Oca
21
2008
|
Endüstri Sosyolojisi |
|
|
|
Yar. Doç. Dr. Mehmet Cüneyt BİRKÖK
|
|
Pazartesi, 21 Ocak 2008 |
Okunma: 604 kez
Problem ve Amaç
İnsanlık tarihi boyunca, ilkel dönemlerden tarım toplumuna, oradan da sanayi toplumuna, günümüzde ise post endüstriyel topluma doğru yapısal bir değişme görülmektedir. Buna bağlı olarak her dönemin kendine has özelliklerinden kaynaklanan iş ilişkileri ortaya çıkmaktadır. Günümüzde bilgi toplumuna geçerken, iktisadî faaliyetlerle ilgili iş ilişkilerini de inceleyen çalışma sosyolojisinin konuları, teknoloji faktörü sebebiyle farklılaşmakta ve geleceğe yönelik olarak iş ortamında müşahede edilen bazı yeni meseleler ortaya çıkmaktadır.
Bu
çalışmada konu edinilen problem, bilgisayar teknolojisinin her aşamada
üretime daha çok hakim olarak iş ilişkilerinde ferdiyetin bazı
özelliklerini engellemesi ve bu nedenle de iş yerindeki sosyal
ilişkilerin olumsuz şekilde etkilenmesidir.
Tarih boyunca her konuda esas faktör olan bilginin, iktisadî üretimde
ve dolayısıyla da iş ilişkilerinde önemli bir rolü olduğu ortadadır.
Bilgi, başka bir deyişle onun bir tezahürü olan teknoloji, üretim
ilişkilerine giderek daha çok hakim olmaktadır. Buna bağlı olarak,
günümüzün temel dinamiği olan bilgiyi üreten sınıf olarak aydınlar da
toplumsal bakımdan giderek daha çok önem kazanmaktadırlar. Ancak,
aydınların (yada bireyin) teknolojik gelişmeyi üretmesi, iş ilişkileri
açısından da belirleyici olması sonucunu doğurmamaktadır. Oysa
toplumlar, aydınlardaki “sosyal çevrenin etkisi altında kalmak ve ona
tabi olmak yerine, sosyal çevreyi etkileyecek kadar güçlü ve yaratıcı
bir ferdiyeti esas almaktadırlar. Burada esas mesaj, çevreden ferde
doğru değil, fakat, fertten çevreye ve cemiyete doğrudur” (Erkal,
1982, s. 93). Fert, çalışma ortamında sosyal ilişkileri itibariyle
kendi ürettiği teknolojinin kontrolü altına girmektedir. Günümüzde de,
hemen her konuda aydınların yetkileri, yaptıkları katkıdan daha azdır.
Bu nedenle insan potansiyelinin daha iyi değerlendirilebilmesi
bakımından aydınların toplum içindeki rollerini yeniden değerlendirmek
gerekmektedir (Brown, 1992, s. 200[CB2] ).
Çağdaş teknoloji, iş ilişkilerinde insan faktörünün önüne geçerek
insana hakim olmakta ve ferdiyeti engellemektedir. Oysa her aşamadaki
gelişmenin esas dinamiği insanın bizzat kendisidir. Bu unsurun
herhangi bir şekilde ihmal edilmesi, yada bazı faktörlerin sebep
olduğu olumsuz etkilerin sürdürülmesi, gelişmenin önündeki en büyük
engellerden biridir. Çalışmamızda, bu ana problem çerçevesinde bilgi
üretimi belirleyici bir faktör olarak ele alınarak iş ilişkileri
değerlendirilmektedir. Amacımız bu ilişkilerde bireyin ihmal
edilmesiyle ortaya çıkan problemlere dikkat çekmektir.
Postmodern Dönemdeki Endüstri İlişkilerinde Bilginin Önemi
Klasik iktisat teorisinde emek, tabiat, sermaye ve teşebbüs unsurları
temel üretim faktörleri olarak kabul edilmektedir. Bunlardan ilk ikisi
olan emek ve tabiat, asli faktörler olarak bir iktisadî faaliyetin
gerçekleşebilmesi için asgari şartları temsil etmektedirler. İnsan,
ellerinden başka hiçbir araç kullanmadan sadece emeğiyle üretimde
bulunabilmektedir; mesela avcılık yada toplayıcılık yaparak hayatını
idame ettirebilmektedir. İnsanlığın daha ileri dönemlerinde bilgi
birikiminin artmasıyla birlikte diğer iki faktör, sermaye ve teşebbüs
de devreye girmiştir. Özellikle sermaye faktörünün tarih boyunca
giderek daha fazla sosyal bir önem kazandığı görülmektedir. Sermaye
sahiplerinin sosyal statülerinin güçlendiği ve toplumu daha yoğun
kontrol ettikleri tarihi bir gerçektir. Günümüzde ise hem sermayenin
tabiatında hem de sermaye sınıfının yapısında büyük değişiklikler
olmuştur.
