|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 20 Ocak 2008 |
Okunma: 962 kez
Yabancı sermayenin ne anlama geldiğini ekonomik literatürde irdeleyecek olursak birçok tanımla karşılaşırız. Yabancı sermaye, bir ülkedeki mevcut olan sermaye stokuna, başka bir ülkenin sahipliğindeki ilave sermaye katkısıdır. Yabancı sermaye ülkenin doğal kaynaklarını kullanılabilir hale getirmek ve mevcut üretim faktörlerini etkin bir şekilde kullanmak için , ülke içinde olmayan veya daha elverişli koşullarda ülke dışında bulunan sermayeyi içeri almalarına denir.
( www.genbilim.com )
Yabancı sermayenin bir ülkeye girişi iki değişik yolla
olabilmektedir.Bu yollardan biri dolaylı yabancı sermaye yatırımı
diğeri ise dolaysız yabancı sermaye yatırımıdır. Yatırımcının doğrudan
yatırım yapmayarak başka bir ülkedeki bir firmanın hisse senetlerini
veya tahvillerini satın alması sonucu dolaylı yabancı sermaye yatırımı
oluşmaktadır.Böylece yabancı sermaye dolaylı yoldan ülkeye girmiş
olur.Böyle yatırımlara portföy yatırımı da denilmektedir. Bir şirketin
üretimini ana merkezinin bulunduğu ülke sınırları dışına yaymak üzere
yabancı ülkelerde üretim tesisi kurması veya mevcut tesisleri satın
alması bir dolaysız yabancı sermaye yatırımıdır. Dolaysız yabancı
sermaye yatırımlarında çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren şubeler tek
bir ana merkeze bağlı bulunurlar.Bu şekilde farklı ülkelerde kurduğu
şubelere aynı anda birçok ülkede birden üretim faaliyetine katılan
şirketlere çok uluslu şirket adı verilmektedir. Dolaylı ve dolaysız
yatırımlar arasında bazı farklar bulunmaktadır.Portföy yatırımlarında
tahvil veya hisse senedi alırken, şirket yönetiminin bizzat
denetlenmesi mümkün değildir.Ayrıca yabancı yatırımcı portföy
yatırımlarında sadece sermayesini koyabilir.Yine bu tip yatırımlarda
yatırımcı, gerçek kişi ya da çok uluslu bir şirket olabilir.Bir de bu
tip yatırımlarda gelir ve anaparanın ödenme koşulları bellidir.
Dolaysız yatırımlara baktığımızda yabancı yatırımcının, sermaye
dışında üretim faktörlerini de koyabileceğini görüyoruz.Bu tip
yatırımı genellikle çok uluslu şirketler yapar.Dolaysız yabancı
sermaye yatırımlarında, çoğunlukla işletmenin kazanç durumu ve
hükümetlerin kazanç üstüne koydukları kısıtlamalar yüzünden
yatırımların geri ödenmesi belirsiz ya da değişkendir. Yabancı sermaye
hakkında temel birkaç tanım yaptıktan sonra Türkiye’nin yabancı
sermaye durumunu incelemeye geçebiliriz. Ancak asıl odaklanmamız
gereken 1980 sonrası döneme geçmeden bazı değerlendirmeler yapmayı
uygun görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nde yabancı sermayenin nasıl bu
duruma geldiğini görebilmemiz için geçmişe uzanmamız gerekecektir.
1) Cumhuriyet Öncesi Dönem
Türkiye Cumhuriyeti öncesinde aynı topraklarda hüküm süren Osmanlı
İmparatorluğu’nun yabancı sermaye ile tanışması 1535 yılına dayanır.
Osmanlı İmparatorluğu dış politikada vs. Fransa’ya o tarihlerde yakın
duruyordu. Bu yakınlık 1535 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun
Fransa’ya ticari bağışlarda bulunmasına kadar dayandı.Kanuni zamanında
Fransa’yı koruyan İmparatorluğun sağladığı ticari bağışlarda yabancı
sermayeyi etkileyen hususlar şunlardı;
a ) Her iki ülke sularında gemi taşımacılığı karşılıklı olarak serbest
olacaktır.
b ) Fransa tüccarları Osmanlı ülkesinde ticaret yapacaktı ve 10 yıl
süreyle vergi vermeyeceklerdi.
c )İthal edilen Fransa mallarına %3 gümrük resmi uygulanacaktı.
III. Selim, IV. Mahmut döneminde de bu ticari bağışlar artarak devam
etti.Perde arkasına baktığımızda bu masum görünen ticari bağışlardı
aslında kapitülasyonların temeli oluşturuyordu.Ancak bu tehlike ne
yazık ki erkenden bertaraf edilemedi. 1740 tarihinde Fransa ile resmi
ticari antlaşma yapıldı.Bu antlaşma ile önceden ticari bağış diye
nitelendirdiklerimiz artık hak özelliği kazanmış oldu.Bu antlaşmanın
84. maddesine göre imtiyazlar değişmezlik kazandı yani kalıcı hale
geldi. 1838 yılında 1535 yılından beri gelişen kapitülasyon süreci son
aşamaya geldi. Daha önceleri Fransızlara, sonraları İngilizlere,
tanınan imtiyazlar 1838 senesinden sonra Sardunya, İsveç, Norveç,
İspanya, Felemenk, Belçika, Prusya ve Danimarka gibi ülkelere de
verilmiştir. Bu derece geniş imtiyazlardan sonra yabancı sermaye
anlamında bir hareketlilik yaşandı.Bunlara birkaç misal vermek
gerekirse;
-1840 yılında ilk defa portföy yatırımı (dolaylı yatırım) diye
adlandırılan dış borçlanma işlemi gerçekleşmiştir.184 yılında
çıkarılan hazine tahvilleri Londra’da bulunan bir bankaya satılmıştır.
-1856 yılında dolaysız yabancı sermaye diye nitelendirdiğimiz bir
işlem gerçekleşmiştir.Bu yılda demiryolu yapımı maksadıyla ilk defa
Osmanlı’ya dolaysız yabancı sermaye girişi olmuştur.
Bunlar yanında finans sektöründe birçok gelişme daha olmuştur.1856
yılında Osmanlı Bankası kurulmuştur.Osmanlı tahvilleri yabancı
ülkelerde, Osmanlı’nın zararına olacak şekilde , rağbet görmüştür.
Osmanlı İİmparatorluğu, kısaca fazlasıyla borçlanmıştır.Dış borçlanma
1914 yılına kadar da sürmüştür. Burada dikkat çeken bir nokta, alınan
kimi dış borçların yatırım amaçlı kullanılmasıdır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda dolaysız yatırımın en yoğun olduğu dönem
1888-1896 yılları arasındaki dönemdir. Dokuz yıllık bu dönemde 30
milyon sterlinlik bir dolaysız yatırım olmuştur.Bu miktar 1914 yılına
kadar giren dolaysız yatırımların % 40’ını oluşturmaktadır. 1914
yılına kadar süren bu yabancı sermaye-yatırım dalgası I. Dünya
Savaşı’nın başlamasıyla hızını çok yavaşlatmıştı.Bunda devlet
politikalarının payı büyüktür. I. Dünya Savaşı’nın etkisiyle devlet,
yabancı şirketlerin elinde bulunan liman, demiryolu gibi stratejik
noktaları satın aldı, kamulaştırdı. Bu politika “Millileştirme” diye
adlandırıldı.
2) Cumhuriyet Dönemi
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllarda, ülkedeki millileştirme
politikasının etkisiyle yabancı sermayeye kuşkulu bakıldı.1950 ‘li
yıllara kadar ülkeye sınırlı bir sermaye akımı vardı.Aslında savaştan
yeni çıkmış bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti yabancı yatırımların
ilgi odağı sayılırdı.Ancak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izlediği bazı
politikalar yatırımcıların kabaran iştahlarını doyurmamıştı.Bu
politikalar içerisinde, yabancı yatırımcının yatırım yapmak istediği
araziyi devletin belirlemesi gibi devletin zararına bir yatırımı
önleyici tedbirler var idi. 1950’li yıllarda ülkemizde teşvik edici ve
de koruyucu kanunlar çıkmıştır.Bu teşvik edici birkaç kanuna rağmen
yabancı sermayede 1980’li yılların ilk yılları da dahil istikrarlı bir
artış görememekteyiz.Bu istikrarsızlığın sebepleri arasında şüphesiz
siyasi istikrarsızlık vardır.Yaklaşık 30 seneye tekabül eden bu süreç
içerisinde ülkemiz ikisi darbe bir tanesi muhtıra olmak üzere üç
askeri müdahale ve de çok sayıda hükümet değişikliği
görmüştür.Bunların sebep olduğu ekonomik istikrarsızlık ta yabancı
sermayeyi çok olumsuz etkilemiştir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Yabancı Sermaye
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |