Oca
21
2008
|
Malakanlar |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 21 Ocak 2008 |
Okunma: 678 kez
TÜRKİYE’DE SLAV GÖÇMENLERİ MALAKANLARIN TOPLUMSAL YAPISI
Giriş
Bundan yaklaşık olarak 40–45 sene evvel ülkemiz şu anda mevcut olmayan ilginç sosyal gruplar barındırmaktaydı. Bunlardan biri, araştırmamıza esas teşkil eden Malakanlardır. Malakanlar, Kars ilimizde yaşıyorlardı. Manyas ve Akşehir Köylerinde yaşayan Kazaklar da ilginç bir toplumsal grup sayılabilir. Her iki grubun ismi de, bölge sakinlerinin söylediği tarzda yazıldı. Rusça asılları ise, Malakan’ın Molokan, Kazak’ın Kozak.
Bu iki grubun ülkemize geliş sebepleri de çok
enteresandı. Rus Çarı Deli Petro, 1683 yılında kıyafetlerin değişmesi,
yeni takvimin kabulü, saç ve sakalın kesilmesi, yeni kitaplara göre
dua etme, yeni ayin şekli gibi sosyal hayatı değiştirmeye yönelik bir
takım inkılâplara girişmişti. Deli Petro’nun Slav örflerini değiştirme
girişimine isyan eden bir grup Don Kazağı, Sultan IV. Mehmet
zamanında, Bandırma’ya 20 km. Gönen’e 25 km. mesafede bulunan Manyas
Gölü kenarındaki Kocagöl sahasına iskân edilmişlerdir. Buraya
yerleştirilmelerinin sebebi, Don Nehri sahillerinde balıkçılıkla
meşgul olmalarıdır. Hilmi Ziya Ülken, bir zamanlar Akşehir’de meskûn
olan ve öteki Slav gruplarla aynı zamanda Türkiye’den ayrılan
Kazaklar’ın Manyas Kozakları’nın bir parçası olabileceğini
belirtirken, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu bu görüşe karşı çıkar ve
onların başka bir Slav grubu olduğunu iddia eder. Molokanizm ise; aynı
hükümdarın uygulamalarına karşı çıkarak oluşturulan, bir dinsel
hareket ve yaşam tarzı. Malakanlar ise Molokanizmi bir hayat felsefesi
olarak kabul eden insanlardı. Bu makaleye konu olan kavmin yaşamı,
aslında tarihimizde ortaya çıkan bir dizi ihmalin belgesini de
içermektedir. Hikâyeleri aşağıda detaylıca anlatılacaktır.
1962 yılında Kars köylerinde yaşayan Malakanlar ile Manyas ve Akşehir
bölgelerinde yaşayan Kuban Kozakları’nın ülkemizden ayrılışları,
sosyal araştırmacıları, çeşitli kurumları ve kamuoyunu yakından işgal
etti. Öyle ya, Kuban Kozakları takriben ülkemizde 280 yıl, Malakanlar
ise 86 yıl yaşamalarına rağmen, Sosyal bilimcilerimiz bu gruplarla pek
az ilgilenmişlerdi.
Kars ilinin Yalınçayır (Zührap), Atçılar, Çalkavur isimli üç köyünde
1876–77 ila 1962 yılları arasında toplam 86 sene kadar yaşayan
Malakanlar, bu sürenin yaklaşık 75 yılını Türk hâkimiyeti altında
yaşamıştır . Çeşitli yazarlara göre; Molokan, Molokani, Molokanye,
Molokane, Molokaneh şeklinde telaffuz edilen kelimeyi Kars halkı
Malakan olarak seslendirir. Kars Rusları hakkında bilgi veren Türkçe
kaynak pek azdır. İlk defa bir ziraat profesörü mesleki alaka ile bu
grupları anmıştır. Cumhuriyet ilk yıllarına ait olan bu işaretlere
göre, ‘Malakan, Kafkasya ve Ukrayna’dan gelen Slav ve Ortodoks olmayıp
kendilerine mahsus din ve adetlere malik bulunan bir kavmin adıdır’.
Müellifin Malakanlar hakkında verdiği antropolojik bilgiler ihtiyatla
karşılanmalıdır. Ayrıca Milli Mücadele yıllarında Kars Maarif
Müdürlüğü yapmış olan Erzurum Mebusu Dursunoğlu Cevat Bey, 1919-20’de
Malakanların sekiz köyde meskûn olduğunu söylüyor. Aradan geçen 40 yıl
içerisinde bir miktar Malakanın tekrar Rusya’ya döndüğü veya diğer
köylerde bulunanların sonradan Yalınçayır’da toplanmış olmaları da
akla gelebilir. Bu kısa girişten sonra Malakanların tarihçesine
değinebiliriz.
Malakanların Tarihçesi
Molokanizm, Ortodoks Kilisesinden ayrılmış bir sekttir. Kars
köylerindeki yaşlı Malakanların anlattıklarına göre, 28 Mart 1805
yılında başlayan bu ayrılış, 22 Mart 1809 yılında tamamına eriyor.
Saratof ve Dambuğ bölgelerinde yaşayan Malakanların atalarıyla Rus
halkı arasında dinsel bir anlaşmazlık oluşur. O tarihlerde Rus
halkının inancına göre, haftada iki gün süt içme geleneği vardı.
Oysaki Malakanlar böyle bir perhiz (oruç) inancına itiraz ederek
haftanın her gününde süt içilebileceği kanaatinde idiler. Zaten
Rusça’da Moloko kelimesi Süt, Molokan ise Süt İçen, Perhizi Bozan
anlamına gelir. 1682 yılı civarında Ortodoks Kilisesi’nden yukarıda
anılan nedenden ötürü ayrılan grup, bu tarihten itibaren işkence ve
ıstıraplarla dolu bir hayat sürmüştür. Önce Kafkasya’nın ötesine
sürülen bu insanlar, daha sonraTürk ve İran hudutları boyunca Tiflis,
Erivan ve Bakû eyaletlerine yerleştirildiler.
Malakan Doktrini
Malakanlara göre peygamberleri Maksim; Tevrat, İncil ve Zebur’un
esaslarına göre yeni bir din ortaya koymuştur. Aslında her türlü dini
merasim ve devlet kilisesi fikrine karşı olan basit bir İncil
Hıristiyanlığı’dır. Manevi Hıristiyanlık Konferansı’nda (1905) Malakan
ibadet ve doktrinleri şu şekilde tespit edilmiştir; Tanrı iyidir, kötü
bir varlığa sahip olamadığı gibi, teslis de yoktur. Kutsal kitapları,
Ruh ve Hayat’ta Semen Matjev, Ukle-İn, Matjev Semen Dalmatov
Molokanizm’in gerçek yaratıcıları sayılır. Keza, Peter Juravzer,
Maksim Losev ve Matjev Motylev, Çar’dan Malakan halkının hürriyetini
sağlayan kişilerdir. Kurucuları Ukle-İn, daha sonra Rus Edibi
Tolstoy’un da mensubu olacağı Doukhobor - Manevi Güreşçiler‘in
liderinin kızıyla evlendiği için bu sektin bir kolu da sayılmıştır.
Her iki grup da saf bir köylü hayatına yönelmiştir.
Malakanlar kendi aralarında dini bakımdan iki gruba ayrılmaktadır. Bu
grupların isimleri, Bastiyanlar ve Prigonlardır. Malakanlarda dini
gruplar, değişen kanaat ve kişisel ilişkilere göre ayrılıp birleşirler
veya yeniden oluşturulurlar. Bastiyanlar ile Prigonlar arasındaki en
önemli fark, ilkinin Maksim ve Maksimist görüşleri kabul
etmeyişleridir. İki mezhep arasındaki diğer farklar daha fazla
biçimsel yöndedir. Kars Malakanlarının görüşlerine bakılırsa,
Bastiyanlar ile Prigonlar arasında ortaya çıkan bu ayrılığın doğuşu
1928 yılına uzanır. Bu tarihte bir Bastiyan, Güneş Kitabı’nı,
Maksim’in notları halinde çıkararak yayınlanmasını sağlar. Bu kitap,
Türkiye’deki Malakanların eline geçince, iki grup arasında anlaşmazlık
baş gösterir. Hatta Maksimistler adı altında üçüncü bir mezhep dahi
ortaya çıkar.
Teslis’i, azizliği, ikonaları, vaftiz çıkarmayı, Aşa-yi Rabbani
ayinini, vaftizi, istavroz çıkarmayı vs. reddeden Malakanlar; silah
taşımayı ve kullanmayı da yasak saymıştır. Hatta her türlü devlet
otoritesini de Tanrı otoritesi ile çeliştiği için yok saymışlardır.
Malakanlar arasında çok kuvvetli bir toplumsal bir dayanışma vardır.
Bu dayanışma duygusunun kökleri, Deli Petro’nun saltanatı sırasında
Rusya’nın içinde bulunduğu ekonomik, toplumsal ve siyasi sistemlerin
tümüyle ilgilidir. Petro, Rusya’da, Batı Avrupa’nın reform
hareketlerini zecri bir şekilde uyguladı. Kıyafetlerin değişmesi, yeni
takvimin kabulü, saç ve sakalın kesilmesi, yeni kitaplara göre dua
etme, yeni ayin şekli ve hükümete ağır vergi uygulaması bunlar
arasındadır. Fakat halk, Çar’ın bu reform hareketlerini şüphe ile
karşıladı. Muhalefette bulunanlar sürgüne ve işkenceye maruz kaldılar.
İşte bu sürgün ve ıstırap hayatı Malakanları birbirine kenetledi. Bu
yüzden Malakan cemaati kapalı ve kendi kendine yeten bir grup hayatı
sürdürdüler.
Malakanlar üzerine araştırma yapan Sosyolog Fındıkoğlu, 1960 nüfus
sayımı neticelerinden ve yerleşimlerindeki incelemelerden yola çıkarak
Kars çevresindeki üç Malakan köyünde yerli ve Slav nüfusun dağılışını
şöyle özetler:
Yalınçayır Köyü 84 Hane Malakan 38 Hane Yerli Nüfus: 950
Atçılar Köyü 61 Hane Malakan 1 Hane Yerli Nüfus: 130
Çalkavur Köyü 25 Hane Malakan 1 Hane Yerli Nüfus: 625
Zannımızca Atçılar köyü ile Çalkavur Köyü’nün nüfus rakamları
birbirine karışmış olmalıdır. Zaten Malakanlar üzerine bir tez yazan
Orhan Türkdoğan da; 1960 yılı için Atçılar Köyü’nün nüfusunun 625,
Çalkavur Köyü’nün nüfusunun ise 200 kişi olduğunu söylemektedir. Keza
1962 yılına kadar ülkemizde yaşayan Malakanların yurt çapında toplam
sayısı olarak –Kars ili içinde yaşayanlarla beraber, çeşitli
nedenlerle Ağrı ve Erzurum illerinde yaşayanlar dâhil - 1600 rakamını
ifade etmektedir. Aşağıdaki tabloyu Orhan Türkdoğan’ın anlatımlarından
çıkarılmıştır.
Yalınçayır Köyü 84 Hane Malakan 21 Hane Yerli 693
Atçılar Köyü 61 Hane Malakan ---- 625
Çalkavur Köyü 25 Hane Malakan ---- 200
Kars’a yerleşen Malakanlar bölgenin ekolojik şartlarına uygun olarak
tarımla ve özellikle değirmencilikle uğraşmışlardır. Kars ve Erzurum
yörelerinde Malakan, denince akla hemen değirmencilik gelir.
Malakanlar, aynı zamanda tarımla da uğraşıyorlardı. Başlıca
ürettikleri bitkiler; buğday, arpa, keten, lahana, patates, ayçiçeği,
soğan, tere otu, domates, salatalıktır. Tarımsal teknolojiyi yakından
takip eden bu insanlar, 20. yy’ın başından itibaren kara sabanı terk
edip, makineli tarıma geçmişlerdir.
Sabranya ve Toplumsal Tabakalaşma
Kuzey Amerika’ya göç eden Malakanları araştıran Young’a göre ‘Halk
Meclisi’ anlamına gelen bu kelimeyi; Kars Malakanları kilise karşılığı
kullanmakta ve çoğu zaman yerli halkın tesiriyle Camii olarak
isimlendirirler. Kars Malakanlarının biri Bastiyanlar’a, diğeri de
Prigonlar’a ait olmak üzere iki tane Sabranya vardır. Her iki mezhebin
dini liderleri; Pazar günleri, dini bayramlarda ve çeşitli hayrat
günlerinde ibadetleri burada yürütürler. Dini liderler, tüm toplumun
katılımıyla seçilirler. Cemaatin bağışlarıyla takviye edilirler.
İhtiyarlar Meclisi, sosyal kontrol ve düzeni sağlarken güçlerini dini
liderden alır. Sabranya, aile ilişkileri ve eğitim sistemleri üzerinde
geniş etkiye sahiptir. Yedi yaşından itibaren çocuk, buraya gelir.
Mezhepler arası sert evlenme yasakları, son yıllarda, önemini
kaybetmiştir. Bu durum, Malakanların yerli halkla birleşmemeleri ve
kapalı toplum niteliğini muhafaza için bir nedendir. Cemaatte işlenen
her türlü suç, aile çatışmaları, dini kuralların kötüye kullanılması
ve ahlaki olmayan davranış biçimleri, dini liderler tarafından
çözümlenir. Yalınçayır Köyü’nde yerli halkın eski muhtarı Mehmet Ağa,
Sabranya’nın bu grup içindeki önemine dikkat çekerek şöyle demektedir:
‘Sabranya’yı kaldırın bir Malakan, Yalınçayır’da kalmaz’ demektedir.
Malakan cemaatinde statü farklılaşması sert değildir. Dini liderler,
yaşlılar ve kadınlar büyük saygı görürler. Grup içinde dört ayrı
sosyal statü, fark edilebilir haldedir.
1. Gelir Grupları: Zenginler, cemaate yardımcı olurlar, yakınlarını
doyururlar. Zenginliğinin yanında fert, ayrıca cemaatin sosyal
güvenliği için faaliyette bulunuyorsa hem itibarı hem saygıyı temsil
eder. Aksi halde ise Malakan zihniyetine göre: ‘Sabahleyin kapısını
açıp işine giden, akşamleyin de işinden dönüp kapısını kapatan’ bir
fert gibi olduğundan cemaat tarafından ilgi görmez.
2. Dini Liderler: Zengin olsun fakir olsun Malakan toplumunda
prestijin temel noktası dini liderlerdir. İhtiyar Heyeti bile
otoritesini dini liderlerden alırlar.
3. Nüfuz Sahipleri: Malakan toplumunda, fertlerin haklarını koruyan,
kanunlar karşısında konuşan, cemaati iç ve dış tesirlere karşı savunan
kimselerdir.
4. Resmi Memurlar: Kanuni otoriteye dayanan muhtar ve ihtiyar
heyetinin şahsında temsil edilen statü grubudur. Otorite her zaman
için, Malakan toplumunda prestij sağlamaz. Muhtar ve ihtiyar heyeti,
kanuni otoriteye dayandıkları halde, gereken itibarı görmezler.
Malakanlarda sosyal statüyü tayin eden unsurlar; zenginlik, iyi
karakter, asalet, okuyup yazma bilmesi, dinine olan bağlılık derecesi,
yaş ve cinsiyet durumlarıdır. Çevre köylerin etkisiyle erkek, kadından
öne çıkan bir sosyal öğe olsa da; kadın, yerli halkta olduğu gibi
ikincil derecede bir statüye sahip değildir.
Akrabalık Kurumu
Sosyal hayat tarzının en önemli safhalarından birini akrabalık
münasebetleri teşkil eder. En ilkel cemiyet şekli olan ‘klan’dan en
karmaşık yapılara kadar akrabalık düzenini müşahede etmek mümkündür.
Biz burada sosyolojinin de tanımış olduğu iki tür akrabalığa
değineceğiz. Bunlardan biri gerçekten kan münasebetlerine dayanan
biyolojik akrabalık, diğeri onun kadar itibarlı sayılan ve cemaat
fertlerinin hürmet gösterdikleri farazi akrabalıklardır. İkinci tür
akrabalıklara, cemiyet hayatı yaşamanın sonucu olduğu için, sosyal
akrabalıklar da denir. Sosyal akrabalık cemaat normlarına göre tayin
edilir.
Malakanlar ayrı coğrafi sahalarda yaşamalarına rağmen, aynı soya
mensupturlar. Dini inançlarına göre, yedi-sekiz göbekten öncesiyle
evlenmek yasak ve günah sayılmasına rağmen, yerli halkla münferit
vakalar hariç, temas sağlamamışlardır. Akrabayla evlenme geleneği
içtimai bir zaruret halini almıştır. Bir asırdan beri birbirleriyle
evlene evlene irsi bakımdan kapalı bir cemaat haline gelmişler ve kan
münasebetleri bütün zümreyi akraba haline getirmiştir. Böylece kan
akrabalığı, grubun hayat unsurunu teşkil eder.
İkinci tip akrabalık ise yukarda anlatılan şekilde sosyal
akrabalıktır. Bu tür akrabalıkta, akrabalar arası evlilik düşünülemez.
Malakan cemaati, aynı etnik gruba mensup olmalarına rağmen, dokuz-on
boydan ibarettirler. Bu sülaleler; Halloplar, Şitiniler, Tahtacılar,
Abakomlar gibi lakaplarla anılırlar. Her boy, diğer boylara nazaran
birbirlerini daha yakın olarak kabul eder. Birçok münasebetini mensubu
olduğu sülalenin fertleriyle yaparlar. Bu yakınlık tarzı, sosyal
farklılaşmanın ilk basamağını teşkil eder.
Sosyal akrabalığın ikinci kategorisini, aynı mezhebe mensubiyet ruhu
oluşturur. Mezhep olarak Prigon ve Bastiyan olmak üzere iki farklı
oluşum içerisindedirler. Dini bakımdan bu farklılaşma, cemaat
fertlerinin birbirleriyle olan ilişkilerine etki eder. Evlenmeler,
cenaze merasimleri ve komşuluk ilişkileri bu dini hayat zaviyesinden
değerlendirilir. Çoğu defa, bir Bastiyan bir Prigon’un cenaze ve düğün
merasimlerine iştirak etmez. Keza bir Prigon, mecbur kalmadıkça bir
Bastiyan’dan kız almaz. İlk bakışta, Malakan zümreleri bir homojenite
arz ediyorsa da sosyal yapının derinliklerine biraz nüfuz edince, dini
yönden meydana gelen çeşitli boyutları müşahede etmek mümkündür. Hem
dini hem de sülale bakımından meydana gelen bu farklılaşmalar kendine
özgü bir cemaat dokusunu meydana getirirler.
Anadolu’da görülen sütkardeşi, kan kardeşi, beşik kertmesi ve kirvelik
gibi bir takım seremoniler sonucu meydana gelen farazi akrabalıklara,
Malakanlarda rastlanmaz. Fakat bu grupta, evlat edinme geleneği
mevcuttur. Çocuğu olmayan aileler, bir evlat sahibi olmak için bu yolu
tercih ederler.
Aile ve yakın akrabalar arasında saygıya dayanan bir sıralama vardır.
Zümre içinde akrabalık hak ve vazifeleri önemli bir yer işgal eder.
Yakın akrabalara hürmet göstermek, işlerine yardım etmek en tabii
haklardan biridir.
Evlenme
Ailenin teşkili evlenme yoluyla yapılır. Malakanların evlilik
törenleri, bir çeşitlilik arz eder. Evlilik öncesini pragolga denen
eğlence adetleri belirler.
Pragolga Eğlencesi: Malakanlarda kız ve erkeğin evlenme münasebetleri
tamamen serbest seçime dayanır. Bu bakımdan yerli halktan ayrılırlar.
Genç kız ve delikanlıların, eş seçmek amacıyla, yazın kırlarda kışın
belirli evlerde yaptıkları eğlencelere, pragolga denir. Pazar günü
ayinden sonra yapılır. Evliler bu toplantıya katılamazlar. Bu
eğlencelerin asıl gayesi; evlenecek olan çiftlerin birbirleriyle
anlaşmalarını temin etmektir. Geleneğe göre, pragolgaya evlenme
çağında olanlar ile yaşları 10–14 arasında olanlar ayrı gruplar
halinde iştirak ederlerdi. Sonraları ise, aynı merasimi bir arada ifa
ediyorlar. Bazen bu eğlencelere yaşlı, evlenmemiş kızlar ile yaşı
kırkı geçen bekâr erkekler de katılır. Malakanların toplu göçünden
önce bu adet, gençlerin aşırı derecede içki almaları ve aralarında
meydana gelen birkaç cinsel tecavüz olayı yüzünden eski özelliğini
kaybetmişti.
Pragolganın esas gayesi evlenecek kimseleri hayata hazırlamasıdır.
Cemaat, bütün hayatını dini motiflere göre tanzim etmesine rağmen
pragolganın dini kitaplarda bir yeri bulunmamaktadır. Kars halkı
önceleri garipsemiş fakat zamanla alışmıştır.
Evlilik ve Düğün Törenleri: Evlilik yaşı, kızlarda 15–24 iken,
delikanlılar evlilik için askerliği bitirip iş güç sahibi olmayı
beklerler. Delikanlı ve kız pragolgada tanışıp birbirlerini
beğendikten sonra, ailelerine açılırlar. Seçme hakkı kız ve
delikanlınındır. Boşanma, on emrin yasakladığı zina kadar cemaat
kurallarının tasvip etmediği bir olaydır. Evlenmede temel motif
dindir. Düğün merasimi baştan sona dini liderlerin idaresi altında
yapılır. Yerli köylerinde önce dini sonra medeni nikâh kıyılır hatta
medeni nikâh olmadan sırf dini nikâh yeterli sayılır. Malakanlar ise
evlenecek şahıslar önce kanuni formaliteyi yerine getirirler, bir
taraftan da dini vecibelerin sağladığı şartlara uyarak, evlenme
merasimlerini tamamlarlar.
Eğitim
Malakanların yaşadığı üç köyde de okul vardı. En geniş Malakan
kolonisinin bulunduğu Yalınçayır’da ilkokul ancak 1951 yılında
faaliyete geçmişti. Eğitim kültürel tamamlanmayı sağlayan en önemli
süreç olmasına rağmen, bu etnik grup içinde eğitime gereken görevi
yüklememek, bütün Doğu’daki etnik gruplarda gözlediğimiz gibi, Milli
Eğitim politikamızın cansızlığını ifade eder. Okulun Malakan
köylerinin oluşumundan takriben 70 yıl, Cumhuriyet’in kuruluşundan da
29 yıl sonra tesisi, bu grubun kültürümüze uymasında okulun üzerine
düşen görevi yapamamasının sebebi olmuştur. Buna karşılık, ilkokulun
mecburi olması nedeniyle, yerli halka nazaran Malakan çocuklarında
devamlılık yönünden önemli bir artış göze çarpmaktadır:
Yıllar Yerli Erkek Malakan Erkek Yerli Kız Malakan Kız Toplam
1952-53 1 3 0 0 5
1953-54 4 2 0 0 6
1954-55 2 5 0 0 7
1956-57 0 5 1 0 6
1957-58 2 5 0 3 10
1958-59 2 6 0 0 8
1959-60 1 4 2 1 8
1961-60 3 8 0 0 11
Toplam 15 38 3 4 60
Görülüyor ki, sekiz dönem içinde ilkokulu bitirenlerin %70’i
Malakanlardır. Bu da etnik grubun resmi kurumların kararlarına
uymalarındaki saygı duygusunu göstermektedir. Gerçekten de Malakanlar,
toplumumuza son derece saygılı, itaatkâr bir gruptu.
Ne yazık ki Malakan cemaatinde, bir eğitim kurumu olarak okul etkili
olamamıştır. Öğretmen yetersizliği, özel eğitimin olmayışı, çocukların
birinci sınıfa geldiklerinde Rusçadan başka dil bilmeyişleri bu
gerçeği ortaya koyar. Cemaatin muhafazakâr oluşu, okulu
etkilemektedir. Çünkü erkek öğretmenden ziyade bayan öğretmeni tercih
etmektedirler. Bu husus hiçbir vakit, yapılan şikâyetlere rağmen, göz
önüne alınmamıştır. Bölgede bulunan Cilavuz Köy Enstitüsü de bu görevi
yürüteceği yerde, Malakanlar ile ilgiyi kesmiştir.
Türkiye’den Ayrılış
Türkiye’yi terk etmeden önceki son yıllarında Malakanların manevi
kültür yapılarında, tedrici de olsa, değişmeler olmuştu. İnanç
sistemlerinin zorladığı yasak hükümler, bilhassa genç kuşaklar
arasında, gereken saygıyı görmemekteydi. Cemaat tarafından sert
tepkiyle karşılanan sigara ve içki yasağı bunlar arasındadır. Dini
inançları, grup bilinçleri ve normları, baştan beri sigara ve içkiye
olumsuz tutumlar geliştirmelerine rağmen, köyün bakkalı fıçılar dolusu
ispirtoyu sırf Malakanlar için bulundurduğunu ifade ediyordu.
Malakanlar yakın zamana kadar yaşadıkları çevreye ‘gömülü’ kaldıkları
halde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, sosyal ve ekonomik şartların
değişmesi, yaşantılarına geniş ölçüde yansımıştır. Bilhassa
Erzurum-Kars köylerine varıncaya kadar yayılan değirmencilik
faaliyetleri, bir grup Malakanın cemaat normlarından uzaklaşmasına
sebep olmuştur. Bunun sonucu olarak, grup kontrolü zayıfladığı gibi,
çeşitli yerli gruplarla da sosyal ilişkileri yoğunlaşmıştır. Cemaatten
ayrılma ve uzak çevrelere dağılma dini liderlerin etkisini de
zayıflatmıştır. Biçimsel olmayan cezai normlar da bu nedenle tesirsiz
kalmıştır. Bu bakımdan, genç kuşaklarda cemaatçi duygudan
ferdiyetçiliğe bir geçiş gözlemek mümkündür.
1962 yılında Malakanları Rusya’ya göç etmeye zorlayan nedenleri,
Malakan kişiliği ve sosyal kurumlarında aramak gerekir. Anlaşılan o
ki, bu kişilik ve kurumlar, yenilmesi mümkün olmayan bir takım dini ve
sosyal prensiplerle yeni bir yaşama gücü kazanmışlardır. Malakanlar;
sadece bir Tanrı’ya ibadet etmekle kalmamış, aynı zamanda bütün akli
kaynaklarını, tüm irade güçlerini ve samimi gayretlerini; varlık ve
hayatlarının amacı olan bir davanın hizmetine vakfetmişlerdir.
Malakanların ülkemizi terk edişlerinde nedenlerinden biri olan evlenme
sorunu, Türk basınında önemli bir neden olarak ileri sürülmüştür.
Malakanlara göre yedi veya sekiz göbekten öncesiyle evlenmek zina
kabul edilir. Yakın zamana kadar bu zina yasağına saygı duymalarına
rağmen, son yıllarda azınlıkta olmaları yerli halkla kaynaşma
imkânsızlıkları nedeniyle çok aşağı göbekten olanlarla da evlenmeler
baş göstermiştir. Sosyal hayatın bu zorlamaları karşısında üç hatta
iki göbeğe rastlanılmıştır. Yaşlılar, bu tabii oluşum karşısında bir
dirayet gösteremiyorlardı. Fakat bir Malakan göçü, sadece bir nedene
bağlanamaz.
Kişiliğin ve toplumsal kurumların işlenmesinde yine dini liderler ile
ailenin önemli baskısı vardır. Cemaatte, dil ve dini unsurlar kültürün
sert tarafını teşkil ediyordu. Bilhassa, yaşlılar daha küçük yaştan
itibaren çocuklar üzerinde etkili olmaya çalışırlardı. İlkokula
gelinceye kadar, Malakan büyük bir çoğunluğu Türkçeyi bilmiyorlardı.
Yaşlı kadınların hemen hepsi, uzun yıllar aranızda yaşamalarına
mukabil konuşmalarımızı anlamakta son derece güçlük çekiyorlardı.
Malakanlar dil ve din bakımından, toplum yapımıza intibakta ciddi
güçlüklerle karşılaşmışlardır.
Resmi kurumlar, Malakanlara karşı olumlu bir tutuma sahip değillerdi.
Bunun en önemli nedeni: Son derece şikâyetten hoşlanmaları, çeşitli
sorumlu makamları ve mülki amirleri bıktırmalarıdır. Oysaki bu tür
davranışlar aslında her etnik grubun nitelikleri arsındadır.
Çoğunluğun antipatisi onları kanun kapısına ister istemez sevk
ediyordu. Rus ırkından olmaları ve jeo-politik yönden bu millete olan
milli antipatinin çok canlı tutulduğu -1918’e kadar süren Rus işgali
yüzünden- bir ortamda yaşamaları, Malakanları kültürümüze sindirmemize
gerçek engeli teşkil ediyordu. Halk arasında son derece dürüst,
namuslu ve çalışkan olarak tanınmalarına rağmen, siyasi ortam
nedeniyle bu farklılaşma şiddetinden hiçbir şey yitirmemiştir.
1954- 55 senelerinde Kars Malakanları çevresinde sosyo-antropolojik
araştırmalar yapan Prof. Mümtaz Turhan, bir zamanlar Kars Valiliği
yapan Akif (İyidoğan) Bey’in, Göle’den Malakan köylerine muhacir
celbinden doğan hoşnutsuzlukları izale için, o devrin orta ve yüksek
idarecilerine tavsiyelerde bulunduğunu anlatıyor. Malakanları yerinde
inceleyen ve bir araştırma hazırlayan Prof. Turhan, bizzat
Malakanların her türlü intibak ve temessül arzusunu kendisine izhar
ettiklerini, fakat onlarla meşgul olacak bir ammenin bulunmadığını,
kendisinin mahalli otoriteyi uyarıcı teşebbüslere de giriştiğini
anlatıyor. Bununla beraber yerli ve muhacir çatışmaları için bir
tarafın Hıristiyan ve Slav olması tek sebep olamaz. Bir cemaatin toplu
göçü daha başka sebeplerden ileri gelmektedir. Fındıkoğlu, ‘Egzogami
Örfü’nü göçün bir sebebi olarak psikolojik ve sosyolojik olarak
incelemiştir. Başka psikolojik amilleri de şöyle anlatır: ‘’Yurt
hasreti, Komünist Rusya hakkındaki yanlış veya aldatıcı haberlerin
gazete, radyo, yerli ve yabancı insan münasebetleri kanalları ile her
üç iskân mahallinin (Manyas ve Akşehir’deki Kuban Kozak yerleşimleri
dâhil) kahvehanelerine kadar yayılması, konuşmalar, tereddütler…’’ Ona
göre Kars Malakanları Rusya sınırında yaşadıklarından Rus
propagandasından daha fazla etkilenmişlerdir.
Türkiye’de üç Slav cemaatinin anayurtlarına avdet edeceklerine dair
ilk haberler 1960’da ajanslar ve gazeteler tarafından yayıldı. İlgili
çevrelerden önce (demek ki Türkiye’de Rus muhacirleri varmış) şeklinde
bir hayret, arkası sıra (Sovyet diyarına dönülür mü?) tarzında ikinci
bir hayret, daha sonra (ne de olsa ırkdaş yurdu) tarzında kabul
ifadeleri birbirini takip etti. Hakikatte İkinci Dünya Harbi’nden önce
de, sonra da Rusya tarafından davetler yapılmıştı.
İlk göç hazırlığı Malakan cemaatinden başlamış, Kars valiliği
vasıtasıyla hükümete müracaat edilmiş, buna hiçbir engelin
bulunmadığını öğrenen cemaat, hazırlıklarını hızlandırmıştır. Nihayet
1961’de Kars-Tiflis treni, 1880 sıralarında Çarlık Rusyası tarafından
Kars çevresine sürgün edilen, akabinde 1918’den sonra Türkiye
sınırlarında yaşayan cemaat Rusya’ya götürmüştür. Malakanların gidişi
her iki cemaat (Manyas ve Akşehir Kazakları) çevresinde de göç
temayülünü şiddetlendirmiştir.
Görülen o ki, Sovyet Rusya’nın lehte çeşitli propagandaları,
Malakanların egzogami âdetini uygulamada -birbirleriyle evlene evlene
akrabalık bağları arttığı için- artık iyice zorlanmaları, bazı
münferit sataşmaların azınlık psikolojisinde yarattığı güven bunalımı
ve yetkililerin ilgisizliği -bu insanlara eğitim götürme örneğinde
olduğu gibi- Malakan göçünü hazırlayan ve sahneye koyan sebeplerdir.
Kültürümüzle Girdikleri Etkileşim
Herhangi bir kültür çevresinde bulunan başka bir kültürün mensubu bir
cemaatin yapacağı ve alacağı tesirler pek mühim ve köklü olamaz. Üç
Slav cemaati – Manyas ve Akşehir Kozakları ile Kars Malakanları- Türk
ve Müslüman dünyası içinde münferit adalar halinde kalmışlardır. Hatta
bu üç cemaat, şöyle böyle aynı kültür, dil ve medeniyet çevresine
dâhil oldukları halde birbirleriyle münasebetlere de pek girişmiş
değillerdir. Türk deryası içinde dini ve hatta mezhebi bakımdan
beraberlik arz eden Rus çevreleriyle, ırki ve biraz da lisanî bakımdan
beraberlik arz eden toplu (mesela Polonez köyü cemaati) veya münferit
(mesela 1917 İnkılâbı arkasından İstanbul’a akın eden Beyaz Ruslardan
kalma bakiye) Slavlarla da işarete değer herhangi bir kaynaşmadan
bahsedilemez.
Müslüman cemaatler deryası içinde üç yabancı ada şeklindeki
tasvirimize rağmen, sosyal yönden bazı çevre tesirlerine işaret etmek
yerinde olacaktır.
a- Çevreye Yaptıkları Tesirler:
Bu tesirler biri teknik, öbürü kültürel olmak üzere iki kısma ayrılır.
1- Teknik Sahada: Malakanlar arıcılıkta kovan ve petek yapma
usullerinde, modern çerçeve balcılığına kaymışlardır. Çevrede ilk
zamanlar kendileri organik enerjiden faydalanırken zamanla mekanik
enerji kullanmaya başladılar. Sabun imalinde elde ettikleri başarı,
çevre köylerinde Malakan ustalarına başvurma neticesini doğurmuştur.
Ziraat sahasında, çevre ziraatından ileri idiler. Değirmencilik
hususunda başarılı idiler. Onlardan kalan değirmencilik zanaatı
Türkler tarafından icra edildiyse de, onlar kadar başarılı
olamamışlardır. Sakal-bıyık, egzogami gibi adet ve itikatlarında
gösterdikleri sert mukavemeti, teknolojik gelişmeler karşısında
göstermemişlerdir. Hatta bu alanda çevre için önder bile olmuşlardır.
2- Kültürel sahada: Birkaç Rusça kelime müstesna dil açısından kayda
değer bir tesir bahis mevzuu değildir. Kars halk oyunlarında
rastlanılan Rus tesiri, Malakanlardan gelme olmayıp çevrenin uzun bir
müddet Moskova idaresi altında kalmasından ötürü olsa gerektir.
Malakanlarda hemen her evin bir hamamı vardır. Sauna tipindeki
banyolar evlerden ayrı, iki odalı bir binadır. Çoğu defa bu binanın
bir tarafı banyo, öte tarafı da tuvalet olarak kullanılır.
b- Çevreden Aldıkları Tesirler:
Bu tesirler, teknik ve kültürel bakımdan düşünülecektir.
1- Teknik Sahada: Ormanlık bir çevreden Türkiye’ye göç eden Malakanlar,
ormansız bir muhitte gübre ve gübreden yapılan yakacak maddesini
kullanma âdetini yalnız öğrenmekle kalmamış, onu ilerletmişlerdir.
2- Kültürel Sahada: Malakanlar gibi hayatlarının hemen her anını dini
inancın belirlediği bir cemaatin, Komünist bir devlet olan Sovyet
Rusya’ya dönmelerinin sebebi esasen kültürel sahada aldıkları
yenilgiler olabilir. Yukarda da değinildiği gibi, dinleri şiddetle
karşı çıkmasına rağmen çeşitli tiryakiliklerin cemaat içinde yayılması
ile egzogamiyi ifa edememeleri, bu duruma sadece birer örnektir.
Muhtemeldir ki, köyün ileri gelenleri memleketimize gidersek,
sorunlarımız hafifler diye düşünmüş olabilirler. Sovyet Rusya onlar
istediklerini verebilmiş midir, işin orası tam bir muamma…
Uyum Sorunu
Bu problemle alakalı, Malakanlar üzerinde yapılan doğrudan bir
araştırma bulamadık. Ancak benzer bir sosyolojik yapıyı barındıran
Manyas Kozakları üzerinde yapılan bir araştırma yolumuza ışık
tutabilir. Sosyoloji Profesörü Hilmi Ziya Ülken üç asırdır ülkemizde
yaşayan Kazakların niçin temsil (asimilasyon) edilemediklerini şu beş
varsayıma bağlıyor. Bu beş varsayımdan sonra zikredilen iki madde Kars
Malakanları bağlamında tarafımızdan eklenmiştir. Maddeler
alıntılandıktan sonra konumuzla ne kadar ilintili oldukları da ayrıca
incelenecektir.
1- Rus cemaatlerinin çevrelerinde bulunan teknolojik durum iptidai
olduğundan basit aletlerle sürdürülmektedir. Bu yüzden bu aletlerin
temini veya bakımı için şehirlere gitmeye gerek yoktur.
2- Yolların azlığı ve yaşanılan coğrafyanın biraz sapa kalması ileri
sürülüyor.
3- Köyün çevresi Müslüman olduğu için kendi aralarında temas halinde,
kapalı Kazak toplumuyla daha az temas halindedir.
4- Türk Devleti, Osmanlı zamanında yabancı unsurların kendi hudutları
içinde serbestçe yaşamasını mümkün kılan siyasete sahip olmuş,
Cumhuriyet zamanında ise laik oluşu münasebetiyle, milli hudutlar
içinki unsurların dinlerinde serbest bırakılmıştır.
5- Kazaklar kendi memleketlerini sakallarını kesmemek için bırakıp
yabancı bir diyara gelmişlerdir. Yani esasen temessül için elverişli
bir karaktere sahip değillerdir.
6- Eğitim bölümünde anlattığımız üzere bu halka karşı, bilinçli bir
eğitim politikası oluşturamamak.
7- Yerel mülki amirlerin şikâyetlerinden bıkması, yerli halkın
ırklarından dolayı onlara karşı olumsuz rezervler bulundurmaları.
Birinci gerekçe, Malakan toplumu için de geçerli olabilir. Hatta
yukarda da belirtildiği üzere bu cemaat çevreye göre teknolojik
anlamda kısmen ileridir.
İkinci gerekçe de, Kars’ın üç köyünde yaşayan Malakanlar için göz ardı
edilmeyebilir. Ama Malakanların yeni köy kurma usulüyle değil de var
olan köylere serpme suretiyle yerleştirildiği göz ardı edilmemelidir.
Üçüncü gerekçede, anılan din farkı Kars halkı ile Malakanlar arasında
da gözlemleniyor.
Dördüncü gerekçede, sözü edilen tespit, Malakanlar için de geçerlidir.
Beşinci gerekçenin ilk kısmı Malakanlara uymuyor. Çünkü onlar, Kars’a
geldiklerinde, orası, vatanlarının bir parçası idi. Fakat ülkenin en
güneyine sürülme sebeplerinin ardındaki, olaylar zincirinin başında,
süt içme hadisesini görüyoruz. Kazaklar için var olan asimilasyona
uygun olmayan karakter, Malakanlarda da görülmektedir.
Altınca ve yedinci maddeler, birer varsayım olarak değil, buraya kadar
anlatılanların bir özeti olarak değerlendirilmiş ve doğru kabul
edilmiştir.
Sonuç
Geleneksel Türk ve Rus düşmanlığının yoğun bir alanında yerleşmiş
bulunan Malakanlar, hayatlarının hemen her aşamasında çevrenin olumsuz
tepkilerinden kendilerini kurtaramamışlardır. Bu nedenle, kendilerinin
komünist sisteme ve Rus baskısına karşı olmalarına rağmen, etnik
yönden Rus asıllı olmaları onları bu tarihsel kinden uzak tutmamıştır.
Halkın Ruslara olan kini, Malakanlar üzerinde aynileşmiştir. Aslında
güçlü bir sosyal örgüte dayanan Malakan grubu, yerli halkın kendileri
hakkındaki önyargıları nedeniyle kapalı toplum niteliğini
sürdürmüştür.
Türklerle ortaklaşa yaşantıları uzun bir süre olmasına rağmen ancak
göç etmelerinden hemen önceki yıllarda grup yapısında bazı önemli
değişmeleri belirmesine sebep olmuştur. Eğer Malakan cemaati ülkemizin
Batı bölgelerine, yerleştirilseydiler, kültürel tamamlama
(entegrasyon) daha güçlü bir biçimde kendisini hissettirebilirdi.
Fakat kültürlerinin sert yönünü teşkil eden şiddetli din tutkusu,
inanç ve değerler sistemi yerli hareketlere katılmayı engelleyen sivri
uçlardır.
Bu coğrafi ve tarihi nedenlerin yanında şehirleşme sürecinin de
Malakan yaşantısını olumsuz yönde etkilemekte olduğunu biliyoruz.
Toplumsal dinamiğin güçlü olduğu bölgelerde bilhassa kitle araçları,
kültürel ilişkiler ve yoğun eğitim fertlerin tutum ve davranış
biçimlerini etkiler. Kars ili şehirleşme süreci bakımından zayıf bir
bölgedir. Malakanlar, geleneksel yapılarını bu ortamda koruya
bilmiştir. Hem coğrafi ve tarihi nedenler hem de şehirleşme sürecinin
zayıflığı gerçekten güçlü olan Molokanizm ilkelerini temelden
sarsamamıştır. Buna karşılık, yavaş da olsa bir sosyal değişme grup
yaşantısında gözlenebilmektedir. Yaşlı kuşağın yanında genç kuşak,
Molokanizm ilkeleriyle olan bağlarının önemli bir kısmını koparmıştır.
Fakat grup bilincini canlı tutan norm ve değerler sistemine temsil
eden dini liderler, yetkilerine dayanarak genç kuşağı etki sahaları
içine alabilmişlerdir.
Malakan toplumu, gerçekten yarım yüzyılı aşkın bir süre içinde
ülkemizde istikrarlı yapısını koruyamamış ve sarsıntı geçirmeye
başlamıştır. Grup normlarının özelliğini yitirmesi, şehrin etkisi ve
yerli halkla olan toplumsal ilişkiler burada önemli rol oynamıştır.
Malakanların göçleri dış basında büyük ilgi gördü. Bu göç aslında
Rusya’ya olan özlemin bir sonucu değildi. Mali durumları yerinde
olsaydı, çoğu Malakan Rusya yerine Amerika’ya gitmeyi arzuluyordu.
Hatta bu hususta, New York’ta Tolstoy’un kızının büyük desteği
olmuştur. Bir kısım Malakan, Rusya yerine Amerika’ya göç edebilmiştir.
Komünist bir toplumda Malakanların kapalı cemaat kuruluşunun ne ölçüde
devam ettiği bilinememektedir. Yalnız, Türkiye ve A.B.D.’de olduğu
gibi hoşgörü içinde kolonilerini devam ettireceklerini ileri sürmek
son derece zordur.
Bugün Malakanların yaşadıkları köylerde (özellikle Yalınçayır),
Karadeniz bölgesinde erozyon dolayısıyla arazileri yetersiz kalan bir
grup halk yerleştirilmiştir. Hamamlar, fırınlar kullanılamadıkları
için yıkılmış, evler halkın kendi dünya görüş tarzına uygun şekilde
tanzim edilmiştir. Artık Malakanlardan kalan hiçbir şey yoktur.
KAYNAKÇA
Eröz, Mehmed; Türkiye’de İslav Muhacirleri İçin Kaynaklar, Sosyoloji
Konferansları, 1962–1963, 3. Kitap, İstanbul.
Fındıkoğlu, Ziyaeddin Fahri; Türkiye’de İslav Muhacirleri, Sosyoloji
Konferansları, 1962–1963, 3. Kitap, İstanbul.
Fındıkoğlu, Ziyaeddin Fahri; Türkiye’den Rusya ve Amerika’ya Giden
İslav Muhacirleri, Sosyoloji Konferansları, 4.Kitap, 1963–1964,
İstanbul.
Turhan, Mümtaz; Kültürde Değişen ve Değişmeye Mukavemet Eden Unsurlar,
Tecrübî Psikoloji Çalışmaları, 1956, İstanbul.
Türkdoğan, Orhan; Molokanların Tarihçesi ve Türk Kültürü İçerisinde
Molokanlar, 1970, Erzurum.
Türkdoğan, Orhan; Malakanların Toplumsal Yapısı, 1971, Erzurum.
Ülken, Hilmi Ziya; Kocagöl Köyü Monografisi, Sosyoloji Dergisi, sayı:
9, 1954, İstanbul.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Malakanlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|