Sermaye, geniş anlamıyla bir üretim faaliyetinin gerçekleşmesi için
gerekli olan aynî yada nakdî araçlar olarak tanımlanabilir. Üretilen
mal ya da hizmetlerin belli bir sosyo-ekonomik sistem içinde ihtiyaç
fazlasının birikimiyle ortaya sermaye çıkmaktadır. Böylece zaman
içinde sermayede kümülatif bir artış söz konusu olmaktadır.
Tanımımızdaki araç sözcüğünü anahtar kelime olarak alıp üretimde
kullanılan sermayeyi, endüstri öncesi dönemde araç ve gereçler,
endüstriyel dönemde kapital ve yatırım malları, post endüstriyel
dönemde ise bilgi olarak teşhis edebiliriz.
Bir önceki dönemin sermayesi, bir sonraki dönemde artık kolayca
tedarik edilebilir olmakta ve eski değerini ve önemini yitirmektedir.
Tarım toplumundaki üretimde kullanılan kazma, kürek, saban gibi basit
araç ve gereçleri, sanayi toplumunun karmaşık makinelere dayalı büyük
ölçekli üretiminde önemini ve değerini kaybetmiştir. Günümüzde ise bu
büyüklük artan bilgi birikimine ve küreselleşmeye izafî olarak
küçülmekte ve önemini kaybetmektedir. Yeni teknolojiler sayesinde daha
az kaynakla daha çok üretim sağlanmaktadır. Ancak, bu sürece paralel
olarak dikkati çekmek istediğimiz husus, üretimde bilginin giderek
aslî faktör haline gelmesi, adeta tek başına belirleyici olmasıdır.
Üretim faktörleri bir iktisadî olayın meydana gelmesi için vazgeçilmez
unsurlardır. Meselâ, emek ve hammadde (tabiat) olmazsa bir mamulü
üretmek mümkün değildir. Aynı şekilde bu üretimin nasıl yapılacağına
dair asgari bir bilgi düzeyi de gereklidir. Tüm üretim faktörleri için
bu durum geçerlidir. Emeğin, tabiatın, sermayenin ve teşebbüsün nasıl
kullanılacağına dair belli bilgiler de her tür ve dönemdeki üretim
için şarttır. Bu yaklaşımda emek, bilginin bir fonksiyonu olarak
düşünülmektedir. Ancak, bu faktörler içinde bilginin önemi giderek
artmıştır ve hakim duruma geçmiştir. Artık bilgiyi de ayrı bir faktör
olarak ele almak gerekmektedir.
Her dönem, kendisine ait hakim bir vasıfla anılmaktadır. Tarım
toplumu, üretimi daha ziyade kol gücüne dayandığı için emek-yoğun,
endüstri toplumu, para, makine ve teçhizat gibi araçlarla üretimde
bulunulduğu için sermaye-yoğun, post endüstriyel toplum ise
entelektüel güce dayandığı için bilgi-yoğun olarak adlandırılmaktadır.
Bu dönemde bilgi ve onun bir tezahürü olarak teknoloji, üretime hakim
ve başlı başına bir faktör olarak karşımıza çıkmakta ve dolayısıyla iş
ilişkilerini de belirlemektedir.
Öte yandan üretim sürecindeki bu gelişmeye paralel olarak sosyal yapı
da değişmektedir. Tarım toplumunda halkın büyük çoğunluğu ziraî
üretimle ve hayvancılıkla meşgul olan köylülerden ve göçebelerden
oluşmaktadır. Sosyal, iktisadî, hukuki ve siyasi yapılar da bu üretim
tarzına uygun olarak şekillenmiştir. Ziraî üretim esnasında az
sayıdaki insan arasında kurulmuş olan iş ilişkisi, sanayi toplumundaki
büyük ölçekli plantasyonlardakinden farklıdır. Endüstriyel dönemin
kitlesel üretimi, kitlesel ilişkileri doğurmakta ve işçi hareketleri,
şehirleşme, savaşlar gibi çeşitli türlerdeki büyük sosyal
hareketliliklere neden olmaktadır. Bu dönemde işçi ve sermaye sınıfı
önem kazanmıştır. Günümüzde ise, insanlığın ürettiği bir değer olarak
bilgi birikimi, zaman içinde çok daha kolay bir şekilde ayni yada
nakdi sermayeye dönüşmekte ve önemini giderek artırmaktadır. Bu
dönemde bilim adamlarından, profesyonellerden ve üniversiteler,
araştırma enstitüleri gibi çeşitli bilgi kurumlarından oluşan ‘bilgi
sınıfı’ önem kazanmaktadır. Modern dönemde insanın bilgisi, becerisi
ve aklıyla ilgili nitelikleri, rekabet ortamındaki mal veya hizmetin
daha çok önüne geçmektedir (Morgan, 1991, s. 27-33[CB3] ). Bu
birikimi, başka deyişle bilgiyi üreten sınıf, topluma hakim olan sınıf
olmaktadır.
Sosyal yapıyı etkileyen bir çok hakim faktör sayılabilir. Genel olarak
insan ilişkileri, ideolojiler, dinler, keşif ve icatlar, coğrafi
sebepler bunlardan bazılarıdır. Bu faktörler daha somut konumlara da
indirilebilir. Mesela Berger’e göre Batı kapitalizminin sosyo-ekonomik
transformasyonunu sağlayan temel dinamik din tarafından sürekli
desteklenen ve takviye edilen ve kültür yaratıcı bir kurum olan
çekirdek ailedir (Berger, 1992, s. 27-30[CB4] ). Bütün bu unsurlar
temel özellikleri itibariyle sınıflandırıldığında, günümüzü ve yakın
gelecekteki toplumu tanımlayan başlıca faktörün bilgi olduğunu teşhis
edebiliriz. Bu nedenle tarım toplumunda köylünün, sanayi toplumunda
ise işçinin hakim sınıfı teşkil ettiği gibi, bilgi toplumunun hakim
sınıfı aydınlar ve toplumun temel dinamiği de bilgi olmaktadır. Tarım
toplumunun temel üretimi ziraî mallar, sanayi toplumunun sınaî mallar
ve hizmetler, endüstri ötesi toplumunun ise bilgidir.
Endüstriyel İlişkiler
Endüstri sosyolojisi, yada öbür adıyla çalışma sosyolojisi, çalışma ve
buna bağlı kurumların (organizasyonların) sosyolojik analizlerini
yapmaktadır. Konusu genel olarak sosyal mevzuların mukayeseleri, özel
olarak da siyasi, ekonomik ve sosyal müesseselerin karşılıklı
ilişkisini incelemektir. Mesleki uzmanlaşma çerçevesinde çalışma
ideolojileri (profesyonelleşme) temel konularındandır (Sanoff, 1992,
s. 97[CB5] ). Esas belirleyici konusu ise iş bölümüdür. Bununla
birlikte alt disiplinler olarak emek prosesi teorisi ve emek pazarı
analizleri ile ilgili çalışmalarda yoğunlaşmaktadır. Endüstri
ilişkileri itibariyle konumuz hakkında daha somut değerlendirmeler
yapmak için kavramın kökenlerine inmekte yarar vardır.
Endüstri ilişkileri terimi, Clark Kerr, John T. Dunlop, Frederic
Harbison gibi bir grup Amerikalı araştırmacının 1950’li yıllarda Ford
vakfının desteğiyle Üniversitelerde, iktisadî gelişmede iş gücünün
problemleriyle ilgili olarak yaptıkları çalışmalardan kaynaklanmıştır
(Kerr v.d., 1973, s. 282). Ancak, iktisadî gelişmede iş gücünün büyük
önemi olduğu, Elton Mayo ve bir grup bilim adamının 1927’lerden
itibaren Western Electric Company’de yaptıkları büyük ölçekli deney ve
gözleme dayalı araştırmalardan ortaya çıkmıştır. Bu araştırma sonuç
olarak işçiler ve denetçileri (supervisor) arasındaki ilişkinin
önemini işaret etmektedir. Çalışma ortamında oluşan gruplar, resmi
olamayan tarzda bir sosyal kontrol sistemi kurarak, her bir işçinin
ürettiği ürün miktarını sabit tutmaktadırlar. İşçilerin gelirleri,
yaptıkları üretimin seviyesine bağlı olmasına rağmen, üretimlerini
kısıtlamakta ve sınırlamaktadırlar (Mayo, 1946). Bu bulgular üretim
artışının sadece iş yerlerindeki donanıma bağlı olmadığını, özellikle
sosyal ilişkilerin gelir artışından daha etkili olduğunu ortaya
koymaktadır. Halbuki Taylor’un ‘bilimsel yönetim’ (scientific
management) kavramına göre işçinin üretimdeki ana motivasyonu gelir
artışıdır (Taylor, 1964).
Endüstriyel dönemde daha rasyonel ücret politikalarının uygulanmasıyla
üretim artışının sağlandığı söylenmektedir. Bizce, bu etki daha ziyade
dolaylı olmaktadır. Ücret artışı daha iyi bir sosyal çevre sağlamakta
ve bu da üretimi teşvik etmektedir. Gelir artışını sürdürmek ve
böylece daha yüksek standartlarda sosyal hayat sağlamak şeklindeki bir
motivasyon iş yerlerindeki üretime yansıyabilir. Esas faktör iş
yerlerindeki sosyal unsur, başka bir deyişle insan ilişkileridir. İşçi
sadece bir iş gurubunun üyesi değil, mesleki, ailevi, iktisadî veya
siyasi başka grupların da üyesidir. Çalışma sosyolojisinde insan
ilişkileri ekolü işçiyi böyle bir sosyal çerçeve içinde ele
almaktadır. Bu nedenlerle işyerlerindeki işçilerin tutumları işveren,
teknoloji veya ücret gibi belli başlı faktörlerin tek başlarına
belirleyiciliklerinden uzaktır.
İş hayatı top yekün sosyal ilişkilerin bir göstergesidir. Burada
müşahede edilen tüm faktörlerin kompleks ilişkileri söz konusudur. Bir
yandan üretime yeni bir teknoloji katılırken öte yandan çalışanın iş
ortamındaki sosyal ilişkileri değişmektedir. Çalışma ortamındaki
teknolojik unsurlar tüm endüstrilere, ekonomik sektörlere, hatta milli
sınırların ötesine yayılmaktadır. Yerel ticari ilişkiler ya da
uluslararası anlaşmalar bir yerdeki mevcut çalışma şartlarını
düzenlemekte ve diğer bölgelere yaymaktadır ([CB6] Castaneda, 1993, s.
14-17). Böylece endüstri ilişkilerinde söz konusu olan problemler de
hemen her yerde görülebilmektedir. Üretim yüksek teknoloji ürünlerine
doğru kaydıkça, iktisadî ve sosyal yapılanma da buna göre
değişmektedir ([CB7] Templeman, 1993, s. 48-51). Konumuzla ilgili bir
başka dal olan Organizasyon Sosyolojisi, formal ve informal
organizasyonal yapılar arasındaki ilişkileri incelemektedir. İş
yerlerinde bilgisayarların kullanımıyla bu yapılarda önemli değişmeler
olmuştur. Buradaki ana konu sosyal çatışmadır. Sosyal aktörler
gelişmeyi kontrol için birbirleriyle çatışmaktadırlar. Acaba nasıl bir
değişme olmaktadır, nasıl bir toplum yapısı vardır, ne tür
problemlerle karşılaşılmaktadır ve beklenmeyen yeniliklerle
karşılaşıldığında nelere önem verilmelidir? Bu noktada konumuz
açısından endüstri ilişkileri çerçevesinde cevabı aranacak soru,
çatışmada bilgisayarların iş yerlerinde bulunmasının rolünün ne
olduğudur. İşlerin bilgisayar tarafından yürütülmesiyle bireyin
kontrolü giderek azalmakta, karar verme sistemlerinin dışına
itilmekte, yalnızlaşmakta ve önemsizleşmekte, ve sonuç olarak da
üretim artması gereken ölçüde artmamaktadır. Aşağıdaki bölümlerde bu
cevap tartışılmaktadır.
Postendüstriyel Toplumda Endüstri İlişkilerini Etkileyecek Ne Tür
Değişmeler Olmaktadır?
Endüstri toplumunda insan veya makine yönetimli bir iş hayatı söz
konusudur. Günümüzde ise daha ziyade bilgisayar yönetimli bir çalışma
hayatına geçilmiştir. İleri teknolojinin iş hayatında kullanılması,
çalışanlarda da yüksek derecede yeni vasıfların aranmasına neden
olmaktadır ([CB8] Newsweek, s. 46-8). Bu müşahede zımnen endüstri
ilişkilerinde de postmodern bir dönemin kabul edildiğini
göstermektedir. Postendüstriyel toplumlarda iş sektöründe, teknolojide
ve sosyal sınıflarda temel değişmeler görülmektedir. Lyotard’a (1984)
göre, postendüstriyel dönemde genel olarak, profesyonellerin ve teknik
sınıfın öneminin artması şeklinde mesleki değişmeler, mal üretiminden
hizmet üretimine geçiş şeklinde ekonomik değişmeler, entelektüel
teknolojinin geniş bir şekilde yayılmasıyla da karar vermede
değişmeler olmaktadır.
Bell ise bu dönemin önemli özellikleri olarak toplumu şekillendiren ve
buluşların kaynağı olan teorik bilginin merkezileşmesini
göstermektedir. Ayrıca eski işçi sınıfı ortadan kalkmakta, yeni işçi
sınıfı profesyonel, idari ve teknik elemanlardan müteşekkil olarak
ortaya çıkmaktadır (Bell, 1976, s. 174). Birkaç yüzyıldan beri
endüstri toplumlarındaki sınıf kavramı mülkiyet ilişkilerinin
terimleriyle tanımlanmaktadır. Emek gücünü satanlar ve bunu satın
alanlar arasındaki çatışma olarak sınıf meseleleri gündeme
getirilmektedir. Bu dönemdeki işçi sınıfı politikaları mevcut sistemin
tamamen değiştirilmesine yada bu sistem içindeki gücün paylaşılmasına
yöneliktir. Ancak ileri endüstri toplumlarındaki işçi hareketlerinde
çok önemli değişmeler olmuştur. Bunlardan ilki, işçi hareketlerinin
ana gayesinin çalışma şartlarının kontrolü üzerinde daha etkili olmayı
istemesidir. Diğeri ise, mülkiyetin rolünün azaldığı ve esas olarak
teknik yeterliğin yeni bir kriter olarak alındığı bir sınıf
belirleyiciliğine doğru toplumun yapısal olarak değişmesidir (Bell,
1980, s. 203-4). Böylece Bell’e göre bilgi ve beceri, sınıf
aidiyetini, sınıf yapısını ve genel olarak da toplum yapısını
belirleyen bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bourdieu[CB9] , yeni
sınıf yapısını, bilimsel ve entelektüel hareketler de dahil olmak
üzere tüm sosyal hareketlerin temeli olarak düşünmektedir (Bourdieu,
1990, s. 75-82). Bütün bunlara bağlı olarak yüksek eğitimli bir toplum
söz konusudur ([CB10] Gergen, 1992, s. 83). Eski toplum maddi ve
pratik bilgi üzerinde işlerken, yenisi üniversitelerde, araştırma
merkezlerinde yada yeni tür iş yerlerinde geliştirilen, maddi olmayan
ve teorik bilgiye bağlıdır. Bu dönemde bilim adamlarından,
profesyonellerden ve bilgi kurumlarından oluşan ‘bilgi sınıfının’
önemi artmaktadır.
Bilgisayar Kullanımının Neden Olduğu Problemler
1. İşçinin Karar Verme Sisteminin Dışına Çıkarılması
Postmodern dönemde teknolojinin etkileri çerçevesindeki endüstri
ilişkileri incelenirken, işyerlerinde bilgisayar kullanımının
getirdiği farklılıklar da göz önüne alınmalıdır. İnsan ilişkilerinin,
teknolojinin değişmesiyle birlikte bazı yönlerden farklılaştığı
sosyolojik bir gerçektir. Özellikle son yıllarda ortaya çıkan ‘akıllı
teknoloji’ (intelligent technology-IT) (Halal, 1992, s. 10-15[CB11] )
kavramı teknolojiyi basit bir araç olmaktan çıkarmıştır. Akıllı
teknoloji kendine has zorunlulukları da beraberinde getirmektedir.
Teknolojinin bu yeni özelliği sayesinde üretimde, hizmetlerde ve hatta
idari işlerde suni zekalar (artifical intelligent) kullanılmaktadır.
Suni zekalar bir işi veya bir dizi makineyi başından sonuna kadar
yürütmektedir. Ne kadar çok aktivite planlanırsa planlansın, tamamen
suni zekalar tarafından işletilecek olan bir enformasyon prosesi
kurulabilmektedir. Bu aynı zamanda insana ve insanın karar
vericiliğine duyulan ihtiyacın ironik bir şekilde giderek ortadan
kalkması demektir. Suni zekalar karşılaştıkları durumlar hakkında,
daha önce düzenlendikleri tarzlarda karar vermektedirler. Bu vakıa,
sahip olduğu vasıflar ne olursa olsun çeşitli kademelerdeki insanın
önemini azaltmaktadır. Karar verme sistemlerinde çalışanın öneminin
düşürülmesi iki ayrı problem yaratmaktadır. Birincisi, suni zekaların
insani muhakemeyle durumu tam olarak değerlendirebilme yetenekleri
yoktur. Böylece eksik ya da yanlış kararlar verebilme ihtimali oldukça
yüksektir. İkincisi ise, iş ortamında suni zekaların insanın yerini
alarak dışlaması çalışanda kimlik kaybı duygusuna yol açmaktadır.
Böylece işçi kim ve ne için çalıştığını bilmez bir halde sosyal
çevresinden kopmakta ve sosyal ilişkileri bozulmaktadır.
2. İşsizlik
Kimlik kaybı ise daha sonra işsizlik olarak da karşımıza
çıkabilmektedir. İşsiz olmak, tatminkar olmayan bir iş sahibi olmaktan
çoğu kere daha az maliyetli ve tercih sebebi olmaktadır ([CB12]
Sullivan, 1993, s. 48). Mevcut iş konsepti, para, saygınlık, prestij
ve hatta değer kavramları bir anlam ifade etmemektedir. Öte yandan
zaten çok düşük maliyetlerle insanın yerine bilgisayar ikame
edilmiştir ve işsizler için ücretler en düşük seviyeye çekilmiştir.
Önemsizlik duygusunun ürettiği bu döngü giderek kendi kendinden
beslenmekte, büyümekte ve sosyal düzeni ciddi bir şekilde bozacak
tarzda kurumsallaşmaktadır.
3. Sembolleşme
Ayrıca enformasyon teknolojisi iş yerindeki pek çok faaliyeti maddi
olmayan (soyut) bir hale getirmektedir. İmajların ve sembolik
araçların kullanılması kimliğin de soyutlaşmasına ya da kaybolmasına
sebep olmaktadır (Gergen, 1992, s. 58-63[CB13] ). Bu gibi yerlerde
çalışan insan artık sadece cihazın düğmesine basmakla yükümlü herhangi
birisidir ya da ‘hiç kimse’dir. Çoğu işyerlerinde insan diğer üretim
donanımlarından sadece biridir. Hatta insan bir yatırım veya kazanç
olarak değil bir üretim maliyeti veya gider olarak görülmektedir (Keen,
1991, s. 83-86[CB14] ).
Öte yandan suni zekaların gelişmesinde sadece işletimde kullanılan
teknik sembollerin geliştiğine de dikkatleri çekmek gerekmektedir.
Cihazın işleyişiyle yada işin yürütülmesiyle ilgili olan semboller
hızlı bir şekilde artmakta, yaygınlaşmakta ve önem kazanmaktadır. Bu
semboller giderek iş çevresindeki kültürün yerini almaktadır. Bunlar
bir lisan veya kültürel mana taşıyan kelimeler değildir. Sadece üretim
programlarıyla ilgili işlemlerdir. Bunlar daha önce üretilmiş kültürel
ürünler olsalar bile aktarıldıkları alıcılar müdahale imkanından uzak
pasif bir konumda bulundukları için geliştirilememektedirler.
Semboller ne oldukları tam belli olamayan, maddi veya somut bünyeleri
olmayan sözel ürünlerdir. Berger bunları ‘görsel kültür’ (visual
culture) kavramıyla adlandırmaktadır (Berger, 1978, s. 104-8). Böylece
kültürel referans noktaları giderek azalmakta ve hatta somut kültürün
transferi engellenmektedir (Zoglin, 1992, s. 20[CB15] ). Bunun sonucu
olarak da insan yalnızlaşmakta ve kültürsüzleşmektedir. Bourdieu,
sembolik kapital kavramını kullanarak gerçekte var olmayan bir
sermayenin üretildiğini işaret etmektedir (Bourdieu, 1985, s. 171-83).
Burada da sembol kavramı benzeri bir durumu ifade etmek amacıyla
kullanılmaktadır. Gerçek kültür unsurları ve sosyal ilişkiler yerine
tıpkı sembolik kapitalde olduğu gibi gerçekte var olmayan bir sembolik
sistem üretilmektedir.
4. Yalnızlaşma
Bir başka problem de bilgisayar kullanımının insanı tecrit etmesidir.
İş yerlerindeki sosyal hayat değişmektedir. Modern dönemde üretim
büyük ölçüde insanın yerini alan akıllı teknolojiler tarafından
yapıldığı için çalışanlar arasındaki fiziki ve sosyal mesafe
artmaktadır[CB16] . Bilgisayar yönetimli çalışma ortamlarında insan
diğer çalışanlarla sosyal ilişki kuramamakta, böylece ferdi ve
kolektif çalışma duygusundan uzak kalmaktadır. Oysa endüstri
toplumunda idare, makine ve işçi aynı yerde bulunmaktaydı.
Sonuç
İşyerlerinde bilgisayar kullanımı üretim açısından büyük kolaylıklar
sağlamasına rağmen sosyal ilişkiler bakımından ciddi problemlere neden
olmaktadır. Bunlardan bazıları karar verme sistemlerinde değişmeler,
işsizlik, sembolleşme ve yalnızlaşmadır. Bu kavramların bir kısmı,
endüstri ilişkilerinin önceki dönemlerden beri uğraştığı konuları
arasındadır. Ancak, bilgi çağının başlamasıyla yeni yapısal
problemlerle karşılaşılmaktadır. Bilgi, endüstriyel dönemdeki
sermayenin öneminin yerini almıştır. Bilgiyi elinde bulunduran
aydınlar, hakim sınıf olmaktadır.
Bu temeller üzerinde farklı endüstriyel ilişkiler teşekkül etmektedir.
Sanayi sosyolojisi, bu sorunları da göz önüne alarak postendüstriyel
bir sanayi sosyolojisine geçmek durumundadır. Yeni bir saha değil, ama
örgüt sosyolojisi, aydınlar sosyolojisi, sosyal psikoloji gibi başka
dallarla daha fazla iç içe geçmiş ve endüstri ötesi toplumun endüstri
ötesi sorunlarıyla ilgilenen bir branş olmaktadır. Bu şartlar altında
endüstri sosyolojisi önceki döneme nazaran daha kompleks ve
çok-disiplinli (multidisciplinary) çalışmak zorunda ve mühendislik,
bilgisayar bilimleri, sanayi psikolojisi, ergonomics*, yönetim
bilimleri, iktisat, sistem bilimleri, sosyal ve iktisadî tarih,
siyaset bilimi gibi bir çok farklı disiplinlerden ve disiplinler arası
araştırmaların katkılarından ve bulgularından yararlanmak
durumundadır. Amaç, bilgisayarların yürüttüğü çalışma tarzının hakim
olduğu bir toplumun en önemli ve değerli unsurlarının oluşturduğu bir
karmaşıklık mimarisini (architecture of complexity) (Diani, 1993, s.
501) kontrol altına almaktır.
Üretim ortamının kolektif çalışma duygusundan uzak küçük birimlere
bölünmesi, aslında siyasal, ekonomik gibi sosyal olan tüm boyutlarda
görülebilen bir krizdir [CB17] . Bölünerek bağımsızlaşan unsurlar
birbirleriyle tabii olarak bir çatışma sürecine girmektedirler. Çözüm
için elektronikleşmiş ve bilgisayarlaşmış toplumu ‘etkileşimli geri
besleme’ (interactive feedback) ve ‘kendini düzeltme’ (self-corrective)
mekanizmalarıyla demokratik düzene uydurmak gerekmektedir (Schlesinger,
1992, s. 11-13). Böylece gerek endüstrideki, gerekse gelişmenin sebep
olduğu diğer sosyal problemler büyük ölçüde çözülebilecektir.
Bu probleme bazı çözümler uygulamak amacıyla, geleceğe yönelik bir
takım idari tedbirler de alınmaktadır. Özellikle hükümetler tarafından
yeni düzenlemeler yapmak için şirketler yönlendirilmektedir. Bu tür
kuruluşlara “sosyal olarak sorumlu şirketler” adı verilmektedir
([CB18] Holland, 1993, s. 100). Bilimin bulgularına aykırı
davranılarak yeni düzenlemeler yapılmadığı takdirde endüstri
ilişkilerinde sosyal çevreye zararlı problemler ortaya çıkacaktır.
Güçlü bir geleceği sağlayacak olan bilimsel bilginin dikkate
alınmadığı ve siyasi aşırılıkların neden olduğu antirasyonalizm yada
sosyal ve psikolojik faktörlerin ihmal edilerek sosyal ilişkileri
matematiksel yaklaşımlarla değerlendirmek (Berreby, 1993, s.
76-84[CB19] ) pek çok dönemlerde ve toplumlarda kaosa, karışıklığa
veya çöküşe neden olmuştur (Kapitsa, 1991, s. 32-8[CB20] ). Gerek
bilim adamlarının, gerekse endüstriyel ilişkilerin söz konusu olduğu
kurumların, sosyal sorumluluklarını daha iyi değerlendirmeleri ve iş
çevresinde bilgisayar kullanımının yarattığı problemleri ihmal
etmeyerek bilimsel metotlarla çözmeleri şarttır.
Kaynaklar
“Can anyone spare a job?.” Newsweek. v. 121, June 14 1993, s. 46-8.
“French Marxism (work of P. Bourdieu).” Society. v. 27, July/Aug.
1990, s. 75-82.
Bell, D. (1976). The Coming of Post-Industrial Society: A Venture in
Social Forecasting. USA: Basic Books.
Bell, D. (1978). The Cultural Contradictions of Capitalism. New York:
Basic Books.
Bell, D. (1980). The Winding Passage: Essays and Sociological Journeys
1960-1980. New York: Basic Books.
Berger, B. “Sources of Prosperity: Culture and Economics (Role of the
Family).” Current (Washington, D.C.). v. 347, Nov. 1992, s. 27-30.
Berreby, D. “Chaos Hits Wall Street (Work of N. H. Packard and D.
Farmer).” Discover. v. 14, Mar. 1993, s. 76-84.
Bourdieu, P. (1985). Outline of a Theory of Practice. Cambridge:
Cambridge University Press.
Brown, G. E. “Rational Science, Irrational Reality: A Congressional
Perspective”, I. v. 258, Oct. 1992, s. 200-1.
Castaneda, J. ve Heredia, C., “The Wrong Free-Trade Deal?.” World
Press Review. v. 40, Mar. 1993, s. 14-17.
Diani, M. (1993). “Postindustrial Society.” The Blackwell Dictionary
of Twentieth-Century Social Thougt. (Ed. W. Outhwaitte, T. Bottomore),
Great Britain: Blackwell.
Erkal, M. E. (1982). Bölge Açısından Az Gelişmişlik. İstanbul:
Boğaziçi Yayınları.
Gergen, D., ‘Thinking for a Living’ (B. Clinton Recognizes Need to
Create High Skills Through Quality Education).” U.S. News & World
Report. v. 113, Dec. 1992, s. 83.
Gergen, K. J., “The Decline and Fall of Personality.” Psychology Today.
v. 25, Nov./Dec. 1992, s. 58-63.
Halal, W. E., “The Information Technology Revolution.” The Futurist.
v. 26, July/Aug. 1992, s. 10-15.
Holland, K., “A Play for Tree-Huggers.” Business Week. Mar. 29 1993,
s. 100.
Kapitsa, S. P., “Antiscience Trends in the U.S.S.R.” Scientific
American. v. 265, Aug. 1991, s. 32-8.
Keen, C. D., “May You Live in Interesting Times (address, September
19, 1991).” Vital Speeches of the Day. v. 58, Nov. 15 1991, s. 83-6.
Kerr, C., Dunlop, J. T., Harbison, F., Myers, C. A., 1973.
Industrialism and Industrial Man: The Problems of Labor and Management
in Economic Growth. Harmondsworth: Penguin.
Lyotard, J. F. (1984). The Postmodern Condition. Minneapolis:
University of Minnesota Press.
Mayo, E., (1946). The Social Problems of an Industrial Civilization.
Cambridge, MA: Harvard University Press.
Morgan, M., “Puffery Prevails: Etiquette in 19th-Century England.”
History Today. v. 41, Aug. 1991, s. 27-33.
Sanoff, A. P., “A touch of finery and class (gentility in the 19th
century)”; (interview), U.S. News & World Report. v. 113, Nov. 1992,
s. 97.
Schlesinger, A. M., “The Issue is Governance, not Representation.” New
Perspectives Quarterly. v. 9, Fall 1992, s. 11-13.
Sullivan, S., “Life on the Leisure Track (Possibility of a Society
Accepting Joblessness as a Way of Life).” Newsweek. v. 121, June 14
1993, s. 48.
Taylor, F. W. (1964). Scientific Management. New York: Harper & Row.
Templeman, J., Schares, G.E. “Germany Fights Back.” Business Week. May
31 1993, s. 48-51.
Trinh, S. (1993). “Industrial Relations”. The Blackwell Dictionary of
Twentieth-Century Social Thought. (Ed. W. Outhwaitte, T. Bottomore),
Great Britain: Blackwell.
Zoglin, R., “Beyond your Wildest Dreams (21st century).” Time. v. 140
Special Issue, Fall 1992, s. 70.
· Ergonomics; bir şeyin etkili kullanımını sağlamak için düzenleme,
dizayn etme ve yerleştirme bilimi.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Endüstri Sosyolojisi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|