Oca
20
2008
|
Sartre ve Freud |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 21 Ocak 2008 |
Okunma: 347 kez
Bilinçdışının psyche'yi açıklama doğrultusunda bir kuramın temeli olamıyacağını, daha 1939'da, Esquisse d'une Théorie des Emotions'da [bundan sonra Esquisse diye anılacak] belirtmişti Sartre. Bilinç ve bilinçdışı: Freud'cu 'psikanaliz kuramı', bu iki ayrı alandan bilinci edilgin olanla sınırlıyor, bilinçdışını bu edilginliğin imlediği kavramsal bir alan olarak kuruyordu.
Esquisse'in diliyle söylersek:
bilincin ediminin anlamı, edimin dışındaydı, ya da imlenen imleyenden
koparılmıştı. Sartre bu 'kopma'yı, psikanaliz kuramının bilinç
[imleyen] ile bilinçdışı’nı [imlenen], ayrışmış ontolojik düzlemlere
koyması olarak anlıyor. Bilinç olgusu, diyor Sartre, neyi imliyorsa
ona [imlenen'e], belirli bir olayın sonucu olan bir nesne bu olaya
nasıl bağlanıyorsa böyle bağlanmıştır. Psikanalitik kuramda, bilinçle
bilinçdışı arasındaki bağıntı, dışsal bir bağıntıdır öyleyse,
nedensellik bağıntısıdır. Bu bağıntının doğası üzerinde durur Sartre.
Örneğin, der, bir dağbaşında sönmüş bir ateşin küllerine raslasak,
'burada birileri ateş yakmış olmalı!' deriz. O birileri külde
yokturlar ama, kül ile bir nedensellik bağıntısı içindedirler. Külle
ateş arasında bu doğrultuda bir bağıntı olduğunu önceden bilmeyen
biri, külün oradan birilerinin geçmiş olduğunu gösteren bir im
olduğunu bilemez. Öyleyse, bilinç olgularını nesneler [örneğin, kül]
gibi bir 'im' kılan, ona anlam veren bağıntıyı, bilincin dışında mı
aramalıyız? Böyle yaparsak bilinci imlenen'le olan bağıntısı açısından
bir nesne durumuna getirmiş olmaz mıyız? Bir başka deyişle, bilinçle
[imleyen] ile bilinçdışını [imlenen] birbirinden ayrışmış ontolojik
düzlemlere koymuş olmuyor muyuz?
Sartre’ın 'psikanaliz kuramı’nı eleştirişi burada başlıyor. Bilincin
dışında bilinçdışını konutlamak, psyche'nin türdeşliğini yıkmak
anlamına geliyor. Sartre için bu, Descartes'çı Cogito'nun da yıkılısı
demek. Oysa bilinç kendisi-için-varlık’tır (l’étre-pour-soi), nesneyse
kendinde-varlık (l'étre-en-soi). Cogito'yu, kendisi-için varlık’ın
[bilincin] yapısını kuran katmanlar olarak tanımlar Sartre. Cogito
kuramı, der, kendisi-için-varlık’ın bir objeye yönelmişliği (intentionalité)
bağlamında bu objenin farkına varmayı olduğu kadar, objenin farkında
olduğunun farkında olmayı da içerir. Ve Cogito'nun katmanları çıkar
karşımıza: cogito reflexif objenin farkında olmak; cogito préreflexif,
objenin farkında olduğunun farkında olmaktır. Kendisi-için-varlık’ı,
kendinde-varlık’tan ayran bir belirlenimdir Cogito. Dolayısıyla cogito
préreflexif varsa, bilinçdışı olamaz Reflexif ve préreflexif Cogito
bağıntılarıyla yapılanmış, aşkın kendisi-için-varlık’ın farkında
olmadığı hiçbirşey yoktur.
Sartre’ın heyecan (l'emotion) kuramı da, Freud'un 'psikanaliz'
kuramının temellendirdiği heyecan nosyonunun yeniden
yapılandırılmasıdır. Freud, heyecanın bilinçdışından kaynaklandığını
savunur. Heyecan, Freud'a göre, bilinçten kaynaklanmayan bir boşalım
sürecinin bilinçli algılanışıdır. Oysa Sartre, heyecanı bilincin bir
bölümü olarak görür; böyle olduğu için de bir objeye yönelmiştir
heyecan, anlamı da bu objeyle temellenir. Tıpkı, der Sartre,
sözcüklerimin neyi imliyorlarsa onunla anlam kazanmaları gibi...
Anlam, benim sözlerimle dış dünya arasında nedensel ya da tüme varım
yoluyla belirlenmiş bir bağlantıyla gerçekleşmiyor, sözcüklerle
imledikleri arasında gerçekleşiyor. Daha doğrusu, neyi imliyorlarsa
onunla anlam kazanıyorlar. Sartre'da yönelmişlik ile imlemek
birbiriyle örtüşen alanlar oluyor böylece. Bilinç, ayrılmaz bir bölümü
olan heyecanın belirli bir objeye yöneldiğinin farkında olduğu gibi,
bu yönelmişlikte neyi imlediğinin de, Cogito'nun yapısı gereği,
farkında olacaktır. Doğallıkla objenin neyi imlediğinin, imlenenin ne
olduğunun belirtik (explicite) olması gerekmez; yoğunlaştırmanın (condensation)
kerteleri vardır. Bu yüzden Sartre’ın yaptığı, 'psikanaliz' kuramının
bilinçdışı nedenlerinin yerine, fenomenolojik kuramın belirtik olarak
bilinmeyen, bilinçli seçme'sini koymaktır. Sartre bu durumu, L'Etre et
Le Néant’da, bilinç ve seçme bir ve ayni şeydir, diye belirtecektir.
Biz yine Esquisse’e dönelim. Sartre sürdürür sözlerini: heyecan
dünyayı belirli bir biçimde kavramaktır. heyecanı, dünyanın
dönüştürülmesi olarak da tanımlıyor Sartre. Gerçekte edimlerimizle
dönüştürürüz dünyayı; belirli amaçlara belirli araçları kullanarak
gidilecek rasyonel 'yol’ların uyumlulaştırılmış bir haritasıdır dünya.
Bu hodolojik haritayı çıkararak dünyayı bizim yaptığımız birşeymiş
gibi görürüz, kendimizin kılarız. Heyecan, der Sartre, bu hodolojik
harita’nın belirlediği, 'kullanılabilir bir bütün olarak dünya’nın ise
yaramaz olduğunda ortaya çıkar. Bütün ussal yollar kapanınca, dünyayı
büyüse1 bir edimle dönüştürmeye kalkarız. Heyecan, dünyayı büyüyle
dönüştürmektir, der Sartre: Heyecan, kullanılabilir dünyanın ansızın
gözden kaybolması, büyünün onun yerini almasıdır.'
Sartre L'Etre et le Ne'ant’da bilinçdışının olanaksızlığı sorununa
yeniden döner. Ama bu kez, 'psikanaliz' kuramını eleştirmekle
kalmayacak, bu kurama görüngübilimsel çerçeve içinde bir almaşık
getirmeyi deneyecektir. Bu kendini-aldatma (mauvaise foi) kuramıdır.
'Kendini-aldatma'yı, bilincin kendi olumsuzlamasını dışa yöneltmek
yerine, kendine doğru yöneltmesi olarak tanımlar Sartre.
Kendini-aldatma, bir olumsuzlama olması yönünden yalan'a benzer.
Yalancı, yalan söylerken gizlediği, söylemediği doğrunun [hakikatin]
ne olduğunu bilir. Bir insan, bilmediği birşey hakkında yalan
söyleyemez-olanaksızdır bu. Sartre, yalancının da bir tanımını yapar:
Yalancı, doğruyu kendi içinde evetleyen (affirmant), sözlerinde
değilleyen (niant) kişidir Aldatmaya niyetlenmiştir yalancı, bu
niyetini kendinden gizleme gereğini duymaz. Bilinç, yalanla,
Öteki'nden gizlice varolduğunu evetler. Kendini aldatma da insanin
kendi kendine söylediği bir yalan olarak tanımlanabilir. Ama bir
ayrımla: kendini-aldatma içinde olan biri, tatsız bir doğruyu
[hakikati] örtbas etmekte ya da tatlı bir yalanı doğruymuş gibi
sunmaktadır. Kendini-aldatma içinde, der Sartre, doğruyu Öteki'nden
değil, kendimden (altını ben çizdim H.Y) gizliyorumdur. Yalandaki
aldatan/aldatılan ikiliği kendini-aldatma' da ortadan kalkar. Yalan,
Öteki'yle 'birlikte olma'nın (mitsein) aşılmasıdır.’
Sartre burada da bir proje'den sözeder. Proje, kendini-aldatmanın
kavranmasını ve préreflexif bilincin kendini-aldatma ile
gerçekleştirilmesini içerir. Yalancı ile yalanın söylendiği kişi, ayni
kişidir; demek ki, der Sartre, yalancı olarak benim, aldatılan olarak
kendimden gizlediğim doğruyu [hakikati] bildiğim anlamına gelir.
Birbirinden ardzamanlı olarak gerçekleşmiş bir 'ikilik görünüşü"
değildir bu. Projenin tekil yapısı içinde gerçekleşir, Öyleyse, diye
sorar Sartre, yalan onu koşullandıran ikilik ortadan kaldırılmışken,
varlığını nasıl sürdürebilir?
Güçlükler bitmiyor, Sartre'a göre. Bilincin yarısaydamlığından (translucidité)
doğan daha başka sorunlar da var. Kendini-aldatma içinde olmak,
kendini-aldatmanın bilincinde olmaktır. Çünkü, diyor Sartre, bilincin
varlığı, varlığın bilincidir. Değişken psişik yapısına karşın [Sartre,
değişkenlik için 'metastable' sözcüğünü kullanıyor] özerk ve sürekli
bir formu vardır kendini- aldatmanın. Birdenbire sahihliğe ya da
kinizme doğru değişse bile kendini-aldatma içinde yasayabilir insan.
Bu, kendini-aldatmanın bir yasam stili olduğu anlamına gelir.
Değişkenliğine karşın sürekliliği yüzünden kendini-aldatmayı ne
reddedebiliriz, ne de onaylayabiliriz.
Bu güçlüklerden kurtulabilmek için, psikanaliz kuramının 'bilinçdışı'
kavramına başvurduğunu belirtir Sartre. Psikanaliz kuramı,
aldatan/aldatılan ikiliğini yeniden temellendirebilmek içn bir sansür
düzeneği önerir. Bu kuram, davranislarin anlamı konusunda öznenin
kendi kendini aldattığı varsayımını getirir. Onu somut varlığında
[bilinç düzeyinde] kavrar, doğruluğu [bilinçaltı düzeyinde] içinde
kavrayamaz. Freud, psyche'yi ikiye böldü, der Sartre: Id ve Ego.
bilinçdışı psyche'mle olan ilişkilerimde ayrıcalıklı bir konumum
yoktur Freud'a göre. Doğrunun [hakikatin] bulgulanmasını psikanaliste
[hekime] bağlar Freud. Hekim, Öteki'dir. Öteki ise bilinçdışımla
bilinçli yasamım arasında bir dolayımdır (mediation): bilinçdışı
tez'le bilinçli antitez arasında bir sentezi gerçekleştirir. Ben,
kendimi Öteki'nin dolayımında kavrarım. İd’imle olan bağlantımda
Öteki'nin konumundayımdır.
Oidipus kompleksi konusunda Sartre, Pierce gibi düşündüğünü belirtir:
deneysel bir düşün’dür bu kompleks, ya da bir varsayım. Freud'de
psikanaliz, kendini-aldatma'nın yerini alır; yalanın temel koşulu olan
aldatan/aldatılan ikiliğinin yerine İd ve Ego ikiliğini koyar. İd’i,
bilincin ayrılmaz bir bölümü olmaktan çikarir Freud, bir
kendinde-varlık’a (l'etre- en-soi), nesneye dönüştürür.
Sartre’ın L'Etre et le Ne'ant’da 'psikanaliz' kuramına yönelttiği
eleştiriler burada temellenir. Bir kere bilinçdışını,n [İd’in]
konumunun bir nesnenin konumu olamıyacagını söyler Sartre. Nesne,
kendisiyle ilgili sanılarımıza (conjectures) kayıtsızdır; oysa İd
doğruya [hakikat] yaklaşırken bu sanılara çok duyarlıdır (touche').
Freud'un, hekim doğruya yaklaşırken bir direncin ortaya çıkmasından
sözetmesi bundan dolayıdır. Bu direnç, dışardan kavranan nesnel bir
edimdir: hasta ya konuşmaz, ya düşlemlerini anlatır ya da sağaltmadan
[tedavi] cayabilir. Peki, direnç gösteren bölüm hangisidir, diye sorar
Sartre, İd mi, Ego mu?. Bilinçli olguların psişik bütünlüğü olarak Ego
olamaz bu direncin kaynağı. Doğruya yaklaşıldığını bilemez Ego; çünkü
kendi tepkilerinin anlamıyla olan bağıntısı, hekimin bağıntısı
gibidir: Ego, olsa olsa, hekimin öne sürdüğü varsayımların olasılık
kertesini nesnel olarak görebilir. Dahası, der Sartre, bu olasılık
Ego'ya kesinliğin (certitude) sınırında görünür; bundan da tedirginlik
duymasına gerek yoktur; psikanalitik sağaltmayı bilinçli kararıyla
seçen Ego'dur. Sartre sorar: [Bu durumda] hastanın, hekimin
açıklamalarından tedirgin olduğunu, dolayısıyla de bir yandan direnç
gösterirken bir yandan da, kendi gözünde sağaltmayı sürdürmek isteyen
biriymiş gibi gösterme aldatmacasını yasadığını mı söylemeliyiz? Bu
bir kendini-aldatma'dır, ve bu kendini-aldatma'yı bilinçdışıyla
açıklamamız sözkonusu degildir; bütün bunlar bilinç düzleminde olup
bitmektedir çünkü. Dahası, diyor Sartre, direnci psikanalistin
suyüzüne çıkartmaya çalıştığı kompleksten kaynaklandığı varsayımıyla
da açıklayamayız. Burada kompleks, psikanalistin yardımcısıdır:
kompleks, tıpkı hekimin istediği gibi, suyüzüne çıkmak istemektedir.
Sansür düzeneğine oyun oynayan; suyüzüne çıkmasını engellemesine
karşın sansürün engellerini asarak bilinç düzlemine çıkma savaşımı
veren bu komplekstir.
İmdi, direnci ne Ego’yla açıklayabiliyoruz ne de kompleksin yapısıyla.
Öyleyse direnci, sansür düzleminde aramak gerekir. Sorunların, ya da
hekimin varsayımlarının, baskıya almaya (refouler) çalıştığı gerçek
dürtülere (tendances) yaklaşıp yaklaşmadığını, bilse bilse sansür
düzeneği bilebilir. Neyi ya da neleri bastırdığını bilen odur sadece;
etkinliğini ayırdederek uygulayabilmek için neyi bastırdığını bilmek
durumundadır çünkü. Sansür düzeneği baskıya alma (refoulement)
işlemini seçerek uygulayacaksa, [“hangi dürtüler baskıya alınacak,
hangilerine izin verilecek?”] yaptığı seçmenin farkında olmak (se
représenter) zorundadır. Başka nasıl olabilir ki? Diye sorar Sartre:
yasal cinsel tepilere (impulsion) , açlık, uyku, susuzluk gibi
gereksemelere izin verirken, ötekileri baskıya almasını başka nasıl
açıklarız? Sansür düzeneği, baskıya alma gereksemesi duyulan tepileri,
onları ötekilerinden ayirdettiğinin bilincinden olmadan nasıl
ayırabilir? Alain, bilmek bildiğini bilmektir, demişti. Sartre bunu
bilmek, bildiğini bilmenin bilincidir, diye yeniden söylüyor.
Böylelikle direnç, sansür düzleminde baskıya alinmiş olan farkında
olma’yı (une représentation) du refoulé); psikanalistin sorularının
yöneldiği sonucun ne olduğunun kavranmasını; baskıya alinmiş
kompleksin doğruluğu [hakikati] ile bu doğruluğu suyüzüne çıkarmayı
amaçlayan hekimin varsayımlarının karşılaştırıldığı bir sentetik
ilintiyi içerir. Bütün bu işlemler, der Sartre, sansür düzeneğinin
kendi bilincinde olduğunu gösterir. Nasıl bir kendinin-bilinci’dir bu?
Sartre söyle söyler: bu, baskıya alınmış olan dürtünün bilincinde
olduğunun bilincinde olmamak için, bilincinde olduğunu gösterir. Bu
da, sansür düzeneğinin kendini-aldatma içinde olması değilse nedir?
der Sartre.
Psikanaliz kuramı, böylece, kendini-aldatma'yı ortadan kaldırmayı
denemiş, oysa giderek, bilinçle bilinçdışı arasında kendini-aldatma
içinde bir özerk bilinç çıkarmıştır. Sartre, psikanaliz kuramının
kendini-aldatmayı yok edemediğini, dolayısıyla psikanalizin
kendini-aldatmanın yerini alamıyacagını gösterir böylece. Kendinden
bir şeyler gizleyen bir reflexif düşün’ün özü, tekil bir psişik
düzenek, dolayısıyla de birliğin içinde ikili bir etkinliği içerir:
bir yandan gizlenecek olanı saptamak ve korumak, öte yandansa baskiya
almak ve saklamak. Bu etkinliğin iki görünümü de birbirlerinin
bütünleyicisidirler. Sartre söyle düşünür: sansür düzeneği
aracılığıyla bilinci bilinçdışından ayırmakla psikanaliz kuramı, bu
edimin iki evresini ayırmayı başaramamıştır. Kendini belli sembolik
formların arkasında gizleyen tepinin baskıya alınmasına gelince,
Sartre'a göre, tepinin (i) baskıya alınmış olduğunun bilinci; (ii)
neyse o olduğu için geriye itilmiş olduğunun bilinci; ve (iii) bir
gizlenme projesi olmadan kendini gizlemesi sözkonusu değildir.
Yoğunlaştırma (condensation) ve aktarma (transference), tepinin
kendisini etkileyen bu değişimleri açıklayamaz. Sartre söyle bağlar
sözlerini: “bilinç, sansürün ötesinde hem istenen hem de yasaklanan
bir sonuca varılacağı konusunda bir kavrayışı içermiyorsa, tepinin
simgesel ve bilinçli doyurumuna bağlanmış olan hazzı ya - da bunaltıyı
nasıl açıklayabiliriz?

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Sartre ve Freud
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|