Oca
20
2008
|
Karma Ekonomi |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 20 Ocak 2008 |
Okunma: 510 kez
1- KARMA EKONOMİ NEDİR?
Gerek kapitalizm ve piyasa ekonomisinin, gerekse sosyalizm ve merkezi planlamanın, temel amaç olan “toplum refahına” ulaşmakta tam başarılı bir ekonomik düzen olmamaları “karma ekonomi” düzenini ortaya çıkarmıştır. Karma ekonomi düzeni ile ilgili olarak çeşitli tanımlar yapılmaktadır.
( www.genbilim.com )
Bunlardan bazıları aşağıda özetlenmiştir: Karma
Ekonomiyi; ekonominin üretici kesiminin, kamu ve özel teşebbüslerinin
bir arada yaşadığı ve her iki sektörün de toplum yararını gözeterek
çalıştığı bir düzen olarak tanımlayan Prof. B. Üstünel1
sınırlandırılmış ve yaygın mülkiyetle, demokratik planlama ve sosyal
devlet düzenini kurumsal çerçeve olarak belirler.
Prof. A. Kılıçbayın bu konuda esas görüşleri ise şöyledir:2
“Karma Ekonomi milli hasılanın gerek özel gerekse kamu sektörünce
müştereken yaratıldığı bir ekonomidir. Teoride iki sektör serbestçe
rekabet eder ve kaynakların dağılımı piyasada teşekkül eden fiyat
mekanizması bilhassa kalkınmakta olan ülkelerde mükemmel işlemez ve
kaynak dağılımı optimal olmaz. Müdahale ve planlama gerekir.” Prof. Y.
Ülken’ in karma ekonomi düzeni konusundaki görüşlerini şu şekilde
özetlemek mümkündür: İktisadi kalkınma bir amaçtır ve bu amaca varmak
için kullanılan araç ise iktisadi sistemdir. Kapitalist ve
kollektivist sistemlerin teorik olarak yaklaşımından bahsedilemez.
Uygulamada yaklaşmışlardır. Karşı sistemin daha etkili işlediği sabit
olan prensipleri ithal edilmiştir. Örneğin sol bir alet olan plan
kapitalist sistemin bazı araçları da kollektivist sisteme
aşılanmıştır. Sistemler böylece birbirlerine uygulamada
yaklaşmışlardır.3 Gerçekte saf teorik anlamda ne kapitalist ne de
kollektivist sistemin dünyada bir uygulamasına rastlamak mümkün
değildir. Nitekim Prof. Dr. İsmail Türk, zamanımızda bütün ekonomiler
bir anlamda karma ekonomidir der.4 Diğer taraftan bir çok sosyalist
düşünürler, karma bir ekonomik sistemin bir hayal olduğunu ileri
sürmektedir. Örneğin, Maurice Dobb’a göre “Karma Ekonomi Politikası
ile iki sosyal sistemin, bir ekonomi içinde birlikte müstakar ve
devamlı bir sistem olarak yaşaması bir düştür. Böyle bir karmaşıklığın
istikrarsız bir kompromi olması, şiddetli uyuşmazlıkları maskelemesi
için bir çok sebepler vardır. Böyle bir ekonomi içinde sistemlerden
birisi egemenliğini kurar ve ötekini kendine bağlı, tabi bir partöner
durumuna getirir.”5 Bütün bu görüşlerin ötesinde bugünkü gerçek şudur
ki; karma ekonomi düzeni, devlet kesimi veya özel kesim ağır basarak
dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır. Bir anlamda karma ekonomi
düzeni devamlılık niteliği kazanmıştır. Kalkınmakta olan ülkeler (az
gelişmiş ülkeler) için ise, karma ekonomi düzeni bir zorunluluk olarak
ortaya çıkmış bulunmaktadır. Doç. Dr. Sadıkların Japon ve Rus Kalkınma
Modellerini inceleyen kitabında bu konularda yer alan görüşleri şu
şekilde özetlemek mümkündür. “Japonya ve Rus Kalkınma modellerinde
müşterek olan ve dikkatle izlenmesi gereken bazı hususlar bilirmiş
bulunmaktadır: İki modelde de tüketimden büyük ölçüde kısıntı
yapılmıştır. Ancak, dünyanın üç büyük ekonomik güçleri arasına
girildiğinde tüketici sorunlarına sıra gelmiştir. Modern kalkınmaya
yönelen sorunlarına sıra gelmiştir. Modern kalkınmaya yönelen
yatırımlar için gerekli fonlar büyük fedakarlıklarla temin
edilebilmiştir. Japonya dış ticaret imkanlarından da faydalanmış
olmakla beraber, tarım sektörünün fedakarlığı iki modelde de esastır.
Tarım kesiminde verim artırmak için büyük çabalar gösterilmiştir.
Eğitime daima ve artan ölçülerde ağırlık verilmiştir. Böylece başlıca
önemli faktör olan emeğin kalitesi yükselmiştir. Daha sonra da, sınai
sektör, ağır ve kimya sanayi başta gelmek üzere ön plana alınmıştır.
Büyük kapasiteler yaratılmıştır. İki ülkede de, çok değişik
niteliklerde olmakla beraber, plan yolu denenmiştir. Milli motifle
veya düzenin üstünlüğü ispat etmek amacıyla “ekonomik kalkınma” daima
ilk öncelik sırasını almıştır. Liderler bu amaca kendilerini
adadıkları gibi toplumuda buna inandırmışlardır. Verimi artırmak için
sermaye ve teknik yığmak yolundaki gayretler devamlı surette
arttırılmıştır. Bağımsız insiyatifin gücü ve rekabetin fazileti iki
ülkenin mayasına da girmiştir. Politik istikrar ise, devamlı bir
nitelik taşımıştır. Kalkınmaya götüren bu doğrultulardan yararlanmak
mümkün olmakla beraber, bu iki modelin de aynen herhangi bir yeni
kalkınmakta olan ülkeye uygulanması bahis konusu değildir. Bugün
kapitalist ve sosyalist veya Marksist ekonomik düzenler arasında birde
“yeni kalkınmakta olan ülkeler düzeni” ortaya çıkmıştır. Bu ne
Marksist kalıba ne de kapitalist kalıba uymaktadır. İki düzenin de en
elverişli tarafları ile donatılmış yepyeni bir düzen ihtiyacı
belirtmiştir. Ancak kalkınmakta olan ülkelerin şartları o kadar
değişiktir ki müşterek bir “kalkınma reçetesi” yazmak imkansızdır.
Yeni kalkınmakta olan ülkelerin kalkınmasında izleyecekleri yolun
planlı bir karma ekonomi düzeni olduğu bilinmektedir. Bu sadece
izlenecek yolu göstermektedir. Neler yapılacağı ise, ancak her ülkenin
şartlarına göre tesbit edilebilmektedir. Her ülkeye uyan kalkınma
planları yapılmamıştır. Bu konuda herkese uyan hazır elbiseler yoktur.
Sadece I. Adelman, değişkenleri alınsa dahi, en az 41 değişkenli bir
sorunun çözümlenmesi gerekmektedir. Her şeyden önce, sosyal ve
ekonomik faktörler bakımından nerede bulunulduğunun tespit edilmesi
lazımdır. Çok dikkatle yapılmış bir milli envanterin üzerine oturtulan
ekonomik ve sosyal planın etkili olacağı genellikle kabul gören bir
görüştür. Bu bir metoddur ve sadece getirilmesi yetmemektedir.
Liderlerin buna inanması ve toplumun her kesiminin uygulamaya birlikte
katılması gerekmektedir. Politik istikrarın önemi ise burada
belirmetedir. Unutmamak gerekir ki, her kalkınmanın bir bedeli vardır
. Japon ve Rus kalkınmaları da büyük fedakarlıklar üzerine
oturmuştur.”6 Yukarıda değinilen Prof. İrma Adelman’ ın çalışması
Japonya ve Türkiye’yi de içine alan bir çalışmadır. Bu çalışmada,
kalkınmanın ekonomik, sosyal ve politik göstergelerinden kırk bir
adedi inceleme konusu yapılmıştır. Bu çalışma sonucuna göre;
Türkiye’nin kalkınması için sosyal yapıdan doğan engeller kalkmıştır.
Bizim gibi ülkelerde, kısa vadede yapılacak hamleler; ekonomik
örgütlenmelerin tesirliliğini artırmak, kalkınma için milli bir
seferberliğe girip bu konuya büyük ağırlık vermek şeklinde
özetlenebilir. Görülüyor ki her ülkenin özellikle kalkınmakta olan
ülkelerin ekonomik, sosyal ve politik şartları farklı farklıdır. Bu
itibarla bu ülkeleri teorik ekonomik bir kalıbın içersine yerleştirmek
olanağı yoktur. Kendi şartlarına uyan “karma ekonomi” politikası tek
çıkar bir yol olarak gözükmektedir. Nitekim Prof. Dr. Gülten Gazgan bu
zorunluluğu kabul ederek özetle aşağıdaki görüşleri ileri sürmüştür:
“Az gelişmiş ülkelerin kalkunması kapitalist ve sosyalist
sistemlerdeki kurumların, bir karması haline gelmiştir: bir taraftan,
ferdi teşebbüs, üretim araçları özel mülkiyeti, kâr teşviki gibi,
kapitalizmin temel kurumları benimsenmiş; bir taraftan da, piyasa
mekanizmasının işleyişindeki aksaklıkları düzeltmek üzere, sosyalist
sistemin emredici planlaması yerine, yol gösterici planlama, kamu
yatırımları benimsenmiştir. Fakat nihai amaç kapitalizmin yerleşmesi
olduğu için, az gelişmiş ülkelerin kalkınma sorunu, sosyalist
doktrinin kapsamına girmeyip, laisser-faire’e tepkiler içinde
kalmaktadır. Bunu da belirleyen dünya politik dengesi içinde, az
gelişmiş ülkelerin politik ve yönetici kadrolarının tercihleri
olmuştur. Güçlü bir kapitalist müteşebbis sınıfın varlığının sonucu
olmamıştır.”7 Ancak, az gelişmiş ülkelerin plitik ve yönetici
kadrolarının tercihlerini etkileyen başlıca faktörler arasında, karma
ekonomik düzenle hem refah, hem özgürlük, hem de sosyal güvenliğin bir
arada gerçekleştirilebileceğinin anlaşıkmıl olmasında aramak yerinde
olacaktır.
II- TÜRKİYE’ DE KARMA EKONOMİ VE PLAN UYGULAMASI
Türkiye, tanıma uygun, devlet sektörü ağır basan karma ekonomi
sistemini uygulayan bir kalkınmakta olan ülkedir. Her ne kadar, Prof.
Cahit Talas, “Devlet kesimi küçülmekte, ekonomik yapı içinde özel
kesimin yeri büyüyerek kapitalist sisteme doğru bir geri dönüşe
heveslenilmektedir.” Görüşünü ileri sürmekte ise de rakamlar bu görüşü
kanıtlamamaktadır. Kamu kesimi yatırımları birinci plan döneminde
toplam yatırımların %52,4, ikinci plan döneminde 53,1’i olarak
gerçekleşmiş ve üçüncü plan döneminde ise, toplam yatırımların
%56,3’ünün kamu kesimi tarafından yapılması planlanmıştır.
Türkiye’yi dünyada karma ekonomi düzenini yaygın olarak uygulayan ilk
ülkelerden biri olarak kabul edebiliriz. Ülkemizde böyle bir ekonomik
düzeninin doğmasına doktriner, görüşler değil Türkiye’nin gerçekleri
yol açmıştır.
1923-1932 yılları arasında özel teşebbüse dayalı bir ekonomi
politikası uygulama istenmişse de, 1932 yılından itibaren devletin
ekonomiye doğrudan müdahaleci ve üretici olarak girmesi karma ekonomi
düzenin Türkiye’de başlangıcı sayılabilir. Hızla gelişme zorunluluğu,
tasarrufların yetersizliği, müteşebbislerin bulunmayışı devleti
ekonomik hayata müdahalesini gittikçe artan oranlarda zorlamıştır.
Piyasa mekanizmasının da o günkü şartlar içinde gereği olmuştur.
1934 yılında uygulamaya başlanan birinci beş yıllık sanayi planı ile
devlet kimya, suni ipek, kâğıt, çimento, dokuma, demir-çelik gibi
başlıca sektörlerde yirmi kadar önemli tesis kurmuş ve bizzat
işleterek üretime geçmiştir. Kurulan devlet teşekküllerinin idaresini
düzenliyen kanun da 1938 yıllarında çıkartılmıştır. 1936 yılında
hazırlanan ikinci beş yıllık sanayi planı yüz adet kadar yeni tesisin
devlet tarafından kurulmasını öngörmekteydi. Ancak bu plan birincisi
kadar başarılı olamamıştır. Bugün Türkiye’de faaliyette bulunan
başlıca kamu iktisadi teşebbüslerin kuruluşları bu dönemlere rastlar.
Böylece devlet düzenleyici fonksiyonu yanında üretici ve müdahaleci
fonksiyonu da üstlenmiş, sanayileşmede öncülük yapmıştır. Kurulan
tesisler o günkü şartlar içinde büyük yatırımları gerektirdiği
gerçekleştirilemeyeceği büyüklükteki büyüklükte ki tesislerdir. Bu
tesislerin devlet tarafından sanayilerin kuruluşuna zorlamıştır.
Ayrıca, devlet teşebbüsleri özel kesimin bu kanudaki noksanlığı nı da
doldurmuştur.
1960 yıllarında karma ekonomi düzeni yasal temellere oturtulmuştur.
Anayasamızın 41. maddesi aynen şöyledir “ iktisadi ve sosyal hayat,
adalete, tam çalışma esasına ve herkes için insanlık haysiyetine
yarasır bir yaşayış seviyesi sağlaması amacına göre düzenlenir.
İktisadi sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla
gerçekleştirmek; bu maksatla, milli tasarrufu artırmak, yatırımları
toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma
planlarını yapmak ödevidir.”
Ayrıca anayasamızın 129. maddesine göre; iktisadi sosyal ve kültürel
kalkınma plana bağlıdır. Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilir.
Anayasamızın bu amir hükümlerine uyularak, 1963-1967, 1968-1972 ve
1973-1978 yıllarını kapsayan beşer yıllık kalkınma planı yapılmıştır.
Bu planlarda karma ekonomi düzeni esas alınmıştır. Bilhassa birinci
beş yıllık planda karma ekonomi düzeninin işleyişi ile ilgili kurallar
oldukça açıklıkla belirtilmiştir. Bu itibarla aşağıya birinci beş
yıllık planda yer alan hükümler ana hatlarıyla alınmıştır.
A) Birinci Beş Yıllık Planda Karma Ekonomi ve Kuralları
Türk ekonomisi devlet ve özel teşebbüs sektörlerinin yan yana
bulunduğu karma bir ekonomidir. Planlama bakımından karma ekonominin
sağladığı imkanlardan en çok faydalanma yolları üzerinde durulacak ve
bu sistemin kurallarına uyulacaktır. Devlet sektörünün faaliyeti,
kararlaştırılan gelişme hızını gerçekleştirecek ve stratejinin
gerektirdiği yönde dengeli bir kalkınma sağlayacak şekilde
planlanacaktır. Toplam tasarrufun artmasına paralel olarak özel
teşebbüsün yatırımlarını artırması, bunların hızlı ve dengeli bir
kalkınmanın gerektirdiği sahalara yöneltilmesi teşvik edilecek ve bu
teşvikte doğrudan doğruya kontrollerden kaçınılarak vergi ve kredi
politikaları sermaye piyasasının teşekkülü ve geliştirilmesi gibi
dolaylı tedbirlere başvurulacaktır. Plan, devlet ve özel teşebbüs
kesimlerinin yan yana bulunduğu karma bir ekonominin bütünü ile
hazırlanmıştır. Strateji kararında açıklanan iktisadi ve sosyal
hedefler, kamu kesiminin ve özel kesimin gelişmeleri konusunda
herhangi bir peşin hükümle bağlı olmaksızın politik, sosyal düzenin ve
iktisadi kaynakların sağladığı imkanlara göre tespit edilmiştir.
Kalkınma politikasının ana ilkesi, hürriyet düzeni içinde %7’lik
dengeli büyüme hızını ve bunun gerektirdiği fedakârlıklar sonunda
meydana gelecek nimetlerin adil bir şekilde dağılımını sağlamaktadır.
Bu politikanın tespitinde devlet ve özel teşebbüs kesimleri
birbirinden ayrı ve menfaatleri birbiri ile çelişen iki parça olarak
değil, bir bütünün birbirini tamamlayan iki kesimi olarak ele
alınmıştır. Kamu kesiminin iktisadi faaliyetleri için hedeflerin
tespitinde özel kesimin gelişme imkanları ve yönleri de göz önünde
bulundurulmuştur. Özel sektörün geliştirilmesi için bu sektöre
tanınacak imkanlarda plan hedeflerinin gerçekleşmesi ve toplum
tasarrufları ve yatırımları en yüksek kılma amacına göre hareket
edilmiştir. Karma ekonominin “işleyiş kuralları” toplum refahının
artırılmasıyla ilgili politik, sosyal ve iktisadi unsurlar arasında,
plan stratejisinin kurduğu dengeye göre tayin edilmiştir. Kamu ve özel
sektör teşebbüsleri arasındaki iş bölümü, işbirliği ve rekabet
şartları planın sosyal ve iktisadi hedeflerinin gerçekleşmesi için
gerekli şartlara uygun olarak tespit edilmiştir.
(1) Kamu ve Özel Sektör Arasında İş Bölümü ve İşbirliğinin Esasları
Gelişen bir ekonomide devlete düşen görevleri geleneksel bir görüşle
sınırlandırmaya imkan yoktur. İktisadi kalkınma yurdun sosyal ve
ekonomik düzeninde değişmeleri gerektiren sosyal bir olaydır. Bunun
gerçekleşmesi ve huzur ve istikrarın sağlanması adil bir gelir
dağılımı ve dengeli bir üretim bünyesi gibi ancak devlet otoritesinin
müdahalesiyle gerçekleşecek bazı şartlara bağlıdır. Özel sektörün
iktisadi kalkınmanın bütün şartlarını yalnız başına gerçekleştirmesi
mümkün değildir. İktisadi kalkınmanın gerçekleşmesi için yatırımların
hızlandırılması, üretimin yapısında ve metodlarında bazı temel
değişikliklerin meydana getirilmesi gerekir. Faaliyetlerini piyasa
şartlarına göre ayarlayan müteşebbisin bunları gerçekleştirmesi mümkün
değildir. Az gelişmiş ve durgun bir iktisadi düzenden ileri ve dinamik
bir bünyeye geçiş için merkezi otoritenin sistematik ve rasyonel
tedbirler alması gerekmektedir. Nitekim Türkiye’nin ilkel bir ekonomik
düzenden daha ileri bir üretim sistemine geçmesi devlet yatırımları ve
kamu iktisadi tesebbüslerinin faaliyetleri ile mümkün olmuştur. Bu
sebepten kamu ve özel sektör faaliyetlerini kesin çizgilerle
sınırlandırmak lüzumsuz ve imkansızdır. Devlet plan hedeflerinin
gerektirdiği şartları sağlamak için iktisadi faaliyetleri
düzenleyebilmelidir. Bunun lüzumu bir misalle belirtilebilir.
Türkiye’de tarım, geleneksel olarak özel teşebbüse bırakılan ve aile
işletmelerinin yaygın olduğu bir iktisadi faaliyet koludur. Ancak
devlet önderlik etmez ve bazı faaliyetleri üzerine almazsa, bu
sektörde bir gelişmenin olacağı şüphelidir. Tarımsal üretimin artması
için devletin bu sektöre sulama, enerji , yol ve haberleşme tesisleri,
kredi ve pazarlama imkanları sağlaması, teknik yardımda bulunması ve
toprak reformu gibi bazı temel strüktür değişmelerini gerçekleştirmesi
gerekmektedir. İleri teknik ve büyük sermaye isteyen yeni üretim
kollarında teşebbüsler kurmak suretiyle, devletin sanayi alanında da
gelişmeye öncülük etmesi gereklidir. Kamu ve özel sektör arasındaki iş
bölümünün tespitinde doğmatik bir tutum değil, fakat pratik bir görüş
hakim olmuştur. İş bölümüne esas, bu iki sektörün kendine has
özellikleri ve bugünkü ekonomik düzen olacaktır. Bu düzen içinde
yapılacak ayarlamaları ise planın iktisadi ve sosyal hedefleri tayin
edecektir.
a. Stratejide belirtildiği gibi %7 büyüme hızının idame
ettirilebilmesi için artan gelirin mümkün olduğu kadar yüksek bir
oranın yatırım harcamalarına ayrılması gerekmektedir. Ancak kişilerin
tasarruf eğilimleri kısa sürede değişmesi mümkün olmayan sosyal ve
kültürel faktörlere bağlıdır. Planda hareket noktası olarak, özel
sektörün yaratabileceği tasarrufların tahminin, geçmişteki eğilime
bağlı olarak yapılmış fakat devletin tasarrufu teşvik edip tedbirler
dolayısıyla plan döneminde özel sektörün kişi ve kurum tasarrufları
ile daha büyük yatırım hacmini gerçekleştirebileceği varsayımına
dayanılarak düzeltilmiştir. Bunun için vergi ve kredi politikaları ile
özel sektör tasarruflarının artırılması teşvik edilecektir. Ancak %7
büyüme hızının gerektirdiği bütün ilave kaynakları bu şekilde sağlamak
mümkün olmayabilir. Özel sektör tasarruflarının artması büyük ölçüde
müteşebbis karlarının çoğaltılması ile ilgilidir. Özel işletmelerin
yarattıkları fonların bir kısmının tüketime girmesi normal ve
kaçınılmaz bir hadise olduğundan özel tasarrufların artması için
alınan tedbirler toplam sasarruf hacminin azalması ile neticeleneceği
gibi adaletsiz bir gelir dağılımı da meydana gelir. Bu sebeple
iktisadi kalkınma ile ilgili kaynakların sağlanmasında adil bir vergi
sistemi ve devlet teşebbüslerinin yaratacağı fonlar da büyük bir rol
oynayacaktır.
b. Yıllık programlarda toplam yatırımlar ve sektöre göre dağılımları
devlet ve özel olarak ayırımı gösterilecektir. Böylece her sektörde
yapılaması gereken en düşük özel sektör kendinden beklenen yatırım
miktarı gösterilmiş olacaktır. Özel sektör kendinden beklenen yatırım
miktarını gerçekleştiremediği veya aştığı takdirde kamu yatırım
hedefleri buna göre yeniden gözden geçirilecektir. Kamu sektörü
yatırımları aşağıda belirtilen hususlara göre tespit edilmiştir:
Temel Yatırımlar (enfrastrüktür)
İktisadi kaynaklarımızdan tam olarak yararlanabilmemiz için bazı
devlet hizmetlerinin geçmiştekinden çok daha geniş bir çapta ele
alınması gerekmektedir. İktisadi kalkınmanın temeli olan bu hizmetler
arasında eğitim, sağlık ve ulaştırma gibi geleneksel devlet hizmetleri
bulunduğu gibi, ileri kapitalist ülkelerde bile modern devlet
anlayışına uygun olarak merkezi otoritenin üzerine aldığı enerji,
sulama tesisleri, barajlar gibi temel yatırımlarda vardır. Temel
hizmetlerle ilgili yatırımlar, fazla sermaye istediği, geniş bir
organizasyonu gerektirdiği ve mahiyetleri icabı kısa sürede kârlı
olmadıkları için bunların yapılabilmesi için gereklidir. Kalkınma
süresinin bilhassa ilk dönemlerinde gerekli temel yapıyı sağlıyaca
yatırımlara büyük fonlar ayrılmıştır.
