yapısına yol açmıştır. Böylesi çekişmeli, istikrarsız bir yapı, çoğu kez öne çekilen popülist ekonomik politikalara da ağırlık kazandırarak, Türkiye için bugün hala tartışılmakta olan açmazları doğurmuştur. Ancak yukarıdaki tesbitlerin gerçeğin bir yüzünü aksettirdiğini söylememiz de gerekecektir. Temelde insana dayalı gerekçelerdir ki, devleti, 1950'li yıllarda dinamik bir yapıya ulaştıracak yerde zamanla daha çok iktisadi hayatın içine sürüklemiş ve hantallaştırmıştır.
Darbe sonrası 1960'lı yıllarsa, kalkınma hamlelerine yeni veçhe kazandırma arayışlarına rağmen, siyasetin iktisadi iktidara daha çok sahiplenme dürtüsüne hız kazandırmış ve devlet KİT'lerle, daha da büyüyerek ve iyice bürokrasinin yörüngesine oturmuştur. Ve devlet, asli görevleri adalet, eğitim gibi sahalarda daha kalitesizleştiren, ideolojik saplantılarla ekonominin girdaplarına sürüklenirken adeta 1970'li yılların bağnazlığına yol açışın temellerini hazırlamıştır. 1970'li yıllar Türk ekonomisi için cidden ibretli yıllardır. Darbeler sonucunda şişirilen iktidara getirilen sol yapılanma Ülke ekonomisini çağdaşlık adı altında, çağın gereklerinin tamamen dışına sürüklemiştir. Sol, yapılanma konusundaki açmazlarının idrakine ancak 1990'ıı yıllarda, sayın Ecevit'in ağzından farkına varacaktır!.. Ama kaybedilen yıllardır. Ülke ekonomisi 1960 darbesi ve 1971 darbesi sonraları, dönüp dolaşıp 1930'lu yılların ideolojik devletçiliğine saplanmıştır. Oysa 1970'li yıllardan itibaren Güney Asya Ülkeleri ve özellikle Japonya, milli bir iktisat yapılanması içerisinde çağın gerektirdiği sistem içersinde ekonomilerine ivme kazandırmağa başlamış ve G.S.M.H.'larındaki yükselme trendi Türkiye'yi gerilerde bırakmıştır.
Belki gerekçe gibi ileri sürülecek olan, Japonya dışındaki Güney Asyalı Ülkelerde demokrasilerin olmayışı ve yapılan tercihlerde bir sapma ve saptırmanın veya popülizmin, çok da önemli rol oynamadığı görüşü bir bakıma doğru görülebilinir Ancak, demokrasi tercihini milli bir zemine oturtmayı becerebilen Japonya'nın bugün dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasında bulunuşu incelenmesi gereken bir uygulamadır. Sonrası açıktır; Türk demokrasi denemesi kendi içindeki kısır döngüler kadar yetersiz politikacılarla ve darbe heveslisi haline sokulmuş mercilerle, kalkınmasında kösteklenen bir darboğazın fasit dairesinden kendisini kurtaramayacaktır... Kanaatimiz odur ki, eğer 1960 ve sonraki darbeler olmasaydı, Türkiye bugünkü sosyo-kültürel ve iktisadi yapısından çok daha ileri bir noktalarda olurdu. Bu tesbitin geçerliliğine örnek vermek açısından sadece 1960 ve 1971 darbelerinden sonra duraklayan iktisadi kalkınma hamlelerini ve yatırımlarını hatırlamak bile yeterli olacaktır...
Belirlemeğe çalıştığımız bu ana nokta çerçevesinde bugünlere uzanan ve içinde bulunulan olumsuzlukların sebeplerini çoğaltarak saymak mümkündür. Ancak her ne hal ise, Türk ekonomisinin, yeni bir yüzyılın eşiğinde, hala belli hastalıklarını tedavi edemediği bir vakıadır.Şimdi ana başlıklar halinde bu kronikleşmiş hastalıkların önemlilerini sıralamaya çalışalım:
* Arada sırada duraklar görünmekle birlikte enflasyon
* Dış ticaret ve dış ödeme açıkları,
* Bütçe açıkları,
* Ürkütücü boyutlara doğal sürekli bir artış eğilimi gösteren iç ve dış borçlar,
* Devletçilik hastalığının bir yansıması olarak iktisadi iktidarın siyasi iktidara kullanılma eğilimi,
* Siyaset kontrolündeki artan yolsuzluklar,
* Eğitim ve istihdam politikalarındaki yanlışlıklarla ve artan gizli-açık işsizlik,
* Tekel ve kartelleşme eğilimleri,
* Bölgesel dengesizliklerin çözülememesi,
* Sosyal Güvenlik sistemlerinin halk yardakçılığı içinde iflasa sürüklenmesi,
* Reformları (vergi-tarım-sanayi-eğitim sağlık-finans-kamu-yerel yönetim gibi) önce siyasallaştırılan ve bilahare çıkar yapılanmasına dönüştüren bürokrasi,
* Askeri kurumların iktisadi hayata fiilen girmeleri sonucunda "siyasi baskı gücünün belli gruplara kayması,
* AR-GE ve teknolojide gelişmiş Ülkelerin gitgide daha gerilerine düşüş
Sonuç
Bu yazıda, genel hatları itibariyle Türk ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına tesir edici unsurları tek tek ele almaktansa, asıl mesele olarak kabul edilen ve Ülkeyi temelde değişikliğe götürücü bazı ana unsurlar Üzerinde durulmuştur. Verimliliğin insanla bütünleşen yapısından başlayarak eğitime, kaliteye, AR/GE 'ye uzanan çizgide, şüphesiz önce insan vardır ama, fertten topluma ve devlete uzanan ana düşünce yapısındaki değişikliği sağlamak asıl şarttır.
O halde mesel e dönüp dolaşıp devlet yapısının gözden geçirilmesinde düğümlenmektedir. Kimilerine göre bu, "devletin küçülmesidir." Daha doğru ifadeyle, devletin güçlenerek yapmakta olduğu işlerde sınırlamanın gerçekleştirilmesidir. Bir ilim adamına göre; "Sınırlı ve sorumlu bir devlet tesis etmek için bütün toplum katmanlarının katılımıyla bir uzlaşma sağlanması ve bunun Anayasallaştırılması gerekir. Bu, toplum yapısında içi kof olmayan etkin bir devlet anlayışıdır. Özetle, "devlet, artık büyümeyi doğrudan sağlayan bir varlık olarak değil, bir ortak, bir katalizatör ve kolaylaştırıcı olarak ekonomik ve toplumsal kalkınma için önem taşır. O halde ekonomik açıdan, devletin mali kapasitesi ve faaliyetleri arasında bir denge konulması hedeflendiği gibi, bunun için Anayasaya bağlı olarak harcama, vergileme, borçlanma, para basma hak ve yetkilerinin sınırlandırılmasının öngörülmesi bile düşünülenlerdendir. Böylece siyasi iktidarın, iktisadi iktidarı kullanma gücüne sınırlar getirilmiş olacaktır. O taktirde devlet;
Hukuk temelinin oluşturularak adaleti sağlamak,
Makro ekonomik bir politika ortamının muhafazası,
Temel toplum hizmetleri ve alt yapıya yatırım,
Zayıfların korunması,
Çevrenin korunmasıyla, Sınırlı yükümlülükleri taşır hale gelmektedir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Ekonomimize Sosyo-Kültürel Açıdan Bakış
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|