Okunma: 946 kez
Dolarizasyon kısaca, halkın Türk Lirası ile harcama ve tasarruftan vazgeçip dövize yönelmesi manasına gelmektedir. Türk ekonomisinin son yıllardaki dövize bağlı özellikle gösterge niteliğinde ABD Dolarına bağlı işlemlerinin artması, TL'nin tasarruf edilebilir ve mübadele aracı konumunun azalmasına neden olduğuna dikkat edilmektedir. Bu durum da, ekonomide psikolojik bir panik havası yaratıp suni bir ortam oluşturmaktadır.
Özellikle para ve sermaye piyasalarında dalgalı kur sistemine geçilmesi ile beraber Hazinenin 10 milyar Dolar değerindeki devlet iç borçlanma senetlerinin takas yöntemiyle yıllık yüzde %14'lük bir getiri ile Dolara çevrilmesi ve Hazinenin 21-22 Ağustos tarihlerinde yıllık yüzde 11-12 gibi bir getiri üzerinden Dolara endeksli borçlanmaya gitmesi ve güven ve itibarın zayıflamasına sebep olduğu görülmektedir.
Vatandaşların normal yaşantısında alışveriş, birikim, borç alıp verme ve kiralama gibi işlemlerine bakıldığında Dolar üzerinden işlem yaptıkları görülmektedir. 22 Şubat 2001 tarihinden başlayarak izlenen dalgalı kur sisteminin de ekonominin dolarizasyona kaymasını körüklediğine şahit olunmaktadır. Aradan geçen 7-8 aylık döneme rağmen ve Merkez Bankası'nın toplam 7-8 milyar Dolar civarında piyasaya Dolar sürmesine rağmen Dolar da bir istikrarın sağlanamadığı görülmektedir.
19 Şubat 2001 finansal krizin başlamaıyla devam eden devalüasyonla, mali sistemin ve halkın döviz e yönelmesi ve dalgalı kur sistemi içinde bir türlü ateşi söndürülemeyen Doların cazibesi, Hazineyi dövizle borçlanmaya itti. Para ve sermaye piyasalarındaki ekonomik göstergelere yani ticari bankalardaki mevduat pozisyonuna bakıldığında TL'nin tasarruf potansiyelinin azaldığı tespit edilmektedir.
Bu yazımızda, yaşadığımız ekonomik krizin yol açtığı sorunların başında, ekonomiyi tehdit eden Dolarizasyon tehlikesi tartışılmaya çalışılacaktır.
Ekonominin Dolarizasyon Büyüklüğü
Bu durumun tespiti amacıyla, Merkez Bankası ve Bankalar Birliği parasal büyüklüklerini gösteren mevduat hacmine bakıldığında bu durum açıkça görülmektedir. Bu verilere göre, parasal büyüklük içinden TL'nin payının para piyasalarında yüzde 50'nin altına indiğine şahit olunmaktadır. Böylece, bankalardaki toplam mevduat hacmine bakıldığında, Döviz Tevdiat Hesaplarının (Dili) payının yüzde 51'e yükseldiği ve tasarruf sahiplerinin TL'den kaçma ya çalıştığına işaret etmektedir.
Şubat Krizi ile döviz tevdiat hesaplarının azaldığı ve dövizlerin yastık altına çekildiğini gösteriyor. TL mevduat kompozisyonuna bakıldığında da, ciddi ölçüde TL'nin gerek repo, gerekse vadeli-vadesiz mevduat olarak erozyona uğradığı görülmektedir. Bu da paranın dövize çevrilerek yastık altına atıldığını ifade etmektedir. Dikkat edilirse, yılbaşından beri bütün parasal büyüklükler de bir daralma olduğu gözükmektedir. Tablodan anlaşılacağı üzere yılın başından itibaren 23,5 milyar Dolar daralma gösteren TL, ekonominin likiditesinin zayıfladığına ve dolayısıyla ekonomide bir likidite buharlaşmasına işaret etmektedir. Aynı zamanda, bu durum, toplumun tasarruf hacminin de azaldığını ortaya çıkarmaktadır. Parasal büyüklük içinde vadeli mevduatın yüzde 39-40'dan yüzde 30'a düşme göstermesi, TL'nin Dolara kayışını ve bu suretle yastık altı ekonominin büyüdüğüne işaret etmektedir.
Bankalardaki döviz tevdiat hesapları genelde 1 ve 3 aylık kompozisyona sahip olduğundan, bu hesapların fazla erozyona uğramadığı en azından yılbaşına göre sabit kaldığı anlaşılmaktadır. Dövizdeki tırmanışa paralel olarak reponun yüzde onlardan beşlere düştüğü ve mali yatırımcıların dövize geçtiğine işaret etmektedir.
Piyasaların dalgalı kura geçtiği 7-8 aylık dönemde bir rahatlama ve dengeye oturmaması, dalgalı kura duyulan güvenlerin azalmasını sürdürmektedir. Özellikle bankaların döviz pozisyon açıklarının ve dışarıdan sağladıkları sendikasyon kredilerinin geri ödemesi vadelerinin gelmesi, dövize olan talebi körüklemektedir. Yurt dışından sendikasyon kredi imkanları daralan bankalar, açıklarını kapatmak için döviz toplamaları dalgalı kuru olumsuz yöne çekmektedir. Dalgalı kur politikasının oturması ve kurumsallaşması için Merkez Bankası, bankaların pozisyon açıklan' konusunda bir tedbir alması gerekmektedir.
Dalgalı Kur Politikası yaşanan krizin ateşini düşürmeye yönelik bir çare olmadığı ve psikolojik olarak ekonomiyi olumsuz etkilemeye devam etmekte ve ekonominin dolarizasyona kaymasını derinleştirmektedir. Bu nedenle, iş alemi dalgalı kurdan vazgeçilmesi için seslerini yükseltmeye devam etmektedirler. Dövizin enflasyona endeksli esnek bir kur sistemi ile ateşinin söndürülmesi mümkün olabilir. Enflasyon oranlarının hesaplandığı sepet halkın yaşanan enflasyonunun ortaya koymadığı dikkat_ alınarak, ülkede iki ayrı enflasyonun telaffuz edilmesine yol açılmamalıdır. çünkü, resmi enflasyonla, halkın enflasyonunun çok farklılık göstermesi, toplumun resmi enflasyon rakamlarına güvenmemesine neden olmaktadır. Resmi enflasyon gerçekçi ve piyasaları temsil eden bir rakam olmuş olsaydı, ekonomide reel faizlerin yüzde 35 ile 50 arasında olmaması gerekirdi. Bu da gösteriyor ki, enflasyon hesabında bir yanlışlık var. Dövizdeki kur farkı ile reel faizler hemen hemen oransal büyüklük bakımından birbirini teyid ederken, enflasyon oranları bunlardan çok ayrıksı kalmaktadır. Bu nedenle, enflasyonu düşük gösterme yönteminden vazgeçilmelidir.
Dalgalı kurun oluşturduğu psikolojik panik havası, halkın bütün dikkatini günübirlik olarak dövizi takibe yol açmaktadır. Bütün ticari işlemler, tasarruflar ve borçlar, psikolojik etki ile olumsuz etkilenmektedir. Adeta, dalgalı kur hem üretimsizliği hem de enflasyonu körükler bir havaya yol açmaktadır.
Kamunun üretmiş olduğu mal ve hizmetlere yapılan sürekli zam politikası, dolarizasyonun bir sonucu ve zorunluluğu olarak yansımakta ve özellikle ithalata dayalı bütün mal ve hizmetlerin fiyatlarını etkilemekte ve üretim maliyetlerinin her gün yükselmesine neden olmaktadır. İnsanların her gün farklı fiyatlarla karşılaşması talebin daralmasına neden olmaktadır. Dalgalı kurla oluşan suni ortam kısır döngüye dönüşmekte ve içinden çıkılamaz bir duruma sebep olmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
ithalatın yüzde 60- 70'inin hammadde ve yarı mamul maddelerden oluştuğu dikkate alınırsa, dalgalı kur ithalatı azaltmakta ve üretimsizliği körüklemektedir. Piyasalarda, dalgalı kurla oluşan bu psikolojik etki ile dolarizasyon ekonomisini her geçen gün güçlendirmektedir. Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için enflasyon oranının gerçekçi olarak hesaplanması ve Hazinenin borçlanmalarını enflasyona endeksli hale getirmesi gereklidir. Enflasyona endeksli halka arz şeklinde borçlanma yönte1ni ile halkın dolara yönelmesi frenlenmiş olabilir. Aksi takdirde, dalgalı kur sisteminde Hazinenin Dolarla borçlanma politikası, ekonominin gün geçtikçe Doların etkisi ve gücünün frenlenememesine yol açacaktır.
Dalgalı kurla yaşanan psikolojik hareketlilik TL' den kaçışı hızlandırarak dolarizasyonu güçlendirmektedir. Bu olumsuz durum işletmelerin ve tasarruf sahiplerinin bütçe ve planlarını etkileyerek, ekonomiyi orta ve uzun vadeden uzaklaştırarak çok kısa vadeli hale getirmekte ve spekülatif yollara gidilmektedir. Parasal büyüklük içinde dövizin oranının yüzde 51'e ulaşması yanında, dövizin tasarruf olarak yastık altı, günlük alışverişlerde, borçlanmalarda, kiralama ve sözleşmeye dayalı işlemlere yoğun bir şekilde yayılmış olması ile Dolarizasyonun ekonomideki payının yüzde 60'lara yükselmesine neden olmuştur.
Kaynak: Doç. Dr. Ş. Yavuz Kır

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Ekonomik Kriz ve Dolarizasyon
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |