Oca
20
2008
|
Panik Bozukluk Nedir? |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazartesi, 21 Ocak 2008 |
Okunma: 2320 kez
PANİK BOZUKLUK ve AGORAFOBİ
1. Tarihçe
Panik bozukluğu kavramının kökenine baktığımızda, ilk kez "irritabl kalp sendromu" olarak isimlendirildiğini görürüz. Bu sendromu Da Costa Amerikan iç savaşında savaşan askerler üzerinde görmüştür. Daha sonra "Da Costa Sendromu" olarak adlandırılan bu bozuklukta, panik bozukluğun fiziksel ve psişik semptomlarının çoğunun teşhis kriteri olarak bulunduğunu görüyoruz.
1895 yılında Sigmund Freud "Anksiyete Nörosu" kavramı ile bizi
tanıştırdı. Bu kavramın içinde akut ve kronik , psişik ve somatik
semptomlar mevcut idi. Freud'un akut anksiyete nörosu DSM IV. deki
panik bozukluğun bir benzeridir.
Freud, panik atak ile agorafobi arasındaki ilişkiyi, bağlantıyı
gösteren ilk bilim adamıdır.
"Agorafobi" teşhisi 1871'de kalabalık insanların bulunduğu mekanlarda
bulunmaktan korkan hastalar için kullanılmış bir terimdir. Latince'de
"agora" alış veriş yapılan pazar yeri, "phobus" ise korku anlamına
gelmektedir.
1980 yılında yayımlanan DSM III. de anksiyete nörosu teşhisi
kaldırılmış, onun yerine panik bozukluk teşhisi konmuştur. Bu
klasifikasyonun değerliliği, panik bozukluğun spesifik tedavisindeki
gelişmeler yolu ile 1980 yılından bu yana ispatlanmıştır.
2. Epidemiyoloji
Panik bozukluğu hayat boyu prevalans oranı %1.5-3 arasında değişirken,
panik atakta bu oran %3-4 arasındadır. (Regier ve ark.1988; Blazer ve
ark. 1991)
Yapılan bir çalışmada 1 aylık, 6 aylık ve ömür boyu prevelansı %0.5,
%0.8 ve %1.6 olarak bulunmuştur.(Regier ve ark. 1988) Başka bir
çalışmada kadınlarda bu oranlar daha yüksek bulunmuştur. (Blazer ve
ark. 1991) Kadınlarda panik atak riski 25-44 yaş grubunda pik
yapmaktadır. (Regier ve ark.1988)
Teksas'ta 51600 rastgele seçilmiş örnek üzerinde yapılan bir çalışmada
panik bozukluğu hayat boyu görülme prevalansı %3.8 olarak bulunmuştur.
Panik atak ise aynı çalışmada %5-6 olurken, diagnostik kriterleri tam
olarak karşılamayan %2.2'lik bir hata populasyonu da görülmektedir.
Kadınların erkeklere göre hastalığa yakalanma riski üçte ikidir.
Panik bozukluğun en yaygın görüldüğü yaş grubu ise genç adultlardır.
Bu da ortalama 25 yaş civarındadır. Fakat panik bozukluk veya
agorafobi hayatın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir. Mesela,
panik bozukluğunun çocuklarda ve adölesanlarda ortaya çıktığına dair
raporlar mevcuttur.
Agorafobinin yaşam boyu prevelansı en düşük %0.6 iken en yüksek %6
bulunmuştur. Prevelansın bu geniş marj aralığının nedeni
araştırmalarda kullanılan teşhis kriterlerinin farklılığından ortaya
çıkmaktadır. Panik bozukluğu teşhisi konmuş hastaların ¾ ünde
agorafobi olduğu görülmüştür. Agorafobili hastaların üçte ikisinde
başlangıçta herhangi bir panik atak hikayesi yoktur. (Eaton ve Keyl
1990) Toplum örnekleri ile yapılan agorafobi çalışmalarında, panik
bozukluğu olmayan agorafobilerin sayısı ise, hastaların yarısını
oluşturmaktadır. Bu çalışmalar arasındaki farklılıkların nedeni tam
bilinememektedir. Muhtemelen bunun nedeni araştırma tekniklerinin
farklılığından kaynaklanmaktadır. Bir çok vakada agorafobinin
başlangıcında travmatik bir hadisenin olduğunu görüyoruz.
Etyoloji
Biyolojik Faktörler
Panik bozukluğunun biyolojik trendine dikkatle bakıldığında
araştırıldığında geniş bir bulgu dağılımı ile karşı karşıya kalırız.
Panik bozukluğu semptomları ile ilgili bir sunumda biyolojik
anormalliklerinin dağılımını beyin yapısı ve beyin fonksiyonları ile
bağlantılı olduğunu görürüz. Bu ve diğer çalışmalar göstermiştir ki,
panik bozukluğu patofizyolojisi, perifer ve santral sinir sistemi
disregülasyonu sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bazı panik bozukluklar hastalarda otonomik sinir sisteminin sempatik
tonusunun arttığının tesbit edildiği rapor edilmiştir. Ayrıca,
tekrarlayan uyaranlara yavaş gelişen bir adaptasyon, ılımlı uyaranlara
ise şiddetli cevapları ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.
Panik bozukluğu olan hastaların, nöroendokrin sistemi ile ilgili
çalışmalarda , ciddi anormallikler rapor edilmiştir. Bu çalışmalarda
bu bulgular hep tutarlılık arzetmiştir.
Major nörotransmiter sistemleri daha önceden de bilindiği gibi NE
seratonin ve GABA'dır. Biyolojik dataların tamamı bizi, brainsteme,
limbik sistem ve preforantal kortekse ulaştırmaktadır.
Brainstemde, özellikle locus ceruleusun noradrenerjik nöronları ve
median raphe nucleusun seratonerjik nöronları vardır. Limbik sistem
ise, beklentisel anksiyetenin oluşması için muhtemel cevap merkezidir.
Prefrontal korteks ise fobik kaçınmanın oluşturulması için muhtemel
cevap merkezidir.
Panik oluşturan maddeler
Panik oluşturan maddeler (bazen panikojen maddeler olarak
isimlendirilir) panik bozukluğu olan hastaların çoğunda panik atağı
oluşturan maddelerdir. Panik atağı hikayesi veya panik bozukluğu
olmayan şahısların bir kısmında da bu maddeler panik atağı
oluşturabilmektedir. (Hollander ve ark.1989) Panik oluşturan
maddelerin kullanımı araştırma çalışmaları ile sıkı bir şekilde
sınırlandırılmıştır. Hastalarda panik atağı oluşturmak için herhangi
bir klinik endikasyon mevcut değildir. Solunum sisteminde panik
oluşturan maddeler olarak isimlendirilen ajanlar, asid-baz dengesi
üzeri ve solunum stimulasyonuna neden olurlar. Bu ajanlar,
karbondioksit (CO2) %5-35 karışımla (Gorman ve ark. 1989a., Svenson ve
ark. Sanderson ve ark. 1989), sodyum laktat ve bikarbonattır. (Liebowitz
ve ark. 1984a., Cohen ve White1950., Pitts ve McClure 1967)
Nörokimyasal panik oluşturan ajanlar ise, spesifik nörotransmiter
sistemleri faaliyete geçirirler. Bunlar arasında yohimbine (Yocon) bir
a2 adrenerjik reseptör antagonisti olan, fenfluramine (Pondimin), bir
seratonin serbest bırakıcı ajan olan; m-klorfenilpiperazin (M-CPP),
multipl seratonerjik bir ajan olan; b-karbolin (Dorrow ve ark. 1983.,
Skolnick ve Paul 1982) ilaçlar vardır.
Benzodiazepin reseptörlerine hiposensivitenin olduğunu ileri süren
çalışmalar da vardır. ( Roy-Byrne ve ark. 1990)
GABAb reseptör ters agonisti olan; flumazenil (Nutt ve ark. 1990), bir
GABAb reseptör antagonisti olan; kolosistokinin ve kafein vardır.
Isoproterenol (Isuprel) panik oluşturan bir ajan olmasına rağmen,
bugüne kadar mekanizması tam olarak anlaşılmamıştır. Respiratuar
olarak panik oluşturan ajanlar, başlangıçta periferik kardiovarküler
baroreseptörler ve diğer sinyal sistemlerine bağlı olarak, medullanın
paragigantoselüler çekirdeğine ve nucleus tractus solitariye vagal
afferent yoluyla etki ederek mekanizmayı çalıştırırlar. (Klein D.F.
1993)
Nörokimyasal olarak panik oluşturan ajanlar MSS'in Nörodrejenik,
seratonerjik ve GABA reseptörler üzerine direk olarak primer etki
yaparak etki ettikleri sanılmaktadır
Beyin Görüntüleme
Yapisal beyin görüntüleme çalismalari (mesela MRI) panik bozukluklu
hastalarda temporal lobda ve özellikle hippokompusun patolojilerine
isaret etmektedir. Örnegin, bir MRI çalismasinda PB'da olan hastalarin
sag temporal lobunda, belirli kortikal atrofi anormallikleri rapor
edilmistir.
Fonksiyonel beyin görüntüleme çalismalarinda (mesela, PET) beyin kan
akiminda disregülasyon tesbit edilmistir.
Özellikle, anksiyete bozukluklari ve panik ataklarda cerebral
vazokonstrüksiyon tesbit edilmistir. Bu da MSS'in semptomlarini
olusturmaktadir. Bas dönmesini bu semptomlara örnek olarak
verebiliriz. Periferik sinir sistemi semptomlari hiperventilasyon ve
hypokapni ile olusturulabilir.
Fonksiyonel beyin görüntüleme çalismalarinin çogunda spesifik panik
olusturan maddeler kullanilmistir. Mesela, laktat, kafein veya
yohimbin. Bu maddelerin etkileri PET ve SPECT'ten tesbit
edilebilmektedir.
Diger önemli bir arastirma Mitral Valv Prolapsusu bulgusudur. MVP ile
PB arasindaki baglantida MVP nin mitral kapaklardan birisinin
prolopsusu ile giden heterojen bir sendrom grubudur. Kardiak
oskültasyonda midsistolik bir klik duyulur. Arastirmalarin sonucu
MVP'u olan hastalarin panik bozukluk prevelansi MVP'si olmayan
hastalarin PB'un prevelansi arasinda bir fark yoktur.
Genetik Faktörler
Iyi kontrol edilmis agorafobi ve PB üzerine yapilmis genetik
çalismalarin sayisi oldukça azdir. Çesitli çalismalarda panik
bozuklugu olan hastalarin birinci dereceden akrabalari arasinda diger
psikiyatrik bozuklugu olan hastalarla karsilastirildiklarinda PB riski
4 ile 8 kat daha yüksek bulunmaktadir. (Crowe ve ark. 1983., Noyes ve
ark. 1987)
Ikiz çalismalarinda monozigot dizigotlara göre konkordans daha yüksek
bulunmustur.(Torgerson 1983)
Psikolojik Faktörler
Kognitif-Davranisçi modelle psikanalitik modelin her ikisini de
agorafobi ve PB'nin patogonezini izah etmeye çalismaktadir. Bu
hastaliklarin tedavisinde Kognitif-Davranisçi yaklasimlarinin basarisi
bu modelin kredisini artirmistir.
Kognitif-Davranisçi
Davranissal teoriye göre anksiyete model alma suretiyle aileden
ögrenilen veya klasik sartlandirma süreci sayesinde olusan ögrenilmis
cevaptir. PB'a ve agorafobiye klasik sartlandirma yaklasiminda, bir
noxious (yüklü) stimulus (mesela panik atak) bir nötral stimulusla
(mesela bir otobüse binmek) ile ortaya çikar. Sonuçta da nötral uyaran
da kaçinma davranisi ortaya çikarir ve kisi tasita binmez. Diger
davranis teorileri, komple panik atagin gelisimi ne minor somatik
semptomlarin (mesela, çarpinti) arasindaki baglanti bulunmasidir.
Kognitif davranisçi modeller, PA'nin siddetini ciddiyeti ve sayisinin
artmasina veya agorafobinin gelisimini izah etmeye yardimci
olabilirler. Ancak onlar hastalik deneyimi olusmadan ortaya çikan
beklenmedik ve ilk provoke edilmemis panik atagin olusumunu izah
edemezler. (Barlow ve ark. 1989., Beck ve ark. 1992., Michelson ve
ark. 1990., Salkovskis ve ark. 1986)
Psikanalitik Teoriler
Psikanalitik teorilerin panik ataklarla ilgili olarak ortaya koydugu
bakis, anksiyete olusturucu uyaranlara karsi basarisiz olan defans
mekanizmalari ile ilgilidir.Basit bir anksiyete uyarani korku ve
endise duygusu ile geliserek, somatik semptomlarla bütünlesir.
Agorafobide, psikoanalitik teoriye göre, ayrilik anksiyetesi hikayesi
ve çocukluk dönemde ailenin kaybedilmesi üzerine gelismis bir
patolojik süreç vardir. Kalabalik yerlerde yalniz basina bulunma,
çocukluk döneminde yasanan yalniz birakilma veya terkedilmis olma
duygularini yeniden canlandirir. Bu durumda kisi, represyonu, yer
degistirme, kaçinma ve sembolizasyonu savunma düzeneklerini içeren
defans mekanizmalarini kullanir. Çocukluk döneminde yasanan travmatik
ayriliklar ve terkedilmeler çocugun gelisen sinir sistemini
etkileyebilir. Bu da sonuçta gençlik dönemi süpheci ve anksiyete
içerisinde bulunan bir kimligin gelisimini olusturur.
Hastalarin çogu, aniden gelisen panik ataklari tanimlarlar bu ,esnada
olusmus herhangi bir psikolojik faktör yoktur. Fakat psikodinamik
izahta bu durum genellikle panik atak için açik bir psikolojik
tetikleyici faktörün bulundugunu iddia etmektedir. Panik ataklar locus
cereleus deki nörofizyolojik degisiklerle bir korelasyon
içerisindedir. Panik atagin baslangici genellikle çevresel veya
psikolojik faktörlerle yakindan ilintilidir.
PB'lu hastalar, belirgin kayiplara, stres dolu yasam olaylarinin
yüksek bir insidansina sahiptirler. Panik atagin baslamasindan önce
aylarca kontrollerini muhafaza edebilmislerdir Herseyin üzerinde, bu
hastalar tipik olarak yasam olaylari ile ilgili büyük streslerle karsi
karsiya kalmislardir.
Panik bozukluklarda nörofizyolojik degisiklikleri olusturan stres dolu
psikolojik olaylarla ilgili hipotezi bir ikiz kizkardes çalismasinda
elde edilen bulgular desteklemektedir. Arastirma bulgulari, bu
çalismada çocuklarin 17 yasindan önce ailelerinin ölümü ve ailesel
ayrilik yasamalari ile kuvvetli bir sekilde bagintili olarak olusan PB
ile açiklayabilmektedir.
Hayatin erken dönemlerinde anneden ayrilan 1018 kiz ikiz üzerinde
yapilan kohort çalismasi da aileden ayrilmanin PB'a etkisini açik bir
sekilde ortaya koymustur.
Panik bozuklukta psikolojik mekanizmalari destekleyen daha ileri
bulgulardan biri de kognitif terapi vasitasi ile basarili bir sekilde
tedavi edilen bir çalismanin sonuçlaridir. Terapiden önce, hastalar
laktat indüksiyonuna panik atak göstererek cevap vermislerdir.
Basarili bir kognitif terapiden sonra panik atak olusturmamistir.
Panik atagin nedeni ile ilgili arastirma bulgulari göstermistir ki
psikolojik reaksiyonlar vasitasi ile nörofizyolojik faktörlerin
tetiklenmesi ile baglantili olabilen panik atagin patogenezi ve stres
dolu yasam olaylarinin bilinçdisi anlamlari ile gelistigi seklindedir.
Psikodinamik klinisyenler, PB'lu bir hastadan sekillenmis olan
diagnostik belirtileri meydana getiren muhtemel tetikleyicilerinin
neler oldugunu daima göz önünde bulundurmalidir.
Teshis
Panik Atak
DSM III- R da oldugu gibi DSM IV de Panik atagin diagnostik kriterleri
ayri bir liste halinde verilmistir.DSM III -R de panik atagin
kriterleri için PB için gereken diagnostik kriterleri içermesi
gerekiyordu.
Panik atak için diagnostik kriterlere ayri bir set olarak verilmis
olmasinin temel nedeni, PA'nin diger mental hastaliklar olan PB,
spesifik fobi, sosyal fobi ve PTSB'unda da olmasidir.
Daha da ilerisi PB'deki diagnostik kriterleri içine PA'nin dahil
edilmesi, PA'nin beklenmedik ve umulmadik bir sekilde ortaya çikmasi
ile ifade edilmestir.
Beklenmedik PA'lar aniden ortaya çikar ve herhangi durumsal bir
stimulus yoktur. PA'larin böyle aniden umulmadik bir zamanda ortaya
çikmasi diger fobik hastaliklar için geçerli degildir. Sosyal ve
spesifik fobileri olan hastalardan PA'lar spesifik bir stimulus veya
uyarana bagli olarak beklentisel olarak ortaya çikar.
Bazi panik ataklari umulan ve umulmayan seklinde kolayca ayristirmak
mümkün degildir. Bu ataklari, PA'lara durumsal yatkinlik olarak izah
etmek daha uygundur.Bu PA'lar tetikleyici mekanizmalar oldugunda ve
olmadiginda da ortaya çikabilir. Bu ataklar ekspojurdan hemen sonrada
ortaya çikabilir veya gecikmis bir cevap seklinde de gözlenebilir.
Panik Bozukluk
DSM IV. de PB için iki diagnostik kriter vardir.Bunlar agorafobi ile
birlikte olan ve olmayan tani kategorileridir. Her ikisinde de temel
sart PA'nin olmasidir.
Not: Panik Atagi kodlanabilir bir bozukluk degildir. Panik ataginin
ortaya çiktigi özgül taniyi kodlayiniz. (örn. 300.21 Agorafobi ile
Birlikte Panik Bozuklugu)
Asagidaki semptomlardan dördünün (ya da daha fazlasinin) birden
basladigi ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulastigi, ayri bir
yogun korku ya da rahatsizlik duyma döneminin olmasi:
(1) çarpinti, kalp atimlarinin duyumsama ya da kalp hizinda artma
olmasi
(2) Terleme
(3) Titreme ya da sarsilma
(4) nefes darligi ya da boguluyor gibi olma duyumlari
(5) Solugun kesilmesi
(6) Gögüs agrisi ya da gögüste sikinti hissi
(7) Bulanti ya da karin agrisi
(8) Bas dönmesi, sersemlik hissi, düsecekmis ya da bayilacakmis gibi
olma
(9) Derealizasyon (gerçekdisilik duyulari) ya da depersonalizasyon (benliginden
ayrilmis olma)
(10) kontrolunu kaybedecegi ya da çildiracagi korkusu
(11) ölüm korkusu
(12) Paresteziler (uyusma ya da karincalanma duyumlari)
(13) Üsüme, ürperme ya da ates basmalari
Agorafobisiz PB'lu (Tablo 4)'de, Agorafobili PB'lu ve (Tablo 5)'
dedir.
Tablo 4: 300.01 Agorafobi Olmadan Panik Bozuklugu
A. Asagidakilerden hem (1), hem de (2) vardir:
(1) yineleyen beklenmedik Panik ataklari
(2) Ataklardan en az birini, 1 ay süreyle (ya da daha uzun bir süre)
asagidakilerden biri (yada daha fazlasi) izler:
(a) Baska ataklarinda olacagina iliskin sürekli bir kaygi
(b) Atagin yol açabilecekleri ya da sonuçlariyla (örn. kontrolunu
kaybetme, kalp krizi geçirme, "çildirma") ilgili olarak üzüntü duyma
(c) Ataklarla iliskili olarak belirgin bir davranis degisikligi
gösterme
B. Agorafobinin olmamasi.
C. Panik ataklari bir maddenin (örn. Kötüye kullanilabilen bir ilaç,
tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel tibbi bir durumun (örn.
hipertroidizm) dogrudan fizyolojik etkilerine bagli degildir.
D. Panik Ataklari, Sosyal Fobi (örn. korkulan toplumsal durumlarla
karsilasma üzerine ortaya çikan), özgül Fobi (örn. özgül bir fobik
durumla karsilasma), Obsesif-Kompulsif Bozukluk (örn. bulasma üzerine
obsesyonu olan birinin kir ve pislikle karsilasmasi), Posttravmatik
Stres Bozuklugu (örn. Agir bir stres etkenine eslik eden uyaranlara
tepki olarak) ya da Ayrilma Anksiyetesi Bozuklugu (örn. evden ya da
yakin akrabalardan uzak kalmaya tepki olarak) gibi baska bir mental
bozuklukla daha iyi açiklanamaz.
Tablo 5: 300.21 Agorafobi ile Birlikte Panik Bozuklugu
A. Asagidakilerden hem (1), hem de (2) vardir.
(1) yineleyen beklenmedik Panik ataklari
(2) Ataklardan en az birini, 1 ay süreyle (ya da daha uzun bir süre)
asagidakilerden biri (yada daha fazlasi) izler:
(a) Baska ataklarinda olacagina iliskin sürekli bir kaygi
(b) Atagin yol açabilecekleri ya da sonuçlariyla (örn. kontrolunu
kaybetme, kalp krizi geçirme, "çildirma") ilgili olarak üzüntü duyma
(c) Ataklarla iliskili olarak belirgin bir davranis degisikligi
gösterme
B. Agorafobinin olmasi.
C. Panik ataklari bir maddenin (örn. Kötüye kullanilabilen bir ilaç,
tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel tibbi bir durumun (örn.
hipertroidizm) dogrudan fizyolojik etkilerine bagli degildir.
D. Panik Ataklari, Sosyal Fobi (örn. korkulan toplumsal durumlarla
karsilasma üzerine ortaya çikan), özgül Fobi (örn. özgül bir fobik
durumla karsilasma), Obsesif-Kompulsif Bozukluk (örn. bulasma üzerine
obsesyonu olan birinin kir ve pislikle karsilasmasi), Posttravmatik
Stres Bozuklugu (örn. Agir bir stres etkenine eslik eden uyaranlara
tepki olarak) ya da Ayrilma Anksiyetesi Bozuklugu (örn. evden ya da
yakin akrabalardan uzak kalmaya tepki olarak) gibi baska bir mental
bozuklukla daha iyi açiklanamaz.
PB'un teshisini koymak için en temel belirti PA'larin sikliginin
belirlenmesi ile ilgilidir. Hangi süre içerisinde kaç adet Pa
geçirilirse bu PB'a neden olur. Bu konuda çesitli yaklasimlar vardir.
Bu yaklasimlar da PA'nin sayi ve siddeti ile ilgili genis bir yaklasim
yelpazesi mevcuttur.
ICD 10 a göre üç hafta içinde üç panik atak geçirilmesi orta siddette
bir hastaligi gösterirken 4 hafta içinde 4 atagin yasanmis olmasini
agir bir hastalik olarak kabul etmektedir.
DSM III R a göre 4 hafta içinde 4 atagin bulunmasi veya bir veya
birden fazla ataktan sonra en az bir ay süre ile yeni bir atagin
olabilecegine iliskin devamli bir korkunun bulunmasi gerekir.
DSM IV un PA'larin minimum sayisini veya zamanini spesifize etmemistir.
Ancak en az bir atak geçirilmemistir ve bir ataktan sonra en az bir ay
süre ile yeni bir atagin olabilecegine dair bir beklentisel süre
geçirilmistir veya atagin yol açabilecegi ile ilgili üzüntü duyma veya
ataklarla ilgili belirgin bir davranis degisikligine girme.
DSM IV. Genelde ataklarin beklenmeden olustugu kabülü üzerine
kurulmustur. Ancak ataklarin durumsal veya beklentisel olarak ortaya
çikabilecegini de kabul eder.
Not. Agorafobi kodlanabilr bir bozukluk degildir.Agorafobinin ortaya
çiktigi özgül bozuklugu kodlayiniz.
A. Beklenmedik bir biçimde ortaya çikabilecek ya da durumsal olarak
yatkinlik gösterilen bir Panik ataginin ya da panik benzeri
semptomlarin çikmasi durumunda yardim saglanamayabilecegi ya da
kaçmanin zor olabilecegi (ya da sikinti dogurabilecegi) yerlerde ya da
durumlarda bulunmaktan anksiyete duyma. Agorafobik korkular arasinda
özel bir takim belirli durumlar vardir ki bunlar arasinda tek basina
evin disinda olma, kalabalik bir ortamda bulunma ya da sirada bekleme,
köprü üzerinde olma ve otobüs, tren ya da otomobille geziye çikma
sayilabilir.
Not. kaçinma, bir ya da bir kaç özgül durumla sinirli ise Özgül Fobi
tanisini, toplumsal durumlarla sinirli ise Sosyal Fobi tanisini
düsününüz.
B. Bu durumlardan kaçinilir (örn. geziler kisitlanir) ya da Panik
Atagi ya da panik benzeri semptomlar olacak anksiyetesiyle ya da yogun
bir sikintiyla bu durumlara katlanilir ya da eslik eden birinin
varligina gereksinilir.
C. Bu anksiyete ya da fobik kaçinma, Sosyal Fobi (örn. utanacak olma
korkusuyla giden toplumsal durumlarla sinirli kaçinma), Özgül Fobi
(örn. asansör gibi tek bir durumla sinirli kaçinma),Obsessif -Kompulsif
Bozukluk (örn. bulasma ile ilgili obsesyonu olan birinin kir ve
pislikten kaçinmasi), Posttravmatik Stres Bozuklugu (örn. agir bir
stres etkenine eslik eden uyaranlardan kaçinma) ya da Ayrilma
Anksiyetesi Bozuklugu (örn. evden ya da akrabalardan ayrilmaktan
kaçinma) gibi baska bir mental bozuklukla daha iyi açiklanamaz.
Panik Bozukluk Hikayesi Olmadan Agorafobi
DSM IV. Panik bozukluk hikayesi olmadan agorafobi teshisi koymak için
teshis kriterleri (Tablo 6) DSM III R. la aynidir. DSM IV sikinti ve
saskinlik üzerine aniden çikan korku duygusu üzerine bina edilen
teshis kriterleri ICD-10 dan farkli olarak ortaya konmustur.
A. Panik benzeri semptomlar (örn. bas dönmesi ya da diyare) ortaya
çikacagi korkusuyla iliskili olarak Agorafobinin varligi
B. Tani ölçütleri Panik Bozuklugunun tani ölçütlerini hiçbir zaman
karsilamamistir.
C. Bu bozukluk bir maddenin (örn. kötüyekullanilabilen bir ilaç,
tedavi için kullanilan bir ilaç) ya da genel tibbi bir durumun
dogrudan fizyolojik etkilerine bagli degildir.
D. Eslik eden genel tibbi bir durum varsa, A tani ölçütünde tanimlanan
korku genelde bu duruma eslik eden korkudan çok daha fazladir.
ICD-10 de birbiri ile ilintili ve üst üste oturmus fobilerle
baglantili olarak teshis konmaktadir.
DSM IV ün teshis kriterleri arasinda fiziksel bir hastalik olacagi
(mesela kalp hastaligina bagli kalp krizi geçirecegi) na dair korku
nedeniyle kaçinilmaz durumu da içine almistir.
Klinik Belirtiler
Ilk panik atak, genellikle spontan bir sekilde ortaya çikmaktadir.
Panik ataklarla her ne kadar genellikle heyecan, fiziksel çalisma,
seksüel aktivite veya orta seviyede emosyonel travmadan sonra çikmissa
da bu sekilde kabul edilmektedir.
DSM IV ün vurgu yaptigi bir konu en azindan ilk atagi PB'un teshis
için beklenmeden ortaya çikma ön kosuludur.
Klinisyenler bir hastanin panik atagini arastirirken, bu atak öncesi
bir durum, herhangi bir davranisi, aliskanligi ortaya koymaya
çalisirlar. Bu arastirmalar içine hastanin aktiviteleri mesela kafein,
alkol, nikotin veya diger maddelerin kullanimi yeme ve uykunun
alisilmamis kaliplari ve spesifik çevresel olaylar(mesela çalisma
esnasinda kuvvetli aydinlatmak) arastirilir.
Atak, on dakika içinde semptomlarin siddetinin süratli bir sekilde
artmasi ile baslar. Major mental semptomlar ölümün ve kötü kader
gününün geldigine dair hisle ve siddetli korku hissidir. Hastalar
genellikle bu korkunun kaynagini isimlendirmeye muktedir degildir.
Hastalar suur bulanikligi hissedebilir ve konsantrasyon güçlügü
çekerler.
Fiziksel belirtiler arasinda genellikle tasikardi, çarpinti,dispne ve
terleme vardir. Hastalar bu durumdan bir yardim ve imdat arayisi
içerisinde kurtulmaya çalisirlar.Atak genellikle 20-30 dakika içinde
sonlanir, nadiren bir saat veya daha fazla sürer. Panik atak esnasinda
yapilacak olan bir mental durum muayenesinde, tekrarlayan
ruminasyonlar olabilir, konusmanin zorlasmasi (mesela kekemelik) ve
hafiza bozukluklari ortaya çikabilir. Hastalar, atak esnasinda
depersonalizasyon hissi veya depresif bir ruh haline girebilirler.
Semptomlar çabuk veya tedricen kaybolur. Ataklar arasinda, hastalar
herhangi bir baska atagin baslayabilecegi düsüncesi ile beklentisel
bir anksiyete içine girebilirler. Beklentisel anksiyeteyi ise, yaygin
anksiyete bozuklugu esnasinda hissedilen anksiyetelerin arasindaki
farkliligi ortaya koyarak, ayristirmak zor olabilir. Beklentisel
anksiyete ile agri bozuklugu olan hastalardaki anksiyete için onlarin
anksiyetelerinin odaginin isimlendirilmesinde ayni zor problem vardir.
Kardiak ve respiratuar problemlere bagli ölümün somatik baglantilari,
panik atak esnasinda hastanin yöneliminin major odagi olabilir. Normal
bireylere göre panik hastalarda intihar ve kardiovasküler sisteme
bagli ölüm daha fazla bulunmustur.(Coryell ve ark. 1982) Bu klinik
çalismayi epidemiyolojik çalismalarda desteklemistir. (Weisman ve ark.
1990) Hastalar, çarpintiyi gögüsteki agri hissini ölümün bir habercisi
olarak algilayabilir. Hastalarin yaklasik %20 si panik atak esnasinda
bir senkop nöbeti geçirebilir.
Bu genç hastalar atak esnasinda kendilerini acil servise atarlar.
Fiziksel olarak saglam olduklari söylendigi halde israrla kendilerinin
bir kalp atagindan dolayi ölebileceklerini ifade ederler. Bu esnada
doktor panik bozukluk diagnozu yerine acilen hipokondriazis teshisi
koyabilir. Bu nedenle hekimler dikkat etmelidir. Hiperventilasyon
respiratuar alkolozise ve diger semptomlara neden olabilir. Bu esnada
hastanin bir kesekagidi içine solutulmasi fayda verebilir.
Komorbid herhangibir hastaligi olmasa bile panik bozukluklu hastalarda
intihar riski normallere göre yüksek bulunmustur. (Allgulander ve
Lavori 1991) Epidemiyolojik çalismalarda panik bozuklukta hayat boyu
intihar tesebbüs yayginligi %7 bulunmustur. Komplike olmayan major
depresyonlarda da bu oran %7.9'dur. (Johnson ve ark. 1990) Panik
bozuklukla birlikte görülen hastalik belirleyicileri ile de bir saha
çalismasi yapilmistir. (Markowitz ve ark. 1989)
Kisilik Özellikleri
Yapilan çalismalarda panik bozuklugu olanlarda histerik, kompulsif,
narsistik, borderline, bagimli ve çekimser kisilik bozukluklari tesbit
edilmistir. Ancak kisilik bozukluklari ile panik bozukluk arasinda
belirlenmis bir karakter patolojisi bulunamamistir. 3 yildan fazla
panik bozuklugu olan hastalar üzerinde yapilan bir takip çalismasinda
bagimli ve çekimser kisilik özelliklerinin belirgin oldugu
vurgulanmistir. (Noyes ve ark. 1991) Diger bir çalismada agorafobili
panik bozukluklu hastalarinda bagimli kisilik bozuklugunun daha çok
görüldügü bildirilmistir. (D.F.Klein 1987)
Agorafobi
Agorafobik hastalar, yardim almasi zor oldugu ortamlardan kuvvetli bir
sekilde uzak olmayi ve oralara gitmemeyi tercih ederler. Böyle yerlere
bu hastalar kendilerine yardim edebilecek bir arkadasi veya aile
üyelerinden biri ile gidebilir. Bu tip problemli yerler arasinda islek
caddeler, kalabalik magazalar, kapali mekanlar(tünel,köprü ve
yükseklikler) ve kapali kalinan alanlar veya sualti yollari, otobüsler
ve uçaklar vardir. Hastalar evlerini terkettigi andan itibaren bu
duygular israrci bir sekilde onlari takip eder. Bu davranislar aile
içerisinde evliligin uyusmazligi ile sonuçlanir. Çünkü primer problem
gözardi edildigi için yanlis teshis konur. Ciddi olarak hastalanmis
bireylerde evin disina çikma onlari ciddi olarak rahatsiz edebilir. Bu
yanlis diagnoz ile birlikte hastalar deli olabilecekleri ile ilgili
olarak korkutulmus olabilirler.
Eslik Eden Semptomlar
Depressif semptomlar, genellikle PB ve agorafobi ye eslik ederler.
Bazi hastalarda PB ile birlikte komorbidite olarak depresif bir
bozukluk da gelismis olabilir.
Çalismalar, PB'u olan hastlarda normal bireylere göre intihar riskinin
daha yüksek oldugunu göstermistir. Klinisyenler intihar riski olup
olmadigini ortaya koymalidir.
Agorafobiye ilaveten PB'de diger fobiler ve OKB'da birlikte
görülebilir.
PB ve agorafobide görülen psikososyal problemlerden evlilik
problemlerine ilaveten, çalisma gücünün kaybedilmesi, az çalisma
sonucu ortaya çikan ekonomik zorluklar ve alkol ve diger madde
kullanimi olusabilir.
Ayirici Tani
Panik Bozukluk
PB'un ayirici tanisindan diger mental bozukluklardan ayrilmasi
gerekliligi yaninda medikal hastaliklarinin büyük bir kismindan da
ayristirilmalidir.Bu hastalikla (Tablo 7). da gösterilmistir.
Tablo 7:Tibbi Sartlara ve Diger Organik Faktörlere Bagli Olarak Ortaya
Çikabilen Panik Bozukluk
Troid Disfonksiyonu
Hipertroidizm
Hipotroidizm
Paratroid Disfonksiyonu
Hiperparatroidizm
Adrenal Disfonksiyon
Feokromostoma
Vestibüler Disfonksiyon
Epileptik Bozukluklar
Merkezi Sinir Sistemi Uyaricilari (Kokain, Amfetamin vb.)
Merkezi Sinir Sistemi Depresanlari (Alkol, barbitüret vb.)
Kardiak Nedenler (Aritmiler, Supraventriküler Tasikardi, Mitral Valv
Prolapsusu)
Hipoglisemi
Tibbi Hastaliklar
Herhangi bir zamanda hasta risk faktörlerine ve yasina bakmaksizin
potansiyel olarak fatal sartlari ihtiva eden (mesela, Miyokat
Enfaktüsü) bir durumla acil servise basvurmussa, tam bir anamnez
alinmali ve tam bir fizik muayeneden geçirilmelidir. Standart
laboratuar muayenelerinden geçirilmelidir. Bu çerçevede tam kan sayimi,
elektrolit degerleri, glukoz orani, kalsiyum konsantrasyonu, karaciger
fonksiyon testleri, üre kreatinin bakilmalidir. Troid fonksiyonlari,
idrar analizi, ilaç alimi ve EKG çekilmelidir.
Hasta hayati tehlike içerisindeki sartlardan gelmisse bu bulgular
yoksa, hastanin panik bozukluk içerisinde olabilecegi düsünülmelidir.
Panik bozuklugu teshisinin kabulu için hastada bulunan faktörlerin
tersi seklinde bir takim medikal belirtiler varsa diagnoz ona göre
yönlendirilir. Bunun yanisira atipik semptomlar olusmussa(mesela
vertigo,mesane kontrol kaybi ve bilinç kaybi) veya ilk panik atagin
baslangiç yasi geçse (45 yasindan yukari) psikiyatri disindaki tibbi
durumlari hekim gözden geçirmelidir. Mitral valv prolapsuslu hastalar
ile PB'lu hastalar ayni semptomlari tasiyabilirler. (Gorman ve ark.
1981., Mattes ve ark. 1981) Kontrol grublarina göre PB'lu hastalarda
mitral valv proolapsusu daha sik görülür. (Gorman ve ark. 1981)
Panik ataga neden olabilecek faktörlerde madde kullanimi, troid,
paratroid ve adrenal bezin fonksiyonlari standart olarak
incelenmelidir.
Gögüs agrisi semptomlari ve yüksek risk özellikleri tasiyan (sisman ve
hipertansif) hastalar daha ileri kardiak testlere tabi tutulmalidir.
Bu testler arasinda 24 saat EKG takibine alma, stres testleri, gögüs
filmi, ve kardiak enzimlerin ölçülmesi vardir.
Atipik nörolojik semptomlar varsa bu hastalarda açiklayici ileri
testler uygulanmalidir. EEG ve MRI yapilarak muhtemel bir temporal lob
epilepsisi, multipl sklerozis ve beyinde yer isgal eden lezyonlar
tesbit edilebilir.
Çok az karsilasilmasina ragmen hastalarda karsinoid tümör ve
feokrostoma düsünülmelidir.(Starkman ve ark. 1990) Bunun içinde 24
saatlik idrarda seratonin metabolitleri veya katekolaminlerin
miktarina bakilmalidir.
Hypoglisemide panik atagini düsündürebilir. Hypogliseminin diger
belirtileri yoksa nadir olarak hypogliseminin panik atagi yapabilecegi
unutulmamalidir.
Mental Hastaliklar
Panik bozukluktan ayrilmasi gereken psikiyatrik hastaliklar arasinda
simulasyon, hipokondriazis, depersonalizasyon bozuklugu, sosyal ve
spesifik fobi, posttravmatik stres bozuklugu, depressif bozukluk ve
sizofreni vardir.
Ayirici tani da hekimin dikkat etmesi gereken en önemli hususlar
sunlardir: Panik ataginin beklenmedik sekilde meydana gelmesi,
durumlarla bir baginin olmasi veya durumlarin predispozan bir faktör
olarak rol oynayabilmesidir. Beklenmeden olusan panik atak, PB'un
belirlenmis özelligidir. Durumsal özelliklere bagli ortaya çikan PA'da
genellikle farkli sartlar mevcuttur. Mesela bu sartlar sosyal fobiyi
veya spesifik fobiyi (fobik uyaranlarla karsilastigi zaman), OKB'u
(bir komplikasyona direnmeye çalistigi zaman) veren bir depressif
bozuklugu (anksiyete ile basedemedigi zaman) içerebilir. Korkunun veya
anksiyetenin üzerine odaklanma da önemlidir.
Odaklanma olgusu yok mudur? (PB'de oldugu gibi) veya spesifik
odaklanma olgusu var midir? (mesela sosyal fobili bir sahista
konusamama korkusuna odaklanma) sualleri sorulmalidir.
Ayirici tanida somatoform bozukluklarda dikkati alinmalidir. Buna
ragmen bir hastada ayni anda hem somatoform bozukluklarin hem de PB'un
tani kriterleri birlikte rastlanabilir.
Atipik depresyon ile anksiyete bozukluklarinn birbirinden ayirmak
oldukça zordur. Panik atak ve atipik depresyon siklikla birlikte
bulunur. Bu tip hastalar MAOI'ine iyi cevap verirler. (Liebowitz ve
ark 1984b)
Spesifik ve Sosyal Fobiler
DSM IV kriterlerine göre Agorafobili PB'un ayirici tanisi bazen zorluk
arzetmektedir. Bir tarafta agorafobili PB varken diger taraftan
spesifik ve sosyal fobi vardir.
Spesifik sartlarda (mesela asansörde) bir panik atak geçiren bazi
hastalar bu ortamlardan kaçmaya yönelik davranislar
gelistirebilmektedirler. Onlarin düsüncelerine göre ayni ortamlarda
tekrar panik atak geçirebileceklerinden korkmaktadirlar. Bu tip
hastalar ayni zamanda spesifik fobinin diagnostik kriterlerini
karsilamaktadirlar. Bu durumda klinisyenler baskin olan tabloya göre
karar vermelidir.
Diger bir örnekte bir veya daha fazla PA geçiren bir sahis, özel
durumlarda PA' gi geçirecegi korkusu ile toplumsal iletisim ve
konusmalardan kaçinabilir. Buradan klinik görünüm daha çok sosyal
fobiye uymaktadir. Hasta PA geçirecegi korkusu ile toplu yerlerde
bulunmaktan ve konusmaktan kaçinmaktadir. Bu durumda klinisyen bakis
açisi diagnozu netlestirecektir.
Panik Bozukluk Olmaksizin Agorafobi
PB olmaksizin Agorafobinin ayirici teshisinde, anksiyete ve depresyona
neden olabilecek tibbi sartlarin tamami vardir. Psikiyatrik
hastaliklarinin ayirici tanisina ise major depressif bozukluk,
sizofreni, paranoid kisilik bozuklugu, çekingen kisilik bozuklugu ve
bagimli kisilik bozuklugu vardir.
Klinik ve Seyir Prognoz
Panik Bozukluk
PB genellikle geç adölesan ve erken adultluk döneminde baslar.
Çocukluk dönemi boyunca, erken adölesanlar ve orta yaslara kadar olan
süre boyunca ortaya çikabilir. Bazi bilgilere göre PB'nin
baslangicinda psikososyal stressörlerin bulundugunu göstermektedir.
Çogu vakada da belirgin bir psikososyal stressör faktör bulunamamistir.
PB, genellikle kronik bir hastaliktir. Hastaligin klinik seyri hem
hastadan hastaya degisirken hemde bir hasta içinde farkliliklar ve
degiskenlikler arzetmektedir.
PB'nin uzun süreli takip çalismalarindaki bilgileri yorumlamak zordur.
Çünkü onlardan tedavisinin etkinligi kontrol edilmemistir.
Bununla birlikte, hastalarin yaklasik %30-40 i uzun süreli takiplerde
semptomlarindan arinmis gözükmektedirler.Yaklasik % 50 si ise
semptomlara sahiptir. Ancak bu semptomlar ilimli seyretmekte ve
onlarin hayatini belirgin oranda etkilememektedirler. Yaklasik %10-20
si ise belirgin semptomlara sahip olarak bozukluklarini
sürdürmektedirler.
Ilk bir veya iki PA' tan sonra, hastalar kendi durumlarina kismen
kayitsiz kalmaktadirlar. Hernasilsa tekrarlayan ataklarla birlikte,
semptomlar büyük bir ilgi odagi haline dönüsebilmektedir. Hastalar,
PA'larin gizeminden korunmaya çalismaktadirlar. Bu çerçevede ailesine
ve arkadaslarina, davranislarindaki izah edilemeyen degisiklerle
yaklasmaya baslamaktadirlar. PA'larin sikligi ve siddeti düzensiz
seyredebilmektedir. PA'lar bir gün içinde birkaç kez tekrarlayabildigi
gibi ayda bir kez veya daha az olabilmektedir. Yogun olarak kullanilan
kafein ve nikotin semptomlarin ortaya çikmasina neden olabilmektedir.
Depresyon bütün hastalarin %40-80 in etkileyerek semptom profilini
karmasik hale getirebilmektedir. Çesitli çalismalarda bu ortaya
konmustur.Genellikle hastalar intihar düsüncelerini koruma egiliminde
degildirler. Ancak intihar yapmak için artmis bir riske sahiptirler.
Bütün hastalarin %20- 40 da alkol veya madde bagimliligi ortaya
çikmaktadir.
Ayrica bu hastalarda OKB'da gelisebilmektedir. Bunlarin okulda, iste
ve aile içi iliskilerdeki performansi yaygin olarak düsmektedir.
Premorbid fonksiyonlari iyi olan ve semptomlarin süresi kisa olan
hastalarda prognoz iyidir.
Agorafobi
Agorafobili vakalarin çoguna PB'nun neden oldugu düsünülmektedir. Eger
PB tedavi edilmisse, agorafobide genellikle ayni zamanda
düzelmektedir. Agorafobinin tam ve kesin tedavisi için, bazen davranis
terapisi yapmak gerekmektedir.
PB'u hikayesi olmayan agorafobilerde genellikle kötü ve kronik bir
prognoz söz konusundur. Agorafobinin klinik seyrinde genellikle
Depressif bozukluk ve alkol bagimliligi komplikasyonlari ortaya
çikmaktadir.
Tedavi
Tedavide, hastalarin çogunda agorafobi ve PB'nun semptomlarinda
dramatik bir iyilesme tesbit edilmistir. Iki önemli yararli tedavi
yaklasimi vardir. Bunlar, farmakoterapi ve bilissel-davranissal
psikoterapidir. (Marks ve ark. 1983., Telch ve ark. 1985) Marks ve
arkadaslari (1985) kombine terapiyi faydali bulmamaktadir. Bazi
arastiricilar ise bunun tersi iddialarda bulunmaktadir. (Mavissakalian
ve Michelson 1986b., Telch ve ark. 1985., Zitrin ve ark. 1980)
Agorafobili PB'lu hastalar üzerinde yapilan plasebo kontrollü bir
çalismada antifobik etkisi oldugu ortaya konmustur. (Mavissakalian ve
Perel 1989) Aile ve grup terapilerinde hastalara ve onlarin ailelerine
yardimci olabilir. Hastalar, hastaligi presipite edebilecek
psikososyal zorluklari ve sahip olduklari hastaligi asmak için aile ve
grup terapilerine ihtiyaç duyabilirler.
Farmakoterapi
Trisiklik ve tetrasiklik ilaçlar, monoamino oksidaz inhibitörleri (MAOI),
seratonin spesifik reuptake inhibitörleri (SSRI) ve benzodiazepinler
PB'un tedavisinde kullanilan yararli ilaçlardir. Ilave olarak, b-
adrenerjik reseptör antagonistleri mesela propranolol (dideral) PB'un
tedavisinde yararli degildir. Su anda kullanimda olan azaspiranlar
mesela buspiran (buspar) muhtemelen yararli degildir. Konservatif
yaklasimlar su anda elde mevcut olan bilgiler üzerine bina edilmistir.
Bunlar arasinda trisiklik antidepresanlari kullanmak mesela
clomipramin (anafranil) veya imipramin (tofranil) ilk etapta
kullanilacak olan ilaçlardir.
Ilk etapta kullanilan trisiklik ilaçlar yararli degil veya tolere
edilemiyorsa ikinci etapta MAOI, SSRI veya benzodiazepinler kullanilir.
Alternatif olarak, bazi klinisyenler ilk etap olarak MAOI, SSRI veya
bir benzodiazepin ilacini tercih etmektedirler.
Trisiklik ve Tetrasiklik Ilaçlar
Trisiklik ilaçlar arasinda en saglam verileri olan clomipramine ve
imipramin, PB'un tedavisinde yararliligi tesbit edilmis ilaçlardir.
Klinik çalismalarda bu ilaçlarin klinik kullanimi ile ilgili bir takim
özellikler ortaya konmustur. Bu ilaçlara küçük dozda baslanmali, günde
10 mg ile tedaviye baslanmali, her iki üç günde bir artirilan 10 mg
lik günlük dozla yavas yavas titrasyon yükseltilmelidir. Daha sonra
ise her iki üç günde bir gün artirilan 25 mg dozla titrasyon
artirilmalidir. Bu durum düsük dozlarda iyi tolerans varsa uygulanir.
Imipramin ve clomipramin ile tedavi edilen hastalarda uyumu bozan en
önemli yan etki tedavinin baslangicindaki asiri stimulasyondur. Asiri
uyarilmadan, yavas artan titrasyon plani kullanilmasi ile
kurtulunabilinmektedir.
PB'lu hastalarla yapilan erken çalisma bulgularinda daha düsük
dozlarda daha hizli cevaplar depresyon hastalarindan daha iyidir.
Ancak geç çalismalar gösterdi ki bu olgu dogru degildir.
PB'lu hastalar clomipramin ve imipramin tam doz alimina ihtiyaç
duymaktadirlar. Bu ilaçlar genellikle cevap almak için uzun bir süre
kullanilmalidir. Bu süre 8-12 haftadir. Depresyonda ise bu süre 6-8
haftadir.
Bazi bilgiler, PB'un tedavisinde desipramin (norpramin) yararliligini
desteklemektedir. Diger bilgilerde maprotiline (ludiomil) ve trazadone
(desyrel) in desipraminden daha az efektif oldugu gösterilmistir.
Vaka sonuçlarinda diger trisiklik antidepresanlarin efektif oldugu
bildirilmistir. Bunlar arasinda nortriptilinle (Aventyl), amitriptilin
(laroxyl) ve doxepin (Adepin)vardir.
Nortriptilinle yapilan klinik çalismalar daha çok tercih edilmektedir.
Çünkü bu ilaç genellikle daha az yan etkiye sahiptir. Özellikle bu
durum ortostatik hipotansiyon açisindan önemlidir. Diger trisiklikler
daha çok ortostatik hipotansiyon yapar.
Ilaçlar kesildikten sonra hastaligin tekrarlama riski çok yüksektir. (Noyes
ve ark. 1989) Ilaçlarin yarim dozda (80 mgr/gün gibi) sürdürülmesi de
tekrarlamayi azaltmaktadir. (Mavissakalian ve Perel 1992)
Monoamino Oksidaz Inhibitarlörleri (MAOIs)
Monoamino oksidaz inhibitörleri (MAOI) de PB'un tedavisinde yararlidir.
Çogu çalismalarda phenelzine (Nordil) kullanilmistir. Bazilarinda ise
tranylsypromine (Parnate) kullanilmistir. Bazi çalismalarda MAOI'i,
trisiklik anti depresanlardan daha yararli bulunmustur. Vaka
sonuçlarinda trisiklik antidepresanlara cevap vermeyen bazi vakalarin
MAOI cevap verdigi bildirilmistir.
MAOI'ler kullanildigi zaman, PB'u olan hastalarda trisiklik
antidepresanlarla tedavide olusan asiri uyarilma baslangiç etkisi
burada görülmemektedir.
MAOI'in dozaji, depresyon tedavisinde ulasilan dozlarla aynidir ve
terapotik etki 8-12 haftadan sonra gözlenmelidir.
Seratonin Spesifik Gerialim Inhibitörleri (SSRI)
Birlesik devletlerde üç SSRI kullanilmaktadir. Bunlar, fluoxetine (Prozac,
Depreks), sertraline (Zoloft, Lustral) ve paroxetine (Paxil) dir.
PB'da SSRI'larin yararliligi ile ilgili iyi kontrol edilmis çalismalar
sinirlidir. Fakat PB'u olan hastalarda clomipramininin etkinligi,
SSRI'larindan etkin olabilecegini telkin etmektedir.
Fluoxamine ile yapilan iyi kontrol edilmis bir çalismada, diger bir
SSRI, PB'un tedavisinde etkin bulunmustur.
Vaka sonuçlarinda PB'lu hastalarin SSRI'lar ile asiri uyarilmanin
olabilecegini belirtmislerdir ve ilaç dozlarinin yavas bir sekilde
artirilmasi gerektigini söylemislerdir. Fluoxetin için yavas titrasyon
kapsülün suda eritilmesi veya su anda piyasada olan fluoxifilin
eliksirinin kullanilmasi ile mümkündür.
Baslangiç dozu günlük 2 veya 4 mg dan az olmalidir. Her iki doz günlük
intervallerle günlük 2-4 mg artirilmalidir. Terapotik doz artirimi
günlük 20 mg a ulasana kadar devam etmelidir.
Benzodiazepinler
PB'nun tedavisinde benzodiazepinlerin kullanimi sinirlandirilmistir.
Çünkü ilaca bagimlilik riski, bilissel yapiyi bozmasi ve ilacin
suistimali gibi riskleri mevcuttur. Tüm bunlara ragmen,
benzodiazepinler PB'nun tedavisinde yararli ilaçlardir. Bu ilaçlar
diger ilaçlara nazaran daha hizli sürede etki ederler. Etki bir iki
haftada baslar dördüncü haftadan sonra sekizinci haftaya kadar pik
yapar.