Üretken Yatırımlar
Kamu sektörü aşağıda belirtilen durumlarda üretken yatırımlar
yapacaktır.
(a) kamu iktisadi tesebbüslerinde üretkenliği artıracak ve genel
olarak bu sektörde verimliliği sağlayacak yatırımlar yapacaktır.(bütçe
içi döner sermayeli işletmeler dahil)
bu sektördeki kapasitenin daha iyi kullanılması, kalkınma hedeflerine
uygun üretim artışı meydana getireceği gibi bu hedef için gerekli
fonların önemli bir kısmını da yaratacaktır.
Bu sektörde başlamış bulunan yatırımların tamamlanması ve tamamlayıcı
yeni yatırımlarla döner sermaye ihtiyaçlarının karşılanması üzerinde
önemle durulmuştur.
(b) Plana göre yatırım yapılması gereken bir alanda özel teşebbüs
yatırım yapmıyorsa ve bu durum ekonomide bazı önemli tıkanıklıkların
meydana gelmesi ne sebep olacaksa devlet veya kamu teşebbüsleri
yatırım programlarını ayarlıyarak gerekli yatırımın yapılmasını
sağlayacaktır.
(c) kamu fonlarının israfına ve maksatları dışında kullanılmasına
sebep olan karma teşebbüse prensip olarak yer verilmeyecektir.
Ancak özel tasarrufların harekete geçirilmesi ve yabancı sermayenin
teşviki gibi, bazı özel durumlarda devlet karma teşekkül kurucaktır.
(d) Mali sebeplerle veya kamu yararı için tekel kurulması gerekli
alanlar devlet teşebbüslerine ayrılmıştır. Ayrıca özel kişiler
tarafından fiili tekel kurularak bunun kötüye kullanılması veya
spekülatif kazanç sağlama amacı haline getirilmesi durumunda devlet
müdahale edecektir.
2) Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Özel Teşebbüs Arasında Rekabet
Şartları
iktisadi politikanın bütün araçları kamu kesimine ve özel kesime eşit
olarak uygulanacaktır. Ekonomide faaliyette bulunan bütün iktisadi
teşebbüslere ortak ve belli kuralların uygulanması ilkesi gene
iktisadi politikanın temelini teşkil edecektir. Şöyle ki:
(a) İktisadi politikanın esası açıklık olacaktır. Plan stratejisinde
belirtildiği gibi maliye, para, fiyat, dış ticaret ve yatırım
politikalarında, kararlılık ve açıklık ilkelerine uyulacak ve gerek
devlet sektöründe, gerek özel sektörde uzağı görme ve güvenle hareket
etme imkanı sağlanacaktır.
(b) İktisadi devlet teşebbüsleri iyi bir müteşebbis gibi hareket
ederek karlarını azamileştirmeleri mümkün kılacak bir fiyat politikası
yürütecektir. İktisadi devlet teşebbüsleri ancak yeni kurulan bir
sanayinin iç piyasada bir süre korunması gerekiyorsa, örneğin
işletmenin tam kapasite ile çalışmasını mümkün kılacak bir talep hacmi
henüz teşekkül etmemişse veya sosyal amaçlarla politik tercihlerin
sonucu olarak bazı tüketici grupların korunması gerekiyorsa
fiyatlarını maliyetlerinin altında tespit edebileceklerdir. Bu gibi
hallerde meydana gelecek işletme açığı bütçeden ayrılacak ödeneklerde
kapatılacaktır. Ancak bunun özel teşebbüsle haksız rekabet sonucu
vermemesi ilkesi daima göz önünde tutulacaktır.
(d) Faiz haddi, süre, faizin ve ana paranın ödenmesi konusunda
uygulanacak teşvik tedbirleri plan hedeflerine uygun olarak kesimlere
göre tayin edilecektir.
(e) İthal programları, kesimlerin ihtiyaçlarına göre tespit edilecek,
kamu ve özel kesimin ithalat talepleri plan hedefleri ve toplum yararı
ölçülerine göre incelenip değerlendirilecektir. Plan hedeflerine uygun
ve ilerde teknik ve mali yapıları bakımından maliyetlerinin düşmesi
beklenen yeni sanayilere uygulanacak olan seçici koruma ve gümrük
politikaları özel sektöre ve kamu sektörüne eşit şartlarla
uygulanacaktır.9
B) İkinci Beş Yıllık Planda Karma Ekonomi Politikası İlkeleri
İkinci beş yıllık planda daha da açıklığa kavuşturulan karma ekonomi
politikasının ilkeleri aşağıda gösterilmiştir.
(1) Karma ekonomi düzeninin amacı kaynakların ekonomik ve sosyal
faaliyet dalları arasında daha da iyi dağılımı sağlayacak bir ortam
yaratmak suretiyle ülkenin bütün kaynak ve imkanlarını seferber ederek
ekonomik kalkınmayı hızlandırmak olacaktır.
(2) Karma ekonomi düzeni Türk toplumunun daha yüksek bir refah
seviyesine erişmesinde adil ve dengeli bir gelişme sağlamanın aracı
olarak kullanılacaktır.
(3) İkinci Beş Yıllık Planı kamu sektörü için emredici, özel sektör
için yol gösterici ve destekleyici, fertlerin teşebbüs gücünü ortaya
çıkarıcı ve geliştirici ölçüde olacaktır.
(4) Karma ekonomi düzeninin kuralları tanımlanacak ve mevcut düzenin
aksaklıkları hızla ortadan kalkacaktır denmişse de, üçüncü beş yıllık
planda dahi bu yolda tam başarıya ulaşıldığı söylenemez.
İkinci Beş Yıllık Planda daha çok alt yapı yatırımlarını
geliştirilmesi ve toplum refahına yönelen eğitim, sağlık gibi sosyal
amaçlı yatırımlar yapması öngörülmüştür. İmalat sektörünün ise, uzun
vadede özel kesime bırakılmasını sağlayacak bir politika izlenmesi
önerilmiştir. Ancak ekonominin hızla gelişmesi için gerekli olan ve
özel sektörün kullanılacak teşvik araçlarına rağmen giremediği güç
gelişen ve ekonomide dar boğazlar yaratan sanayi kollarına da devletin
etken bir müteşebbis olarak girmesi önerilmektedir. Birinci Beş Yıllık
Plandan farklı olarak karma teşebbüslerin İkinci Beş Yıllık Planda
teşvik edildiğinde görülmektedir. Kamunun yeniden girdiği sanayi
alanlarına özel teşebbüsün katkısını sağlamak için, karma teşebbüsler
tercih edilecek, görüşü hakim olmuştur. Ancak iştirakleri ile
kurulacak karma teşebbüslerde sermaye ve idare hakimiyetinin mahdut
sayıda özel kişilere bırakmamak prensibi esas alınmıştır.
III- Özel ve Kamu Sektörlerinin Ekonomik Kalkınma Sürecindeki Rolleri
Kalkınma planlarımız belirli bir kalkınma hızını sağlayabilmek için
belirli ölçülerde yatırım yapılmasını öngörmektedir. Öngörülen
miktarlarda yapılacak yatırımların ancak yarısı kadarını devlet
yapabilmekte, kalan kısmını ise özel kesim gerçekleştirmektedir.
Aşağıdaki tablo(1) Kamu ve Özel kesim yatırımlarının toplam sabit
sermaye yatırım içindeki paylarını birinci ve ikinci plan dönemlerine
göre, göstermektedir. Ayrıca tablo(2) bu yatırımların yüzde artış
hızlarını göstermektedir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Karma Ekonomi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|