Oca
20
2008
|
Şirketler |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 20 Ocak 2008 |
Okunma: 313 kez
Şirketlerde Özgüven Ortamı
Yöneticiler artik 'masa basinda' yönetimin modasinin geçtigini görüyor ama yeni modanin gerçegini göremiyorlar. Bunun ellerinde bir anahtar oldugunu yakinda anlayacaklar. Masa basindan kalkmak, her seyden önce bireyleri tanimak ve yeteneklerini saptayarak onlari gelistirmektir. Dahasi, ''duygusal ve manevi boyut'' özleminin gerçeklesmesi olarak tanimladigimiz, sirketin bakis açisini ve hedeflerini canli tutmaktir.
Özgüven sahibi bir eleman müsteriyi mutlu eder; biz buna böylece
inaniyoruz. Böyle bir iliskinin temelinde ise, 'Marka Kültürü'
gizlidir. Amaç, markanizin varolan dünyasini daha iyi bir dünya haline
getirmektir. Özgüven duygusu gelismis kisiler isini daha iyi yapar.
Marka dünyasi içinde isini daha iyi yapmak, müsteri beklentileri
açisindan daha verici olmak demektir. Bu da, kisinin isinden daha çok
zevk almasini saglar.
Bu yönetim sistemini bir sekilde sirkete aktarmak ve sirketteki
herkesin markayi belli bir 'Marka Kültürü' çerçevesinde 'yasamasini ve
yasatmasi'ni saglamak, basarinizin anahtari ve ayni zamanda da bu
kitabin amacidir. Kurumsal davranis biçimlerinin pazar kosullarina
göre gelistigi dogrudur, ancak sirketin düslerine ve hedeflerine bagli
kalmayi gerektirir.
Markayi etkin bir sekilde yasatmak için, sirketlerin geleneksel
'emir-komuta ' sistemini asarak korkusuz bir çalisma ortami
yaratmalari gerekir . Bu yeni yönetim boyutunu ''özgüven ortaminin
yaratilmasi'' seklinde tanimliyoruz. Bu kisaca, özgüven ortaminda
mutlu ve katilimci elemanlar yetistirerek, müsteri beklentilerini asan
bir sirket olmanizi saglayacak yöntemdir.
Pek çok insanin süklüm püklüm ise gidip süklüm püklüm döndügü bir
dönemdeyiz. Bütün o insanlarin bir anda silkinip baslarini
kaldirdiklarini düsünebiliyor musunuz? Bu yeni yönetim sisteminin
anahtari, özgüven ortaminin derecesidir . Yani, çalisanlarin
inisiyatif kullanma sinirlarini çok iyi anlamasi ve isvereninin ayni
kriterlere bagli kalacagina güven duymasi gerekir. Ayni sekilde,
çalisanlarin üretici ya da saticinin vaadini ilettigi müsteri de bu
vaadin yerine getirilecegine güvenmelidir. Çalisanlar grubu, is
saatleri disinda zengin bir medya ortami içindedir. Kablolu yayinlar
ya da uydu araciligiyla izlenen sayisiz TV kanallari, internette
ulasabilecekleri sonsuz siteler; her geçen gün teknigi ve kalitesi
gelisen filmler, çesitli müzik kanallari ve dergiler bundan on yil
önce hayal bile edemeyecegimiz zengin bir medya yaratmistir. Diger
taraftan insanlarin para harcama aliskanliklari artmistir. Bazi
eglenceleri evden satin alabilme olanaklari yayginlasirken, disarida
yemek yemek ve yabanci ülkelere tatile gitmek gibi günlük hayatimizda
önem li etkiler yaratan olgular görülmektedir. Yüksek teknoloji,
kültürel olaylar , spor faaliyetlerindeki gelismeler , üçüncü bin
yilda gelismis ülke insanlarinin bos zamanlarini
degerlendirebilecekleri olaganüstü firsatlar olduguna isaret ediyor.
Bütün bunlar , çalisanlarinizin dikkatini çekecek ve onlari
etkileyecek muazzam bir rekabeti simgeler. Bir isverenin çalisanlarina
kalorifer, kantin ya da sirket içinde bir berber saglayarak getirdigi
kosullar artik günümüzde çok yetersizdir. Disarida çalisanlarini
bekleyen yasam biçiminin heyecan ve çekicilikleriyle, bir sirket nasil
rekabet edebilir? Üstelik tüm bu yasam biçimi, is saatlerinde
çalisanlarin zihnine takiliyorsa?
Kurum düsleri ve kurum senaryosu
Bunun cevabi, bir sirketin kendi düslerini yaratip sahneye
koyabilmesinde gizlidir. Üst düzey yönetim bu oyunu sadece kaleme
almakla kalmayacak, rejisörlügünü yapacak, sahne dekorunu hazirlayip
kuracak, ayni zamanda da, iyi bir anlatici olarak oyunun nasil
gelistigine dair yorumlamalar yapacaktir. Burada üst yönetim, markanin
yazaridir. Böylece, çalisanlar da her biri kendi rolünü oynayan
oyuncular olacaktir. Bu oynadiklari rol, çalisan için bir TV dizisi
kadar vazgeçilmez ve heyecan verici olmak zorundadir. Gerçek
tiyatrolarda oldugu gibi, kurumlarda da insanlarin ilgisini çeken ve
hayal gücünü çalistiran bu vazgeçilmez senaryoyu yakalamak gerekir.
Üst düzeyin senaryoyla özdeslesmesi, kurguladigi bu senaryoyu tek bir
itis gücüne odaklayarak bu ana fikri tekrar tekrar çalisanlarinin
kafasina sokmasi, çalisanlarini harekete geçirecek mesaji verecektir:
Ticari anlamda ölüm kalim savasi! Basarili oyuncu olmanin sirri,
rolünü ve bu rolün diger oyuncularla iliskisini çok iyi
anlayabilmektir. Çünkü bu aslinda yasayan, gerçek bir tiyatrodur; bu
yüzden de, dört perde için yazilmis hazir bir oyunda rol almaktan
oldukça farklidir. Bu gerçek tiyatroda dogaçlamalar sürüp gider.
Önünüze getirilmis hazir bir rolü ezberlemek, çok daha kolaydir.
Dolayisiyla, bu dogaçlamalarin özünü olusturacak bir davranis biçimine
sahip olmak gerekir ki, burada 'Marka Kültürü' önem kazanir.
Sirket üst yöneticisi, beklentilerin de yöneticisi rolündedir
diyebiliriz. Hem sirket içinde hem de sirket disinda beklentilerin
doruga ulasmasini saglamak onun isidir. Kurum görüsünü benimsemek için
istekli olmak kadar, bunu basaracak yetilere de sahip olmak
gereklidir. Intemet iletisimine geçilmis bir çagda pratik olmak ve
zamana karsi dogru kararlari alabilmek hayati önem tasir. Gerekli hizi
ve hiç durmadan hareket edebilme ortamini yakalamak, bu akis içinde
ufak tefek yanlislarin üzerinde zaman kaybetmekten çok daha yararli
olacaktir.
Ana prensipler
Müsteri beklentileri artarken, sirketlerin çogu markayla ilgili bu
temel beklentileri karsilamakta -hele hele müsteri beklentilerini
asmakta- pek yeterli oldugu söylenemez. Bir bakima teknolojik
yenilikler müsteriyi mutlu etmekle birlikte, aslinda, satin almanin
ödüllendirildigi günler oldukça geride kalmistir. Dahasi, çogu sirket
müsterinin tepkilerinden de epeyce uzaklasmistir , çünkü müsteriyle
dogrudan temasi artik pazarlama sirketlerine birakmaktadirlar. Bu
durumda, müsterinin görüsleri ve hisleriyle ilgili bilgiler sirketin
disariyla temasta olan alt grubuna ulassa bile, bu mesajlar üst
gruplara, saptirilmis bir sekilde ulasir. Sirketlerin baskan ya da
pazarlama müdürlerinin ortalama hizmet süresi de giderek azaldigindan,
çogu sirket elindeki müsteri grubunun ya da potansiyelinin ne oldugu
ya da nerede oldugu konusunda tam bilgi sahibi bile olamamaktadir.
Diger taraftan, sirketin finans bölümlerinde çalisan üst düzey grup
pek yerinden kimildamaz!
Marka vaadinin müsteriye iletilmesinin en iyi ölçütü, müsteriyle marka
sahibi sirketin iliskisidir. Bu iliskinin kalbi ise, bireysel düzeyde,
insanin insanla iliskisidir ve bu iliski dört boyutta toparlanabilir:
1. Iliskinin rasyonel boyutu: 'Umdugumdan daha iyiydi!'
2. Her iki tarafin da duygulariyla vardigi boyut: 'Bunu tekrar yapma-
yi isterim! ,
3. 'Kazanma' arzusuna dayanan politik boyut: 'Benim için iyi bir 'alis-
veris' oldu mu?'
4. Öz deger kavrami içinde manevi boyut: 'Bu markayi kullanmakla
kendimi daha iyi hissediyorum, ve umanm dünyadaki bütün insan-
lar bundan yaralaniyordur!'
'Marka Kültürü' ile yürütülen bu iletim süreci, müsterinin bu dört
boyuta yaklasmaya basladigi noktada büyük önem tasir. Bu boyutlarin
herhangi birinde, içinde bulundugunuz kosullara göre, ilerleme
kaydedebilirsiniz. Ancak, sonuçta dört boyutun hepsi birden çok daha
büyük bir potansiyel olusturdugundan, marka ve marka vaadinin
iletilmesi tam olarak bu dört boyutla yaratilir. Isin daha güç olan ve
esas önem tasiyan tarafi ise, sirketin bu dört boyut çerçevesinde
etkin olabilmesidir. Pazarlama dünyasinda bu dört boyutun bir arada
gelisemedigi örnekler çoktur. Rasyonel boyuttan duygusal boyuta
geçisin, bir bakima, önemini kabul edenler vardir aslinda; ama bunun
ötesine, politik ve manevi boyutlari anlamak ve bu boyutlara ulasmak
farkli bir kafa yapisi ve pazarlama kavramina derinlemesine bir
yaklasim gerektirir. Dolayisiyla, kurum olarak bu dört boyuta
ulasamayan örnekler daha da çoktur. Bugün piyasada en iyi is yapan
sirketler bile hala 'emir-komuta' zinciriyle yürütülmektedir. Üst
düzeyden alt düzeylere indikçe baski ve risklerin arttigi bu yönetim
kültüründe, 'yetenekli elemani al ve piyasaya sal' zihniyeti vardir.
Eger bu eleman piyasanin derin sularinda bogulacak gibi olursa, 'onu
isten at ve yenisini al' zihniyeti uygulanir. Burada sirket
politikasinin takim anlayisina yanasmadigi görülür; müsteriye hizmet
veren eleman isin son asamasinda kullanilan ve harcanan kisidir . Bu
tür sirketlerde, çalisanlarin çogu gayretleri yüzünden kisisel bir
takdir görmedikleri için islerinden sogurlar, islerine isteksizce
giderler. Bunun bir sonucu olarak da, is saatlerini dolduracak % 80
oraninda bir güç ortaya koyarlar. Oysa % 120 oraninda güç
potansiyelleri vardir ama bunu kullanmak istemezler. Pek de cesur bir
yönetim anlayisi sayilmayan bu 'emir-komuta ' uygulamasini asmak
zordur; bunun için ileri görüs, isteklilik ve yetenek sarttir.
'Özgüven ortaminin yaratildigi' sirketler sirasinda yer almak için bu
yeni yönetim boyutuna ulasmak gerekir. Bireyi, sirketi ve müsteriyi
daha iyi bir dünyaya kavusturan, uzun dönemli basari için gerekli
marka davranisini saglayabilen yönetim sistemi budur.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Şirketler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|