Bazi hastalarda klinisyenler baslangiç tedavisini benzodiazepinlerle
yaparak, diger bir ilacin titrasyonunun (mesela, clomipramin)
saglarlar.8-12 hafta sonra ise benzodiazepini keser.
En iyi bilgiler, PB'nun tedavisinde kullanilan alprazolam (Xanax) ile
ilgili olanlardir. (Ballenger ve ark.1988., Pecknold ve ark. 1988)
Klonozepam (Klonopin) ile ilgili vaka takdimleri vardir. Bu ilaç
alprozolamdan iki kat daha potensdir ve lorezepam (Ativan) ise
alprazolamdan yarim kat daha potenttir ve bunlarda tedavi de etkindir.
Hastalar duygudurum açisindan takip edilmelidir. Çünkü alprazolam
maniye, klonazepam depresyona neden olabilmektedir. (Hollander 1995)
Alprazolam tedavisi günlük dört kez verilen 0.5 mg.lik dozlarla
baslar. PB'nun tedavisi için gerekli günlük doz 10 mg ve üzeridir.
Yaygin olarak kullanilan efektif doz 4-6 mg/günlük dozdur. Imipramin
negatif duygulanim ve kognisyonlara etkiliken, alprazolam daha çok
somatik belirtiler üzerine etkilidir. (Hoehn-Saric ve ark. 1988)
Benzodiazepin tedavisinin major riski bagimlilik ve ilaç kötüye
kullanimidir. Bagimlilik, birkaç ay süre ile tedavi edilen hastalarda
gelisebilir. Bu nedenle özellikle alprazolam almak üzere
benzodiazepinler gittikçe azaltilan bir doza ulasilmasi ve tedavi
kesilmesi için karar verilmektedir. (Nagy ve ark. 1989)
Bazi bilgilere göre, benzodiazepinler anti panik etkisine hastalarda
tolerans gelismedigi ifade edilmistir.
Tedavi Basarisizliklari
Bir siniftaki ilaç hastalik üzerine etkin degilse farkli bir grup ilaç
üzerinde çalisilmalidir. Mesela trisiklik bir ilaçtan etki elde
edilememisse, MAOI bir ilaç denenmelidir.
Eger tek bir ilaç ile basari elde edilememisse kombine ilaç tedavisi
uygulanmalidir. Mesela, bir benzodiazepine ile bir trisiklik ilaç veya
bir SSRI ile bir trisiklik ilaç veya lityum ile bir trisiklik ilaç
kullanilmalidir.
Bazi yayinlarda antikonvülzan bir ilaçla mesela karbamazepine(Tegretol)
veya Valproik asit (Depakin) daha yararli sonuçlar elde ettiklerini
bildirmislerdir.
Diger bazi yayinlari Kalsiyum Kanal Blokerlerine mesela Verapamil (Calan)
PB'nun tedavisinde etkili oldugunu bildirmislerdir.
Tedavi basarisizliklari ile yüzyüze kalan klinisyenler öncelikle
teshislerini gözden geçirmelidirler. Ardindan hastalarin tedavi
rejimine uyumlari arastirilmalidir. Ilacin plasma konsantrasyonuna
ulasip ulasmadigi incelenmelidir. En son olarak da komorbid bir
rahatsizligin olup olmadigina bakilmalidir. Mesela depresyon, alkol,
mariyuana ve diger madde kullanimi olup olmadigi arastirilmalidir.
Farmakoterapinin Süresi
Etkili bir farmakoterapi genellikle 8-12 ay süre ile devam
ettirilmelidir. Mevcut bilgilere göre, PB, kronik , belki hayat boyu
devam eden, tedavi kesildiginde tekrarlayacak olabilen bir hastaliktir.
Çalismalar, PB'u basarili bir sekilde tedavi olmus hastalarin onlarin
tibbi tedavileri kesildigi zaman %30-90 arasinda relaps olduklari
gözlenmistir.
Hastalar benzodiazepinlerle tedavi edilmislerse relaps çikabilmektedir.
Bilissel ve Davranissal Terapiler
Bilissel ve davranissal terapiler PB'nun tedavisinde etkilidir.
Çesitli yayinlarda bilissel davranissal terapilerin yalniz basina
farmakoterapiden daha üstün oldugu iddia edilmektedir. (Barlow ve ark.
1989., Beck ve ark. 1992., Michelson ve ark. 1990., Salkovskis ve ark.
1986) Bazi yayinlarda bunun tersini söylenmektedir.
Birkaç çalisma ve yayinda kombine terapinin etkinligi üzerinde
durmustur. Bilissel davranissal terapilerle farmakoterapi kombine
edildiginde, yalniz basina yayinlanan tedaviden daha yüksek etki elde
edilmistir. (Craske ve ark. 1991)
Birkaç çalismada hastalar uzun süreli takip edilmistir. Bilissel
davranissal yöntemlerle tedavi edilen bu hastalar remisyonlarinin daha
uzun sürdügü tesbit edilmistir.
Bilissel Terapi
PB için bilissel terapinin iki büyük odagi vardir. Bunlar hastanin
yanlis inanislarinin yeniden yapilandirilmasi ve düzeltilmesi, PA'nin
gelisimi ile ilgili bilgilendirilmesi.
Yanlis inanislarin yeniden yapilandirilmasinin merkezinde, hastanin
vücudundaki duyumlari yanlis yorumlamasi yatmaktadir. Hasta
vücudundaki bu duyumlari ölüm ve dehset olarak algilamakta ve PA
geçirmektedir.
PA hakkinda bilgilendirme ise, PA'nin tüm boyutlari ile anlatilmasi
seklinde olmaktadir.
Relaksasyon Yöntemleri
Bunun amaci hastanin relaksasyonu temin ederek anksiyetesini kontrol
altina almayi ögrenmesidir. Progressif kas ve gevsetme ve ilave
imajinasyon uygulamalari ile hasta PA'ini kontrol altina almayi
ögrenebilir. (Benson ve ark. 1974)
Solunum Çalismalari
Hiperventilasyona bagli ortaya çikan semptomlar PA'i provoke edebilir.
Bu nedenle hiperventilasyonu önleyecek önlemler alinir.(Clark ve ark.
1985, Lum ve ark. 1981)
Yüzlestirme (Expojure) Tedavisi
PB'dan davranis terapisi olarak uygulanir. Burada hasta korktugu
uyaranla karsi karsiya getirilir ve denemeler sonucunda hasta
desensitize edilir. Burada hasta iç duyulari yerine dis uyarilara
dikkatini çeker.
Diger Psikolojik Tedaviler (Klein DF ve ark. 1983)
Aile Terapisi
Aile terapisi egitim ve destek amaçli olarak yararlidir.
Içgörü Yönelimli Psikoterapi
Içgörü Yönelimli Psikoterapi, PB ve agorafobinin tedavisinde yararli
bulunmustur. Tedavinin odagina hastanin anksiyetenin bilinçdisi
anlamini idrak etmesini saglamak ve durumsal kaçinmanin sembolizasyonu
anlatmak, bastirilan dürtüleri açiga çikartmak ve sekonder kazançlari
farkettirmek olusturmaktadir. (Noyes ve ark. 1990)
Bu tedavi ile, erken infantil ve ödipal çatismalar çözümlenmeye
çalisilir.
Kombine Terapi
Bazi arastiricilara göre PB'nun primer semptomlarina karsi
farmakoterapi, sekonder semptomlarinin tedavisi için psikoterapi
uygulanmalidir. (Craske ve ark. 1991)

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Panik Bozukluk Nedir?
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|