Okunma: 550 kez
KAPİTALİZM NEDİR?
Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bu araçların onlara sahip olmayan emekçiler tarafından işletilmesine dayanan bir insan toplumunun hukuksal statüsü; özel girişim ve piyasa serbestliğine dayanan üretim sistemi, esas olarak büyük çapta gelişmiş teknik sermayeye va mali sermayenin egemenliğine dayanan iktisadi sistem.
( www.genbilim.com )
Marxçı terminolojide, temel emekçilerin, üretim araçlarını ellerinde
bulunduranlar tarafından sömürülmesi yoluyla sistemli bir biçimde artı
değer elde edilmesine bu artı değerin önemli bir bölümünün ek sermaye
haline getirilerek yeni bir artı değere dönüştürülmesine dayanan iç
çelişkilerden dolayı yıkılmaya mahkum siyasi, iktisadi ve toplumsal
rejim. Verimlilik üzerine yoğunlaştığı için, sürekli gelişme ortamı
yaratabilen, fakat, adalet kavramını yok saydığı içinde insanların
tepkisini fazlasıyla çeken sistem. Kapitalizm, tanım özellikleri
konusunda iki farklı yaklaşım vardır. Bunlardan birine göre kapitalizm
üretimin kar amacıyla yapıldığı ve pazarda satıldığı ekonomik sistemin
adıdır. Öteki tanımda ise kapitalizmin ücretli emeğe dayalı bir
ekonomik sistem, bir üretim tarzı olduğu vurgulanır. Birinci tanımı
savunanlara göre kar için üretim eski çağlardan beri vardır ama bu
kapitalizmin eski çağlardan beri varolduğu anlamına gelmez. Çünkü o
zamanlar kar amaçlı üretim mevcut üretim tarzının esasını oluşturmayan
oldukça küçük bir bölümü idi. Kar amaçlı üretimin sistemin temelini
oluşturabilmesi için mal, para, emek ve sermaye akımlarının olması
gerekir. Bu serbestliğin sağlandığı bir düzenin ortaya çıkabilmesi
için 15. yüzyılı beklemek gerekmiştir. Ancak 15. yüzyıl Avrupa'sında
kapitalizm ortaya çıkabilmiştir. İkinci tanımı savunanlar ise
kapitalizmin ayırt edici unsuru olarak ücretli emeğin varlığını
göstermektedirler. Yani kapitalizmde, emeğinden başka satacak bir şeyi
olmayanlar (işçiler) ücret karşılığında üretim araçları sahiplerinin
bu araçlarını kullanarak üretimi gerçekleştirirler. Böyle bir sistem
ancak 17. ve 18. yüzyılların Avrupa'sında ortaya çıkabilmiştir. Dikkat
edilirse bu iki görüşün tanımları farklı unsurları vurgulamakla
birlikte, kapitalizmin ortaya çıktığı yer ve zaman konusunda
aralarında hayli yakınlık vardır. Kapitalizmin Avrupa'da, feodalizmin
yıkılması sürecinde ortaya çıkmış olduğu konusunda anlaşmaktadırlar.
KAPİTALİZMİN DOĞUŞU:
500yıl kadar önce Batı Avrupa'da ortaya çıktı. Kesin bir doğum tarihi
koymak mümkün değil. Sanayi devrimi ile doğmuştur diyebiliriz. Çürüyen
Avrupa feodalizminin içinde toprak sahibi sınıfın egemen olduğu bir
toplumda değişim için bastıran güçlerin ittirmesiyle ekonomik bir
sistem olarak büyüdü. Yeni kapitalist toplumun farkını sadece ticaret,
olarak görmek doğru değil. Çünkü ticaret hep vardı. Kapitalizmin
gelişimi için bir şey daha zorunluydu. Kar ve piyasa ilişkileri
toplumsal yaşamın merkezine yerleşti ve üretim sürecinin kendisi
rekabete dayalı sermaye yatırımları ve emeğin kar amacıyla istihdamı
etrafında belirlenir hale geldi. Kapital (sermaye) sözcüğünün
tanımladığı şey kapitalizmin merkezi olan yanıdır. 1500 yıllarında
dünyanın birçok yerinde böylesi bir sistemin bazı unsurlarının yaşama
geçmeye çalıştığını görüyoruz. Ancak ilk çıkışı Batı Avrupa'da
gerçekleşti. Bunun bir nedeni bu bölgenin dünyanın daha geri kalmış ve
Büyük Ortadoğu, Hindistan ve Çin İmparatorluklarına göre daha az
denetim ve kontrol altında olmasıydı. Sanayi Devrimi sonrası, 18.
yüzyılda kapitalizm tüm kapasitesiyle çalışmaya başladı. Dönüştürme
gücü arttı ve hızlandı. Kapitalizm 20. yüzyıla kadar bütün dünyayı
kuşattı, dokunmadık yer bırakmadı.
KAPİTALİZMİN AMAÇLARI VE ÖZELLİKLERİ:
Kapitalist rejimde iktisadi etkinliğin temel amacı kar elde etmektir.
Ama kar elde etmenin karşılığında girişimin başarısızlığa uğraması
tehlikesi vardır. Modern kapitalizmin ayırıcı özelliği, kar dışında
ayırıcı belli bir güvenlik araması ve yeterince büyüdüğü zaman da güç
sahibi olmak istemesidir. Klasik kapitalizm, merkezi olmayan bir
ekonomi tipine tekabül eder. Bu tip ekonomide üretimle tüketim
arasındaki iktisadi denge, en yüksek karı elde etmeye yönelik bir
iktisadi hesaba göre hareket eden işletmelerle tüketicilerin, arz ve
talep yasası tarafından yönetilen bir rekabet piyasasında, hiçbir
kısaltmaya uğramayan özgür davranışlarından doğar. Bu sistemin
temellerini oluşturan iktisadi mekanizmaların aksamasını önlemek
amacıyla devletin ara sıra müdahalede bulunması gerekir. Başlangıçta
kapitalizm esas olarak ticari bir nitelik taşıyordu ve çoğu kez
kurallara bağlıydı. XIX. yüzyılda en önemli kişisi girişimci olan
sınai ve liberal kapitalizm ortaya çıktı. XIX. yüzyıl sonlarından bu
yana bireylerin yerini grupların aldığı görüldü. Anonim şirketler,
üretim araçlarının büyük çapta merkezleşmesine yol açtı. Rekabeti
sınırlamak amacıyla üreticiler arsında antlaşmalar yapıldı. Girişimci
artık en önemli kişi olmaktan çıktı ve onun yerini maliyeci aldı.
Böylece modern kapitalizm doğdu. Bu sistemin temel özellikleri
şunlardır:
a) Teknik sermayelerin önemi ve mali sermayenin egemenliği,
b)Ücretlilerle işverenlerin, birbirleriyle mücadele eden güçlü
sendikalar kurmaları.
Merkezleşme, bütünleşme ve devlet müdahaleciliğinin derecesi ülkeden
ülkeye değişmektedir. Bununla birlikte hemen her yerde, sınai, mali ve
ticari bir kamu kesimi ortaya çıkmakta ve aynı zamanda, gelirlerin
yeni bir dağılımını ya da hiç olmazsa, risklerin toplumca
karşılanmasını (sosyal güvenlik) amaçlayan yöntemler
geliştirilmektedir. Devlet iktisadi ve mali siyasetiyle, bir yandan
iktisadi öznelerin kararından doğan anarşinin yarattığı
dengesizlikleri düzeltmeye çalışırken, öte yandan da gelirlerin ilk
dağılımından ileri gelen eşitsizlikleri piyasa aracılığıyla azaltmaya
çalışmaktadır. Ancak güdülen amaçlardan oldukça farklı ve hatta
bunlara taban tabana karşıt bazı sonuçlara ulaşıldığı da
görülmektedir. Kapitalist ekonomilerin çoğunda, işletme gelirlerinin
hemen yalnızca devletle (vergiler) bizzat işletmeler (özfinansman)
arasında paylaşılması yönünde bir eğilim gözlenmekte, böylece
ortaklara düşen pay gittikçe azalmaktadır.
MARX VE KAPİTALİZM:
Marx, 1849 yılında Londra'da ölene kadar tarihin, devindirici gücünü,
işlerinden başka bir şeye sahip olmayanlar ve onları çalıştıranlar
arasındaki uyuşmazlıklardan aldığını açıkladığı'Kapital'adlı eseri
üzerine çalıştı. Marx kapitalizmi inceledi ve bir işçinin üretiminin,
aldığı ücretten daha değerli olduğunu fark etti. Aralarında bulunan ve
Marx'ın artıkdeğer olarak adlandırdığı fark, patronların daha çok
üretmek için yeniden çalıştırdığı kardı. Burjuvazinin çıkar
yarışı-kapitalizmin temeli-bir devrimde
kapitalistlerinmezarcısı'olacak, daha kalabalık ve daha organize bir
proletaryanın doğmasına neden oluyordu. Tarihin son çağında
kapitalizmi, üretim araçları ortaklaşıldığından dolayı kardan herkesin
yaralandığı komünizm izleyecekti.
DARWİN VE KAPİTALİZM:
Kapitalizm terimi, sermayenin egemenliğini öngören, serbest, sınırsız,
mutlak ve toplumun bu kriterler içinde kıyasıya bir rekabet içinde
olduğu ekonomik bir sistemi ifade eder.'Kapitalist toplum'ise,
bireylerin son derece çetin ve acımasız bir şekilde birbirleriyle
rekabet ettikleri bir arenadır.Bu, aynı Darwin'in tarifini yaptığı,
sermayeye sahip olanların yaşayabildikleri, güçsüz ve zayıfların ise
ezilerek yok oldukları, acımasızlığın hüküm sürdüğü bir arenadır.
Kapitalizmin temelini oluşturan bu mantığa göre, her birey-bu bir
insanda, bir şirkette, ulus da olabilir-yalnızca kendi gelişimi ve
çıkarları için savaşmalıdır. Bu savaşta esas olan kriter üretimdir. En
iyi üreticiler ayakta kalır, zayıflar ve yetersizler elenir,
yoksullukla ezilenlerin'insan'oldukları gözönünde bulundurulmaz.
Dikkate değer görülen ekonomik gelişme ve bu gelişmenin ürünü olan
eşyadır. Dolayısıyla kapitalist zihniyet insanın yok olmasına, zorluk
içinde yaşamasına karşı ahlaki sorumluluk duymaz. İşte bu,
Darwinizm'in, toplumun ekonomik yönüne eksiksiz uyarlanmış halidir.
Darwin'in prensiplerini sosyal yaşama tanıtan ve Sosyal Darwinizm'in
başlıca temsilcilerinden Herbert Spencer'a göre ise, eğer bir insan
fakirse bu onun hatasıdır; hiç kimse onun yükselmesi için yardım
etmemelidir. Eğer bir insan zenginse, bunu ahlaksızlıkla kazanmış olsa
bile bu, onun becerisidir. Bu nedenle, fakir biri ortadan silinirken
zengin biri varlığını sürdürür. İşte bu görüş, günümüzde toplumların
hemen hemen tamamına ait bir görüştür ve Darwinist-kapitalist ahlakın
bir özeti niteliğindedir.
KAPİTALİZMİN OLANAKLARI VE BUNLARDAN YARARLANABİLMEK:
Kapitalizmde ücretli emek kullanarak kar etme olanakları bunu
becerebilen herkese açıktır. Bu olanaklardan yaralanabilmek için bir
aileye mensup olmak, devletten belli bir yetki almak, belli bir
eğitimi görmüş olmak gerekmez.Gereken tek şey bunu becerebilmektir.Bu
beceri, daha somut olarak ifade etmek gerekirse, üretim araçlarını
satın alacak ya da yaratacak parayı ve/krediyi bulmak ve insanların
kullanmak isteyecekleri bir mal ya da hizmeti üretmek anlamına
gelmektedir. İşte bu özelliği kapitalizme, kendisinden önceki üretim
tarzlarında bulunmayan bir dinamizmi sağlamıştır. Burada insanların
kar peşinde koşması serbesttir ve bu öteki insanların istedikleri mal
ve hizmetleri üretebilmelerine bağlıdır. Bu sayede kapitalizmle
birlikte hızlı bir teknolojik gelişme ve refah artışı başlamıştır. Çok
sayıda insanın, kar için bir üretim serbestliğinden yararlanmak üzere
işe koyulması bunlar arasında rekabete yol açmıştır. Bir yandan
rekabet, öte yandan yeni mal ve hizmetler yaratma güdüsü teknolojik
gelişme hızını, eski çağlara kıyasla tasvvur edilemez boyutlara
ulaştırmıştır. Kapitalizmin kendi gelişme süreci içnde ortaya çıkan
bir başka olay da teknolojik gelişme hızını daha da arttırmıştır.
Kapitalizmin başlangıç dönemlerinde kar önemli ölçüde ucuz emeğe
dayanmaktaydı. Hem ücretler düşüktü, hem de çalışma süresi sınırlı
değildi, kadın ve çocukların çalıştırılması da serbest idi. Daha
sonraları çalışanların mücadeleleri sonucunda iş günü 8 saate indi,
ücretlerde yükselme oldu. Bu kapitalistleri karları artırmak için ucuz
emekten ziyade, emek verimliliğini arttırmaya, yani teknolojik
yeniliklere yöneltti. Böylece teknolojik gelişme hızı daha da arttı.
Kapitalizm başlangıç dönemlerinde, bir yandan hızlı teknolojik gelişme
ve refah artışı yaratırken, bununla eş anlamlı olarak yoksulluğa da
yol açtı. İşçiler düşük yaşam standartlarına ve zaman zaman yoğunlaşan
işsizliğe katlanmak zorunda kaldılar. Ancak 19. yüzyıl sonlarından
itibaren işsizlik azalmaya, işçilerin yaşam standardı da yükselmeye
başladı. Fakat bu noktada başka bir yorum yaygınlık kazanmaya başladı.
Kapitalizmin 20. yüzyılda Avrupa, ABD, Japonya gibi ülkelerde genel
refah artışına yol açması bu sistemin bir yandan bazılarının refahını
artırırken, çoğunluğun yoksulluğunu doğurduğu gerçeğini
değiştirmemiştir.Çünkü yukarıda sayılan ülkelerdeki refah artışı bu
ülkelerin kapitalist sistemin geri kalmış ülkelerini eşitsiz mübadele
yoluyla sömürmesinin sonucudur. Dolayısıyla kapitalizmin refahını
dayandırdığı yoksul kitleler eskiden Avrupa ve ABD'nin işçileri idi,
bu gün ise Asya, Afrika ve Latin Amerika'nın yoksul halklarıdır. Buna
karşı çıkanlar ise kapitalizmdeki refah artışının esas olarak
teknolojik gelişmelerin neden olduğu emek verimliliği artışına ve bu
artıştan çalışan kitlelerin de yararlanmasını sağlayan demokrasi
olduğuna inanmaktadır.
KAPİTALİST EKONOMİ NASIL İŞLER?
İçinde yaşadığımız sistem zengini daha zengin, fakiri de daha fakir
yapıyor. Dünyadaki üretim kapasitesi ve zenginlik artmasına rağmen
sokaklarda yaşayan çocukların, işçilerin, yoksulların sayısı
azalmıyor, aksine artıyor. Yani toplum olarak daha çok üretmemize
karşın daha çok yoksullaşıyoruz. Bu gün toplam üretim 1960’lara göre 8
kat daha büyük. Ancak üretimdeki bu artış ne yazık ki çok adaletsiz
paylaşılmakta. 1950’lerde dünya nüfusunun en zengin 20’lik kesimi
toplam gelirin yüzde 30’unu alırken bu gün bu kesimin payı yüzde 60’ı
geçti. Küçük bir azınlık gittikçe zenginleşirken çalışanlar daha fazla
yoksullaşmakta, hayatlarımız bu adaletsizlik yüzünden daha da çekilmez
hale gelmekte. İnsanlık bu kadar yüksek bir teknoloji ve zenginliğe
sahipken hala her yıl yaklaşık 30 milyon kişi açlık nedeniyle ölüyor.
Türkiye’de her 10 bin kişiye 1 sağlık ocağı düşerken 2 tank düşüyor.
Bu işleyiş kapitalizmin doğasından kaynaklanmaktadır. Çünkü
kapitalizmde öncelik insan değil kardır. Hiçbir girişimci şunları
düşünerek fırın açmaz: ‘ Elimde epeyce bir sermaye var. Bari ben bu
sermayeyi bir fırın açmak için kullanıyım.Böylece insanlar rahat rahat
karnını doyurur. ‘ Yatırım yapacak bir girişimcinin kafasında
öncelikle kar vardır. Şöyle düşünür: ‘ Elimdeki bu sermayeyi nasıl
kullanırsam kar eder, daha fazla sermaye sahibi olurum? ‘ Girişimci,
eğer ekmek üretmek kar getirecekse fırın açar, aksi halde açmaz.
Ekmeğe ihtiyaç olup olmaması girişimcinin yatırım kararında
belirleyici olmaz. Üretimde kar olgusunun varlığı kapitalist
ekonominin tıkanmasına, sistemin insanların ihtiyaçlarına yanıt
vermemesine neden olur.
Kapitalizm Windows işletim sistemine çok benzer, başlıca amaçları hata
vermek, diğer sistemleri yoketmek, sık sık kilitleni kriz yaratmaktır.
Eninde sonunda mutlaka çökerek yenisiyle değiştirilerek hayatına devam
edebilir.
KAPİTALİST EKONOMİDE KRİZLER:
Kapitalist ekonominin bir problemi de krizlerdir. Kapitalizmin
krizleri de insanlık tarihindeki hiçbir ekonomik sistemde görülmemiş
türden krizlerdir. Kapitalizm öncesinde de ekonomik krizler olurdu.
Bunların ortak yanı üretim yetersizliğiydi. Kuraklık, sel vb
nedenlerle üretim ihtiyacın altında gerçekleşir, bunun sonucundada
insanlar açlık ve sefalete mahkum olurdu. Oysa kapitalizmin krizleri
de olağanüstü, akıldışıydı. Kapitalizmde üretim yetersizliği değil,
tam tersine aşırı üretim krizleri olmaktadır. Bu durumu çok iyi
anlatan bir öyküyü aynen aktaralım: Kış ortasıdır. Ev soğuk. Küçük kız
annesine ‘Neden sobayı yakmıyoruz? ‘ diye sorar. Anne, ‘Kömürümüz yok.
‘der. Küçük kız sormaya devam eder. ‘ Neden kömür almıyoruz? ‘ Annesi
paraları olmadığını, çünkü babasının işten atıldığını anlatır. Küçük
kız babasının neden işten atıldığını da merak eder. Anne yanıtlar:
‘Kızım baban bir madenci ve stoklarda çok kömür olduğu için artık
babana ihtiyaç kalmamış. ‘ der. Öyküde anlatılanlar kapitalizmin
krizlerine ayna tutuyor. Ürettiklerinin elinde kalacağı ve iflas
edecekleri kabusu her kapitalistin uykusunu kaçırır. Kapitalistler bu
nedenle ‘ istikrar ‘ için çırpınıp dururlar. Onlar için istikrar demek
her şeyin aynen planladıkları gibi olması, böylece ürettiklerinin
karlı biçimde satılabilmeleri, birbirini izleyen iflaslar yaşanmaması
demektir. Oysa piyasa ekonomisinde istikrar istisnai bir durumdur.
Marx kapitalist sistemde denge halinin mucizevi bir durum olduğunu
söyler. Birbirinden bağımsız karar veren birbiriyle rekabet halinde ki
yüzbinlerce girişimcinin hepsinin planlarının tutması neredeyse
imkansızdır. Bu nedenle kapitalst sistem düzenli olarak kriz
üretmektedir. Kapitalist ekonomi kurallarını kabul ederek bu
krizlerden kaçmak bu güne değin mümkün olmamıştır. Kapitalist sitemin
düzenli olarak krizlere girmesinin arkasında kar oranlarındaki düşme
eğilimi vardır. İşçi sınıfı bedelini ödediği sürece kapitalist
ekonominin aşamayacağı kriz yoktur. Kapitalizmin 1900’lerin başında
sözcüleri yeni yüzyılın refah yüzyılı olacağını söylüyorlardı. Fakat
20. yüzyıl adaletsizliğin daha da arttığı, milyonlarca insanın
açlıktan, savaştan ve kötü yaşam koşullarından öldüğü, doğal dengenin
bozulduğu bir yüzyıl oldu.
TARİHTEKİ KAPİTALİST KRİZLER:
1846-1848 durgunluğu, geniş ölçekli ilk kapitalist krizdir. 1840’lı
yıllarda, demiryollarına duyulan hayranlık, şirketlerin etkinlikleri
ve önemli ama riskli girişimler üzerine spekülasyonları da beraberinde
getirdi. Kırsal kesimdeki kriz, kredi bulmanın güçleşmesi, büyük
girişimleri doğrudan etkiledi. Demiryollarında karşılaşılan güçlükler,
önce metalurji, daha sonra ise tüm endüstrileri kapsadı. Şehirlerde
işsizlik yaygınlaştı. Bu dönemde, köylerde kasabalara göre daha çok
yiyecek varsa da işini kaybetmek her türlü geliri kaybetmek ve sefalet
anlamına geliyordu. Yardım büroları dolup taşıyordu ve sezonluk göçler
kasabalara yöneldi. Suç oranı gibi, yabancı işçilere karşı
hoşgörüsüzlük de arttı. Kriz, modern imalat atölyelerini etkilerken,
zanaatçılara ve dükkan sahiplerine de zarar verdi. Halk hareketinin en
etkili gücü yeni kapitalizmi ve 1840’lı yıllardaki fransız
liberalizmini suçluyordu. Devrim patlak verdiği anda, ekonomik kriz
zaten gerilemiş, ama sosyal düşünceler radikalleşmiş ve halk ve elit
tabaka arasındaki çatışma serleşmişti.
KAPİTALİST SİSTEMİN TEMEL SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ:
Kapitalist sistemde temel ekonomik sorunların çözümü piyasa ve fiyat
mekanizması aracılığıyla yapılır. Fiyat mekanizması tam olarak işlerse
devletin müdahalesine gerek kalmadan temel ekonomik sorunlara çözüm
bulunur. Piyasa ve fiyat mekanizmasının üç temel soruna nasıl çözüm
getirdiğini kısaca ortaya koyalım: Tam Kullanım Sorunu: Bu sorun
genelde çalışmak isteyenlerin bir kısmının iş bulamaması şeklinde
ortaya çıkar. İşsizliğin olduğu bir ekonomide fiyat mekanizmasının tam
işlemesi durumunda ücretler düşmeye başlayacaktır. İşverenler,
ücretlerin düşmesi karşısında daha fazla işçi çalıştırmak isteyecekler
ve neticede toplumda işsizlik kalmayacaktır. İşgücü ücretleri,
ekonomideki tüm işsizler iş bulana kadar düşmeye devam eder. İşgücü
dışındaki üretim faktörlerinin üretime katılmasında da aynı şey
geçerli olacaktır.
Etkin Kullanım Sorunu:
Etkin kullanımla ilgili olan, hangi malların ne miktarda, nasıl ve
kimler için üretileceği sorularının çözümü de yine düzgün işleyen
fiyat mekanizmasıyla sağlanacaktır. Hangi malların ne miktarlarda
üretileceğine karar verenler kar amacıyla hareket eden firmalardır.
Firmalara yön gösteren kuvvet ise fiyat mekanizmasıdır. Tüketiciler
belirli parasal gelirleriyle kendilerine en fazla fayda sağlayacak mal
ve hizmetleri satın almak durumundadırlar. Tüketici davranışları fiyat
mekanizması yardımıyla üreticilere yön verir. Tüketiciler tarafından
talep edilen malların üretimine devam edilirken, talep edilmeyen
malların üretimi ise azaltılır veya durdurulur. Mal ve hizmetler nasıl
üretilecektir? Yani üretim faktörleri hangi oranlarda kullanılacaktır.
Üretim faktörleri piyasasında fiyat mekanizmasının işlemesi sonucunda
bu sorun da çözümlenir. Rasyonel hareket eden üretici maliyetini
minimum düzeye indirecek faktör bileşimini seçer. Yani emeğin fiyatı
sermayeden ucuzsa daha fazla sermaye kullanılır. Üretilen malların
bölüşümü nasıl yapılacaktır? Yani üretilen mallar nasıl
bölüştürülecektir? Üretim faktörleri, elde ettikleri ücret, faiz,
rant, ve kar durumunda hangi üretim faktörünün geliri daha fazlaysa
diğerlerine oranla piyasadan daha fazla mal ve hizmet satın alır. Yani
bölüşüm, üretim faktörlerinin elde ettiği gelirlerin büyüklüğüne göre
gerçekleştirilir. Ekonomik Büyüme ve Kalkınma Sorunu: Üretim
kapasitesinin genişletilerek üretimin arttırılması, kar amacıyla
üretimde bulunan girişimciler tarafından gerçekleştirilir. Daha fazla
kar elde etme düşüncesinde olan girişimciler yeni teknolojileri
kullanmak, üretim faktörlerinin verimliliklerini arttırmak suretiyle
daha fazla mal ve hizmet üretimine yönelirler. Bu şekilde
ekonomilerdeki büyüme ve kalkınma sorunu da çözülmüş olur.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Kapitalist Ekonomi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |