Okunma: 1355 kez
DİN SOSYOLOJİSİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE TEMEL SORUNLARI
; Bagimsiz bir bilimsel disiplin olarak din sosyolojisi oldukça genç olup, bir toplum olayi ve kurumu olarak dini ele almak, din ve toplum ilskileri ve etkilesimini ve bu çerçevede ortaya çikan olgu, süreç, teskilat ve gruplasmalari sosyolojik bir yaklasim perspektifinde bilimsel olarak arastirip incelemek üzere o ancak modern dönemde ve onun sartlarinda ortaya çikmis ve giderek gelisme göstermisse de; gerçekte, hangi ölçüde modern dönemin sartlarina bagli bulunursa bulunsun, kendine has arastirma alani, konulari ve bunlari bilimsel perspektifte incelemede izleyecegi yöntem ve teknikleri ile birlikte bu bilim dalinin bagimsiz ve sistematik bir bilimsel disiplin seklinde ortaya çikmasi olgusu uzun bir tarihsel hazirlik dönemine dayanmakta ve üstelik ondan bir çok etkileri de almis bulunmaktadir.
( www.genbilim.com )
Din
sosyolojisi, bu uzun hazirlik döneminin belli evrele rinde, çogu zaman
felsefe, tarih ve öteki bir kisim bilimlerin içerisinde en azindan
zimnî bir varlik imkânini da elde etmistir. Esasen din olaylari,
seyyahlar, düsünürler ve bilginlerin dikkatini en azindan antik
dönemden itibaren bir sekilde çekmeye basladigin dan, din
sosyolojisinin metodolojisinin temelinde yer alan din konusuna
elestirel, süpheci, akılcı, deneysel ve objektif bilimsel yaklasim
egilimlerinin baslangiçlari da aslinda bu döneme kadar uzanmakta ise
de, normatif, tekelci ve apolojetik karakterli ilâhiyatlarin ve
skolastigin egemen oldugu Orta Çagin dünyaya karsi belli bir olumsuz
tutum çerçevesinde kendi içine kapanik ortaminda onlar güçlenerek bir
atilim yapmaya meyletmek yerine giderek kös teklenip kisirlasmaya
mahkum olmuslardir. Buna karsilik, özellikle Rönesans ve Reform
dönemle rinden itibaren, çok çesitli iç ve dis dina mikler
çerçevesinde hususiyle Bati'nin bu kendi içine kapanik durumu ve
statik zihniyetinde çok önemli degisik likler ve yeni gelis meler
gözlenmeye basladigindan, sözü edilen bu egilimler de giderek
filizlenmeye yön tutmuslardir. Büyük cografi kesifler, sanayi devrimi,
Aydinlama hareketi, bilimsel ve teknolo jik bulus lar, sehirlesme,
egitim, iletisim, vb. alanlarda kaydedilen yenilikler, buluslar ve
gelismele rin etkisi altinda Bati dünyasinda birbirini izleyen ve
sonra etkileri giderek tüm dünyaya yayilan ve toplum hayatinin her
kesiminde genis yankilar uyandiran büyük degisimler, din konusuna
bilimsel yaklasim çizgisinde yeni gelis melere ve bu çerçevede
deneysel, obje ktif, sistematik ve bagimsiz bir din sosyolo jisi
biliminin filizlenip gelismesine ve hattâ giderek sistemlesmesine
imkân hazirlamistir. Böylece, teorik temelleri ve metodolojisini
olusturup gelistirmeye yönelmis bulunan din sosyolojisi bilimi sadece
Bati'da kalmayarak tüm dünyaya ve bu arada Islâm dünyasi ve özellikle
de Türkiye'ye uzanmis bulunmaktadir.
1. GIRIS
Bir toplum olayi ve kurumu olarak dini ele almak, din ve toplum
ilskileri ve etkilesimini, bu çerçevede ortaya çikan olgu, süreç,
teskilat ve gruplasmalari sosyolojik bir yaklasim perspektifinde
bilimsel olarak arastirip incelemek üzere din sosyolojisi bilimi ancak
modern dönemde ve onun sartlarinda ortaya çikmis ve giderek gelisme
göstermis bir disiplindir. Bununla beraber, hangi ölçüde modern
dönemin sartlarina bagli bulunursa bulunsun, kendine has arastirma
alani, konulari ve bunlari bilimsel perspektifte incelemede izleyecegi
yöntem ve teknikleri ile birlikte din sosyolojisinin bagimsiz ve
sistematik bir bilimsel disiplin seklinde ortaya çikmasi olgusunun
uzun bir tarihsel hazirlik dönemine dayandigi ve ondan bir çok
etkileri aldigi hususuna önemle isaret etmek gerekir.
2. TARIHSEL ARKA-PLAN
Anlasilan din sosyolojisi, bu uzun hazirlik döneminin belli evrele
rinde, çogu zaman felsefe, tarih ve öteki bir kisim bilimlerin
içerisinde en azindan zimnî bir varlik imkânini da elde etmis
görünmektedir. Esasen din olaylari, seyyahlar, düsünürler ve
bilginlerin dikkatini en azindan antik dönemden itibaren bir sekilde
çekmeye basla mis olup; nitekim, din sosyolojisinin
metodolojisinin temelinde yer alan din konusuna elestirel, süpheci,
akilci, deneysel ve objektif bilimsel yaklasim egilimlerinin
baslangiçlari da bu döneme kadar uzanmaktadir. Buna karsilik,
normatif, tekelci ve apolojetik karakterli ilâhiyatlarin ve
skolastigin ege men oldugu Orta Çagin dünyaya karsi belli bir olumsuz
tutum çerçevesinde kendi içine kapanik ortaminda bu egilimler,
güçlenerek bir atilim yapmaya meyletmek yerine giderek kösteklenip
kisirlasmaya mahkum olmuslarsa da, özellikle Rönesans ve Reform
dönemlerinden itibaren, çok çesitli iç ve dis dinamikler çerçevesinde
hususiyle Bati'nin bu kendi içine kapanik durumu ve statik
zihniyetinde çok önemli degisik likler ve yeni gelismeler gözlenmeye
basladigindan, sözü edilen bu egilimler de giderek filizlenmeye yön
tutmuslar; büyük cografi kesifler, sanayi devrimi, Aydinlama hareketi,
bilimsel ve teknolojik buluslar, sehirlesme, egitim, iletisim, vb.
alanlarda kaydedilen yenilikler, buluslar ve gelismelerin etkisi
altinda Bati dünyasinda birbirini izleyen ve sonra etkileri giderek
tüm dünyaya yayilan ve toplum hayatinin her kesiminde genis yankilar
uyandiran büyük degisimler, din konusuna bilimsel yaklasim çizgisinde
de yeni gelismelere ve bu çerçevede deneysel, objektif, sistematik ve
bagimsiz bir din sosyolojisi biliminin filizlenip gelismesine imkân
hazirlamis bulunmaktadirlar.
Hakikaten, bu çerçevede, özellikle 17. ve 18. yüzyillarda insani,
toplumu, kültürü ve dini dogal toplumsal, kültürel ve tarihsel
kontekstlerinde olgusal, gelismeci ve ilerlemeci süreçlerde inceleme
egiliminde bir artış gözlenmis; nitekim meselâ Italyan filozofu G.
Vico (1668-1774), antik Yunan dininin, önce tabiatin ve sonra da ates
gibi birtakim tabiat kuvvetlerinin ilahlastirilmasi ve bunu takiben
evlilik gibi kurumlarin kutsallastirilmasi ve nihayet Homer'in eserle
rinde gözlendigi üzere insanla rin tanrilastirilmasi seklinde
birbirini izleyen dönemlerden geçmek suretiyle bir ge lisme
gösterdigini öne sürmüstür. Ingiliz filozofu David Hume (1711-1776)
ise, Dinin Dogal Tarihi (Natural History of Religion) adli eserinde
din konusuna yaklasiminda dönemin giderek artan rasyona lizmini tipik
bir biçimde yansitmistir.
Aydinlanma döneminin rasyonalizmi, "tabiî tarih", "tabiî hukuk",
"tabiî toplum" ve "tabiî din" adina hem paganizmin hem de
Hiristiyanligin bir tür reddini içermis; gerçekte deizm de denilen
tabiî din anlayisi, "kafa dini"ne karsi "gönül dini"ni savunan
Pietistler'in dinde duygu ve heyecanlari daha çok öne çikaran
antidogmatik tavirlarinin entelektüel bir karsiligini olusturmustur.
Dönemin Fransiz ansiklopedistlerinden Voltaire (1694-1778)
antiklerikal bir deizme meylederek politeizmin gelismesini ruhban
sinifinin faaliyetine baglamis; 18. yüzyilin rasyonalizmi Alman
filozofu Immanuel Kant'in (1724-1804) eserlerinde doruk noktasina
erisirken, ayni zamanda belli bir degisime de ugrayarak dine ahlâkî
idealler üzerine temellenmis bir yer ayirmis; onun görüslerine karsi
kendini gösteren tepkiler ise, Bati'da insan, toplum ve din konusunda
ortaya çikan yeni bilimsel yaklasimlara giden yolun açilmasinda
oldukça etkili olmustur.
Bu gelismelere, sarkiyat arastirmala rinin yani sira etnoloji ve
antropoloji çalismalarinin insan, toplum, kültür ve din ile ilgili
genis bir dokümantasyonu dünya ölçüsündeki bir zenginlikle
arastirmacilarin hizmetine sunmaya ve böylece dinin Orta Çag
ilahiyatçilarinin norma tif açiklamalari ve dogmatik kabullerinin
ötesinde bir nedensellikle açikla malara yer veren incelemelere konu
olmasina imkân vermeye baslamis bulunmasi olgusunun etkisini eklemek
gerekir.
Hakikaten, bu çizgide meselâ Fransiz rahip Bergier (1718-1790), ilkel
dinleri psikolojik nedenlerden kaynaklanan ruhlarla ilgili inanislarin
gelismesine baglarken, Kant'in din konusundaki fikirlerinin
elestiricilerinden olan Herder (1744-1803), insan türünün incelenmesi
konusunda evrimci bir tavra yönelerek mitolojide dilin daha derin ve
anlamli sembolik anlatimlarini görmeye egilim göstermis; Schelling
(1775-1854) bu pozitif yaklasimi romantizm geleneginde sürdürmüs;
nihayet, Avrupa dinlerinin disindaki dinler ve özellikle de Hint
dinleri hakkinda elde edilen yeni bilgiler, dinin tabiati konusunda
daha genis tartismalara imkân saglamistir.
Öte yandan, idealist felsefe nin taraftari ola rak insanlik tarihi
üzerinde manevî ve ruhî olanin etkisini vurgulayan ve ayni zamanda
dinin her bir gelisim safhasina kismî bir gerçeklik atfeden degisik
bir "rölativizm" fikrini ortaya atmis bulunan Hegel'in (1770-1831)
tarih felsefesi, çok çesitli düsünce ve bilim çevrelerinin yani sira
din ve toplum incelemelerinin gelisim seyri üzerinde de köklü yankilar
uyandirmis olup, bilimsel düsüncelerinin teorik çerçevesini onun
diyalektik semasi üzerine bina etmeye meyleden takipçileri modern
bilimsel tarihin büyük ölçüde kuruculari olmuslardir.
Bütün bunlar, evrimci karsilastirmali din teorileri ve incelemelerinin
gelisim seyrini oldukça etkileyerek 19. yüzyilda Bati'da din ve toplum
konularina yeni ve degisik yaklasim modellerinin ortaya konmasina
imkân tanimis olup; bu çerçevede, yüzyilin özellikle ilk yarisi
bagimsiz bir toplumbiliminin yani sira gerçek bir dinbilimi ve bir din
sosyolojisi disiplininin gelisimine hazirlik bakimindan çok önemli
olmustur.
Nitekim, bu dönemde Fransiz sosyal filozofu A. Comte'un (1798-1857),
insanlik tarihini pozitivist ve materyalist bir felsefî bakis
açisindan evrimci bir perspektifte görmek suretiyle ortaya koydugu
yeni ve degisik teorik ve metodolojik yaklasim semasi toplum ve din
incelemeleri üze rinde çok derin ve genis etkiler uyandirmis; bu
etkiler, özellikle 19. yüzyilin ikinci yarisinin bilimsel
metodolojisinin çerçevesi üzerinde büyük ölçüde belirleyici olduklari
gibi 20. yüzyilda da bir sekilde varliklarini sür dürmüslerdir.
Bu baglamda, Ingiliz filozofu Herbert Spencer'in (1820-1903), toplum
ve dinin bilimsel incelenmesi konusunu “bilinmez” (unknown) ve
"Mutlak" (Absolute) olana atifta bulunmak suretiyle biyolojik bir
tekâmül telakkisinin çerçevesi üzerine oturttugu degisik bir neo-Pozitivizm,
19. yüzyilin özellikle ikinci yarisinda oldukça etkin görünmekte;
"biyolojik evrim" anlayisinin bilhassa yüzyilin son çeyreginde giderek
bagimsiz bir hüviyet kazanmaya baslayan din bilimleri ve özellikle de
din sosyolojisi arastir malari üzerinde derin etkileri gözlenmektedir.
Hakikaten, bu dönemlerden itibaren ortaya konmaya baslanan ve dinin
özü ve baslangicini entelektüel kurgulara dayali, basitlestirici ve
düz hatli evrimci bir perspektifte açiklamaya yönelen natürizm (Max
Müller), manizm (H. Spencer), animizm (E. Tylor), animatizm (R. R.
Marett), totemizm (E.Durkheim) ve büyü (J. Frazer) kuramlari bu
etkileri tipik bir biçimde yansitmakta; öte yandan, Alman filozofu L.
Feurbach'in (1804-1872) dini, insanin arzulari ve istiyaklarinin bir
“projeksiyon”u gibi gören anlayisi, basta Marx, Freud ve Barth olmak
üzere din konusuna bilimsel ve sosyolojik yaklasimlarin teorik
çerçevesi üzerinde köklü yankilar uyandirmis bulunmaktadir.
Esasen, bu fikir akimlarina tarih, arkeoloji, antropoloji, sosyoloji
ve psikoloji gibi pek çok modern bilim alanlarindaki yeni ve degisik
görüs ve gelismelerin eklenmis olmasi kültürler ve medeniyetler
arasindaki karsilastirmali incelemelere belli bir ivme kazandirmis;
böylece, insan, toplum, kültür, tarih ve din konularini yeni
paradigmalar çerçevesinde olusan yeni teorik yaklasim modelleri,
semalari, yöntemleri ve uygulamaya yönelik teknikler ve bunlari kendi
özel arastirma alanlari, konulari ve problemlerine uygulamak üzere
yeni din, toplum, kültür ve insan bilimleri ortaya çikmis ve giderek
sistemlesmis olup; nitekim, bir yandan toplumu incelemeyi konu alan
sosyolojinin, öte yandan dinler tarihi, karsilastirmali dinbilimi, din
psikolojisi, din fenomenolojisi, din etnolojisi ve din antropolojisi
gibi disiplinlerin dahil olduklari modern "dinbilimi" (Religionswissenschaft)
yahut "din bilimleri"nin bir dali sayilan din sosyolojisi, yukarida
ana hatlari ile özetlenmeye çalisilan uzun tarihî birikimi arkasina
almak suretiyle, modern dönemin büyük degisim ve dönüsüm ve bu
çerçevede ortaya çikan sorunlarina Orta Çagdan kalma geleneksel,
normatif ve skolâstik ilâhiyat ilimlerinin çözüm üretmekte aciz
kaldigi buna lim ortaminda, toplumsal olgular ve gerçeklikler olarak
din olaylarini deneysel ve objektif bilimsel sosyolojik yaklasim
perspektifinde arastirip incelemek üzere ortaya çikmis bir bilimsel
disiplin olup, giderek gelisip sistemlesme yolunu tutmus; bu baglamda
teorik temelleri ve metodolojisini olusturup gelistirmeye yönelmis ve
hattâ sadece Bati'da kalmayarak tüm dünyaya ve bu arada Islâm dünyasi
ve özellikle de Türkiye'ye uzanmis genç bir bilim dalidir.
3. BASLICA EGILIMLER VE TEMEL SORUNLAR
Nitekim, ilk olarak "Din Sosyolojisi" (Sociologie de la Religion)
terimine Fransiz Sosyoloji Ekolü'nün kurucusu E. Durkheime'in
(1858-1917) Année Sociologique (Sosyoloji Yilligi) dergisinde 1899'da
din olayinin tanimina dair (De La Définition du Phénonène Religieux)
yayinladigi bir yazisinda rastlanmaktadir. Esasen Durkheim, bu dergide
yayinladigi bir çok makale ve çesitli kitaplarinin yani sira özellikle
Dinî Hayatin Ibtidaî Sekilleri (Formes Elémentaires de la Vie
Religieuse) adli eserini din konusunun sosyolojik yaklasim
perspektifinde bilimsel incelenmesine tahsis etmis olup, onun
baslattigi ekole mensup sosyologlar ve meselâ bunlardan Marcel Mauss,
Henri Hubert, vd. din sosyolojisine önemli katkilarda bulunmus; ancak,
bu arada Durkheim'in bir kisim görüsle rinden de uzaklasmis ve hattâ
onlardan bazilari Gaston Richard örneginde görüldügü üzere, teodise
sorununu kapsamadigi ve esasen objektif de olmadigi gerekçesiyle
Durkheim'in din anlayisina çok önemli elestiriler ge tirmislerdir.
Her halükârda Durkheim, sosyal gerçeklik ler olarak din olaylarinin
incelenmesi konusunda "kutsal" (sacré) ve "kutsal-disi" (profane)
arasinda net bir ayirim gözeterek dini “kutsal seylerle ilgili inanç
ve amellerden olusan dayanismali bir sistem ve buna inançla baglilik
etrafinda manevî bir birlik olusturmak üzere birlesip bütünlesmis bir
dinî cemaat” seklinde tanimlamakla (Formes Elémentaires de la Vie
Religieuse, 1912, s. 65), dinin sosyal bütünlesme ve kontrolün
saglanmasindaki foksiyonel rolüne de önemle isaret etmis olmakta;
esasen o dini toplumu meydana getiren "temel unsurlar"dan (éléments
constitutifs) biri olarak görmektedir.
Bununla birlikte, aslinda sosyoloji anlayisi itibariyle Fransiz
filozofu A. Comte’un pozitivist felsefesinin çok büyük etkisi altinda
bulunan Durkheim’in temelde dinin özünü ve baslangicini tamamen sosyal
sartlardan hareketle açiklamaya yönelik bu çabalari yakin mesaî
arkadaslarinin disindaki çevrelerden bir çok tepki ve itirazlari da
beraberinde getirmis olup; özellikle dinin süjesi ile muhtevasini
birbirine karistirarak onu toplumun bir fonksiyonuna "indirgeme"ye
kalkismasi bakimindan o siddetle elestirilmis ve hattâ din konusunda
ön yargili davranmakla suçlanmissa da, Durkheimci etkiler Türk
düsünürü ve sosyologu ve hattâ Türkiye'de din sosyolojisinin kurcusu
sayilan Ziya Gökalp örneginde görüldügü üzere ülkemize kadar uzanmis;
Durkheim’in din sosyolojisinin "islevselci" (fonksiyonalist) eglimi
ise, II. Dünya Savasi sonrasi dönemde ABD.de T. Parson'un (1902-1979)
sosyolojisinde din konusuna strüktüro-fonksiyonalist bir sosyolojik
yaklasima imkân hazirlamis olup; "islevselci din sosyolojisi" egilimi
R. K. Merton'da "ilimli" bir fonksiyonalizm seklinde olmak üzere öteki
bir çok din sosyologu tarafindan oldukça degisik sekillerde
sürdürülmüstür.
Öte yandan, pozitivist çizgideki Fransiz Sosyoloji Ekolünün "sosyolojizm
"inin dine yaklasiminin "ircacilik " (reductionisme) egiliminin tipik
bir benzerini, 19. yüzyilin ortalarindan basla yarak Marksist
çevrelerde önemli temsilciler bulan "materyalist egilimli din
sosyolojisi" vermis olup; din konusuna yaklasimlarda degisik
çizgilerdeki gelismelere ve anlayislara imkân vermis olsa bile bu
akimin son tahlilde dini sosyo-ekonomik faktörlerin bir tür "epifenomen"ine
(gölge olay) indirgenmek istemesi çok siddetli etki ve tepkileri de
beraberinde getirmis bulunmakta; etkileri bir ölçüde günümüzde ve
hattâ Türkiye'de de devam etmekte olan bu akimin temsilcilerinden
bazilarinin ve meselâ Fransa'da Michèle Bertrand'in, Marksizm'in
kurucularinin dinin müstakbel sonunu ilân etme kehânetlerinde
aldandiklarini beyan ve tasdik etmekte olusu kayda deger olmaktadir (Statut
de la Religion Chez Marx et Engels, 1979, s. 184-185).
Zira, geleneksel dinlerin ve özellikle de meselâ Hiristiyanligin Orta
Çagdan intikal eden geleneksel formlarinin Bati toplumlarinda modern
sanayi medeniyetinin ilerleme sine bagli olarak belli bir sarsinti
geçirmis olmasina ve bu çerçevede geleneksel dinî inanis ve pratiklere
bagliliktaki nisbî düsüse ve sekülarizasyona ragmen, dinin bu
toplumlarda belli bir dinamizmi korumaya devam ettigi ve hattâ "yeni
dinî hareketler" örneginde görüldügü üzere önemli canlanma belirtileri
gösterdigi, bu bakimdan, modern sanayi toplumunda ve hattâ genel
olarak insan topluluklarinda dinin sonu konusunda acele genelleme ve
yargilarda bulunmanin yaniltici oldugu; esasen toplumsal, kültürel ve
ekonomik durum ve sartlardan hangi ölçüde etkilenirse etkilensin yine
de beserî ve toplumsal olaylar olarak dinî fenomenler ve tecrübelerin
son tahlilde onlari asan ve onlardan bagimsiz kendi öz dinamiklerinin
varligi, hususiyle modern din bilimlerinin ve meselâ din
sosyolojisinin katkilari ile bu gün giderek daha iyi anlasilmaktadir.
