Okunma: 673 kez
Ay karanlık iken kırda, denizde ya da ormanda gece geçirmiş bir kimse, ortalığın ne kadar karanlık olduğunu bilir. Birkaç dakika önce görmediğimiz cisimler şafak sökerken şekillenmeye başlar. Sonra ayrıntılar belirir, renkler gözükür ve parlar, böylece gündüz başlar. Dünyamıza şekil, ayrıntı ve renk veren şey doğu ufkunda yükselmeye başlayan Güneşin ışığıdır.
Güneş, yıldızlar, lâmbalar, hattâ ateş böcekleri bile ışık yayarlar.
Bunlara ışıklı cisimler denir. Bütün öteki cisimler (örneğin ağaçlar,
çayırlar, kitap sayfaları) ışıksızdır. Bunlar ancak ışıklı bir cisimden
ışık alıp bunu gözlerimize doğru yansıttıkları zaman görünürler.
Bir cismin ışıklı ya da ışıksız oluşu, yapılmış olduğu madde kadar
içinde bulunduğu koşullara da bağlıdır. Fiziksel koşullarını
değiştirmek suretiyle, bildiğimiz birçok ışıklı cismi ışıksız, ya da
ışıksız olanları ışıklı hale getirebiliriz. Bir ampulün içindeki ince
tel (fitil) elektrik akımıyla ısıtılmadıkça ışıksız kalır. Soğuk bir
demir parçasını alıp kömür ateşinde ya da havagazı alevinde ısıtarak
kırmızı, sarı, hattâ beyaz ışık verir hale getirebiliriz. Katı cisimler
ve eritilmiş metal gibi sıvılar 800 °C’nin üstüne kadar
ısıtıldıklarında ışık kaynağı haline gelirler. Bu dereceye kadar
ısıtılmış cisimlere akkor cisimler denir.
Mum ışığının, alevde yanmakta olan karbon zerrelerinden çıktığı
dikkatli bir gözlemle anlaşılır. Bu zerreler sıcakken ışık saçar. Onun
için alev, diğer bir akkor ışık kaynadığıdır. Karbon zerrelerinin çoğu
alevde tümüyle yanmaz. Bu zerreler alevin çevresindeki hava akımlarıyla
alınıp götürülürken soğur, soğuyunca ışıksız hale gelir ve böylece
alevden yükselen duman ile isin özünü meydana getirir.
Işık kaynaklarının hepsi akkor halde değildir. Neon tüpleri ve
fluoresan lambalar da bildiğimiz elektrik ampulleri gibi elektrik
geçirilince ışık verirler. Fakat bunlara elle dokunulacak olursa bu
ışık verişin başka olduğu hemen anlaşılır. Elektrik ampulünün kısa
zamanda dokunulamayacak kadar ısınmasına karşılık, neon tüpleri ve
fluoresan lambalar oldukça soğuk kalır. Bu fark daha derinden
incelenebilir: Elektrik ampulünün fitilinden geçen akımın şiddetini
artırmak suretiyle ışığın parlaklığını artırabiliriz; parlaklığın
artışıyla birlikte ışığın renginde de değişme olur. Önce soluk kırmızı
bir ışık görürüz, sonra bu ışığın rengi parlak sarıya döner. Yeteri
kadar akımla bu da ısıtılan demir parçasında olduğu gibi, akkor hale
gelir. Öte yandan, eğer bir neon tüpünden geçen akımı
şiddetlendirirsek, ışığın parlaklığını artırırız; fakat renginde bir
değişiklik göremeyiz. Demek ki akkor ışık kaynakları ile öteki ışık
kaynakları arasında bir temel fark vardır. Akkor halde ışık saçan
kaynaklarda, kaynağın sıcaklığındaki değişmelerle ışığın parlaklığı ve
rengi bir birbirine yakından bağlıdır; oysaki, öteki kaynaklarda ışığın
rengi maddenin cinsine bağlıdır ve üstelik ışığın parlaklığı ile
değişmez.
Işıksız yüzeylerden gözlerimize pek çok ışık gelir. Duvarları ve
içindeki bütün eşyanın ışık yansıtmayan siyah bir boya ile boyanmış bir
odada olduğumuzu düşünelim. Böyle bir odadaki lambalar, siyah fon
üzerindeki beyaz parktılar gibi görünür. Beyaz tavanlar ve parlak
duvarlar aldıkları ışığın çoğunu yansıtıp dağıtır ve böylece odanın
aydınlığını artırır. Nitekim, dolaylı aydınlatmada lambaları
gözlerimizden saklarız; bize gelen ışığın hepsi duvarlara ve tavana
çarparak yayıldıktan sonra gözlerimize ulaşır. Çoğu geceler, bir ışık
kaynağı sandığımız ay, gerçekte güneş ışığını yansıtan büyük bir
dolaylı aydınlatma aracından başka bir şey değildir.
Saydam ve Saydam Olmıyan Maddeler
Dışarıda, iyi aydınlanmış bir manzaraya temiz bir pencere camından
baktığınız zaman, camın arada olduğunu zor farkedersiniz. Cam gibi
ışığı geçiren bir maddeye saydam madde denir. Akşama doğru karanlık
basarken gene aynı pencere camından dışarıya bakınız. Dışardaki
manzaradan başka, şimdi camda kendinizin ve odadaki eşyanın da bir
görüntüsünü görürsünüz. Görüntüleri oluşturan ışık, odanın içinden
geliyor olmalıdır. Bu ışık, camı geçip dışarıya çıkacak yerde,
gözlerinize geri geliyor, diğer bir deyişle camdan yansıyor. Saydam bir
cismin kalınlığı geçirdiği ışık miktarını etkiler mi? Bir tek cam
parçası ışığı hemen hemen tam olarak geçirir. Fakat onbeş yirmi parça
temiz cam üstüste konulsa, ışığın bir kısmı soğurulur; geçen ışık hem
parlaklığını kaybeder hem de biraz renklenmiş görünür. Plâstik, cam, su
gibi saydam maddelerin varlığını, ışığı geçirmekle beraber bir kısmını
yansıttıklarından ve biraz da soğurduklarından kolayca anlarız. Saydam
maddelerin ışık üzerinde önemli bir etkisi daha vardır. Işık bu
maddelere girerken ve çıkarken yayılma doğrultusunu değiştirir. Bu olay
oldukça ilgi çekicidir.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Işık Kaynakları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |