Oca
19
2008
|
Erozyonun Tanımı ve Çeşitleri |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 20 Ocak 2008 |
Okunma: 1764 kez
Erozyonun kelime anlamı:
Bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki ana materyalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır.
Normal
erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok
yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların
tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca
taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.
Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu,
erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra
diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar
ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman zaman can ve mal
kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci
planda kalmaktadır.
1- Su Erozyonu
Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili
olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu
gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86'sında erozyon vardır. Böylece
su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır.
Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana
gelmektedir.
2- Çığlar
Türkiye'nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer
kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45' den
sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu
Anadolu'da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına
neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve
devlet yatırımlarını tehdit etmektedir. Türkiye'de yalnız 1985
yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde
604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek
kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan
kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak
meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne
gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis
v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte
günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan
ölümlerine neden olmaktadır.
3- Rüzgar Erozyonu
Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın
hızlanmasıyla toprak emliliğinin azalması, bitki büyümesinin
yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını
ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım
topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.
Mevcut Durum
Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim
ülkemizin toplam alanının % 46'sını % 40'dan fazla eğime ve % 80'den
fazlasını da % 15'den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir.
İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir.
Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile
koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu
vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla
açmaları ile korumasız hale gelmiştir. Erozyon bütün Dünyada değişik
şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha
yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır.
Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve
çığlar bunların başlıcalarıdır.
Buna karşın Türkiye'de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne
teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuştur. Bunun
sonucu olarak ta toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel
felaketleri meydana gelmektedir. En yakın örnek olarak 1998'de Batı
Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent
selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, rakamlara dökülmesi çok
zor maddi zarar meydana gelmiş, insanlarımız acı çekmişlerdir
EROZYONUN NEDENLERİ
Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler
1- İklim
İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla
olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın da
şekli, şiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler yapmaktadır.
diğer taraftan sıcaklık, yağışların çeşidini, toprağın donmasını ve
nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı olarak erozyonun şiddetine
tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm.
derinliğe kadar donması ve sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer
bölgelerimizde yağmur ve rüzgar, erozyon olayları açısından
önemlidir.Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde yaz kuraklığı ve yağış
azlığı/yetersizliği diğer bölgelere göre daha fazladır. Bu nedenden
dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgeler ülkemizin erozyondan
en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak sahaların
mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay ve hızlı olmakta ve bozulan
ekosistemlerinin tekrar eski haline getirilmesi de zor ve pahalı
olmaktadır.
2- Topografya
Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkili topografik etkenlerdir.
Erozyonun şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan
faktörlerin başında eğim gelmektedir. Dünyada kara kütlesinin ortalama
yüksekliği 700 m., Avrupa'nın 330 m., Afrika'nın 600 m., Asya'nın 1010
m. olmasına rağmen Türkiye'nin ortalama yüksekliği 1132 m. 'ye
ulaşmaktadır. Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan
değerlendirmede de 0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin %17,5'u,
500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6'sını kaplamakta , 1000-2000
metre arasındaki alanlar ise % 45,9' a ulaşmaktadır.
Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması, orman ve ot örtüsünün
tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu
doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması sonucu hızla toprakların
aşınması süreci başlamaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği
alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık
araziler halinde ortaya çıkmaktadır.
3- Jeolojik ve Toprak Yapısı
Ülkemizin jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekişme durumu zayıf,
ayrışmaya ve değişmeye karşı fazla direnç göstermeyen taneli, tortul
ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki
vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neogen zamanlara
ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekişme durumu
zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevşek
yapılardan oluşan topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu
nedenle, en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren kaynaklar
kumlu, şiltli, çakıllı olan pekişmemiş araziler ile bünyesine su
aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından
zengin, milli ve killi depolar olmaktadır. Ülkemizde, toprak örtüsünün
tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve
seyrini; jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin yapısı, bünye
özelliği, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve
kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim
şartları altında Anadolu'nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu,
alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda
kimyasal erozyon ön plana geçmiştir. Ülkemizde, bazı ana kayalar
üzerinde oluşan toprak aşınması; kayalık-taşlık alanların ortaya
çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline
gelmesine yol açmıştır.
4- Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü
Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde erozyon daha
az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa
ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini
azaltır,kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman
toprakları ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını
artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak
yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı
korumaktadır. Özellikle, orman ölü örtüsü, en şiddetli yağışları
yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir
infiltrasyon kapasitesine sahiptir.
SOSYAL VE EKONOMİK NEDENLER
1- Ormanların Tahribi
Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar, otlatma, tarla
açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik kullanım amaçları ile
tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. Diğer
taraftan bu alanlarımız orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 6831
Sayılı Orman Kanunu'nun 2B maddesi ile orman sınırları dışarısına
çıkarılmakta ve böylece ormansızlaşma yaratılmaktadır. Mesela
1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı
dışına çıkartılmıştır. Son yıllarda sık sık sel afetlerine uğrayan
Bolu ilinin Düzce, Yığılca ve Kaynaşlı yerleşim birimlerinde 1968-1986
yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının
sırasıyla, 3876 ha., 2382 ha. ve 83,9 ha.olduğu saptanmıştır. Ayrıca,
Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi
görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda
gelişigüzel-başıboş hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak,
orman idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel
ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel
olunabilmektedir. Bu şekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera
niteliği taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma
amaçlı kullanılması da Türkiye'deki erozyonun artmasının ana
etkenlerinden birini oluşturmaktadır. Her yıl meydana gelen yüzlerce
orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek
eğimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon
hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok
olması, sağanak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına
ve bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde elden
çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır.
2- Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı
Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım
yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon
hektarı bulmaktadır. Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik
uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf
arazilerdeki yaklaşık 172000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi
alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım
alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi büyük bir ivme
kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve
taşkınları da artırmıştır. Diğer taraftan 2634 Sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'na 3711 Sayılı Kanun'la
eklenen 18. Madde, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 17. ve 115. Maddeleri,
2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve
değişiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar), 3213 Sayılı Maden
Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır.
3- Meralarda Aşırı Otlatma
Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot
örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera
kapasitesi aşıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın
yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru
otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması,
meraların aşırı derecede tahrip edilmesine ve toprağın
kompaktlaşmasına neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak
vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır.
4- Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme
Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten de insandır.
Zaten insan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal erozyon
denilmektedir. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için
bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine
dönüştürmektedir. 1997 nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman içi ve
civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu
özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin birleşmesinden
meydana gelmektedir.Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik
gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır. Bu durum, rakımı
yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve böylece erozyonun
hızlanmasına neden olmaktadır.

Etiketler:
Bilimler
Jeoloji
Erozyonun Tanımı ve Çeşitleri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|