Oca
19
2008
|
Ekonomik Sistemler |
|
|
- Currently 3.0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Rating: 3.0/5 (Toplam Oy: 1)
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 20 Ocak 2008 |
Okunma: 1156 kez
Dünyada iktisadi örgütlenme değişik biçimlerde olmaktadır. Yöntem farklılıklarına rağmen, amacın tek olduğunu söylemek mümkündür. Ortak amaç “insan oğlunun sonsuz ihtiyaç ve taleplerini sınırlı olanaklarla karşılamak”tır. Amaçlara ulaşabilmek için başvurulan araçlar ise zaman ve mekan içinde değişmişlerdir. Ekonomik sistemlerin bir ucunda bireyci görüş vardır.
Bu görüş savunucularına göre, toplumu meydana
getiren herkes tutarlıdır, kişisel yararlar üstüne kurulu sistemde en
verimli kesimler bulunup çıkarılacak, bu da toplumun bir bütün olarak
kalkınmasını sağlayacaktır. ‘Kapitalizm’ adı verilen bu sistemin
bugünkü örneği AMERIKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’dir. Yelpazenin öteki
ucunda toplum çıkarlarının kişisel çıkarlar üstünde tutulduğu sistem
vardır. Orada ekonomik yaşamın örgütlenmesi, planlanması ve
yürütülmesi toplumun elindedir. Birey, geçimini toplumsal bir kurumda
çalışarak sağlar. Söz konusu sistemin en son aşamasında birey
toplumsal, ürüne yetenekleri oranında katılacak ve bunun karşılığında
toplumsal ürünlerden ihtiyaçları oranında payını alacaktır. Bu aşamaya
gelindiği zaman ‘komünizme’ de varılmış olmaktadır. Henüz bu son
aşamaya varamamış olmakla birlikte bu ekonomik sistemin uygulamadaki
önderi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’dir. Ekonomik
sistemleri biçimlendiren toplum için güçler şöyle sıralanabilir:
toplumu meydana getiren kişilerin istek ve davranışlarına biçim veren
tarihsel ve kültürel geçmiş, doğal kaynaklar ve iklim, halk
çoğunluğunun benimsediği ve savunduğu felsefi görüşler geçmiş
dönemlerde belirli hedeflere ulaşmak için halkın başvurduğu araçlar
önceden karşılaşılmış ekonomik sorunlara getirilen çözüm yolları
başarı ya da başarısızlık oranları.
SOSYALİZM
Sosyalizm gerek ekonomik bir doktrin olarak gerek bir ideoloji olarak
tanımlanması son derece güç bir kavramdır. Zira çağlar boyunca çok
farklı kural ve uygulamalar sosyalizm olarak isimlendirildiği gibi
günümüzdeki birbirinden çok farklı uygulamalar da aynı biçimde
isimlendirilmekte, ya da en azından sosyalizm oldukları iddiasını
taşımaktadırlar. “toplumculuk”, “sosyal-demokratlık”, “demokratik
solculuk”, “komünistlik”, “sosyalistlik” vb... bir dizi kavramın ifade
etmek istedikleri şeyin ne olduğu ancak uygulamanın gözlenmesiyle
anlaşılabilmektedir. Üretim araçlarının (ya da en azından temel
endüstrinin önemli bir bölümünün) devlet tekelinde (ya da en azından
denetiminde) bulunduğu ve söz konusu bu devletin çalışan kitleler
tarafından denetlendiği ülkelerdeki ekonomik sisteme sosyalizm
denilebilir. Ancak yukarıdaki tanımlamamızda da eksiklikler ve
tartışma götürebilecek birçok noktalar vardır. Örneğin: Devlet üretimi
denetlediği gibi tüketimi de denetleyebilecek midir? Hangi temel
endüstri alanları devlet elinde yada denetiminde olacaktır? Bu ekonomi
içinde fiyatlar neye göre ve nasıl belirlenecektir, nasıl karar
verilecektir? Çalışan kitlelerin devleti denetlemesi nasıl olacaktır,
hangi sınırlar içinde kalınacaktır? Vs.... İşte tüm yukarıdaki
hususlarda herkesin anlaşabileceği ortak tanımlara varmak mümkün
olmadığı için sosyalizmi doyurucu bir biçimde tanımlamakta mümkün
olmamaktadır. Aslında sosyalizm hemen hemen her ülkede farklı
uygulandığı için tek bir sosyalizmden söz etmek yerine farklı
‘sosyalizmlerden’ söz etmek daha doğru olur.
KAPİTALİZM
Sermaye ve kapitalizm kavramları zaman zaman eşanlamda dolayısıyla
yanlış kullanılır. Sermaye insanların ihtiyaçlarını tek basına ve
dolaysız olarak karşılamaz. Tüketiciler tarafından kullanılan malların
üretimine yardımcı olur. Sermaye, insan veya doğa yapısı olabilir.
Makineler, aletler, sanayi araçları, fabrika binaları, madenler,
ekilebilir topraklar, ham ve yarı mamul mallar ‘sermaye’ kavramının
sadece birkaç örneğidir. Kısacası sermaye, üretim sürecinde kullanılan
araçların tümüne verilen addır. Kapitalizm ise bu üretim araçları
üzerinde bir mülkiyet, bir işletme biçimidir. Kapitalizmi şu şekilde
de tanımlayabiliriz: İnsan veya doğa yapısı sermayenin özel ellerde
(özel mülkiyet altında) bulunduğu ve kişisel kazanç için kullanıldığı
bir ekonomik örgütlenme biçimidir. Kapitalizmin görüşleri şunlardır:
1) ÖZEL MÜLKİYET: ‘Özel Mülkiyet’, kapitalist ekonomilerin en önemli
temel kurumlarındandır. Özel mülkiyet kavramının anlamı kısaca şudur:
Mal sahibine, sahibi olduğu mallar üzerinde tam bir denetleme ve
kullanma yetkisi ve hakkı verilmesi, tanınan bu hakkın da toplum
tarafından korunması. Daha kesin çizgilerle diyebiliriz ki, özel
mülkiyet, değer taşıyan nesneleri alma, saklama, kullanma ve elden
çıkarma hakkıdır. Ayrıca mal sahibine, malını bizzat kullanma hakkının
yanı sıra, o malı başkalarının kullanabilmesi için gerekli şartları
koyma yetkisi de verilmektedir.
Özel mülkiyet ortadan kalktığı zaman-ki böyle bir durumda ekonomik
kararların kaynağı özel mülkiyet- dışı bir kurum olacaktır. Kapitalist
düzen de varlığını yitirecektir.
VERASET:
Genellikle özel mülkiyetin bir kesiti olarak görülen veraset,hiç
değilse kurumsal açıdan bakıldığı zaman ayrı bir incelemeyi
gerektirmektedir. “Mal tevarüsü” ya da miras yoluyla mal edinmek
olarakta adlandırılabilecek bu kurumda iki ayrı hak dizisi görüyoruz:
Bunlardan birincisi vasiyet etme hakkı, ikincisi de miras hakkıdır.
Veraset kurumu kapitalizmin önemli temel taşlarından biridir.Ortadan
kalkması üretim malları mülkiyetinin tedrici bir şekilde
kamulaştırılmasına yol açacaktır. Zira gayet kesin bir şekilde
zenginlik (sermaye) birikimini teşvik etmektedir. Fakat veraset hiçbir
şekilde doğal bir kurum değildir.veraset insanın mutlak yada doğal
hakları ararsında görülmez. Özel mülkiyet gibi veraset hakkı da toplum
tarafından değişik biçim yada kalıplara sokulabilir. Hatta toplum
tarafından insanlara tanınan haklar arasında da çıkabilir. Bu kurumlar
insan yapısıdır.Nasıl kapitalist sistem doğal yada mutlak bir sistem
değilse kapitalizmi meydana getiren bu kurumlarda aynı şekilde mutlak
yada doğal değildir. Sadece sistemin (kapitalizm) doğasındandır. Bir
başka değişle kapitalist düzen sürdükçe özel mülkiyet veraset
kurumları da devam edecektir.
Özel teşebbüs (girişim) özgürlüğü: Teşebbüs özgürlüğü kapitalist
ekonomiler için büyük önem taşır.Müteşebbisin görevi belirli mal ve
hizmetlerin piyasaya arz edilmesi gerekli nitelik ve nicelikteki
üretim araçlarının bir araya getirilmesi ve eşgüdüm içindeki
çalışmalarının sağlanmasıdır.Müteşebbis üretim araçlarının kiralanması
alınması ve üretimde kullanılması da
Bir fayda görmediği sürece o araçlar belirli alanlarda kullanmak
özgürlüğünü tanımak gerekir.
Üretim süreci bu şekilde yürütülmediği taktirde kapitalist bir düzen
altında başka türlüde üretilemez.
“Özel teşebbüs özgürlüğü” kapitalist ekonomilere özgü bir kurumdur.
REKABET:
Rekabetin sayısız biçim ve görünümleri de kapitalist ekonomik
düzenlerede damgasını vurmuştur.Rekabet kurumunun ilk ve en önemli
görevi kapitalizmin en önemli unsurlarından biri olan değer biçme
süreci ile ilgilidir. Kapitalist ekonomilerde rekabet yada serbest
pazarlar yada rekabet yoluyla fiyat belirlenmesi mekenizmasınında
aksamadan düzgün bir şekilde işlemesi gerekir.Kapitalist ekonomilerde
rekabetin en önemli görevlerinden biride mal üretiminde yüksek
verimlilik sağlamak ve kurumların yokluğunda hiçbir ekonomik
örgütlenme biçiminin uzun ömürlü olması beklenemez.
Kar Amacı: Kar güdüsünün kapitalist ekonomilerdeki yerini ve görevini
değişik şekillerde anlatmak mümkündür.Bir açıdan bakarsak diyebiliriz
ki kar güdüsü kapitalist ekonomilerin merkezi denetim organıdır.Kar
güdüsünün müteşebbisi üretim araçlarını en verimli üretim süreçlerinde
kullanmak üzere harekete geçmesi beklenir. Bu kar güdüsü müteşebbisi
üretim araçlarını daha az önemli olan yerlerden daha önemli olanlarına
aktarması için uyanık tutar.
KARMA EKONOMİ:
Karma ekonomi iki evrensel ekonomik sistem olan “Kapitalizm” ve
“Sosyalizm” arasında yer alan fakat özü itibariyle kapitalist sistemin
özelliklerini taşıyan bir ekonomik düzendir.Karma ekonomi düzeninin
çağdaş kapitalizmin uygulamada varlığı yeni bir aşama değil tamamen
bağımsız üçüncü bir sistem olduğunu savunan görüşlerde vardır.
Karma ekonomi düzenini benimseyenlere göre kapitalist düzen
libarelizme dayanmaktadır.bu toplumsal görüşte kişinin hakları ve
çıkarları ihmal edilmektedir. Kapitalizmin karşısında yer alan
“Sosyalizm” de ise toplumun çıkarları her türlü kişisel çıkarın
üstünde tutulmaktadır. Oysa “karma ekonomi” düzeninde anılan iki
sistemin taşıdığı temel çelişkiler çözülmüş yani kamu yararına kişisel
çıkar bağdaştırılmıştır.Ancak kişisel çatışması halinde toplumun
çıkarları öncelik kazanmakta ve kişisel bazı temel hakları
kısıtlanmaktadır.
MERKANTALİZM:
Merkantilizm bir politik iktisat sistemi olarak yaklaşık 300 yıl
(1450-1750) ulusal devletlerin iktisat politikası ilkelerini
belirlemiştir. Ortaçağın sonlarına doğru denizaşırı ülkelerdeki
keşiflerle ticaret genişlemişti. Bunu izleyerek Avrupa’ya akan
altınlar ticari kapitali büyütüyor ve tüccarlara yeni iş alanları
açıyordu. İkinci olarak tarımda üretim tekniği değişmesi, tarımsal
üretimi piyasaya yöneltmiş, piyasa kanunlarıyla beraber ticari
kapitale bağlı hale gelmişti. Ticari sermaye toptan ticarette ve dış
ticarette de tekele sahipti. Dış ticarette tüccarlara devlet eliyle
tekel verilmesinin nedenleri vardı: Yeni ulusal devletler için ticaret
bir gelir kaynağıydı. Denizaşırı ülkelerde ticaretin yüksek rizikosu
ise tekeli gerekli kılıyordu. Diğer yandan rizikoyu azaltmak için
sömürgeleştirmede önemli bir araç haline geldi ve ilksel kapital
birikiminin kaynağı oldu. Ticaretin gelişmesi değişik ülkelerdeki
tüccarların çıkarlarını çalışır hale getiriyor, kendilerini
rakiplerine karşı koruyacak bir merkezi güce ihtiyaç yaratıyordu.
Merkantilisler tüccarın karının ulusal çıkarla özdeş olduğunu, ülkenin
gücünü oluşturduğunu öne sürüyorlardı. Merkantilizm paraya ve dış
ticarete ön planda yer verdi. Bir dış ticaret fazlası elde edilmesi
nihai amaç sayılıyordu. Bir ülkenin kazandığını diğer ülke
kaybediyordu. Merkantilistler bundan ötürü ülkelerin çıkarlarının
çatıştığını kabul ettiler. Dış ticarette koruma, savundukları ve
uyguladıkları dış ticaret politikası oldu. Söz konusu çağda para
birimi altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerdi. Bu şartlar altında
ülke içinde değerli maden arzını arttırmanın tek yolu değerli madenler
ülke içinde üretilmediği sürece ticaret bilançosu fazlası sayesinde
ülkeye değerli maden girişini sağlamaktı. Çağın şartlarında ticari
çıkarlar para arzının genişletilmesini gerektirmekteydi. Aynı
ekonomiden para ekonomisine geçiş, ulusal devletlerin gücünü devam
ettirmeleri için ordu besleme, artan üretimi fiyatlar düşmeden
satabilme bunu gerektiriyordu. Diğer yandan para arzının genişlemesi
enflasyonist bir ortam yaratıyor ve genel olarak borçluların kazandığı
bir gelir kategorisi olarak karın daha hızlı yükselmesini sağlıyordu.
Çünkü tüccar ve girişimciler toprak mülkiyetine dayanan soylulardan
borçlanarak faaliyetlerine girişmekteydiler. Ancak enflasyon borçluya
borcunu değeri azalmış bir para ile ödeme olanağı vermekte, yani borç
verenlerin aleyhine işlemektedir. Dolayısıyla bu enflasyonist ortamda
tüccarlar zenginleşmiş, soylular ise yoksullaşmaya başlamışlardı.
Tekellerin desteklenmesi ve para arzının artırılması, merkantalist
düşüncenin müdahaleci anlayışa sahip olduğunu gösterir. Diğer yandan
merkantalistler daha büyük kamu harcamalarının daha fazla gelir ve
istihdam yarattığı görüşündeydi. Daha büyük harcama yapılabilmesi için
para arzının artması gerekir. Paranın değerli madene dayandığı
dönemde, ticaret bilançosu fazlası bunu sağlamanın tek yoludur.
Merkantalistler nüfus artışını özendirmiş, bir ülkenin en büyük
hazinesinin iyi beslenmiş insan sayısı olduğu fikrini savunmuşlardır.
Bunun bir nedeni askeri gücün insan sayısına dayanmasıdır. Diğer bir
nedeni de, üretimin emek olduğu bu çağda ihracat fazlası sağlanması
için üretim artışının düşük ücretle gerçekleşme gereğidir. Nüfus
artışı emek arzını artırarak ücretler üzerinde aşağı doğru bir baskı
yaratır. Merkantalist politika ve düşüncenin çökmesini hazırlayan
etkenler aynı zamanda sanayi kapitalizmin doğuşunu da hazırlıyordu.
Üretimde makinaların kullanılmaya başlanması, 18. yüzyılda
İngiltere’de yapılan teknolojik buluşlar, ticari kapitalizme geçmesini
hazırlamıştı. Ayrıca gelişen dış ticaret ve altın ve gümüş stokunun
artmasına bağlı uzun dönemli fiyat artışları burjuvaları çok
zenginleştirmişti. Sanayi kapitalizminin başlangıç aşamasında da devam
eden ve ihracatı özendiren müdahalecilik, sanayiinin güçlenmesini
sağladı. Merkantalizmi kısaca özetlemek gerekirse: Merkantalizm,
Avrupa’nın her ülkesinde farklılıklar gösteren bir iktisat politikası
sistemi oluşturur. Ülkeye göre değişen bu düşünce, İngiliz-Hollanda
okulu, Fransız okulu, Alman okulu ve İtalyan-İspanyol okulu olmak
üzere dört sınıfta toplanabilir. Merkantalizm :1450-1750 yılları
arasında yani Ortaçağ ve Fizyokrasi arasındaki dönemde gelişen
düşüncelerin bütünüdür. Merkantalistlerin temel ilkeleri şöyledir:
-Merkantalizm, moneter bir doktrindir. Amaç, para miktarın
arttırmaktır. Değerli madenlerin hakimiyeti esasına dayanan bu görüşte
milli servet değerli madenlerin çoğuyla ölçülür.
-Müdahaleci bir doktrindir. Devletçiliği benimseyen bu görüşte devlet,
iktisadi faaliyetleri belirlemeli ve yönetmelidir.
-Yukarıdaki iki ilke, beraberinde “dış ticarete önem verme” ilkesini
getirir. Buna göre dış ticaret, ülkeye daha çok değerli maden girmesi
için yapılmalıdır. Amaç, aktif (ihracat>ithalat) bir dış ticaret
bilançosudur.
-Merkantalizmin sanayileşme anlayışı, nüfus artışını da beraberinde
getirir. Çünkü emek arzının artışı ücretleri düşüreceğinden sanayi
üretimi ve ihracat artar.
-Nüfus hareketleri ve tarımsal üretim ilişkisi (tarımsal üretimin
arttığı dönemlerde toplam tarımsal gelirin düşmesi) şeklindeki King
Kanunu ilk kez bu dönemde ortaya konmuştur.
Paranın miktar teorisinin çok ilkel bir ifadesi burada yer alır. Buna
göre; MV=PT şeklindeki Fisher denkleminde V’nin kavranmış etkisi
açıkça belirlenmemekle beraber lüks mal talebinin yükselişinin fiyat
artışlarını körüklemesi dolayısıyla harcamaların hızlanması (J.Bodin)
şeklindeki tespit, V’nin kavranmış olduğu şeklinde yorumlanabilir.
-Paranın değeriyle ilgili olarak da madeni paralarının ayarındaki
değişmelerinin piyasalarda dengesizliğe yol açacağını savunan “kötü
para iyi parayı kovar” ilkesi de bu dönemde kalan bir görüştür.
İngiliz Merkantilizmi
Ticari Merkantilizm olarakta bilinen bu görüşün dört amacı vardır:
-Sömürge geliştirerek deniz gücünü arttırmak,
-İthalattan fazla ihracat yapmak (sanayi ürünleri için),
-İhracattan fazla ithalat yapmak (tarım ürünleri için),
-Milli sanayiini ikinci planda bırakmak,
Fransız Merkantilizmi
-Colbertizm olarakta bilinen bu görüş, temelde sanayiime yönelik ve
devletçidir,
-Amaç; para stokunu arttırmak olup bu, sanayiinin gelişmesine
bağlanmıştır.
-Sanayiinin gelişmesi için devlet, ihraç mallarının fiyatını düşürecek
şekilde politikasını ayarlamalı, çeşitli eyaletler arsında gümrükler
kaldırılmalıdır.
Fizyokrasiyi de önemli ölçüde etkileyen bu görüşün temsilcileri; J.B.Colbert
ve
R. Cantillion’dur.
Jean Baptist COLBERT
Fransız Merkantilizmi’nin kurucusu sayılabilir. Fransız
Merkantilizmi’ne yaptığı katkıdan dolayı Colbert’in görüşlerine
Colbertizm de denmiştir. Temel görüşleri şöyledir:
-Colbert’e göre sanayileşmenin amacı altın biriktirebilmektedir. Bunun
için dış ticarette ihracat arttırılmalıdır.
-Colbert’in sanayileşme anlayışı üç aşamalıdır:
1) İktisadi liberalizm aşaması: ticaret için hürriyet ve güven
gereklidir,
2) Himayeci merkantilizm aşaması: devlet himayeciliği tekrar göze
çarpar.
3) Liberalizme dönüş aşaması: Amaç; ticaretin tamamen serbest
bırakılmasıdır.
Richard CANTILLON
Fransız Merkantilizmi’nin temsilcilerinden olan R.Cantillon’un bazı
görüşleri şöyle sıralanabilir:
-Cantillon’a göre iki türlü değer vardır:
1) Malın öz değeri (üretim faktörünün miktar ve nitelik olarak
ölçüsü),
2) Malın piyasa değeri (arz ve talebe oluşan değer),
-Uluslar arası ticaret konusunda; ülkeden değerli maden çıkarılması
yerine daha fazla ihracat yoluyla değerli madenin ülkeye girmesini
savunur.
-Cantillon para hacmi ve parasal değişmeleri incelemiş, özellikle
enflasyonla ilgilenmiştir.
Alman Merkantilizmi
-Milli ekonomi gelişmelidir. Bu açıdan devlet müdahalesi
kaçınılmazdır.
-Uluslar arası ticarette özellikle ihracat artışına önem verilmelidir.
-Nüfus arttırılmalıdır.
-Tarım korunmalıdır.
Alman Merkantilizmi’nin daha sonraları ortaya çıkan Tarihçi Okula
etkisi olmuştur.
Diğer Merkantilist yazarlar ise şöyledir:
Thomas MUNN
Alman Merkantilizmi’nin temsilcilerinden olan T.Munn’un görüşleri
şöyledir:
-Refahı sağlamak için özellikle dış ticarete önem verilmelidir
(ihracat>ithalat), iç ve dış ticarete devlet müdahalesi olmamalıdır.
-Sert önlemlerle fiyat hareketlerinin önüne geçilebilir.
-Para miktarının, ithalat ve ihracat karşılaştırmasıyla belirlenmesi
gerekir.
-Devletin gücü; sahip olduğu para ve maden stokuyla ölçülür.
William PETTY
Bazı görüşleriyle Merkantalist sayılan yazar, liberal iktisada öncülük
etmiştir.
W.Petty’nin bazı temel görüşleri şöyledir:
-Objektif değer kavramının temellerini atmıştır. Değeri oluşturan
unsurlar arasında emeğin yanında toprağında bulunduğunu savunur.
- Rant kavramını modern anlamda ele alan ilk yazardır. Petty’e göre
rant; işçinin geçimi için gerekli harcamanın üretim maliyetinden
çıkarılmasından sonra kalan fazlalıktır.
-Faizi, bir kimsenin parasını bir başkasına belli bir süre geçmeden
geri istememek şartıyla vermesi halinde aradan geçen sürede katlandığı
zahmet için aldığı karşılık olarak tanımlanır.
Petty’e göre fiyat, değerin ölçüsüdür. Değerin ölçüsüdür.Değerin
temeli ise emektir. Fiyatın temeli emek olduğuna göre emek, “Gerçek
fiyat” tır “Mübadele fiyatı” ise rekabet piyasasındaki fiyattır.
Nüfusun artışından yanadır.
Sir Dudley NORTH
Alman Merkantilizmi’nin gelişimine büyük katkıda bulunan North,Merkantalizm
düşüncelerine sahip olsa da Liberalizm’in öncülerindendir. Bazı temel
görüşleri şöyledir:
-Rant nasıl toprağın kiralanmasının karşılığı ise faiz de paranın
kiralanmasının karşılığıdır.
-Sermaye, kendi kendini büyüten bir değerdir. Gerçek zenginler para
sahibi olanlar değil,toprak sahipleri ( sermayedarlar) dır.
-Fiyat,malın parayla ifade edilen eş-değeridir.
-Serbest ticaret herkes için yararlı ve kazançlıdır.
1750’li yıllarda Ticari kapitalizmin sınai kapitalizme dönüşmesi ile
liberalizme geçiş zorunluluğu, devletin aşırı müdahalesinin olumsuz
etkileri,burjuvazinin genişlemesi ile sosyal ve ekonomik dengelerin
bozulması v.b... sebepler merkantalizmin sonunu hazırlamış ve Doğal
Düzen filozoflarının temelini oluşturduğu Fizyokrasi akımı ortaya
çıkarak 1755-1775 yılları arasında varlığını sürdürmüştür.
FİZYOKRASİ
Fizyokrasi, insan toplumlarını tabii kanunla yönetilmesi
demektir.Fransa da gelişen bir okul da bu adla anılmaktadır. Okul
mensupları “Fizyokratlar” diye tanımlanır. Okulun önde gelen
temsilcisi Dr.F. Qesnay’nın eserlerinden biri Droit Naturel, yani
“Tabi Kanun” başlığını taşımaktadır. Fizyokratlar,iktisadi düşünce
biçimlerine getirdikleri yeniliklerle bugün de anılırlar.İktisadi
düzenin işleyişini, soyutlama yöntemi ile kurdukları bir model
çerçevesinde anlama çabaları,toplumu işlevlerine göre birbirinden
ayırmaları,servetin kaynağını mübadele değil üretim sürecinde
aramaları,tarım üretimini düşünce sistemlerinin merkezi
yapmaları,başlıca özellikler arasında sayılabilir.
Fizyokratlar,anlaşma,girişim ve ticaret özgürlüğü ya da özel mülkiyet
gibi,liberal anlayışın temel ilkelerini savunurken,bu savlarını tabii
kanun felsefesinden çıkarıyorlardı.Bu reformcu fikirleri ile de,1789
Fransız İhtilâli arifesinde,monarşiye ve merkantilist politikanın
Fransa’da yarattığı olumsuz etkilere karşı çıkmış oluyorlardı.
Kurdukları soyut modelden çıkardıkları vergi politikası önerileri
özellikle önemliydi; çünkü, dönemin Fransa’sındaki büyük toprak
sahiplerinin vergi ödemesi gereken tek toplum sınıfı olması gerektiği
sonucuna varıyorlardı.Oysa,gerçekte kral,kilise ve soylular gibi büyük
toprak sahipleri de hiç vergi ödemezken,kiracı çiftçiler ve köylüler
ağır vergi ödemek zorunda bulunmaktaydılar. Fizyokratların düşünce
sisteminin açıklanmasında bir tıp doktoru olan Dr.F.Quesnay’nın
“Tableau Economique” adlı eserinin özel bir yeri vardır.Ayrıca,bu
eserin günümüzde kullanılan girdi-çıktı tablosunun öncüsü
sayılması,esere bir diğer açıdan da önem kazandırmaktadır. Tableau
Economique,temelde üç toplum sınıfına dayanır:
-Toprak sahipleri
-Toprakları birincilerden kiralayarak işleyen girişimci çiftçiler
-Kısır sınıf, Tableau’ya göre, gerçek anlamda üretken sınıf, bunlardan
ikincisi, yani girişimci çiftçilerdir; çünkü, çiftçiler yarattıkları
net (safi hasıla) ile kendi geçimlerini sağladıkları gibi, toprak
mülkiyetini elde tutanların (ya da bunların gelirine dayanarak
yaşayanlar) ve kısır sınıfın geçimini de sağlayabilirler. Oysa, kısır
sınıf, produit net yaratmazlar. Bu sınıfın bir bölümü olan
zanaatkarlar, produit net yaratmasalar da, üretim sürecinde
kullandıkları hammaddelere emekleri ile bir değer eklerler. Bu değer,
kendi gelirlerine eşittir ve tümüne çiftçilere ödenen tüketim
maddelerine gider. Bu sınıf, ayrıca, tarım ürünlerini iyi bir fiyat
sağlamak için gereklidir.
Kısır sınıfın diğer bir bölümü olan tüccarlar ve mali sermaye
sahipleri, hiçbir değer eklemedikleri için, geliriyle produit net ten
bir azalmaya yol açarlar. Toprak sahipleri ise, tarımın yarattığı
produit neti toprak rantı olarak ele geçirirler.
Produit net, bu model de toplum sınıfları arasında dolaşan bir
çevresel akımla tanımlanırken paranın rolü hiç küçümsenmemiştir.
Paranın sadece mübadele aracı oluşu değil, aynı zamanda iktisadi
faaliyet üzerindeki rolü de göz önünde tutulmuştur. Bu bakımından
fizyokratların, Merkantilistlere Klasik Okul arasında ki bir köprü
oluşturdukları söylenebilir.
Fizyokratlar, bu soyut modelden, kendi açılarından önemli olan bir de
vergi politikası önlemi çıkarmışlardır. Bu, verginin tek olması ve
sadece toprak rantı üzerinden ödenmesidir. Düşünce sistemlerinde tek
üretken kesim tarım, tarım da yaratılan produit neti ile toprak rantı
olarak geçirenler de toprak sahipleridir.
Produit net, tüketimden arta kalan pay olarak tanımlanmaktadır.
Öyleyse, diğer toplum sınıfları değil, toprak sahipleri ele
geçirdikleri rant üzerinden vergi ödemelidirler. Bu sav, daha sonraki
birçok iktisatçı tarafından tekrarlanmıştır. Diğer yandan,
fizyokratlar, serbest dış ticaret ile savunmuşlardır. Ancak, bu
savları bir teoriye değil de tabii düzen anlayışlarına dayanmıştır.
Dönemin Fransa’sında, Merkantilist dış ticaret müdahalelerinin tarım
ürünlerinin iyi bir fiyat sağlamasını engellediğini anlamışlardır.
Fizyokratlar, dönemlerinde çok kısa bir süre etkili olsalar ve tabii
kanun gibi pek soyut bir kavramdan yola çıksalar da, iktisat
teorisinin gelişmesine büyük katkılarda bulunmuşlardır.
Fizyokrasi’yi kısaca tanımlamak gerekirse:
-Doğal düzeni savunan bu görüşe göre toplumsal ve ekonomik kurallar
doğal bir kanun gücüyle oluşur.
-Üretim de tek verimli alan tarımdır. Tarım, tüketilenden daha fazla
üretime yol açar. Oluşan bu fazlalık fizyokratlarca (net hasıla)
olarak ifade edilir. Diğer faaliyetler (ticaret-sanayii) ise kısırdır,
çünkü net hasıla oluşturmazlar.
-Gelir dağılımı teorisi açısından net hasılaya dayanarak toplum üç
sınıfa ayrılır.
-Tek verimli alan tarım olduğuna göre vergi, sadece tarımdan
alınmalıdır.
-İhracat, tarımsal ürünlere dayanmalıdır.
-Değerin kaynağı tarımdır.
-Sermaye sadece tarımsal yatırımlarla kullanılmalıdır.
-Faiz, tarımsal sermayenin kazancıdır.
-Fizyokratlar, ekonomik sürece sistematik olarak incelemiş,
tümdengelim metodunu kullanmışlardır. Akımın önemli temsilcileri:
Francois QUESNAY
Fizyokrasinin temelini oluşturan görüşlere sahip olan F.Quesnay’e
göre;
-Servet; bir ülkenin biriktirdiği para miktarında değil, üretilen
ihtiyaç maddesi miktarından oluşur.
-Toplumsal kurallar doğal yasalarla belirlenir.
-Quesnay’in gelir dağılımı konusunda oluşturduğu (ekonomik tablo)
analizi, genel denge modellerinin temelini teşkil eder.
-Sadece tarımdan vergi alınmalıdır.
Dupont de NEMOURS
Quesnay ile aynı görüşleri paylaşan Nemours ayrıca özel mülkiyetin,
ticaret ve sanayide ise tam bir mübadele serbestliğinin şart olduğunu
ileri sürmüştür.
Robert Jacques TURGOT
Fizyokrasiyi önemli ölçüde etkileyen Turgot’un bazı görüşleri
şöyledir;
-Değer, faydaya bağlıdır.
-Fiyat, piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenen ortalama
değerdir.
-Ücret konusun da ise sanayi işçileri için asgari ücret
geçerliyken,tarım işçileri için böyle bir sınırlama söz konusu
değildir.
-Turgot, diğer fizyokratlar gibi doğal düzen, tek vergi gibi ilkeleri
de benimsemiştir.
KLASİK İKTİSAT
Klasik iktisadı savunan filozoflar;
William N. SENIOR
Klasik iktisada önemli katkılarda bulunan W.N.Senior;
-İlk kez “politik iktisadın” tanımın yapmıştır. Politik iktisat;
zenginliğin üretime ve bölümüne ilişkin ilkeleri inceler.
-Zenginlik unsuru olarak bilinen üç niteliğin olduğunu savunur: fayda,
transfer edilebilme, arz itibariyle sınırlı olma (nadirlik).
-Senior’a göre malların faydası, piyasa talebine göre belirlenir ve
mübadele değerinin oluşmasında maliyetlerle birlikte rol oynar.
-Senior, Azalan Verimler Kanunu ve ücret teorisini formülleştiren ilk
iktisatçıdır.
J.Stuart MILL
Klasik iktisadın temsilcilerinden olan J.S.Mill’in temel görüşleri
şöyledir:
-Değer; malın faydasına ve üretim koşullarına bağlıdır.
-Milli, doğal düzenin gerektirdiği doğal kanunları şöyle ifade eder:
1) Kişisel çıkar kanunu (homo-economicus),
2) Serbest rekabet kanunu,
3) Nüfus kanunu (nüfus artışının sınırlandırılması),
4) Arz talep kanunu (fiyat teorisi): Bu kanuna göre; denge fiyatı arz
ve talebin kesiştiği noktada oluşur. Buna bağlı olarak iki tür fiyat
vardır. Doğal fiyat (maliyet fiyatı) ve piyasa fiyatı.
–Mill’e göre ücret, emek arz ve talebine bağlıdır. Emek talebi; emek
(sermaye) için ödenen fondur. Emek arzı ise nüfusu (işçi sayısı) ifade
etmektedir. Buna göre ortalama ücret; ücret fonu (emek talebi,
sermaye) /işçi sayısı (nüfus emek arzı)dır.
Mill, emek talebindeki artışı, ücret fonundaki artışa bağlayarak,
ücret oranındaki yükselişi, işgücü veri iken sermayedeki artışa ya da
sermaye veri iken işgücündeki azalışa bağlaması açısından ücret
teorisinde önemli bir adım atmıştır.
-Mill, Ricardo’dan farklı olarak rantın sadece tarım ürünlerinden
değil, sanayi ürünlerinden de doğabileceğini savunmuştur. Rant,
monopolün sonucudur. Mill,Ricardo’nun “diferansiyel rantı”
(toprakların farklı kalitede olmasından doğan rant) yerine “mutlak
rantı” (rant, tüm topraklardan oluşabilir) kabul eder.
-Mill’e göre para ortak bir mübadele aracıdır.
-Büyüme teorisi açısından Mill için temel sorun, “gelir düzeyi veri
iken daha eşit bir bölüşümün sağlanması” dır. Böylece ekonomik
büyümenin sağlanacağını savunan Mill’e göre kültürel yapı, siyasal
yönetim, teknik gelişme, piyasa şartları gibi konular, büyüme için
gerekli başlangıç şartlarını oluşturur.
-Mill, serbest dış ticareti savunur. Buna göre serbest ticarete bağlı
olarak ödemeler dengesinde kendiliğinden denge sağlayan bir mekanizma
mevcuttur.
Klasik iktisada önemli katkılarda bulunan J.B.Say’a göre;
-Devlet, piyasalara müdahale etmemelidir. Çünkü, “her arz kendi
talebini oluşturur.” Mahreçler Kanunu olarak bilinen bu kanun üç
varsayıma dayanır:
1) Fiyatlar tamamen maliyetlere eşit olmalıdır.
2) Maliyetler gelire eşit olmalıdır
3) Tüm gelirler harcanmalıdır.
Buna göre reel yönden; Toplam arz (üretim) = Toplam talep (tüketim);
Parasal yönden ise; Toplam giderler (maliyetler) = Toplam gelirler
eşitliği geçerlidir.
-Para, mübadelelerde bir araçtır.
-Dış ticarette ödemeler bilançosu kendiliğinden dengeye gelir.
-Say, Alternatif Maliyet kavramını öne sürmüştür. Buna göre, bir malın
elde etmenin maliyeti, diğer bir maldan vazgeçmeye bağlı olup bu malın
maliyeti, vazgeçilmesi gereken mallarla ölçülür.
Thomas MALTHUS
Klasik iktisadın temsilcilerinden olan T.Malthus’un temel görüşleri
şöyledir:
-Nüfus miktarı ve doğal kaynaklar arasında dengesizlik vardır. (Artan
nüfus, sınırlı kaynak). Böylece Malthus nüfus ve kaynak miktarına
ilişkin dinamik bir analiz yapmıştır.
-Klasiklerin tasarlanan tasarruf = Tasarlanan yatırım görüşünü
benimsememiş, aşırı tasarrufun da bulunabileceğini ve tasarrufun
yatırımın üzerine çıkmasıyla bir “genel aşırı üretimin”
oluşabileceğini belirtmiştir.
-Yine Klasiklerin aksine efektif talebin tüketimini, tüketimin de
üretimi belirlediğini savunarak Klasiklerden farklı olarak üretimini
veri kabul etmemiştir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Ekonomik Sistemler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|