Kaldi ki, modern bilimin, teknolojinin, medeniyetin ve demokratik
sanayi toplumunun gelismesi her zaman için dinî bir gerilemeyi de
beraberinde getirmemis ve meselâ ABD’de tersine bu gelismeye, Alexis
de Tecqueville'in (1805-1859) daha 19. yüzyilin ortalarina dogru
isaret ettigi üzere, dinî bir canlanma eslik etmis bulunmaktadir (De
la Démocratie en Amérique, 1835, 1840).
Esasen, 20. yüzyilin baslarindan itibaren tüm dünyada entelektüel
planda dikkati çeken en önemli olaylardan biri, modern toplumlarda
geleneksel dinin geçirmekte oldugu sarsintiya ragmen, din
arastirmalarina duyulan ilginin gittikçe artan bir düzeye erismesi
olmustur. 19. yüzyilin son döneminin sosyo loglari dini, daha ileri
sartlara dogru ge lisen toplumlarda anlamini gittikçe yitiren bir olgu
olarak telâkkî ederlerken, bu tür bir evrimci düsüncenin 20. yüzyilin
baslarindan itibaren sosyologlarca siddetle reddedilmesine tanik
olunmustur.
Böylece, 20. yüzyilin baslangicindan bu yana, din sosyolojisi
arastirmala rinda 19. yüzyilda görülen pozitivist ve tekâmülcü dalga
büyük bir inhitata sahne olur ken, uzun süre dinî duygunun mensei ve
tabiatini açiklama tesebbüsleriyle vakit geçirmis ve bu arada
incelemeleri için ana malzemeyi tercihen etnoloji, etnografya ve
folklor gibi dallarin verilerinden almis olmasi sebebiyle imtiyazli
arastirma alani "ilkel dinlerin etnolojik sosyolojisi" olarak kalmis
olup, öte yandan yakasini da bir türlü komsu disiplinlerin
inhisarindan kurtaramamis bulunan din sosyolojisi, bir taraftan
normatiflik ve spekülâsyondan siyirilarak "objektif " bir karakter
kazanmaya çalisirken, diger taraftan da etnolojinin yani sira tarih,
ekonomi, psikoloji, fenomenoloji ve istatistik gibi sosyal bilimlerin
verilerine yönelmek suretiyle "deneysel" bir temele oturmak suretiyle
bagimsiz ve sistematik bir ilmî disiplin olarak kurulusunu
tamamlamistir.
Din olaylarinin sosyo lojik olarak incelenmesinin özel bir arastirma
alanini teskil etmesi seklinde ortaya çikan bu olayda ise en büyük pay
Alman sosyologu Max Weber'e (1864-1920) ait olmustur. Gerçekten de bu
anlamda Weber, ilk sistematik ve bagimsiz din sosyolojisi biliminin
kurucusu sayilmaktadir. Zira, düsünce sisteminin felsefî temelleri
yeni Kantçiliga dayanmakta olan Weber, sosyo loji tarihi içerisinde
Dilthey ve Rickert'ten gelen "Manevî Bilimler" akimina bagli olup, "Anlayici
Sosyoloji" olarak nitelenen sosyoloji gele negini olgunlastirmis ve
ayni zamanda öteki toplum olaylari gibi din olaylarina da birer "ideal
tip" gözüyle bakarak siniflamasini yapmak seklindeki "anlayis
metodu"nu tarihî ve karsilastirmali yöntem ve tekniklerle de
zenginlestirip sentezleyerek din sosyolojisi arastirmalarina
uygulamayi basarmistir.
Weber'in din sosyo lojisi çalismala rinin ana temasini özellikle din
ve iktisat iliskilerinin sosyolojik tedkiki teskil etmis; bu
çerçevede, Protestan ahlâkinin modern Kapitalizmin dogusunda
oynadigini öne sürdügü ro1 üzerine olan tezi ile ün yapmis, 1904'ten
itibaren ya yinladigi eserleri din sosyolojisi sahanin klâsikleri
arasindaki yerini almistir.
Gerçi Weber, din sosyolojisi üzerine gerçeklestirmeyi tasarladigi
eserini tamamlayamadan vefat etmistir. Din sosyolojisi anlayisinin
etkileri özellikle Türk düsünür ve sosyologu S. F. Ülgener (Iktisadî
Inhitat Tarihimizin Ahlâk ve Zihniyet Meseleleri,1951) örneginde tipik
bir biçimde görüldügü üzere Türkiye'ye kadar uzanmis bulunan Weber,
bilhassa Islâm dini üzerine yazmayi tasarladigi bölümden ancak bir
takim notlar birakmis, onun bu konudaki fikirleri özellikle son
dönemde elestirel tavirlari da beraberinde getirmistir (Turner, Weber
and Islam: a Critical Approach,1974).
Her halükârda, dini toplumsal bir olay olarak inceleyip açiklamak
isteyen Durkheim'dan farkli olarak onu toplumsal aksiyon olmak
itibariyle sosyolojik arastirma konusu yaparak dinî davranisin
iktisat, ahlâk ve kismen de siyaset ve egitime etkileri üzerinde duran
ve kendisinin genel sosyoloji analizlerinin bütününe uygun olarak dinî
olayda tedricî bir rasyonalizasyon sürecinin varligini müsahade eden
Weber, bu konulari o kadar genisligine ve öylesine derinligine bir
nüfuzla sistematik biçimde incelenmistir ki, onun çalismalarinin asagi
yukari bütün kültürle rin "karsilastirmali ve sistematik din
sosyolojisi"nin gerçeklestirlmesine yöneldigini ve pek çok vakialari
ele alarak sosyolojik analize tabi tutmayi basardigini önemle
belirtmek gerekir. Ancak, yine de Weber'in bu alanda kendisinden sonra
yapilacak çok sey biraktigina da önemle isaret etmelidir.
Her halükârda, bir çok elestirilere de konu olan Weber'in açmis oldugu
yoldan hareketle din sosyoloji sür 'atle gelisti ve pek çok ve çesitli
verimli çalismalar ortaya konmaya baslandi. Bu çerçevede, E. Troeltsch
(1865-1923), J. Wach (1898-1955) ve G. Menschig gibi Batili din sosyo
loglarinin 20. yüzyilin ilk yarisinda gerçeklestirmeyi basardiklari
çalismalarin önemine isaret etmek gerekir. Meselâ bunlardan kendini
Hiristiyan dünyasi ile sinirlayarak, Hiristiyan kilise ve cemaatleri
ve onlarin sosyal ve ahlakî anlayislarini incelemis bulunan
Troeltsch'un görüs leri kendisinden sonra din sosyolojisi sahasinda
çalisanlara büyük bir kaynak teskil etmis; gerçekten de meselâ Richard
H. Niebuhr ABD'de dini incelerken onun gö rüslerinden hareket etmistir.
Öte yandan, 20. yüzyilda din sosyolojisi sahasinin en önde gelen
isimlerinden biri olarak bile nen ve bu bilim dalinin kurulusu ve
gelismesinde çok büyük emegi geçen Joachim Wach'da Troeltsch'tan büyük
ölçüde etkilenmistir. Ancak gerçekte R. Otto ve Max Weber'in tilmizi
olan Wach, Troeltsch gibi bir tek dinle ve özellikle de
Hiristiyanlikla sinirlanmak yerine bütün dinleri arastirma kapsamina
almis ve tarihî, fenomenolojik, karsilastirmali ve tipolojik yöntemler
yardimiyla "genel ve sistematik bir din sosyolojisi"ni
gerçeklestirmeye yönelmistir. Denebilir ki, Van der Leeuw ve R.
Otto’da olgunlasan din fenomonolojisi anlayisi ile G. Simmel ve
Leopald von Wiese'in temsil ettikleri formel sosyoloji J. Wach' ta "fenomenolojik
ve tipolojik bir din sosyolojisi" tarzinda orijinal ifadesini ve
temsilcisini bulmustur.
Bununla birlikte, bu din sosyologlarinin hemen hepsi genelde hep
dolayli gözlem yani tarihî ve etnolojik metotlardan faydalanarak,
dinler tarihi, etnoloji, antropoloji, vs. gibi ilim dallarinin
verilerinden hareketle etnolojik yahut tarihî ve tipolojik bir din
sosyolojisini gerçeklestirmek amacina yönelmis; buna karsilik,
özellikle 20. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren din sosyolojisi
günümüz toplumlarinda din konusunu ele almaya baslamistir.
Gerçi, din sosyolo jisinin günün sorunlarina yönelmesinin tarihi
aslinda daha eskilere uza niyorsa da, özellikle 20. yüzyilin ikinci
yarisindan itibaren yasanan büyük degisimler, din sosyologlarinin
bakislarini daha da çok günümüz toplumlarinda din sorununa
yöneltmelerine imkân vermis bulunmaktadir. Bu çerçevede, modern
toplumun yapisi ve hayatinda dinin yeri, dayanaklari ve fonksiyonlari,
dinin diger toplumsal kurum ve sistemlerle, kültürle iliskileri,
sekülarizasyon, modern insanin dinî tutum ve davranislari ve hattâ
kurumsallasmis dinin disinda kalan dinî tutum ve davranislar ve
özellikle de degisim olgusu ile iliskileri bakimindan din, geleneksel
yapidan modern bir yapiya dogru degisim sürecinde din, dinî inanç,
tutum ve davranislar, kurumlar, örf ve âdetler ve nihayet yeni dinî
hareketlerin incelenmesi... gibi konular baslica ilgi odaklarini
olusturmaya baslamis görünüyorlar. Kuskusuz bu durum din sosyolojisi
incelemeleri için yeni metodolojik yöntem ve tekniklerin
gelistirilmesi problemini de beraberinde getirmis bulunmaktadir.
Her halükârda, etnolojik ve tarihî yö nelimli bir din sosyolojisi
egilimini genis ölçüde asarak, günümüz toplumlarinda sosyolojinin
bakis açilari ve yaklasim yöntemlerinden hareketle dinî tecrübenin
çesitli anlatimlari olan iman, ibadet ve cemaat'in sosyolojik
yaklasimda bilimsel olarak ele almaya baslamanin en tipik bir
temsilcisi olarak karsimiza Fransiz din sosyologu G. Le Bras
(1891-1970) çik makta; nitekim, onun "dinî morfoloji" arastirmalarina
yönelik din sosyolojisi çalismalarini takiben, hemen bütün ülkelerde
ve tüm dinler ve toplumlarin dinî-sosyal hayatlari üzerine tecrübî din
sosyolojisinin yaklasim yollarindan hareketle büyük bir arastirmaci
kitlesi tarafindan pek çok arastirmala rin gerçeklestirildigine tanik
olunmaktadir. Öyle ki, genel olarak sosyolojik arastirmalarda gözlenen
ve teorik tartismalarin ikinci plana itilerek uygulamali arastirmalara
yönelme ile karakterize olan egilim din sosyolojisi alaninda da
kendini göstermis bulunmaktadir.
Böylece, günümüz toplumlarinda din konusu çok çesitli yöntemler ve
teknikler araciligi ile bir çok veçheleri altinda adetâ laboratuvar
incelemesine tabi tutulmaktadir. Toplumsal degisme ve çagdaslasmanin
din, dinî davranis ve yasayisla iliskileri ve etkilesimi veya daha
genel olarak sekülarizasyon sorunu yahut dinin çesitli toplumsal
kurumlarla olan fonksiyonel iliskileri bu baglamda ele alinan en
önemli konulardan birkaçini olusturmaktadir. Iste bu sekildedir ki
meselâ, S. S. Acquaviva, P. Berger, T. Luckmann, B. R. Wilson, D. Bell
gibi "sekülarizasyon sosyolojisi" alaninda uzmanlasmis din
sosyologlari, seküler toplumda din konusuna egilerek modern dönemde
Batinin sanayi toplumlarinda müesseselesmis dinin konumu ve hattâ
kurumsallasmamis kutsal, seküler dindarliklar, yeni dinî akim, cemaat
ve gruplar, dinî köktencilik... gibi çok çesitli konulari ve
problemleri degisik sosyolojik yaklasim perspektiflerinde bilimsel
incelemeye aliyorlar.
Ancak, günümüz toplumlarda din konusunun incelenmesi çerçevesinde,
ileri derecede modern toplumlarin yani sira daha az modern yahut
geleneksel kategorisinde yer alan ve yahut modern etkiler altinda
hizli bir degisime ugramakta bulunan "tranzisyonel toplumlar"da din,
dinî yasayis ve davranislarin bilimsel ve sosyolojik incelenmesi de
giderek daha büyük bir önem kazaniyor. Bu meyanda, toplum içerisinde
dinî davranisin ölçümü sorunu, insanin dindarligi ve dinî aidiyeti
konusuna bagli olarak özel bir önem kesbetmis görünüyor. Böyle olunca
da din konusuna sosyo lojik yaklasima bir sekilde, kantitatif
tekniklere dayali sosyal psikolojik yaklasim perspektifleri egemen
olmaya baslamis bulunuyor.
Süphesiz böylesine bir yönelimde din sosyolojisinin öteki bilimler ve
özellikle psikoloji ve tabiî ki sosyal psikoloji ile olan iliskileri
ve bu bilim dallari arasinda artan isbirliginin payi çok büyük
görünüyor. Böylece, modern dönemde artik dinin bilimsel
incelenmesinin, çesitli sosyal bilimler, insan bilimleri, din
bilimleri, ilâhiyat ve hattâ tabiat bilimleri mensuplarinin siki bir
isbirligi çerçevesinde "disiplinlerarasi" (interdisiplinaires) veya "mültidisiplinaires"
bir çalisma ve çaba ile gerçeklestirilebilecegi hususu daha iyi
anlasilmaya baslaniyor. Nitekim, bu çerçevede meselâ din
antropolojisinin, din sosyolojisinin gelisme sine olan katkilari
artarak devam ediyor.
Öte yandan, aslinda sosyolojik arastirmalarda psikolojik yahut sosyal
psikolo jik yönelimin kökleri de oldukça gerilere gidiyor. Süphesiz,
Leuba, Starbuck gibi psikologlar ve özellikle de William James'in
çalismalari, "din sosyal psikolojisi" alanina olan ilginin artisinda
önemli bir rol oyna mistir. Kidd, Ellwood ve Ross gibi sosyologlarin
fonksiyonalist yönelimli din yorumlarinin da dinî sosyal psikoloji
alanina duyulan ilginin artisinda büyük payi olmustur. Böylece, sosyal
psikolojik yönelimli din arastirmalarinda Allport, Yinger ve Fichter
gibi güçlü isimler kendilerinin gösterdiklerinden, din sosyal
psikolojisi egilimi de özellikle ABD'deki din sosyolojisi çevrelerinde
çok güçlü bir sekilde kendini göstermek imkânini elde etmis bulunuyor.
Meselâ Gerhard Lenski, Weber'in artik klâsik hale gelmis bulunan
tezinden hareketle Detroit eyaletinde dinî aidiyet ile ekonomik
faaliyetler arasindaki iliskiyi genis bir örneklem grubu araciligi ile
teste tabi tutmus bulunmaktadir. Kaliforniya Üniversitesinden Glock ve
Stark ise, genis bir "tarama" (survey) ölçeginden hareketle
A.B.D.’deki halihazir dinî durumu incelemeye aldilar. Giderek baska
ülkelere de yayilan bu tür inceleme egilimi, gerek metot ve teknikler
ve gerekse de muhteva yönünden, dinî davranis ölçümlerinin daha bir
incelik, derinlik ve sistematige kavusmasina imkân hazirlamis
bulunuyor.
Böylece, köy, kasaba, sehir... gruplari; üst, orta ve alt toplumsal
tabakalar; gecekondu, gençlik, ögrenci, isçi, tüccar... kesimleri vb.
çok çesitli sosyo-kültürel kategori, çevre, sinif ve grup larda dinî
tutum ve davranislarin ve onlarin ekonomi, ahlâk, siyaset... gibi
öteki toplumsal kurum, davranis ve faaliyet sekilleriyle olan
karsilikli iliskileri ve etkilesiminin yas, cinsiyet, meslekî ve sosyo-ekonomik
statü, medenî durum, egitim, dinî, etnik, vb. aidiyet durumu... gibi
bir çok degiskenlere göre incelemeye alinmis ve bunlarin arasindaki
korelasyonlarin arastirilmis olmasi kayda degerdir. Esasen bu durum,
dinî yasayis ve davranisin çok çesitli boyutlarinin ayirt edilmesi ve
bu sekli altinda daha bilimsel bir yakla simla incelenmeye alinmasina
imkân vermis olup; bu çerçevede dinî tutum ve davranis "ölçekleri"nin
olusturulmasina yönelinmis bulunulmakta ve böylece, oldukça çesitli
tutum ve davranis ölçeklerinin ve hattâ tipolojilerin olusturulmus
bulunduguna önemle isaret etmek gerekmektedir. Bütün bu arastirmalar
ve böylece olusturulan ölçekler ve tipolojilerin küçük gruplar ve dar
dinî, kültürel ve toplumsal çevrelerin ötesinde giderek, dinî yasayis
ve davranisin çok genis ölçekli ve boyutlu toplumsal ve kültürel
çevrelere ve gruplara uygulanmak suretiyle "kültürlerarasi
incelemelere" (crosscultural studies) dönüsmeye baslamis olmasina da
önemle isaret etmelidir.
Öte yandan, bütün bu gelismelerin modern dönemde din sosyolojisi
incelemelerine dünya ölçüsünde yeni bir önem ve boyutlar
kazandirdigina ve hattâ bu baglamda, din sosyolojisine, yeni sorunlar
çerçevesinde ve disiplinlerarasi isbirligi ile yepyeni kavramlar,
terimler, yeni yaklasim kuramlari, paradigmalari ve yöntemlerinin
eklenmekte olduguna da önemle isaret etmek gerekir. Nitekim bu
çerçevede, özellikle 20. yüzyilin son çeyreginde "yapi" (structure),
"kültür", "sembol", "isaret" (sign), "anlam", "yorum", "sistem "...
kavramlarinin yeni tanimlari baglaminda din konusuna yeni yaklasim
modellerinin anahtar terimlerini olusturdugu görülmektedir. Böylece,
C. Levi-Strauss din konusuna "yapisalcilik ", R. Bastide "sürekli
degisen kültürel yapi", J. Berque "derinlik sosyolojisi", E. Gellner
"sarkaç teorisi", C. Geertz "kültür sistemi, semboller, isaretler,
anlam ve yorum" Mary Douglas "sembollerde sifrelenmis anlamlarin
çözümlenmesi" R. Wuthnow "kültürel yapisalcilik" D. Bell "farklilasmis
toplumda din ve kutsalin dönüsü", P. Berger ve T. Luckmann "fenomenoloji
ve kognitif islevselcilik", J. M. Yinger "islevselcilik "
perspektifinde yaklasmaya yönelmis olup; öte yandan, insanligin dinî
tecrübesinin gelisim seyrini evrimsel bir perspektiften yaklasmak
suretiyle çözümleyip açiklamaya ve anlamaya yönelen yapisal-
fonksiyonalist R. N. Bellah ise, modern toplumda din konusunun
sosyolojik analizi baglaminda "sivil din" kavramini operasyonel
biçimde devreye sokmus bulunmaktadir.
Süphesiz, burada bu tür çalismalar ve hattâ öteki bir çok çalismanin
yöntem, tahlil ve sonuçlarini ele almak bu çalismanin sinirlarini
asmaktadir. Yine de, en genel çerçevedeki sistematik bir yaklasimda,
din sosyolojisi bilimi alanindaki arastirmalarin, biri dinin degismez
kabul edilen özü ve muhtevasini anlayip açiklamaya ve ötekisi de dinî
olayin degisik tarihsel formlari ile spesifik toplumsal kontekstleri
arasindaki enteraksiyonu ortaya koymaya yönelen iki ana egilim
etrafinda toplandigi ifade edilebilirse de, gerçekte yönelimlerin
çesitliliginin böylesine dikotomik bir kategorizasyonu ziyadesiyle
astigina önemle isaret etmelidir. Her halükârda, bu bilim dalinin
gelismesinde genel sosyoloji mensuplarinin yani sira dinî çevrelerin
önemli katkilari da belirtilmelidir.
Esasen, din sosyolo jisi bilimine duyulan bilimsel, akademik,
pedagojik ve hattâ pratik ilginin giderek dünya çapinda yayginlik
kazanmaya, bu arada bu bilim dalinin, bazi konfesyonel egilimlerde
gözlenen bir "dinî sosyoloji" olmaktan çikarak, deneysel, objektif ve
sistematik bir hüviyet kazanmaya ve Société International de
Sociologie des Religions, Association for the Sociology of Religion,
vb. örneklerde oldugu üzere uluslararasi teskilatlarda yahut önce
Archives de Sociologie des Religions ve sonra da Archives de Sciences
Sociales des Religions, Social Compass, Journal for the Scietific
Study of Religion, Sociology of Religion, Religiologiques gibi
periyodiklerde kurumlasmaya yönelmis olmasi kayda degerdir.
Kaldi ki, modern sanayi sonrasi "post-modern" veya "ultra-modern" bir
dönemde dünya ölçüsünde gözlenen ve "bilgi toplumu" yahut "iletisim
toplumu" gibi yeni modelleri gündeme getiren büyük etkilesim ve
degisimler ve bu çerçevede kendini giderek daha net bir biçimde
göstermeye baslayan egilimler ve meselâ dünya kültürel sistemine
atifta bulunan "küresellesme" yahut bir ölçüde bunun din alanindaki
yansimasi sayilabilcek olan ve dünya dinlerini giderek daha çok
iliskiye ve etkilesime sokmaya baslayan "dinî hosgörü", "dinlerarasi
diyalog" yahut "dinî çogulculuk " gibi yönelim ve olgular ve nihayet
modernizmin ve modern dönemdeki pek çok gelismenin, egitimögretimin
yayginlasmasinin, iletisimin artmasinin, bilim ve teknoloji alanindaki
gelismeler ve bunlarin yayginlasmasinin öteki bir çok etmenlerle
birlesmesi sonucu geleneksel toplumlarin ve kültürlerin dünya
ölçüsünde hizla degismekte olusu ve bu baglamda ortaya çikan degisime
uyum ve uyumsuzluk olgulari ve süreçleri, toplumlarin geleneksel dinî
yasayisi, inanislari, normlari ve degerleri, davranislari, örf ve
âdetleri ve kültürleri ve medeniyetlerini de derinden etkilemekte ve
hattâ S. Huntigton'un "medeniyetler çatismasi" (Clash of Civilizations,
1996) örneginde görüldügü üzere olayi "çarpik" bir biçimde de olsa
temelde dine indirgemeye kalkisma egilimleri, insan topluluklarinda
din konusunu ve bu çerçevede ortaya çikan sorunlari daha da önemli bir
hale getirmekte; bu baglamda, modern sosyal bilimlere, sosyolojiye,
din sosyolojisine ve öteki modern din bilimlerine duyulan ihtiyaç da
artmaktadir.
Nitekim, sözü edilen bu gelisme, degisim ve bu çerçevede karsilasilan
sorunlar ve gereksinime bagli olarak din sosyolojisi de dünya
ölçüsünde yayginlasirken bu alandaki arastir malarda kaydedilmeye
baslanan artis, yazarlar ve konular ve bu konulara yaklasim yollarinin
çesitlenmesi sonucunu dogurdugu gibi, ayni zamanda kuramsal veya
uygulamaya yönelik yeni metodolojik ve epistemolojik bir çok
problematigi ve bu meyanda meselâ objektiflik, deneysellik,
determinizm, indirgemecilik, açiklama, anlayis, yorum, vb. bir çok
sorunlari da beraberinde getirmis gö rünmekte; bu çerçevede ortaya
çikan derin farklilasmalar, meselâ Fransiz din sosyologu H.
Desroches'un (1914-1994) din sosyolojisine dair yazdigi kitabinin
basligini "Din Sosyolojileri" (Sociologies Religieuses) seklinde
belirlemeye götürmüs bulunmamakta; her halükârda, din olaylarini
sosyolojik bir yaklasimla bilimsel olarak incelemek amacinda olan din
sosyolojisinin bilime ve toplum hayatina katkilarini ve önemini
görmezlikten gelmek yahut hafife almaya kakismak kanaatimizce oldukça
yaniltici ve hattâ olumsuz sonuçlari dogurabilecek yüzeysel bir tavir
olmakta; P. Berger'in ("Dinî Kurumlar", Toplumbilim Yazilari, Çev.: A.
Çiftçi, Izmir, 1999, s. 71) gayet yerinde olarak isaret ettigi üzere,
pek çoklari din konusunda her seyi bildiklerini sanmakla aslinda kendi
ön yargilari ve acele genellemelerinin kurbani olmakta; olayin
bilimsel ve sosyolojik analizi çok çesitli boyutlarinin bulundugunu
anlamaya imkân tanidigi gibi, bunun ihmali asilmasi güç sorunlara ve
açmazlara kapiyi daima açik tutmaktadir.
4. ISLAM DÜNYASI VE DIN SOSYOLOJISI
Gerçekten de, bu çerçevede meselâ Islâm dünyasi, din, dinî kültür ve
din bilimlerinin ge lisimi bakimindan ilk birkaç yüzyilda oldukça
dinamik bir biçimde olusan ve gelisen, daha sonra da bu konuda her
seyi yaptigini ve artik bundan böyle yapilacak pek bir seyin
kalmadigini sanarak "içtihat kapisi"ni kapayan ve kendi içine kapanip
taklitçilige ve sonuçta geleneksellesmeye, duraganliga ve hattâ
çöküntüye yönelen bir zihniyet ve tavrin açmazlarinin sikintilarini,
modern dönemin hizli degisim olgu ve mecburiyetleri çerçevesinde
günümüzde halâ çekmeye devam etmekte; bu bakimdan meselâ Islâmiyet
konusunu "yeni yapisalci" (neo-structuraliste) bir yaklasimla ele
almaya yönelmis bulunan modern bir Müslüman düsünür ve bilim adami
olan M. Arkoun, "düsünülebilir" (pensable), "düsünülemez" (impensable),
"düsünülen" (pensé) ve "düsünülmeyen"i (impensé) birbirinden analitik
olarak ayirarak (Pour une Critique de la Raison Islamique, 1984, s.
9), tahlillere ve yorumlara gitmeye çalismak suretiyle Islâm
düsüncesine yeni bir canlilik kazandirmayi amaçla mis görünmekte;
ancak, anlasilan Isâm dünyasinin çok köklü sorunlari bu konuda çok
yönlü ve sistemli çabalara ve özellikle de modern bilimsel
çözümlemelere ihtiyaç duymaktadir.
Bununla birlikte, genelde Islâm dünyasi din konusunda ilk dönemlerin
geleneksel “Islâm ilmi”ne ziyadesiyle takilmis görünmektedir. Öyle ki,
orada daha 14. yüzyilda Ibn Haldun, meshur Mukaddime'sinde "Ilm'ül-Ümran"
adini verdigi yeni bir bilimin temellerini atmaya çalisirken,
sosyolojinin ve hattâ din sosyolojisinin bir öncüsü imis gibi
görünmekte, ancak dönemin karanlik ortaminda onun bu çabasi pek bir
yanki uyandirmadigi gibi, anlasilan modern dönemin hizli degisme
sartlarinin bir ürünü olan modernnist akim da duraganligi asmada
oldukça zorlanmis ve esasen o belli bir ent elektüel düzeyi pek
asamadigindan etkileri oldukça sinirli kalmis bulunmakta; 20. yüzyilda
ve özellikle onun ikinci yarisindan sonra sahnede daha çok görülmeye
baslayan siyasal ve radikal Islamci akimlarin militan ideolojik
vurgulari ve sloganlarinin Islam dünyasinin karsi karsiya bulundugu ik
ilemler ve açmazlari daha da artir maktan baska pek bir ise yaramadigi
gözlenmekte; modern din bilimlerini ve özellikle de din sosyolojisini
özgün ve düzeyli metodolojik yaklasim çerçevelerinde sorunlarin
bilimsel analizi ve bu yolla çözümler üretmek üzere devreye sokma
konusunda ise o öyle pek ciddî bir niyet ve kararlilik içerisinde
görünmemektedir.
5. TÜRKIYE’DE DIN SOSYOLOJISI
Esasen, Türkiye'nin de olayi gelenek ve degisimin çok yönlü karmasik
etkilesimi baglaminda ancak kendi iç ve dis dinamikleri çerçevesinde
sancili bir biçimde yasamakta oldugu gözlenmektedir. Gerçi, Türk
toplumu özellikle Tanzimattan itibaren çok önemli degisimlere sahne
olmaya baslamis olup; Cumhuriyetle birlikte büyük bir azim ve
kararlilikla çagdaslasmayi ve onun vazgeçilmez ön sarti olan Lâikligi
seçmis bulunan Türkiye'de degisim köklü bir karaktere bürünmüs,
1950'li yillardan itibaren onda kayda deger bir hizlanma gözlenmis,
1970'li yilardan itibaren de o yeni bir ivme kazanmis olup, o tarihten
bu yana süreç tüm hiziyla devam etmekte; ancak, degisime uyumsuzlugun
tepkisel anomi ortami sosyo-kültürel hayatin bir çok alaninda "eski"
ile "yeni"nin yahut "geleneksel" olanla "modern"in dikotomik bir
çatisma anlayisi çerçevesinde sancili bir biçimde karsi karsiya
gelmesine yol açmis bulunmaktadir.
Bu çerçevede, "eski"nin yahut "geleneksel" olanin "kutsal" ve dolayisi
ile "dinî" bir anlama bürünmekte olusu konumuz bakimindan kayda deger
olup, böylece degisime uyumsuzlugun tepkileri en çok dinî ya sayis ve
kültür alaninda ve çogu zaman oldukça "çarpik " bir biçimde ortaya
çikmakta; bu bakimdan, çagdas Türk toplumunda modernlesme, süreklilik
ve degisimin din, dinî yasayis ve kültür alanlarindaki etkilerinin din
sosyolojisinin yaklasim yollarindan hareketle bilimsel analizi karsi
kasiya kalinan sorunlarin anlasilmasi ve bunlara bilimsel çözümler
üretilmesi bakimindan hayatî bir önem tasimaktadir.
Nitekim, Türk düsünür ve sosyologlari, Z. Gökalp, F. Köprülü, I. H.
Baltacioglu, H. Z. Ülken, Z. F. Findikoglu, M. Taplamacioglu, Serif
Mardin, M. Kiray, O. Türkdogan, A. Kurtkan... örneklerinde gözlendigi
üzere din sosyolojisine yakin bir ilgi duyulmus olup, anlasilan bu
ilgi günümüzde Üniversitelerin basta sosyoloji bölümleri olmak üzere
iktisat, siyasal bilimler... gibi çesitli birimlerinde bir çok genç
arastirmaci ve bilim adami vasitasiyla az çok devam etmekte; ayrica,
Cumhuriyetin baslarindaki Darülfünun Ilâhiyat Fakültesinden baslayarak
o dinî yüksekögretim kurumlarindaki yerini de almis bulunmaktadir.
Ancak, Türkiye'de din sosyolojisine olan bu ilginin belli bir bilimsel
ve akademik düzeyi asmayi basaramadigi gibi; bu düzeyde de genelde
derlemeci, aktarmaci yahut deskriptif kalarak belli bir özgünlüge
erismis görünmedigine önemle isaret edilmelidir.
Bununla birlikte, zamanla bunun asilacagi ve bu alanda özgün ve
düzeyli bilimsel yaklasim semalari, modelleri ve bu çerçevede ortaya
konulacak olan bilimsel ve düsünsel ürünler araciligi ile Türk
toplumunun karsi karsiya bulundugu devasa sorunlarin çözümüne olumlu
katkilar saglanacagini ümit etmek gerekir.
6. SONUÇ
Yukaridaki, tespit, analiz ve yorumlardan açikça anlasildigi üzere,
uzun bir tarihsel ha zirlik dönemini takiben ancak modern dönemin
hizli degisim ve dönüsüm sartlari ve ortaminda ortaya çikmis ve
giderek gelisme göstermis bir bilimsel disiplin olan din
sosyolojisinin, aslinda ayni süreçte gelisme göstermis olup, din
olgusunu genis ve sistematik bir bilimsel perspektifte ele almayi
amaçlayan modern din bilimlerinin bir alt-dali olduguna önemle isaret
etmek gerekir. Zira, bilinen bütün toplumlar su veya bu biçimde bir
dine sahip olduklari gibi, dinlerin bir toplumdan ötekine, bir kültür
ve medeniyetten bir baskasina, devirden devire, bir mekândan digerine,
kisilere ve hattâ ayni bir kisinin yasaminin farkli dönemlerine göre
degisiklikler arz ettigi görülmekte ve nihayet modern ve hattâ
post-modern yahut ültra-modern toplumlarda da din bir sekilde
varligini, önemini ve etkilerini sürdürmekte olup; üstelik, her din,
zaman ve mekânda açilim gösteren oldukça karmasik ve zengin bir evren
olarak karsimiza çikmaktadir. Öte yandan, tüm dinlerin meydana
getirdigi âlem çok daha zengin, çesitli ve kompleks bir evren
olusturmakta; böylesine çok çesitli ve karmasik olgularin ve
tecrübelerin bilimsel incelenmesi ve hattâ bunlarin arasinda
karsilastirmalara ve sistematik analizlere gidebilmek için, öncelikle
her bir dinî âlemin ve hattâ orada kendini gösteren her bir dinî
olgunun ince analizini gerçeklestirmek gerekmektedir ki bu da, bu dinî
âlemlerin her birinde ayri bir uzmanlasmayi zorunlu kilmakta; her
halükârda, dinin modern bilimsel incelenmesi oraya tarihî, sosyolojik,
psikolojik, antropolojik, etnolojik, fenomenolojik, felsefî, teolojik,
vs. bir dizi bilimsel disiplinin dahil oldugu plüral bir olgu olarak
karsimiza çikmakta; su hale göre, din sosyolojisi, din konusuna
muhtelif plüral ve tamamlayici alternatif yaklasim yollarindan biri,
ancak dinin modern bilimsel incelenmesi açisindan oldukça önemli bir
tanesi olmaktadir.
Öte yandan, bilim artik gerçege monolitik bir yaklasim olmaktan çoktan
çiktigindan, bilimsel metodoloji, yaklasim yollari, yöntemleri,
teknikleri, semalari ve paradigmalarinin dinamik bir çesitliligi ile
karakterize olmakta; metodolojik plüralizm yöntemsel sekteryanizmi
çoktan gözden düsürmüs bulunmaktadir. Bu bakimdan, din konusunu
bilimsel perspektifte incelemek amaciyla uzmanlasmis bulunan modern
disiplinlerin her biri, din olgusunu bilimsel analize tabi tutmak
üzere kendi yaklasim paradigmalari, yöntem ve tekniklerini devreye
sokmakta ve hattâ onlar bu amaçla yeni yaklasim paradigmalari, yeni
analiz semalari, yeni yöntem ve tekniklerin dinamik bir arayisi
çabasina da yönelmis bulunmakta; nihayet, din olgulari ve dinî
dünyalarin modern ve dinamik bilimsel analizi artik giderek geleneksel
ilahiyatlarla modern din bilimleri, felsefeler, insan ve toplum
bilimlerinin karsilikli ve dinamik isbirligi çerçevesinde konuya
çogulcu ve disiplinlerarasi veya mülti-disipliner paradigmalar ve
semalar çerçevesindeki yaklasim ve analizlerin gerçeklestirmesini
istemekte; bu baglamda, din sosyolojisi disiplini de, bir toplum olayi
ve kurumu olarak dini ele almak, din ve toplum iliskileri ve
etkilesimini ve bu çerçevede ortaya çikan olgular, süreçler,
teskilatlar ve gruplasmalari sosyo lojik bir yakla sim perspektifinde
bilimsel olarak arastirip incelemek üzere, yeni ve dinamik sosyolojik
yaklasim semalari, yöntem ve tekniklerini ortaya koyma çabasi
içerisine girmis bulunmaktadir. Bu bakimdan, dinin modern bilimsel ve
sosyolojik analizinin, din sosyologundan konuya tam bir hakimiyet
içerisinde olmayi ve arastirma ve incelemelerinde çok dik katli ve
ihtiyatli davranmayi, özellikle zihinsel kurgulara dayali tek yanli
basitlestirilmis yaklasim semalari, acele genellemeler ve
indirgemecilikten sakinmayi, "olan"i nesnel bir yaklasimla dinamik bir
analize ve yoruma tabi tutmayi istemekte olduguna önemle isaret
etmelidir. Bu çerçevede, ister özsel isterse de islevsel olsun belli
bir din tanimi ve buna dayali din teorilerinden hareket etmenin bile
sinirlayici ve indirgeyici egilimleri içerebilecegini, buna türlü
felsefeler ve doktrinlerin sartlandirici, yönlendirici ve hattâ
yaniltici tuzak etkilerinin eklenmekte oldugunu belirtmeliyiz.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Din Sosyolojisi Tarihi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |