Oca
21
2008
|
Kent Sosyolojisi |
|
|
Facebook'ta Paylaş
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 21 Ocak 2008 |
Okunma: 6118 kez
GİRİŞ
Sosyologlar, genellikle kent denilen sosyal grubu köy topluluğunun karşıtı olarak görmüşler bu anlamda tanımlamışlardır.
Sosyoloji ve kent sosyoloji Batı orijinli olduğuna göre doğal olarak kent tanımlamalarının kaynağı da orası olacaktır. İlk sosyolojik şehir tanımını Rene Maunier isimli sosyolog yapmıştır. Ona göre kentin tek bir özelliğine göre yapılmış bu tanımları üç grupta toplamak mümkündür.
1. Morfolojik tanımlar:
Bu tanımda kentin köyden kütlesi yani gerek toprağın gerekse nüfusun
çokluğu bakımından ayrıldığı surlar ve kalelerle çevrilmiş bir
yerleşme grubu olduğu doğumların azlığı ya da evlenme oranını
yüksekliği vurgulanır.
2. Fonksiyonel özelliklere göre tanımlar:
Zanaat fonksiyonu olan; endüstri ve ticaret merkezi; değişim, tüketim
ve endüstri merkezi; kendine has hukuki fonksiyonu olan, belediye
meclisi ve belediye hukuku olan sosyal grup.
3. Her iki özelliği ifade eden karma tanımlar:
İnsanlar, fonksiyonlar ve yerler olmak üzere üç unsurdan oluşan;
kaleler ve surlar; kiliseler ve ticaret merkezleri; hem dini merkez
hem de savaş zamanlarında sığınılacak bir yer, aynı zamanda ticaret
fonksiyonu.
Türk Sosyologlarının Kent Tanımlamaları
Mübeccel Kıray’a göre tarımsal olmayan üretimin yapıldığı ve daha
önemlisi hem tarımsal hem de tarım dışı üretiminin dağıtımının kontrol
fonksiyonlarının toplandığı belirli teknolojik seviyelere göre
büyüklük, heterojenlik ve bütünleşme düzeylerine varmış yerleşme
biçimleri. Diğer bir sosyolog olan Yakut Sencer ise; Çoğunlukla tarım
dışı kesimlerde yoğunlaşmış on binin üstünde bir nüfusu bulunan,
farklılaşmış ve örgütlü bir fiziksel, toplumsal ve yönetimsel
bütünlüğe sahip olan yerleşimlerdir. Ayrıca Yakut Sencer kent
tanımlamalarında genellikle dört ölçüt kullanıldığına işaret eder.
1. Demografik ölçüt
Kent içi en az büyüklükteki nüfusun 10.000 olması yaygın olarak kabul
görmektedir.
2. İşlevsel ya da ekonomik ölçüt
Nüfusun niteliği ve bileşimi dikkate alınmaktadır. Kent ile köy
arasındaki temel ayırım sayısal farklılıktan önce nüfusun işlevidir.
Köy nüfusu ağırlıklı olarak geçimini tarımdan sağlamasına karşılık
kent nüfusu tarım dışı faaliyetlere yani sanayi, ticaret ve hizmet
alanlarına kaymıştır.
3. Toplumsal ölçüt
Toplumsal bakımdan ayrı cinsten bireylerden oluşmuş, oldukça geniş,
yoğun nüfuslu ve sürekli bir yerleşimdir.
1. Resim Veriler Ve Sayım Sonuçlarının Düzenlenmesinde Kullanılan
Yönetimsel Ölçüt
Bu anlayışa göre nüfusu ne olursa olsun il ve ilçe merkezi konumunda
olan yerleşmelerdir. 1930 sayılı Belediye Yasası, nüfusu 2.000’nin
üzerinde olan yerleşimlerde belediye teşkilatı kurulacağını belirterek
buraları kent saymıştır.
Kenti genel anlamda tanımlayacak olursak; Kent sanayi, ticaret gibi
ekonomik etkinliği olan, tarımsal ürünlerde dahil olmak üzere her
türlü ürünün dağıtıldığı, sınırları belirlenmiş bir alanda yoğunlaşmış
nüfusun sosyal bakımdan tabakalaştığı, mesleksel rollerin artarak
farklılaştığı dikey ve yatay hareketliliğin yaygın olduğu, çeşitli
sosyal grupları barındıran, sivil toplum örgütlerinin etkinliğinin
gittikçe arttığı, merkezi ve yerel yönetimi temsil eden yönetsel
kurumların bulunduğu, yerel, bölgesel ya da uluslar arası ilişki
ağlarına sahip heterojen bir toplumdur.
Kentin Genel Özellikleri
1. Şehir heterojen sosyal bir gruptur.
2. Büyük nüfusa rağmen yerleşim alanının sınırlılığı sonucu nüfus
yoğunluğu vardır.
3. İnsanlar mekan bakımından yakın olmalarına rağmen sosyal mesafe
bakımından birbirlerinden uzaktırlar.
4. Şehir şahsiyetinin, ferdiyetin ve hürlüğün gelişmiş olduğu bir
çevredir.
5. Şehirde insan arasındaki ilişkiler geleneklerin hakim olduğu
informel yollarla değil, formel ve rasyonel kanunlarla düzenlenir.
(Aile, akraba ve hemşehri gibi gruplarda informel ilişkiler varlığını
sürdürür.) Ancak genelde belirleyici olan hukuksal resmi (formel)
düzenlemelerdir.
6. Uzmanlaşmaya dayalı farklılaşmış formel iş organizasyonları
yaygınlaşmıştır.
7. Yol ve ulaşım imkanları ile sosyal unsurların mekansal
hareketliliği ve sınıflar arasında sosyal hareketlilik ileri
düzeydedir.
8. Şehir kültürü dinamik bir yapıya sahiptir. Şehirler sosyal
ilişkilere açık sosyal – kültürel değişimin yoğun yaşandığı yerlerdir.
9. Şehir ekonomik imkanlar sağlık, eğitim, bilim, sanat vb. bakımdan
gelişmiştir.
10. Diğer taraftan kazalar, suç işleme, alkol, uyuşturucu bağımlılığı,
sefalet, anomi (kuralsızlık) yabancılaşma vb. sorunları da
üretmektedir.
Kent Türleri
Kentler büyüklüklerine ve işlevlerine göre farklı isimlendirilirler.
Burada metropolis, metropolitan alan megalopolis ve çevre kent
kavramlarını inceleyeceğiz.
Metropolis (Büyük Kent): Belirli bir coğrafi, ekonomik, toplumsal,
kültürel, yönetsel, siyasal organizasyon ve kontrol sisteminin mekanda
odaklaşma noktasıdır. Metropolis, karar mekanizmaları aracılığıyla,
çevrenin çeşitli alanlardaki gelişmesini denetleme fonksiyonunu yerine
getirir. Büyük kent ülkenin dış dünya ile ilişkilerini kendi
süzgecinden geçirerek çevresine yayma fonksiyonuna sahiptir.
Metropoliten (Büyük Şehir Alanı): En genel anlamıyla nüfusun yoğun
olduğu ve ekonomik, sosyal ve yönetim açısından o bölgenin merkezi
durumunda bulunan “Merkezi Şehir ve şehirlerin” çevre kentleriyle
oluşturdukları birimdir. Metropolitan alan idari yönden çok ekonomik
ve sosyal bakımdan merkezi bir konuma sahiptir. Metropoliten alan ve
“Megalopolis” yalnızca barındırdıkları nüfusun, yoğunluğu dolayısıyla
değil, aynı zamanda kamu ve özel sektör iş kollarının buralarda
faaliyet göstermesi, eğitim ve sanat yönünden birer merkez olmaları
yönünden dünyanın simgesi konumundadır. Megalopolis birden çok
metropolutan alanı kapsar.
Çevre Kent: Şehrin beldiye sınırları dışında oluşan özellikle şehirde
bir işte çalışanların yaşadıkları ve ihtiyaçlarını önemli bir kısmını
şehrin alış – veriş merkezinden sağlayanların kaldıkları bölge Çevre
Kentte yaşayanların çoğu kendi konutlarında oturur, burada genellikle
yeni binalar vardır, burada yaşamak daha masraflıdır. Çevre kent orta
ve üst düzeyde geliri olanların yaşadıkları alanları ifade etmekte
olup gecekondu alanlardan farklı konumdadır.
Metropoliten kent kavramının yanında bugün “Megakent” kavramı
gündemdedir. 2000’li yıllarda dünya nüfusunun yarıdan fazlasının
kentlerde yaşayacağı artık kesinleşmiş durumdadır. Bu kentlerden en az
23 tanesi nüfusu on milyonu aşan mega-kent konumdadır. İstanbul’da
Mega – kent olarak kabul edilmektedir. Diğerleri Kuzey Amerika: New
York, Los Angeles, Mexio City, Güney Amerika, Rio De Jenerio, Sao
Paolo, Buerios Aires, Avrupa: Londra, Asya: Moskova, Pekin, Tiencin,
Songhay, Seul, Tokyo, Delhi, Kalküta, Dakka, Manila, Bangkok, Afrika:
Kahire, Lagos
Kentlerin Tarihi
İlk çalışma Ergon Ernest Bergel “kentlerin Doğuşu” adlı makalesidir.
Kentin doğuşuyla ilgili olarak bir “hipotez denemesi” yapar. Ona göre
ilk kentler metal çağında ortaya çıkmıştır. Metalurjinin gelişmesi
sonucu metal silah kullanan insanların taş silah kullananlara karşı
asgari üstünlük sağlamalarına yol açtı. Neolitik çağın çiftçileri
metal silahlara sahip olanlar karşısında boyun eğdiler ve onların
adına üretim yapar hale geldiler. Böylece köleler ve efendiler
şeklinde bir farklılaşma oldu. Efendiler egemenliklerini güvence
altına almak için adalarda veya tepelerde yerleşmeye başladılar.
Böylece tüm bölgeye hakim bir mevziden hem saldırı hem de savunma
kolaymış oldu. Bu asgari kaygılarla oluşan bu yerleşmeler kentlerin
kuruluşunun ilk örnekleridir.
Bergel bu hipotezin dışında bazı uzmanların ilk kentlerin ilkel birer
köy olduğu ve yavaş yavaş kentsel merkeze dönüştükleri iddialarına
sahip olduklarını belirtir. Ona göre sırf nüfus artışıyla kente
dönüşmüş neolitik bir köy olduğuna dair kanıt yoktur. Oysa o dönemde
bazı kentlerin kırsal yerleşimlerinden daha büyük olmadığı hatta
askeri lider, rahip, onların aileleri ve maiyetleri, elit muhafızları
ancak barındıklarına dair kanıtlar vardır.
Bergel’e göre, Antik çağda çok sayıda kent kurulmuştu. Mezopotamya’da,
Mısır’da, Anadolu’da, Yunanistan’da, Roma döneminde vb. kentler
vardır. İlk kentler beylerin boyun eğdikleri köyleri denetim altında
tuttukları mÜstahkem yerlerdi. Antik kentler çoğunlukla beyin
kendinden güçlü bir efendiye bağlılık gösterdiği hükümran birer siyasi
varlık durumundaydı. Başlangıçta kent ile kent devleti terimleri hemen
hemen özdeşti. Kentlerin kırsal hintarlandı vardı ve orada yaşayanlar
tebaa durumundaydılar. Kentte yaşayanların ayrıcalıklı bir hukuki
konumu söz konusuydu. Roma’da yönetici, sınıflar, tebaalarından o katı
bir şekilde ayrı tutulmaktaydı ki bir Roma yurttaşının evlenmesinde
geçerli olan prosedür yurttaş olmayanlardan farklı haklara sahipti.
Bergel’e göre Antik kentlerde siyasal hakimiyet kesin bir biçimde
kurulduktan sonra işlevsel değişiklikler oldu. Ordu karargahları
saraylara dönüşürken, kendilerini zafere ulaştıran tanrılar için büyük
tapınaklar inşa edildi. Yeni doğan ihtiyaçları karşılamak üzere
zanaatkarlar çoğaldı. Bunlar saraya ve tapınağa lazım olandan
fazlasını üretmeye başlayınca kent pazara kentsel ürünlerin verildiği
karşılığında kırsal ürünlerin alındığı bir merkeze sahip oldu. O
dönemde de yerel, bölgesel ve “uluslar arası” düzeyde pazarlar
oluşmuştu. Gemi taşımacılığının gelişmesi özellikle son Pazar türünün
gelişmesini sağlamıştı.
Mesleki uzlaşma arttıkça kent nüfusunun katmanlaşmasıyla bir
aristokrasi ile ona bağlı kadrolar, tüccar sınıfı, zanaatkarlar sınıfı
ve düzenli bir geçimi olmayan yoksullar sınıfı ortaya çıktı. Bunların
yanında kıt kanaat geçiren çiftçiler ve bütün katmanların altında ise
köleler bulunuyordu.
Kentlerin iç egemenliklerini kurduktan sonra birbirleriyle
savaşmalarına değinen Bergel, bu sürecin kent devletleri içinde güçlü
olanların bölgesel devlet konumuna yükselmesini sağladığını belirtir.
Bu olgu Yunanistan’ın aksine, Afrika – Asya’da çok erken dönemde
ortaya çıktı. Bir kent devletinden imparatorluğa ulaşan Roma adını
koyarak kent devleti üstünlüğünü ifade etmiştir.
Bergel’e göre Roma’nın ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma/Bizans
imparatorluğunda kentler ileri düzeyde merkezileşmiş bir otokrasiye
bağlı birer idari merkez durumuna geldiler, yurttaşlar tebaaya
indirgenirken kentler derin bir uykuya daldı.
Batı Roma’nın parçalanması feodalizmin doğuşuna yol açmıştır.
Kentlerin önemi azalırken kırsal alanında köylülerin kontrolü ve
köylülerin çalıştırılmasını sağlamak için şatolar kurulmuştu. Bir
zamanlar bir milyona yakın nüfusu olan Roma’nın nüfusu Karolenj
döneminde 20 binin altına düşmüştü. Orta çağın sonuna doğru zanaat ve
ticaret sayesinde kentler yeniden canlanmaya başladı. Krallar ve
onlara bağlı feodaller arasındaki çekişmelere rağmen kentler
gelişiyordu. İtalya’da kent devletleri – Antik Yunandaki gibi –
yeniden ortaya çıktı. Bunlardan ticarette ileri olan Venedik bir dünya
gücü haline geldi.
Ortaçağ kentlerinde yurttaşlar özgürdü, ne serf ne de köleydiler;
Ancak özgürlükler, hatta hareket serbestliği bile hala sınırlıydı.
Siyasi haklar kısıtlıydı ve bir çok ülkede kent nüfusları, her an
ellerinden gidebilecek bir otoriteyle yetinmek durumundaydı. Ticaretin
önemi giderek daha iyi kavrandı. Kentlerdeki sosyal katmanlar içinde
birinci sırayı arazi sahibi kent aristokrasisi oluşturuyordu. İkinci
sırada – ya da soyluların olmadığı yerde birinci sırada – tüccarlar
bulunuyordu. Üçüncüsü lonca üyesi zanaatkarlar, dördüncü sırada
statüsü daha düşük zanaat ustaları geliyordu. Sabit işi olmayan
hizmetkarlar, gezici esnaf ve dilenciler ise sınıf sisteminin en
altında yer alıyordu. En üstteki üç grup arasında sürekli iktidar
mücadelesi olurken, son iki grubun hiçbir zaman siyasi hakları olmadı.
Berge’nin modern çağdaki değişmelerle ilgili açıklamalarını şöyle
özetleyebiliriz. Feodalizminden sanayi devrimine geçilirken kasabalar
ve kentler büyümeye devam etti. Meslekler, zanaatlar daha çok ayrıştı.
İşsizler, vasıfsız, sefil insanlar kentleri doldurarak bir tehdit
unsuru oldular. Kentli üst tabakalar aristokratların har vurup harman
savurduğu, ülkedeki zenginliğin yaratılmasında kendi rollerinin önemli
rolü olduğunu kavramaya başladılar.
Burjuvazi kendini beğenmiş soylulara göre çoğunlukla daha zeki ve
eğitimli olduğu halde, bütün önemli siyasi makamlar aristokratların
elindeydi ve üstelik onların çocukların askeri rütbe alma ayrıcalığına
sahipti. 18. yy. sonlarına doğru devrimci değişmeler meydana geldi.
Fransız devrimi, kral ile aristokrasinin siyasi tekelini kırdıysa da
burjuva sinin tam bir hakimiyet kurması için yüzyıldan fazla bir zaman
geçecekti. Yavaş yavaş sınıf bilinci gelişen gerçek sanayi
proletaryasının ortaya çıkmasıyla “ayak takımı” ortadan kalktı.
Modern çağın kentine ait özellikler hakkında Bergel’in söyledikleri
şöyle düzenleyebiliriz:
1. Bu çağın kenti 19. yüzyılın ürünü olan kentidir.
2. Tek başına korunan kentler yerine ülke savunması önem kazanmıştır.
3. Kentlerin siyasi ayrıcalıkları ve kentlere karşı siyasi ayrımcılık
ortadan kalkmıştır. Kent içinde siyasi ayrıcalıklar da geçmişte
kalmıştır. Evrensel oy hakkı ile üst sınıfların hegemonyası da sona
ermiştir.
4. Siyasi olarak kentler artık sadece yerel özelliği olan birer idari
merkez konumundadır.
5. Modern kentin sınıf yapısı artık hukuki ayrımlara dayanmaz. Hukuki
eşitliğin yanında grup prestiji, statü ve ekonomik koşullar bakımından
farklılıkların bulunması önceden bilinmeyen gerilimler yaratmaktadır.
(Bergel,1996, s. 7-14)
Bilindiği kadarıyla ilk kentler neolitik dönemde kurulmuştur. İlk
kentsel yerleşmeler Mezopotamya’dan M.Ö. 3500, Mısır’da M.Ö. 3000, Çin
ve Hindistan’da M.Ö. 2500’de görüldü. Arkeolojik bulgular, ekolojik
açıdan uygun yerlerde, büyük nehirlerin geçtiği verimli ovalarda kent
niteliğinde yüksek nüfuslu yerleşimlerin varlığını göstermektedir. Bu
dönemde insanlar hayvanları evcilleştirmişler, ziraatla uğraşmaya
başlamışlardır. M.Ö. 4000 – 6000’li yıllara ait karasaban, tekerlekli
kağnı, yelkenli gemi, sulama kanalları, tahıl ürünleri vb. bulunması
bu dönemde kentsel yaşamın varlığına ilişkin işaretler olarak kabul
edilmektedir. Tarihte ilk kentlerin uygun koşulların bulunduğu
Mezopotamya’da Mısır’ın Nil Vadisinde, Hindistan’ın İndus vadisinde,
Çin’de Sarı Nehir Kenarında kurulması şaşırtıcı değildir. (Benevolo,
1995: 19, Özkalp; 289) Verimli üretim sonunda tarım ürünlerinin
biriktirilmesi ve fazlasının takas edilmesi için bir komuta merkezi
işlevini gören kentler gelişmiştir. Tarihle mitolojiyi ayıran olayın
getirdiği yenilik ilk yazılı kaynaklarda açıkça kaydedilmiştir. M.Ö.
üçüncü binin sonunda en eski Sümer Krallarının listesinin başında
şöyle denmektedir. “Göksel hükümdarlık yeryüzüne gelir gelmez Eridu’da
gelişti.” Dünyayı iki farklı parçaya bölen çizgi, kent ile köy
arasındaki sınır, zihinsel ve kurumsal örgütlenme kadar fiziksel
ortama da uzun süre egemen oldu. Kent çevrelenmiş bir alan ya da bir
dizi alandır. Kentte ev, saray ve tapınak, farklı kılınma derecelerine
göre önem kazanan, çevreleri bir ölçüde kapalı alanlardır. (Benevolo,
1995: 20).
Uzmanlar M.Ö. 9000 – 7000 arasını Neolitik çağın başlangıç dönemi (Proto
– Neolitik safha) olarak kabul ederler. M.Ö. 7000 – 5000 arası da
Neolitik çağdır. Neolitik çağa gelindiği zaman çiftçilik ve
hayvancılık bir hayli ilerlemiş ve ziraatçı köy topluluğun ilk
örnekleri tamamlanmış bulunuyordu.
Neolitik çağdaki kent olarak nitelendirebileceğimiz yerleşimlerin çoğu
az bir nüfusa sahiptir. Mezopotamya’da bulunan Ur kentinin 10.000
dolayında bir nüfusu vardı ve 90 hektarlık bir arazi üzerinde
kurulmuştu. Bu dönemde kentleşme sürecini engelleyen bazı koşullar
vardı;
1. Ekonomik üretim için temel kaynağın hayvan gücü olması
2. Tarım üretiminin kısıtlı olması
3. Taşımacılık ve stoklama da karşılaşılan güçlükler
4. Kentlere göçün zorluğu ve kentlerin güvenliğinin az oluşu
KENT SOSYOLOJİSİ
1. ARAŞTIRMA ALANININ TANITIMI
1.1. Coğrafi Konum
Aydın, Doğu Avrupa, orta Asya ve orta Doğu üçgeninin tam ortasında yer
alan, Türkiye’nin tarım, sanayi, iç ve dış ticaret ile turizm
faaliyetlerinin bir arada bulunduğu, ekonomisi en gelişmiş bölge olan
Ege Bölgesi’nin orta yerindedir.
Aydın ili Türkiye’nin güney batısında yer alır. 37. ve 38. kuzey
enlemleri ile 27. ve 29. doğu boylamları arasında yerleşmiştir. Merkez
ilçeyle beraber 17 ilçesi bulunmaktadır.
Batı Ege Denizi’ne açılan aydın ili, kuzeyinde İzmir ve Manisa,
doğusunda Denizli, güneyinde ise Muğla illeri ile komşudur. İlin
kuzeyi ve güneyi engebelidir. Kuzeyde doğu batı doğrultusunda uzanan
başlıca Hacettepe Tepesi, Karlıdede Tepesi, ve Aydın Dağları yer alır.
Güneyini Çine Çayı, Akçay, Dandalas Çayı ve kollarıyla yarılmış olan
menteşe dağları kaplar. Bu iki dağlık bölüm arasında, iki yandan
faylarla sınırlanmış ve sonradan alüvyonlarla örtülmüş genç bir
çöküntü alanı olan Büyük Menderes ovası uzanır. İlin başlıca tarım
alanı olan bu ova, zaman zaman özellikle batı yarısında daha çok olmak
üzere, Büyük menderes ve kollarının taşkın sularıyla örtülür. Ovada
yer yer kopmuş menderesler, terk edilmiş çığırlar, sazlık v
ebataklıklar vardır. Antik çağlarda, taşkın tehlikesi nedeniyle önemli
yerleşmeler, ovanın daha yüksek olan kenarlarında dağlardan inen
derelerin çökelttiği birikinti konileri üzerinde kurulmuştur. Birinci
derecede deprem alanı olan bölge birçok kez yıkıcı depremlere sahne
olmuştur. Menderes ırmağı, taşıdığı alüvyonları çökelterek kendi
oluşturduğu ovayı, tarih çağlarında da denize doğru ilerletmiştir.
Bunun sonucunda Latmos Körfezi günümüzdeki Bafa Gölü’ne dönüşmüş,
Milet liman kenti ve Lade adası da kara içinde kalmıştır. Verimli
ovalar Akdeniz iklimi, kıyıdan Anadolu içlerine sokulmayı
kolaylaştıran ve eskiden beri izlenen doğal yollar nedeniyle aydın
ilinin yayıldığı alan, tarih boyunca gelişmiş zengin bir bölge olma
özeliğini korumuştur. Akdeniz ikliminin görülmesiyle, yazlar sıcak ve
kurak, kışlar serin ve yağışlı geçmektedir. Denize kıyısı olan
ilçelerde yazın denizin serinletici etkisinden faydalanmaktadır.
Dağların kıyıya dik uzanmasıyla, ılıman iklimin iç bölgelere kadar
girmesi sağlanır. Soğuk ve karlı gün sayısı hemen hemen hiç
görülmemektedir. Bu olumlu iklim özelliklerinin görülmesi, sebze ve
meyve yetiştiriciliğinin kaliteli ve yaygın olarak yapılmasında önemli
bir etkeni oluşturmaktadır. Bitki örtüsü olarak %39 ormanlar, %6 çayır
ve meralardan oluşmaktadır.
1.2. Tarihi
Büyük Menderes Vadisi ile Aydın Dağları arasındaki eğimli yamaçta eski
çağlarda kurulmuştur. Asya’dan gelen, Millet ve Efes limanına ulaşan
ana yolun üzerinde bulunuşu nedeniyle kent, her dönemde önemli ve
hareketli bir yerleşim olmuştur. Antik yerleşimi, bugünkü kent
merkezinin 1 km. kuzey yamacında Topyatağı Mevkiindeki Tralleis’tir.
Kenti önceleri tepe üstünde akropol şeklinde kurulmuştur. 11. yüzyılda
Aydınoğulları döneminde, “Aşağı Kale” yada “Aydın Güzelhisar” olarak
adlandırılan Ortaçağ yerleşimi, topografya koşullarının daha uygun
olması, Büyük menderes ovasındaki verimli tarım toprakları ve Ege
kıyılarını Orta Anadolu’ya bağlayan yolun buradan geçmesi nedeniyle
ova yönünde yeniden kurulmuştur. 13. yüzyılın sonlarında Menteşe
Beyi’nin Bizans’tan aldığı kent, daha sonra Aydınoğulları Beyliği’nin
kurucusu Mehmet Beyin ve Türkmenlerin önderliğinde egemenlik altına
alındı. Aydınoğulları’nın yükselişi Gazi Bahaüddin Umur Bey döneminde
başlar. Aydınoğulları’nın denizlerde üstün olduğu dönemdir. İsa Bey
döneminde (1360-1390) Aydınoğulları, Osmanlılarla dost ve müttefik
olmuşlardır. I. Beyazıd 1390’da Aydın beyliğine egemen olur. 1402’de
Anadolu’daki Timur tehlikesiyle Aydınoğulları da tam etki altına
alındı. Fetret döneminden sonra 1413’de Çelebi Mehmet döneminde
Osmanlı hakimiyetine girdi. Zaman zaman Osmanlılardan kopmalar olmakla
birlikte II. Murat döneminde Aydın Eli Osmanlı birliğine katıldı ve
Aydın Sancağı adı altında Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlandı.
1308 yılından itibaren yaklaşık bir yüzyıl kadar bu beyliğin
yönetiminde, 15. yüzyıl başlarından itibaren de, beş yüz yıl boyunca
Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kaldı.
17. yüzyılda Aydın Güzelhisar’ında, büyüklü, küçüklü, kiremit damlı,
bağlı bahçeli 6770 ev ve saraylar, hanlar, hamam ve çeşmelerle
bezenmiş 26 mahallesi bulunmaktaydı.
I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun itilâf devletlerine
yenik düşmesi üzerine, 1919 yılında yunan ordusu tarafından iki defa
işgal edilen Aydın, yangınlarla büyük ölçüde tahrip edildi. Deprem
kuşağında olması ve yangınlar nedeniyle çoğunluğu ahşap bağdadi olarak
yapılmış olan konutların büyük bir bölümü yok olmuştur. Eğimli yokuşlu
mahalleler içine dağılmış cami, han, hamam ile çok sayıda mescit
Aydın’ın 19. yüzyıl dönemini yansıtan tarihi özellikleridir. Kentin
20. yüzyıldaki gelişmesi, ırmak boyundaki bataklıklardan uzak, sert ve
soğuk kuzey rüzgarlarına kapalı, Büyük Menderes ırmağının 10 km
kuzeyinde Aydın sıradağlarının güney eteklerinde olmuştur. Kuzeyde
yamaçlara yaslanmış bulunan kent, güney, doğu ve batıda bağ ve bahçe
alanlarına açılmaktadır. Kent, cumhuriyet döneminde planlı olarak
gelişmiş olmasına karşın, özellikle eski mahallelerin yer aldığı orta
ve kuzey kesimleri 19. yüzyıldaki yerleşme planına ait sokak ve odalar
geleneksel düzenini korumaktadır. Cumhuriyet döneminde çağdaş
belediyecilik anlayışıyla yeniden imar edilerek düzenli hale getirilen
Aydın, modern yapıları ve bulvarları ile çağdaş bir batı Anadolu
kentidir.
2. DEMOGRAFİK – SOSYAL – EKONOMİK GÖSTERGELER
2.1. Nüfus Büyüklüğü
? Türkiye'nin toplam nüfusu 67 803 927, şehirlerin (il ve ilçe
merkezleri) nüfusu 44 006 274, köylerin nüfusu ise 23 797 653'tür.
? 1927 yılında yaklaşık 13.000.600 olan nüfusumuz 73 yılda beş kat
artmıştır.
? Nüfusumuz 1927-1935 döneminde yılda ortalama 314 bin kişi artarken
1990-2000 döneminde yılda ortalama 1 milyon 133 bin kişi artış
göstermiştir.
2.2. Nüfus Artış Hızı
? Yıllık nüfus artış hızı 1940-1945 döneminde binde 10.6 ile en düşük
seviyede iken 1955-1960 döneminde binde 28.5 ile en yüksek seviyeye
ulaşmıştır.
? Nüfusumuzun yıllık artış hızı 1960-1985 döneminde önemli bir değişim
göstermemiş ancak 1985 yılından sonra hızla azalma sürecine girmiştir.
? Yıllık nüfus artış hızı, 1980-1985 döneminde binde 24.9,1985-1990
döneminde binde 21.7 iken 1990-2000 döneminde binde 18.3'e düşmüştür.
? 1945 yılından sonra ilk kez 1990-2000 döneminde nüfus artış hızı
binde 20'nin altına düşmüştür.
2.3. Şehir (İl ve İlçe Merkezleri) Nüfusu
? 1927-1950 döneminde şehirlerde bulunan nüfusun oranı önemli bir
değişim göstermemiş, 1950 yılından sonra şehirlerde bulunan nüfusun
oranı hızla artmıştır.
? Ülkemizde şehirlerde bulunan nüfus, köylerde bulunan nüfusa göre çok
büyük bir hızla artmaktadır. 1990-2000 döneminde şehirlerde bulunan
nüfusun yıllık artış hızı binde 26.8 iken köylerde bulunan nüfusun
yıllık artış hızı binde 4.2'dir.
? 1927-2000 dönemi dikkate alındığında, ülkemizde 1985 yılından sonra
şehirlerde bulunan nüfusun köylerde bulunan nüfustan daha fazla olduğu
bir dönemin başladığı görülmektedir.
? Ülkemizde şehirlerde bulunan nüfusun oranı son on yılda önemli artış
göstererek 1990 yılında yüzde 59 iken 2000 yılında yüzde 64.9'a
yükselmiştir.
2.4. Bölgesel Dağılım
? 1990-2000 döneminde yedi coğrafi bölgenin tamamının nüfusu
artmaktadır. Bölgeler arasında en yüksek artış hızı Marmara, en düşük
artış hızı ise Karadeniz Bölgesinde gerçekleşmiştir. 1990-2000
döneminde Marmara’da yıllık nüfus artış hızı binde 26.7, Karadeniz
Bölgesinin yıllık nüfus artış hızı binde 3.6'dır.
? Ülke genelindeki nüfusun %26'sının bulunduğu Marmara en fazla nüfusa
sahipken, nüfusun %9'unun bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi en az nüfusa
sahiptir.
? Bölgeler arasında şehir nüfus oranı en fazla olan bölge Marmara
Bölgesi iken en az olan bölge Karadeniz Bölgesidir. Marmara
Bölgesindeki nüfusun yüzde 79'u, Karadeniz Bölgesindeki nüfusun ise
yüzde 49'u şehirlerde bulunmaktadır.
2.5. İllerin Nüfus Büyüklüğü
? 81 ilden toplam nüfusu en fazla olan ilk üç il sırasıyla İstanbul,
Ankara ve İzmir'dir. Bu illerden İstanbul ilinin toplam nüfusu
10.018.735, Ankara ilinin toplam nüfusu 4.007.860 ve İzmir ilinin
toplam nüfusu 3 370 866'dır. Bu illerin il merkezlerinin nüfusu,
İstanbul 468, Ankara'nın 3.203.362 ve İzmir'in 2.232.265'dir.
? İstanbul ilindeki nüfus, ülke toplamındaki nüfusun yüzde 15'ini
kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle, ülkemizdeki her yüz kişiden 15'i
İstanbul ilinde bulunmaktadır.
? İstanbul, Ankara ve İzmir illerindeki nüfusun çoğunluğu il
merkezinde bulunmaktadır. İstanbul ilindeki nüfusun yüzde 88'i il
merkezinde bulunmakta iken bu oran Ankara ilinde yüzde 80, İzmir
ilinde ise yüzde 66'dır.
? Nüfus büyüklüğü en az olan ilk üç il Tunceli, Bayburt ve Kilis
illeridir. Tunceli ilinin toplam nüfusu 93 584, Bayburt ilinin toplam
nüfusu 97.358 ve Kilis ilinin toplam nüfusu 114 724tür. Bu illerin il
merkezlerinin nüfusu sırasıyla Tunceli'nin 25 041, Bayburt'un 32.285
ve Kilis'in 70.670'dir. Tunceli, Bayburt ve Kilis illeri toplam nüfus
açısından son on yıl içinde nüfusları azalan iller arasında yer
almaktadır.
2.6. İllerin Nüfus Artışı
? Son on yılda 81 ilden 66'sının nüfusu artarken 15'inin nüfusu
azalmıştır. Nüfusu azalan iller Artvin, Çorum, Edime, Kars, Kastamonu,
Kırşehir, Sinop, Sivas, Tunceli, Zonguldak, Bayburt, Bartın, Ardahan,
Karabük ve Kilis'tir.
? 81 il içinde nüfus artış hızı en yüksek olan ilk üç il sırasıyla
Antalya, Şanlıurfa ve İstanbul'dur. 1990-2000 döneminde Antalya'nın
yıllık nüfus artış hızı binde 41 .8, Şanlıurfa'nın yıllık nüfus artış
hızı binde 36.6 ve İstanbul'un yıllık nüfus artış hızı ise binde 33.1
olarak, gerçekleşmiştir.
? 81 il içinde nüfus artış hızı en düşük olan ilk üç il sırasıyla
Tunceli, Ardahan ve Sinop'tur. 1990-2000 döneminde Tunceli'nin yıllık
nüfus artış hızı binde -35.6, Ardahan'ın yıllık nüfus artış hızı binde
-20.2 ve Sinop'un yıllık nüfus artış hızı binde -16.2 olarak
gerçekleşmiştir.
2.7. İllerin Şehir Nüfus Oranı
? İllerin şehir nüfus oranlan arasında önemli farklılıklar
bulunmaktadır. 81 ilin 55'inde nüfusun çoğunluğu şehirlerde bulunurken
26 ilde nüfusun çoğunluğu köylerde bulunmaktadır.
? Şehir nüfusu en yüksek olan ilk üç il sırasıyla İstanbul, Ankara ve
İzmir'dir. Bu illerin şehirlerinde bulunan nüfusun oranı, İstanbul
ilinde yüzde 91, Ankara ilinde yüzde 88, İzmir ilinde ise yüzde
81'dir.
? İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde şehirde bulunan nüfusun oranı
diğer illerden daha yüksek olmasına rağmen bu illerin köylerindeki
nüfusun artış hızları ülke ortalamasından daha yüksektir. 1990-2000
döneminde köylerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı İstanbul ilinde
binde 81 , Ankara ilinde binde 16 iken İzmir ilinde binde olur.
? Köy nüfus oranı en yüksek olan ilk üç il Bartın, Ardahan ve Muş
illeridir. Bu illerin köylerinde bulunan nüfus oranı, Bartın ilinde
%74 Ardahan ilinde yüzde 70 ve Muş ilinde yüzde 65'tir.
? Nüfusunun büyük bir kısmı köylerde bulunan Bartın ve Ardahan
illerinin köylerdeki nüfusu son on yıl içinde azalmaktadır. Bu illerin
köylerindeki nüfusunun yıllık artış hızı Bartın ilinde binde 17,
Ardahan ilinde ise binde 32'dir.
? Veri kalitesine yönelik olarak yapılan istatistiksel çalışmalar 2000
Genel Nüfus Sayımında, önceki sayımlara göre daha güvenilir bilgi
derlendiğini göstermiştir.
Bugüne kadar yapılan nüfus sayımlarında sonu sıfır ve beş ile biten
yaşlarda beyan hatası olduğu bilinmektedir. Yanlış yaş bildiriminin
ölçülmesi amacıyla Whippte indeksi uygulanmaktadır. Bu indeks 100 ile
500 arasında değişim göstermekte ve 100'e yaklaştığı ölçüde veri
güvenilir bulunmaktadır, il bazında ve cinsiyet ayrımında uygulanan bu
indeks sonuçlarının göre 2000 Genel Nüfus Sayımında derlenen bilgi
önceki sayım sonuçlarından daha güvenilirdir.
? Bugüne kadar il yayınları tamamlanan 72 il için yapılan analizlere
göre;
(Whipple indeks)
........ ........... Erkek Kadın
1980 Sayımı 135.0 178.4
1985 Sayımı 133.7 165.3
1990 Sayımı 128.9 150.8
2000 Sayımı 123.9 129.0
? Birleşmiş Milletler tarafından veri kalitesinin ölçülmesi amacıyla
önerilen bir diğer indeks de "Yaş ve Cinsiyet Tutarlılık indeksidir.
Bu indeks yaş ve cinsiyet yapısındaki tutarlılığı ölçmekte ve sıfıra
yaklaşması beklenmektedir, il yayınları tamamlanan 72 il üzerinden
yapılan analizlere göre;
Yaş ve Cinsiyet Tutarlılık indeksi
1980 Sayımı 31.4
1985 Sayımı 20.8
1990 Sayımı 21.5
2000 Sayımı 18.2
2.8. Sayım Sonuçlarının Yayınlanması
2000 Genel Nüfus Sayımının sonuçlan her il için ayrı bir yayın halinde
hazırlanarak kutlamaya sunulmaktadır. Bu yayınlar, farklı kullanıcı
kesimlerine hitap edebilecek şekilde hazırlanmıştır. Yayında, 2000
Genel Nüfus Sayımında derlenen tüm değişkenlerin bilgileri ayrıntılı
olarak verilmektedir. Bununla birlikte, nüfus sayımında derlenen
bilgilere dayalı olarak nüfus artış hızı, şehir nüfus oranı, yaş ve
cinsiyet yapısı, özürlülük, eğitim, doğurganlık, bebek ölümleri,
işgücü, işsizlik, istihdamdaki nüfusun faaliyet kolu ve işteki durumu
ile hane halkı büyüklüğü ve konutun niteliklerine ilişkin göstergelere
de yer verilmiştir. Nüfus sayımı yayınlarında ilk kez her ilin
tarihsel gelişimini yansıtacak şekilde tüm göstergeler yorumlanmış ve
ilde zaman içinde oluşan önemli gelişimler kullanıcıya sunulmuştur.
Böylece kullanıcı kitlesinin büyük bir kısmı nüfus sayımının
bulgularına ek bir çalışma yapmadan ulaşabilmektedir.
Yayında yer alan bilgilerin dışında daha ayrıntılı bilgilere ihtiyaç
duyulduğu takdirde Devlet istatistik Enstitüsü tarafından bu bilgiler
hazırlanarak kullanıcıya verilmektedir.
2000 Genel Nüfus Sayımının ayrıntılı sonuçlarını içeren "2000 Genel
Nüfus Sayımı Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri" yayını 72 il için
tamamlanmıştır. Diğer illerin yayın çalışması Eylül ayının sonuna
kadar tamamlanacaktır.
2.9. Nüfusun İstatistiksel Gösterimi
3. EKONOMİ
Aydın ili, topografik yapı itibarıyla polikültür tarıma uygun
illerimiz arasındadır. Tarımın hemen her dalında faaliyet gösterilen
ilde, sanayi bitkileri, tarla, bağ ve bahçe ürünleri yetiştirilen
işletmeler ağırlıkta olup, hayvancılık ikinci derecede gelir
kaynağıdır.
Aydın’ın ana ürünleri pamuk, zeytin, incir ve kestanedir. Zeytin,
incir, kestane üretiminde Türkiye genelinde 1. sırada, pamuk
üretiminde Adana’dan sonra 2. sırada, mısır üretiminde 3. sırada yer
almaktadır. Süt hayvancılığında sap ve melez sığır varlığı en fazla
olan illerdendir.
4. TARIM
4.1. İncir
Aydın iline özgü bir meyve olan incir; ilin simgesi haline gelmiştir.
Yerel olarak yemiş de denilen incirin antik ve egzotik bir yapısı
vardır. Eski çağlardan eri incir ve incir yaprağı gücün ve barışın
simgesi olmuş, incir kutsal niteliğini korumuştur. Noel zamanı ve
öncesi batıdaki Hıristiyan ülkelere ihraç edilen incir, bahar
aylarında da Müslüman ülkelere ihraç edilmektedir. Aydın’da
yetiştirilen incirin özelliklerine başka bölgelerde rastlanmamaktadır.
İl topraklarının verimli olması, havasının uygunluğu, rutubetin
istenilen düzeyde oluşu ve rüzgarların, özellikle incirin
olgunlaşmasındaki olumlu etkisi, Aydın incirinin yüksek nitelikli
olmasını sağlamaktadır.
4.2. Zeytin
Aydın ilinde, 19.600.000 adet zeytin ağacı olup, Türkiye zeytin ağacı
sayısının %23’ünü oluşturmaktadır. Bu ağaçlardan ülke üretiminin
%47’sini oluşturan 356.670 ton zeytin üretilmiştir. Aynı zamanda
Aydın’daki üretim tesislerinde pres ve kuru sistem metotlarıyla
sıkılan zeytinden yüksek asitli zeytinyağı üretilmekte ve bu ürün kısa
sürede bozulmaktadır. Bunun nedeni genelde zeytin toplama tekniğinin
yeteri kadar bilinmemesi şeklinde değerlendirilmektedir.
4.3. Pamuk
Pamuk, elyafının yanısıra yağından ve küspesinden de yararlanılan bir
sanayi bitkisidir. Bu nedenle, pamuk ekimine Aydın’da önem verilmiş ve
üretimi yıllar ilerledikçe artmıştır.
Pamuğa verilen önemde, Aydın’ın pamuk bitkisinde aranılan tüm iklim ve
toprak özelliklerine sahip olmasından ötürü, verimin çok yüksek
olmasının etkisi büyüktür. Tekstil sanayiinin hammaddesi ve birinci
derecede dışsatım ürünlerinden olan pamuk üretimi, 1950’de 35.000 tonu
aşmış ve 1960’ların başında 60.000 ton, 1960-1970’lerin başları
arasındaki hızlı artışla 1970’lerin ilk yıllarında 108.000 ton
dolayına çıkmış ve 1970’lerin sonlarında 110.000 tonu aşmıştır.
1960’lardan sonraki bu gelişmede, pamuk ekiminde ıslah istasyonlarının
etkisiyle yeni tohumların ekimine başlanmasının etkisi vardır.
4.4. Kestane
Aydın için büyük bir potansiyel üretim olan kestane, gittikçe önem
kazanmıştır. İlde Türkiye yıllık üretiminin %42’si yani 35.000 ton
kestane üretilmektedir. Bu üretimin yalnızca 111 tonu ihraç
edilebilmiş, geri kalan miktarı iç tüketimde başka iller tarafından
işlenmiştir.
4.5. Diğer Sanayi Bitkileri
Zeytin, incir, pamuk ve kestane dışında ekimi yapılan sanayi bitkileri
tütün, ayçiçeği, mısır, susam, patates ve yerfıstığı sayılabilir.
Ayçiçeği ekimine 1970’lerin ikinci yarısından sonra başlanmıştır.
4.6. Hayvancılık
Aydın ilinde tarımın ayrılmaz bir parçası olan hayvancılık da önemli
bir geçim kaynağıdır. İlde hayvan varlığı sayısal olarak çok yoğun
olmamakla birlikte, hayvan başına düşen verim Türkiye ortalamasının
üzerindedir.
Ülkemizin polikültür tarım yapılan Ege Bölgesi’nde hayvancılık oldukça
yaygındır.
Ege Bölgesi’nde büyükbaş hayvan varlığı açısından Aydın ili 3.
durumdadır. Küçükbaş hayvan sayısı bakımından ise 8. konumda, bitkisel
üretim ve hayvancılığı birlikte yürüten işletme sayısı bakımından
Aydın ili 54.252 adet ile 6., sadece hayvancılık ile uğraşan
işletmeler yönünden incelediğimizde ise 2.058 adet ile 4. durumdadır.
Bunun başlıca nedeni, 1950’li yıllardan sonra tarıma açılan alanların
genişletilmesi, meraların tarlaya dönüştürülmesi olmuştur.
İlin hayvan varlığı yoğunluk olarak az olmasına rağmen, verim yönüyle
ortalamaların çok üzerindedir. İzmir gibi büyük bir tüketim merkezine
yakınlık, çevre illerde kurulu et kombinaları, İzmir, Manisa,
Burdur’da pınar ve Et Süt Fabrikaları; İzmir ve Yatağan’da Sek ve
Pınar Süt, Dünya Bankası ve Ziraat Bankası kredileri ile kurulan
modern hayvancılık işletmeleri, 1949 yılından beri sürdürülen suni
tanımlama çalışmaları ve son yıllarda Bakanlıkça uygulamaya konulan
dış kaynaklı hayvancılık projeleri, çiftçiyi, hayvancılık
yatırımlarına yöneltmek amacıyla uygulanmakta olan Kaynak Kullanım
Destekleme Fonu çalışmaları, hayvancılığın gelecek yıllarda daha çok
gelişmesini sağlayacaktır.
4.7. Ormancılık
Aydın’a ait Orman İşletme Müdürlüğü’ne bağlı 8 adet orman İşletme
Şefliği mevcuttur. Aydın’da merkez ilçe ve diğer ilçeler bakımından
ormanlık alanları şu sıralamayı izlemektedir. Çine, Söke, Koçarlı,
Merkez, Karpuzlu, Kuşadası ve Akçova.
Orman İşletme Müdürlüğü’nün ormanları asli olarak kızılçam ve karaçam
türlerinden oluşmaktadır. Bu ormanların devamlılığını sağlamak, verimi
artırmak, amenejman ve silvikültür planlarına göre gençleştirme
çalışmaları yapılmaktadır.
4.8. Maden
İlde varolan, maden kaynaklarından işletilenlerin başlıcaları seramik
sanayii hammaddeleri, kömür ve zımpara taşıdır. Zımpara taşı, öteden
beri önemli bir ihraç malı olarak batı ülkelerine satılmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde duyarlı optik aletlerin merceklerinin
parlatılmasında kullanılan zımpara taşı, ayrıca özel çimento yapımının
da önemli bir maddesidir. Aydın, Türkiye zımpara taşı rezervleri
içinde ise %20’lik bir paya sahiptir. İnşaat sektörünün gelişmesine
paralel olarak yoğunlaşan seramik sanayiinin ihtiyacı olan kuvars,
talk, kuvarsit gibi temel hammadde üretimi, Aydın’da gederek önemli
bir madencilik dalını oluşturmuştur.
5. TURİZM
Aydın ili kültürel ve doğal değerlere sahip olmasının yanında turizm
faaliyetlerinin en yoğun olduğu Batı Anadolu’nun ortasında yer
almaktadır. Aydın’ın Ege Denizi’ne açılan batısında Kuşadası ve
Yenihisar gibi önemli turizm merkezleri yer alır. Öyle ki bu konuda
geleceğe dönük yatırımlar bu bölgede yoğunlaşmıştır.
Aydın ilinin İzmir gibi metropol bir şehre yakın olması ve bunun
doğrudan etki alanı içinde olması önemini artırmaktadır. Aydın,
İzmir’e otoyol bağlantısı ile 100 km. uzaklıktadır. Deniz ulaşımı
Kuşadası Limanı’ndan sağlanmakta, demiryolunda ise Denizli-Aydın-İzmir
hattının yanısıra Türkiye’nin ilk demiryolu hattı olan Söke uzantısı
da il içerisinden geçmektedir. Aydın-İzmir otoyolu üzerinde bulunan
menderes havaalanı İzmir ile birlikte Aydın ve dolayısıyla Kuşadası,
Didim’e de hizmet etmektedir.
Aydın ilinde iklimin uygunluğu ve uzun bir turizm sezonuna olanak
sağlanması turizm faaliyetleri açısından teşvik edici etmenlerden
biridir. Sıcak ayların çoğunlukta olduğu Akdeniz iklimin hakim olduğu
Aydın’da Mayıs-Ekim arasında deniz suyu sıcaklığı su sporları ve yüzme
için olanak sağlamaktadır. Aydın ilinin doğu ve batısı turizm sektörü
açısından oldukça farklıdır. Batıda iç ve dış turizme uygun
olanakların ve potansiyelin bulunması burayı daha yoğun bir turizm
yöresi haline getirmiştir. Doğuda ise daha çok iç turizme yönelik
hizmetler vardır. Bunun yanında “Aphrodisias” ve “Pamukkale” yi
kapsayan tur güzergahları nedeniyle dış turizm için doğu bölgesi de
kullanılmaktadır.
Kıyı bölgesi dışında sağlık turizmi (termal), tarihi ve mimari
eserler, ören yerleri, müzeler, geleneksel el sanatları, yöresel
festivaller, deve güreşleri gibi kültür turizmi, doğa yürüyüşleri,
atlı doğa gezileri, golf, dalma, deniz ve kara avcılığı, yüzme, yelken
gibi sportif turizm ildeki geliştirilebilecek potansiyele sahip
etkinliklerdir.
5.1. Kültürel Turizm
Aydın ili arkeolojik sit alanları yönünden Türkiye’nin en zengin
yörelerinden biridir. M.Ö: 4000 yıllarından günümüze kadar Hitit, İon,
Lidya, Roma, Bizans, Anadolu Selçukluları, Aydınoğulları,
Menteşeoğulları ve Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok medeniyetin
parçası olan il bu birikimin sonucu olarak sahip olduğu antik kentler
ve müzelerle iç ve özellikle dış turizm açısından büyük bir
potansiyele sahiptir.
Batıda kıyı kesiminde yeralan antik yerleşimlerden Milet, Didyma,
Priene; orta güneyde Alinda, Alabanda; kuzeyde Tralles, Nyssa ve
doğuda Aphrodisias ve kuzey yakınında İzmir, Efes ve Meryemana evi,
doğuda Denizli’de Hierapolis (Pamukkale), güneyde Muğla’da Labranda,
İasos ve Halikarnassos antik kentleri, tarihi ve arkeolojik gezi
alanları oldukça yoğun turizm talebi oluşturmaktadır. Ayrıca kent
merkezlerindeki camiler, medreseler, türbeler ve kaleler gibi Selçuklu
ve Osmanlı dönemlerine ait olan yapıların restorasyonlarının
yapılması, tanıtımlarına ağırlık verilmesi ve turistik ziyaretlere
teşvik edilmesi il turizmine yeni bir perspektif kazandırabilecektir.
İlin kendine has kentsel dokuları, özellikler tarihi yöresel yapıları,
festivalleri, otantik kırsal yerleşimleri de turizm talebi
oluşturabilecek diğer dikkat çekici öğelerdir.
Kuşadası yakınındaki Kirazlı köyü mimari dokusu, halıcılık ve dokuma
tezgahları, yakınında bulunan Aslan mağarası ile turist çekmektedir.
Çine ve Bozdoğan gibi ilçelerde turizm faaliyetleri açısından ilgi
çekici yöreler arasınadır.
6. EĞİTİM
19. yüzyıl sonlarında Aydın ilinde 50 kadar medrese bulunmaktaydı.
Aydın ilinde ilk teknik okul olan Aydın Sanat Enstitüsü, Aydın İdadisi
adı altında yine bu yıllarda açılmıştır. 20. yüzyılın başlarında Vali
Hüsnü Bey zamanında Kenzul-İrfan, yeni ismiyle 7 Eylül, Teslihiye
sonradan Güzelhisar, Rabia hanım ve Erbeyli Köyü ilkokulları açıldı.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti sınırlı olanaklarına rağmen, özellikle, ilk
ve orta öğretimde Osmanlı yönetiminin ilkel medreselerinin
faaliyetlerine son vermiş, yerine modern eğitim ve öğretim
seferberliğini başlatmıştır. Aydın ilinde geniş bir alana yayılan
Milli Eğitim hizmetleri, klasik eğitimin yanısıra çok çeşitli meslek
dallarında hizmet vererek büyük gelişmeler göstermiştir. İlde 168 adet
okul öncesi sınıfı, 447 adet ilköğretim, 36 mesleki teknik lise, 2
adet özel eğitim okulu olmak üzere toplam 737 okulda eğitim hizmeti
verilmektedir. Bunun yanında Adnan Menderes Üniversitesi, akademik
personeli ve teknik donanımıyla nitelikli insan yetiştirme, kalite ve
uluslar arası standartlara yükselme konusunda Aydın ilindeki
potansiyelin gelişmesi yönünde öncülük yapacak bir eğitim kurumudur.
7. SAĞLIK
Cumhuriyet dönemi öncesinde Aydın’da sağlık hizmetleri, geleneksel
halk hekimliği şeklinde yürütülüyordu. “Ocaklı” ve “Hoca” denilen
eğitimsiz kişilerle bir kısım sıhhiye erleri, terhisten sonra
edindikleri deneyimlerle sağlık hizmeti vermekteydiler. Bilimsel
anlamda sağlık hizmetleri ise çok az sayıda ve merkezde bulunan
çoğunluğu gayrimüslim hekimler tarafından yürütülmekteydi.
Cumhuriyetten sonra sağlık örgütlenmesinin Aydın’a da ulaşmasıyla,
geleneksel hekimli çözülmeye başladı. Sağlık ve Sosyal Yardım
Müdürlüğü Aydın’da 1924’de kuruldu. Yine aynı yıl içinde ilçelerde
Hükümet Tabiblikleri kurulmuş, ancak doktor olmadığından buralara
sağlık memurları atanamamıştır.
Daha sonra giderek gelişen sağlık alt yapısı ve hizmetleri, özellikle
yakın bir geçmişte kalite ve kandite yönünden önemli gelişmeler
göstererek, modern sağlık kuruluşları hizmete sunulmuştur.
7.1. Aydında Hizmet Veren Sağlık Kuruluşları
Devlet Hastanesi, Doğum Evi, AGS-AP Merkezi, Verem Savaş Dispanseri,
Sağlık Ocağı, Köy Sağlık Evi, Mahalle Sağlıkevi, Sağlık Meslek Lisesi,
Halk Sağlığı Laboratuarı, SSK Hastanesi ve Özel Hastane bulunmaktadır.
8. HAYATİ İSTATİSTİKLERLERİ
9. ADALET İSTATİSTİKLERİ

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Kent Sosyolojisi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
Son Etkinlikler
Ağustos
Eylül
|
|