Okunma: 403 kez
Avrupa Birliğine dönüşen Avrupa Topluğunun 21. yüzyılın en önde gelen ekonomik gücü olacağı konusundaki görüşler çoğunluktadır. Bu arada, Paul Kennedy'nin "Preparing for the twenty - first century" adlıkitabında "politik sorunlarını aşmış, büyük nitelikli insan gücüne sahip, ekonomik olarak zengin, teknolojisi üst düzeyde olan ve askeri açıdan ihmal edilemeyecek seviyede bir Avrupa Topluğu 21. yüzyılda belki de birinci olmaya adaydır" görüşünü savunmaktadır. Ayrıca, "gelecek yüzyıl bir Amerikan yüzyılı olmaz ise, bir Avrupa yüzyılı olacaktır" iddiasındadır.
Bu görüşler tartışılabilir. Nitekim, bizzat topluluğun 1993 yılında hazırlattığı beyaz kitapta(5) aynen şu ifadeler vardır: "Avrupa ekonomilerinin potansiyel büyüme oranlarİnın % 4'ten % 2.5'e gerilediği; işsizliğin sürekli arttığı, yatırım oranlarının düştüğü, istihdam, ihracat piyasasındaki pay, araştırma ve geliştirme konularında ABD ve Japonya karşısında gerilediği görüşüne varılmıştır. "
Avrupa ülkelerinin 2000'li yıllara yaklaşırken içinde bulunduğu durum bu olduğuna göre, 2000'li yıllarda süper güç olarak iddiasını devam ettirmesi biraz zordur.
1987 yılında Tek Avrupa Senedi yürürlüğe girdikten sonra büyük bir pazar oluşmuştur. Bu pazarda kişiler, mallar ve sermaye serbestçe dolaşabilmektedir. Altı üyeyle kurulan topluluk 1995 yılının başından itibaren Avusturya, Finlandiya, İsveç ve Norveç katılımıyla on altı üyeye ulaşması beklenmektedir. 1 Ocak 1994'te imzalanan Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması, EFTA ülkeleri ile geniş bir işbirliği ortamı yaratmıştır.
Yukarıdaki bölümlerde değindiğimiz Maasricht Anlaşmasının yarattığı şok devam etmektedir. Parasal birlik konusunda önemli adımlar atılmıştır. Ancak, bu konularda üyeler arasındaki heyecan aynı oranda değildir. Hazırlıklar aynı hızla yürütülememektedir. Bu da Avrupa ülkelerinde tartışmalara yol açmaktadır. Nitekim, Norveç 1994 sonunda yaptığı halk oylaması ile AB'ye hayır demiştir.
Avrupa Birliği içinde parasal birliğin sağlanmasına yardımcı olmak üzere Frankfurt'ta Avrupa Para Enstitüsü kurulmuştur. Bu teşkilat merkez bankaları ve ulusal para politikaları arasında koordinasyon sağlamaya çalışmaktadır. Maastricht'te öngörülen şartlara uyma bakımından üye ülkeler zorlanmaktadır ve daha da zorlanacaklarını tahmin etmek güç değildir;
Avrupa Birliği'nin 1993 Haziranında Kopenhang'ta yaptığı toplantı dolayısıyla hazırlanan yukarıda değindiğimiz beyaz kitapta üzerinde durulan bazı konuları burada tekrarda fayda umuyoruz:
"- Avrupa ülkelerinin sürekli ekonomik büyümeye ihtiyaçları belirgin hale gelmiştir.
- Büyümenin istihdam yoğun bir nitelik kazanması şarttır.
- Ekonomik ve sosyal politikalarda, vergilendirme ve sosyal güvenlik kuruluşlarında önemli değişiklikler gerekmektedir.
- Trans-Avrupa Taşımacılık ve Enerji Şebekesinin kurulması için gerekli yatırımlar süratle yapılmalıdır. Bu projenin gerçekleştirilmesi için 2000 yılından önce 250 milyar ECU tutarında finansmana ihtiyaç duyulacaktır. Bu proje Avrupa'nın rekabet gücünü artırırken, Avrupalının hayat standardıllI da yükseltecektir."
Avrupa Birliği'nin genişleme çalışmaları devam etmektedir. Macaristan, Polanya, Bulgaristan, Romanya, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri ile ortaklık anlaşmaları 1994 yılı içinde imzalanmıştır. Macaristan Avrupa Birliği'ne tam üyelik için 1994 Nisan'ında başvurmuştur. Türkiye'nin yakın gelecekte Avrupa Birliği'yle tam üyelik konusunun gündeme gelmesi zor gözükmektedir.
Diğer taraftan, Avrupa Birliği, Rusya ile bir ortaklık ve işbirliği anİaşması imzalamıştır. Bu anlaşmaya göre, 1998 yılı sonuna kadar Rusya ile birlik arasında bir serbest ticaret bölgesi kurulması bahis konusudur.
Avrupa'da belirecek eğilimleri araştıran Peter Hall'ün görüşleri Paul Kennedy'nin görüşleriyle çelişmektedir. Peter Hall'ün değerlendirmelerinden önemli gördüğümüz bazı bölümleri aşağıda özetle sunacağız.
2000'li yıllara varmadan önce Avrupa'da ortaya çıkacak problemlerden kaynaklanan önemli bazı eğilimler bahis konusu olmaktadır:
- Avrupa ekonomisi 198D'li yıllara kadar sanayi ürünlerinin üretimindeki gelişmelere dayanarak belirli bir aşama göstermiştir. Ancak üretilen mallar Batı Avrupa ülkeleri arasında satılmış, önemli bir bölümü de hammadde ve gıda maddesi ithalatının karşılanmasında kullanılmıştır. Avrupa üretimi uluslararası firmaların kontrolünde pazarlanmıştır.
- Avrupa mallarının rekabet stünlüğü 2000'li yıllara yaklaşırken azalacaktır. Diğer taraftan, Avrupa'ya hammadde ihraç eden ülkeler birçok sanayi kolunda kendi üretimine başlamıştır. Buna İran ve Brezilya'daki otomobil üretimlerini örnek verebiliriz. Yeni sanayileşen ülkeler daha az sendikalaşmış işgücünün dolaylı olarak sağladığı rekabet üstünlüğüne sahiptir. Buna karşılık sanayileşmiş batılı ülkeler seri imalatın ortaya çıkardığı monotonluk sonucu verimliliklerini kaybetmektedirler.
- Avrupa sanayiinin karlılığı azalmaktadır. Diğer taraftan, çalışan nüfusun gittikçe yaşlanması ve kullanılan kaynakların artan ölçüde ekolojik anlamda çöküşü sorun yaratmaya başlamıştır.
- Dünyadaki ve özellikle Avrupa'daki sanayileşme bir anlamda "dünya çelişkisi" yaratmaktadır. Bu çelişki, kaynakların özellikle enerjinin gittikçe daha kıt hale gelmesiyle sanayileşmenin karşılaşacağı darboğazıardır.
- Dünyadaki kullanılabilir kaynakların gittikçe azalması ve Afrika ile Ortadoğu'da bulunan kaynakların civarında ortaya çıkan gerilla savaşları Avrupalıların bu kaynakları eskisi kadar kolayca ve ucuzca kullanamayacağı sonucunu doğurmaktadır.
- Avrupa Ülkeleri "sanayi-ötesi" ve "bilgi çağı" aşamasına ulaşırken kullanacakları girdilerin nasıl temin edileceği konusunda sıkıntılarla karşılaşacaklardır.
- Milliyetçilik akımları ülkeler arası ve ülkeler içinde çarpışmalara yol açacak, güç odağı olan bloklar da bu çarpışmaları bir şekilde destekleyecektir. Bu akımlar gelişmiş ülkeler içinde terörist faaliyetleri de besleyecektir.
- Avrupa'da eski toplumun değerleri yavaş yavaş çökmektedir. Yeni gençlik var olan değerleri reddetmekte ve var olan sisteme yabancılaşma süratlenmektedir.
- 2000'li yıllara yaklaşırken ve 2DDD'li yılların içinde Avrupalılar içın en önemli konu kaynakların korunması ve enerjinin daha tutumlu bir şekilde kullanılmasıdır. Enerjiyi daha az kullanmak için ulaşımda, haberleşmede ve üretimde yeni metotlar denenmesi şart olacaktır. Enerji tasarrufu sağlayan makineler, enerji harcayan makinelerin yerini alacaktır. Bir tahmin de; geleceğin Avrupa'sının makine kullanır toplumdan alet kullanır topluma dönüşmesi şeklindedir. Ekonomik yapılar daha küçük üniteler haline dönüştürülecektir. Bu gelişmeler iş bölümünden eğitime kadar bütün faktörleri etkileyecektir.
- Dünya açlığı, azalmayıp artacaktır. Bu sebeple Avrupa dahil bütün dünyada tarımda makineleşme daha da ileri noktalara götürülecektir. Ekolojik faktörler gittikçe önem kazanacak, zaten bu konuda açıklar veren Avrupa Topluluğu ,daha da büyük darboğazlarla karşılaşabilecektir.
Politik haritalarda ciddi değişiklikler beklenmektedir. Milliyetçilik akımlarının güçlenmesi Avrupa Birliği ve NATO gibi teşkilatların gücünü zayıflatmayacak ancak şeklini değiştirecektir.
Bu tahminler ışığında, Avrupa'nın 2000'li yıllarda birçok yazarın iddia ettiği gibi dünyanın birinci sıradaki güç odağı olması oldukça zor gözükmektedir. Bununla birlikte, mevcut eğitim ve kültür altyapısı, gelişmekte olan ülkelerdeki tarihsel bağları ile Avrupa Birliği etkisini ve gücünü 2000'li yıllarda da devam ettirebilecektir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Avrupa Birliğinin Zirvedeki Yeri
AB Ekonomisi
Avrupa Birliği Ekonomik ve Parasal Birliği
Avrupa Dış Ticaret
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |