Oca
19
2008
|
Yesemek |
|
|
- Currently 3.0/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Rating: 3.0/5 (Toplam Oy: 1)
|
GenBilim Editor
|
|
Cumartesi, 19 Ocak 2008 |
Okunma: 577 kez
Hititler, tarih boyunca "Anadolu tarihindeki en önemli halklardan birisi" olarak kabul edildiler. Anadolu'ya M.Ö. 2100'lü yıllarda, büyük olasılıkla kuzeyden gelen bu halk, Ege ve Kızılırmak'ın batısından Mısır'a kadar uzanan geniş bölgede güçlü bir imparatorluk kurmuştu.
Tevrat'ta adı geçen ender halklardan birisi olan Hititler'in kurduğu bu devlet, M.Ö. 12. yüzyılın başlarında parçalanmaya başladı. Tarihler, bu imparatorluğun yıkılışına temel neden olarak, Ege adalarından gelen "deniz kavimlerinden söz ediyor. Ardından Frygler geliyor...
Derken, bu istila sonucu, sahillerdeki yerli halkın iç
bölgelere doğru saldın şeklinde kaçışı krallığın parçalanmasindaki
diğer etmen oluyor. Dalgalar şeklinde gelen bu vahşi akınlar
karşısında, Hititler de, Kızılırmak yayı içindeki merkezlerinden daha
güneye doğru kaçıyor, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'de küçük şehir
devletleri ya da beylikler biçiminde yeniden örgütleniyorlar. İşte,
tarihte, M.Ö. 700'lere kadar sürecek olan "Geç Hitit Krallıkları"
denilen dönem böylece başlamış sayılıyor... Zincirli-Şam'al, Tabal,
Kargamış, Sakçaözü, Teli Tainat, bu küçük Hitit krallıklarından
bazıları olarak biliniyor.
Gaziantep'in İslahiye ilçesinde bulunan ilginç açık hava heykel
atölyesi de işte bu döneme tarihleniyor. Zincirli-Şam'al Krallığı'nın
sınırları içinde bulunan Yesemek, İslahiye'den yaklaşık 20 km. kadar
uzakta... Aynı isimdeki küçük bir köyün içinden geçtikten yaklaşık bir
kilometre sonra, Yesemek Deresi'nin Karatepe ile kesiştiği yerin
yamacında bulunan ve uzaktan fark edilmeyen heykellerle taslakların
yüzleri, ancak yaklaştıkça ifade kazanıyor.
Köylülerin "heykel tarlası" adım verdikleri bu yer, 1980 yılında, bu
sıralarda Zincirli kazısını yöneten Alman arkeolog Felix von Luschan'm
arazide yaptığı yüzey araştırmaları sonunda bulunmuş... Alman
arkeolog, arazide yaptığı gözlemler sonunda, işçilikleri henüz
tamamlanmamış bu taslak heykellerden toprak altında çok sayıda
bulunacağını öngörmüş... Daha sonraki yıllarda yapılan araştırma ve
kazı çalışmalarının sonuçlan da bu görüşü doğrulamış...
Yesemek'in en ilginç noktası, bulunan bütün heykellerin taslak halinde
olması... Bir diğer deyişle Yesemek, bitmiş heykel üreten bir atölye
olmaktan çok, yakınındaki taşocağindan elde ettiği taşlara ilk ve kaba
bir biçim verip, onların bitmemiş haliyle gönderen bir atölye
görünümünde olması... Bu genel görüşün bir istisnası da yok değil...
Buradan yaklaşık 19 km. uzaktaki Zincirli'de bulunmuş, Yesemek yapımı
ve tamamlanmış bir "sfenks" heykeli, şimdilerde Gaziantep Müzesi'nin
giriş kapısının önünü süslüyor.
Yesemek, bir açık hava heykel atölyesi olmasının yanında, aynı zamanda
bir büyük taşocağı olma özelliğini de sahip... Bu taşocağının, başta
Zincirli olmak üzere Sakçagözü, Gedikli, Hacıbebekli ve Tümen Höyük
gibi diğer yerleşmeler için de heykel taslakları ürettiği biliniyor.
Yesemek ile aralarında en az 15-20 km. uzaklık bulunan bu yerleşmelere
gönderilen yarı bitmiş ağır taş heykellerin ne tür bir araçla, bu
denli uzun mesafelere sevkedildiği ise şimdilik aydınlığa kavuşmuş
değil...
Tepenin yamacından birkaç yüzheykel taslağının görünüşü, bir bakıma
ünlü Paskalya Adası 'nın görünümünü çağrıştırıyor. Paskalya
Adası'ndaki heykeller daha iri; Yesemek'tekiler ise biraz daha kısa
boylu, ama yüzlerce... Üstelik, tarihsel açıdan Yesemek, uygarlık
tarihi içinde kültürel bir bağlantı oluşturuyor.
Bölgede yapılan ilk kazı çalışmaları, 1957 yılında Prof. Dr. Bahadır
Alkım tarafından başlatılmış... Prof. Alkım, yayınladığı kazı
raporlarında taşocağını özetle şöyle tasvir ediyor: ''Altıntop Ovası
içindeki Yesemek höyüğü, İslahiye'ye kuş ucumu 14 km, Zincirli'ye de
19 km. uzaklıkta ve Karatepe sırtının batı yamacında bulunuyor.
300x400 metre boyutlarındaki bir alanı kaplayan höyüğün en arka
planında ise Amanos Dağlan yer alıyor. Yesemek taşocağmın ana
malzemesini volkanik bir taş olan bazalt oluşturuyor..."
Prof. Alkım yıllar önce yayınladığı raporunda değindiği bir başka
ilginç gerçek de, "Yesemek'in tüm Eski Dünya'da bir benzerinin
bulunmayışı"... Eski Dünya demek, tüm Avrupa, Asya ve Afrika'yı içine
alan bir bölge anlamına geliyor ki, böylece Yesemek'in dünyada bir eşi
daha olmayan açık hava heykel atölyesi ve taşocağı olduğu kolaylıkla
iddia edilebiliyor. Bunun yanında Yesemek, yalnızca antik Anadolu'nun
değil, Mısır, Mezopotamya ve bütün Akdeniz havzasının da en büyük açık
hava heykel atölyesi kabul ediliyor...
1957-1961 yıllan arasında yapılmış olan ilk kazılardan tam 30 yıl
sonra, 1990'da, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Arkeolog
İlhan Temizsoy'un ve Gaziantep Müzesi Müdürlüğü'nün yeniden başlattığı
kazı ve düzenleme çalışmaları, zaman zaman yavaşlasa da devam ediyor.
Taşocağının ve heykellerin bulunduğu alan oldukça geniş... Bunun, 110
dönümlük kısmı tel örgü ile çevrilerek açık hava müzesinin çekirdeği
oluşturulmuş. 1.5 ila 10 ton arasında değişen ağırlıklara sahip heykel
taslaklarının toprak üstünde bulunanlarının çoğu ayağa kaldırılmış.
Gövdesi aslan, baş kısmı ise insan figürüyle betimlenen sfenkslerin
Mısır'daki örnekleri erkekken, Hitit sfenkslerinin dişi olduğu iddia
ediliyor.
Arkeologlar bu taslak heykellerin konularının dinsel bir kökeni
olduğunu savunuyorlar. İnsan benzeri tanrılar, aslanlar ve sfenkslerin
yanında, bir de köylülerin "ayı adam" dediği düşsel bir yaratık var.
Bu figür, araştırmacılara göre, bir olasılıkla, Hitit çivi yazılı
tabletlerde "Hartagga" adıyla geçen "ayı maskeli tapınak görevlisi"...
Hartagga'nm ilk kez Yesemek'te ortaya çıkması Hitit sanatı için
oldukça önemli sayılıyor.
Yesemek'de pek dikkati çekmeyen, çok kırık, ancak tek örneği olan bir
kabartma parçası daha var. Baş kısmı kırık olduğundan cinsiyetinin pek
anlaşılamadığı, ancak uzun elbisesinden bir tanrıçaya ait olduğu
sanılan "Kubaba" kabartma parçacığı var. Kargamış Krallığı'nın
tanrıçası olan Kubaba'yı, Hititler'in dışında Frygler de benimsemiş...
Mitolojiye göre ise, önceleri Kubaba olan tanrıça giderek önce "Kybebe",
sonraları da "Kybele" şeklini almış. Böylelikle Anadolu'nun kendine
has tanrıçasının ilk izleri Yesemek'te ortaya çıkmış oluyor.
Yesemek'in kültür tarihi açısından bir diğer önemli kabartması da,
yine kırıklar dolayısıyla algılanması çok güç olan "savaş arabası"
kabartması... At yetiştiren bir ulus olarak tanınan Hititler,
yaptıkları iki tekerlekli hafif arabalarla atlann savaş alanına
girmesini sağlayan ilk ulus olarak da tanınıyorlar. Yesemek'teki
taşocağma gelince... Heykellerin çoğunun bulunduğu yamacın hemen hemen
tam tepesinde yer alıyor. Tepe bütünüyle fimdalık ve her yanı iri
bazalt bloklarla kaplı... Dikkatle incelendiğinde, çoğunlukla da
volkan konisinin ağız bölümünde, taşların çıkarıldığı yataklar hala
fark ediliyor. Çevrede de yine yer yer taslak heykeller bulunuyor.
Araştırmacılar, tüm bu alan üzerinde 100'den fazla taş işçi ve
ustasının çalıştığını varsayıyorlar. Bölgede her ne kadar taşçı
aletleri bulunmamış olsa da, taslakların incelenmesinden "taş ve metal
yontu aletlerinin birlikte kullanılmış olduğu" sonucu ortaya
çıkıyor... Çünkü dönem, bir bakıma taş teknolojisinden madene geçiş
çağlan...
Arkeolog Prof. Dr. Bahadır Alkım, Yesemek'de yaptığı arkeolojik
araştırmaların yanında, bu heykel atölyesinde çalışmış heykel
ustalarının kimler olabileceğini de soruşturmuş... Prof. Alkım'ın
araştırmalarına göre, M.Ö. II. binin ilk çeyreğinden itibaren Kuzey
Suriye ve dolaylarında Hurriler yaşamış. "Alalah Kralı İdrimi
zamanında (yaklaşık M.Ö. XV. yüzyılın ilk çeyreği), merkezi yine
Alalah olan Mukis Krallığı'nın kuzeyindeki sınırın Kizzuwatna'ya (Kilikya)
dayandığı anlaşılmaktadır. Buna göre, Mukis devletinin Kizzuwatna ile
olan doğal sınırını teşkil eden Amanos Dağları'nm orta kesiminin hemen
doğusunda bulunan İslahiye Ovası'ndaki yerleşmelerde, bu arada
Yesemek'de, sözkonusu çağlardaki halktan çoğunluğunu yine Hurriler'ın
oluşturduğunu düşünmek yalnış olmaz..."
Yesemek'in bir heykel atölyesi ve taşocağı olarak ne zaman kullanım
dışı kaldığı sorusu ise, yine Prof. Alkım tarafından yanıtlanmış: "Sam'al
devletinin yıkılışından sonra İslahiye yöresi ve Yesemek, Asur
egemenliğine geçmiş. Ancak atölyemizde ne Asur devrini, ne de ondan
sonraki çağlan temsil ettiği anlaşılan taslaklara rastlanmamıştır.
Böylece, Yesemek taşocağı ve açık hava heykel atölyesi, M.Ö. VIII.
yözyılın son çeyreğinden itibaren tamamıyle terk edilmiştir..."
Hitit mimarlığı ve etkileri...
Hitit Krallığı mimarisi, eski doğu yapı sanatı içinde, hem Batı
Anadolu, hem de Mezopotamya mimarlığından ayrılan, önemli ve kendine
özgü bir gelişim gösterir. Bu mimarlığın kökenleri Anadolu yaylasının
yapı geleneklerine dayanır ve en geç M.Ö. 3. binde, ilk Tunç Çağı'nda
belirgin biçimini almıştır. M.Ö. 2. bin sonunda, Batı Anadolu'nun
özgün ev biçimi olan bağımsız uzun dikdörtgen, ön avlulu evi (megaron),
İç Anadolu'ya ne denli az girebilmişse, Hititler'in büyük taş
bloklardan örülmüş bindirme kemer yapma sanatı da taş yönünden zengin
olan Troya'da o denli az kullanılmıştır. Mezopotamya'da çok bol sayıda
zorlayıcı bir bakışımlılık sistemiyle yapılmış tapınak ve saray
mimarlığı da yine İç Anadolu'daki Hitit Krallığı'nın ana ülkelerinde
görülmez. Bir yandan karşılıklı canlı bir ticaret, öte yandan komşu
ülkelerle belirgin bir kültür ilişkisi kurulmuş olmasına rağmen,
mimarlık alanında karşılıklı etkilenme çok kısıtlı bir ölçüde
gerçekleşmiştir. Yalnız kısa süre sonra Hitit egemenliği altına
girecek olan KilikyaKuzey Suriye bölgesinde karışık mimarlık öğeleri
ortaya çıkmaktadır. Bu öğeler Hitit Krallığı sona erdikten sonra 1.
bin Geç Hitit-Arami küçük krallıkları döneminde de varlıklarını
sürdürmüşlerdir. M.Ö. 1200'de Büyük Hitit Krallığı'nın yıkılmasından
sonra İç Anadolu, batının etkisine girer. Bu, bundan sonraki
yüzyılların mimarlığına yansıyan bir gelişmedir. Güneydoğu'da, Geç
Hitit-Arami beylikleri kurulmuştur. Kuzey Suriye, Hitit ve Arami
özelliklerinin birleşmesi sonucu mimarlıkta kısa süren bir olgunluk
çağı yaşanmıştır. Karkamış'taki iki örnekte görüldüğü gibi, tapınak
yapısında Kuzey Suriye'nin küçük odalı sisteminin geleneği
sürmektedir. Hatay bölgesinde Teli Tayinafdaki ön avlu, kutsal oda ve
cella planıyla Ege'nin megaronunu anımsatan uzun dikdörtgen tapınağın
bu bölgede M.Ö. 2. binyıl içinde tarihlenen öncüleri vardır. Saraylar
genellikle ön avlu, buna genişlemesine yerleştirilmiş ana oda ve
birkaç odayla "hilani" olarak karşımıza çıkmaktadır (Hilani: Kuzey
Mezopotamya'da ortaya çıkmış bir yapı tipi). Hilani'nin kapalı biçimi,
genişlemeyi olanaksız kılar. Ancak birkaç hilaninin birleştirildiği
büyük yapılar vardır. Önyüzü iki ya da üç sütunla bölünmüş olan hilani
ön avlusu Büyük Krallık döneminin tapınaklarının ön avlusuna benzerlik
göstermektedir. Savunma sistemlerinde, örneğin Sam'alda Anadolu
yaylasının iki yüksek kule arasında dar kapı odalı kapı tipine
rastlanırsa da, ana kapı arkasına genişlemesine yerleştirilmiş odası
olan kapı daha yaygındır.
Bu dönemin mimarlığında, özellikle çok sayıda resmi yapı, saray,
tapınak ve anıtsal kapılarda görülen kabartma süslemeler ve simetrik
düzenlemelerin kullanılmış olması değişik bir tür yaratıcılık gücünü
göstermektedir. Buna karşılık Hitit ana ülkesinden yalnızca
Alacahöyük'te Sfenksli Kapı'da bu tür kabartma süslerinin varlığı
bilinmektedir. Kuzeydeki 2. binyıl sütunları yerine, Toroslar'm bu
tarafında 1. binyılda yontularla ve geometrik bezemelerle süslü
tabanlara oturmuş sütunlar ortaya çıkmıştır. Büyük Hitit Kralları'nın
başkentinin ağır ve içe dönük yapı sistemleri karşısında güneyde 400
yıl sonra süslü, bağımsız yapılardan oluşmuş hafif dokuda bir mimarlık
çıkmıştır.
Geç Hitit Şehir Devletleri
Anadolu da görkemli bir uygarlık kuran Hititler, M.Ö. 1200 lerde "Ege
göçleri" denilen ardı arkası kesilmeyen kavim göçlerine dayanamayıp
yıkıldı. Arkalarında kalın bîr kül tabakası bırakarak geçen bu
kavimler, Mısır kapılarına kadar dayandılar. O sırada tahtta bulunan
Mısır Firavunu III. Ramses, Medinet Habu'da inşa ettirdiği me zarının
duvarına "Adalar üzerindeki kavimler göç etmişlerdi. Bunların
ordularından hiçbir memleket kurtulamadı. Hitit memleketleri tahrip
edildi. Önlerinde bir ateşle Mısır'a doğru yürümeye başladılar..."
diye yazdırmıştı.
Mısır kitabelerinde, "Bu kavimler, Mısır'a ve dünyanın öbür ucundaki
ülkelere kadar ellerini uzatıyorlar" diye yazıyordu. Ele geçen
belgelerden, yalnız Anadolu'nun değil Yunanistan'ın da o tarihlerde
her tarafın yakılıp yıkıldığını anlıyoruz.
Bu göçlerle yıkılan Hitit İmparatorluğu'nun yerine daha çok güney ve
güneydoğu Anadolu'da "Ge|j| Hititler" dediğimiz şehir krallıkları
ortaya çıktı. Yıkılan Hattuşaş, Kaniş, Şahuma gibi önemli Hitit
şehirlerinin yerini Malatya, Maraş, Kargamış, Zincirli, Karatepe,
Sakçagözü gibi şehirler aldı ve bunlar üç asır kadar Hitit örf ve
geleneklerini sürdürmeye çalıştılar. Buralarda yapılan kazılarda Asur
ve Arami tesirinin de kuvvetle hakim olduğu görülüyor.
Geç Hitit sanatının Yunan sanatına etkileri
Aslan figürleri:
Korlnt vazo ressamları, geleneksel stildeki Hitit aslan figürünün
tektonik yapısını, kübik başını, yürek biçimli kulağını, yarım elips
şekilli elmacık kemiğini, açık ağzını, dışarıya sarkan ve alt çeneye
yapışık olan dilini hiç değiştirmeden kopya ediyorlardı.
Daha geç dönemdeki Korint vazo ressamları ise Asurlaşmış Geç Hitit
aslanlarının naturalist kulağını, gözaltı palmetlerini, dışarıya
sarkan fakat alt çeneye yapışmayan dilini, lale biçimli omuz
stilizasyonunu, W ya da N biçimli kalça stilizasyonunu da hiç
değiştirmeden kopya ediyorlardı.
Grifon tasvirleri: Helenler, Hititler'in Sakçagözü kuş adamının bütün
ikonografik ayrıntıları, yani ağzın kartaldan alınma üst gagasını,
ağzın aslandan alınma alt çenesini, dışarıya çıkmış dilini, alt
dudağını, at yelesini, kuş tüyünü, kuş tüyünün tomurcuk biçimindeki
üst ucunu aynen aldılar.
Tarîhleme: Geleneksel Geç Hitit stilindeki insan, aslan ve mitolojik
figürlerin Helenler'e M.Ö. 725-700 tarihlerinde geçmiş olması, bu
sanat akımının Yakın Doğu'da M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında hala
süregeldiğini açıklamaktadır.
Eski Dünya'daki diğer açık hava heykel atölyeleri.
Mısırda:
Yesemek ile karşıklaştırabileceğimiz ve ancak uzak anlamı "açık hava
heykel hazırlama halli" diyebileceğimiz bir yeri güney Mısır'da
Assuan'da görmekteyiz. Ancak Assuan taşocaklarında işçilikleri
tamamlanmamış veya kısmen tamamlanmış birkaç heykel mevcutsa da,
bugünkü bilgimize göre Mısır'da, Yesemek niteliğine sahip bir açık
hava atölyesi yoktur. Ayrıca Amarna (Mısır) kazıları sırasında bina
içinde kapalı bir heykel atölyesinin bulunduğu biliniyor. Ne var ki,
bu da açık havada ve bir taşocağının içinde olmadığı için Yesemek ile
karşılaştıralamaz.
Anadolu'da:
Yesemek'le karşılaştırılabilecek bir açık hava heykel atölyesi
Anadolu'da Domuztepe taşocağında bulunuyor. Ancak Domuztepe'nin
sonraki çağlarda yerleşmeye sahne olması ve sonraki yerleşmelere ait
bu yapıların inşaatlarında taslakların çeşitli amaçlar için tekrar
kullanılmaları, tahrip olmalarına neden olmuş.
Mezopotamya'da:
Heykel malzemesi için özellikle çeşitli sert taşlan ithal etmiş olan
Mezopotamya'da Yesemek çapında bir açık hava heykel atölyesi yok.
Fakat Mezopotamya plastik sanatında, en erken çağlardan en geç çağlara
kadar sert olmayan taşlardan yapılmış heykellerin ve kabartmaların
varlığını düşünürsek, bu tip malzemenin tedarik edildiği
taşocaklarının varlığını kabul edebiliriz. Nitekim, böyle bir taşocağı
Ninova'nın kuş ucumu 50 km. doğusunda Gomel Boğazı'nda bulunuyor.
Buradaki taşocağının Asur taş plastik eserlerine de malzeme temin
etmiş olması muhtemel... Ancak, burası teknik bakımdan şimdiye kadar
araştırılmadığı için daha ayrıntılı bir açıklamada bulunmak mümkün
değil.
Suriye'de:
Suriye'nin konuyla olan ilgisi uzak olmasına rağmen iki yerden
sözetmek gerekiyor: İlki, Minet elBedia Körfezi'nin batısındaki Ras
Shamra taşocağı... İkincisi de Trablusşam'ın kuzeyindeki Tabbat al-Hammam
kireç taşı taşocağıdır. Ancak bunlardan hiçbiri Yesemek ile
karşılaştırılacak durumda ve önemde değil.
Ege Dünyası'nda:
Gerek Yunanistan'da ve gerekse Ege Denizi'ndeki adalarda bazalt
taşocağı veya içinde bazalt işlenen bir açık hava heykel atölyesi yok.
Ancak, Naxos'daki heykel atölyesini ve
Panteli Dağı'ndaki taşocakları Yesemek ile karşılaştırılabilir.
Yesemek niteliğinde bir açık hava heykel atölyesi, bugünkü
bilgilerimize göre, Eski Dünya'da henüz bulunamamıştır.

Etiketler:
Bilimler
Arkeoloji
Yesemek
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|