Oca
19
2008
|
Lelegler |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Cumartesi, 19 Ocak 2008 |
Okunma: 491 kez
Antik çağlarda Ege'de "Karia" olarak adlandırılan bölge, Bodrum Yarımadası dahil, kabaca günümüzdeki Muğla ilini içine alan bir bölgeydi. Batı Anadolu'da eski Yunanlılar'dan önce "Mis"ler, "Leleg"ler ve "Kar"lar oturuyorlardı. Misler Anadolu'nun kuzeybatısında, Karlar güneybatıda, Lelegler de Bodrum Yarımadası'nda yaşıyorlardı.
Eski
Yunan kaynaklarına göre bu iki halk, (Karlar ve Lelegler),
Pelasg'larla birlikte Ege'nin en eski halkıydı. Daha sonraları
Karia'mn kuzey kıyılarını İonlar, güney kıyılarını da Dorlar ele
geçirmişlerdi.
Lelegler hakkında bilgi veren ilk en önemli kaynak, ünlü tarihçi
Herodot... Onun anlattığına göre, eski Yunanlılar Miletos'a ilk
geldiklerinde burada Karialılar bulunuyordu. Giritliler, ona "Karialılar'm
eskiden adalarda oturduğunu, destanlarda adı geçen Girit Kralı Minos'a
bağlı bulunduklarını ve daha o zamanlarda bile 'Lelegler' diye
anıldıklarını" kendi masalsı bilgilerinden aktarmışlardı. Tarihçinin
Giritlilerin ağzından yaptığı bu aktarmanın önemi, daha sonra aynı
bilgiyi Karialılar'm ağzından da yapmış olmasında yatıyordu. Herodot,
yapıtında Lelegler'le Karialılar arasında hiçbir ayrım gözetmemişti.
Üstelik yapıtının bir yerinde "Karialılar'a eskiden Leleg
denildiğinden de söz etmişti...
Lelegler çok eski bir dönemde yaşadıkları için bunlar hakkındaki tüm
veriler antik yazar ve tarihçilerin verdiği bilgilere dayanıyor.
Günümüz kazılarında her ne kadar Miken ağırlıklı seramikler çıkıyorsa
da, kimi uzmanlar Miletos'un da Lelegler tarafından kurulduğunu
savunuyor. Bütün bunların yanında Lelegler'i ilginç yapan en önemli
konu, kireçsiz ve harçsız yapılarının tüm izlerinin binlerce yıl sonra
bile hala izlerinin sürülebiliyor olması... Günümüz batı kültürüne
kaynaklık ettiği öne sürülen Eski Yunan uygarlığının tüm baskısına
rağmen bunların silinememiş olduğu gözleniyor.
Lelegler hakkında ilk ve temel bilgileri veren Herodrot "Şu üç şeyi
onlar bulmuşlar ve Yunanlılar da onlardan almışlardır" deyip başlıyor
anlatmaya... "Savaş başlığının üzerine konan sorguç, kalkan üzerine
işaretler kazımak bize onlardan geçmiştir. Kalkanı tutmak için kulp
yapmak da yine onların buluşudur. O zamana kadar kalkan elle kulpundan
tutulmaz, boyundan geçirilen bir kayışla sol omuz üstüne alınır ve
böyle kullanılırdı..."
M.Ö. IV. yüzyıl, yarımadaya ve Lelegler'e büyük değişiklikler
getirmiş, Karia bu sıralarda yeniden Pers denetimi altına girmişti.
Bölge büyük Pers kralının atadığı bir "satrap" tarafından
yönetiliyordu. Yüzyılın başlarında satrap olan Hektadomos, M.Ö. 377
yılında satraplığı oğlu ünlü Mausolos'a bırakmıştı. Mausolos da, o
sırada küçük bir yerleşim yeri olan Halikarnassos'u askeri savunmaya
uygun bulup, başkentini Mylasa'dan buraya taşıdı. Satrap, burada yeni
ve büyük bir başkent kurmayı tasarlamaktaydı. Mausolos'un bu amaçla
yaptığı işlerden biri de, komşu Leleg kasabasının halkını, kimi zaman
zor kullanarak yeni başkente, yani Halikarnassos'a getirip büyük alana
yerleştirmesiydi
Bu olaydan sonra Lelegler'in sayısı yarımada üzerinde azalmaya
başladı. Ancak Myndos ve Syangela varlıklarını sürdürdüler. Fakat
Mausolos, bu iki kenti de daha büyük alanlarda yeniden kurdu. Böylece
Myndos ile Syangela Mausolos'un yeni başkentine bağlanmamışlardı.
Syangela giderek Thiangela'ya dönüştü ve Leleg özelliğini yitirdi.
Böylelikle hemen tüm Karia Yunanlılaşarak bir Yunan ili durumuna
geldi. Myndos'ta ise bir nüfus azalması sorunu yaşanıyordu. Kent
nüfusu bir türlü beklenilen sayıya ulaşmamıştı. Söylentiye göre, bu
sıralarda kenti ziyaret eden filozof Diogenes, kapıların kente oranla
çok büyük olduğunu görerek, Myndoslular'a, "Kentin akıp gitmemesi için
kapılarını kapalı tutmasını önermiş"ti...
Lelegler'in yanmada üzerinde çok sayıda yerleşmeleri vardı. Günümüzde,
Bodrum Yarımadasının en batı ucunda bulunan Gümüşlük, bir zamanlar
"Eski Myndos" adıyla anılan bir Leleg yerleşim yeriydi. Ancak,
yapılarında harç kullanmadıkları için zaman içinde hemen tamamı yerle
bir oldu. Sadece yanmada üzerinde bugün Lelegler'e ait dokuz büyük
yerleşme kalıntısı bulunuyor. M.Ö. 1500 ile M.Ö. 400 yıllarına kadar
varlıklarını sürdüren bu toplumun bölgede kurduklan kentlerin adlan
şöyleydi: Eski Myndos'tan başlamak üzere, yarımada üzerinde "Termera",
"Uranium", "Telmissos", "Madnasa", "Side" ve "Pedasa"... Yarımadanın
ya da bir başka deyişle, Bodrum'un (Halikarnassos) batısında da iki
büyük kent kalıntısından da söz etmek mümkün... Bunlar da "Syangela"
ile "Thiangela" adındaki kale kentler..
Fakat, bunlar birbirinin devamı gibiler. Ünlü coğrafyacı Strabon ise
Bodrum Yarımadası'nda Lelegler'in 8 kent kurduğunu yazıyor. Plinius
ise yarımadada Lelegler'e ait 6 kentin adını veriyor. Ancak, bu kale
kentlerin dışında yarımadada çok sayıda küçük yerleşmeler ve yapılar
da mevcut. Bu, kasaba ya da kale yerleşmesi şeklinde
nitelendirilebilecek kentlerin "kurgan" ya da "birleşik yapılar"
olarak adlandırılan ilginç mimari yapılar vardı.
Gümüşlük limanının önünde bulunan ve kenti doğal kale gibi örten küçük
yarımadanın üzerindeki uzun sur kalıntısı arkeologlarca "Leleg Suru"
olarak tanınıyor. Yerine göre yaklaşık 1-3 m. eninde ve 200 m.
uzunluğundaki bu surun günümüzde çok az temel kalıntısı görülebiliyor.
Yöreyi ayrıntılı bir biçimde araştıran George Bean'e bile, "Yarımadayı
böylesine ikiye bölmenin anlamı neydi?" diye sordurtan bu dev duvarın,
3.500-4.000 yıl önce Lelegler tarafından, bugün bile sorun olan Kardak
dahil tüm diğer Yunan Adalan'ndan gelecek bir tehlikeye karşı
yapıldığına hiç kuşku yok...
Leleg mimarisiyle ilgili bir diğer ilgi çekici nokta da, tüm
yerleşmelerin dağların en yüksek doruklarında kurulmuş olmaları ve bu
yapıların genel planlarındaki ortak yöndü. Günümüzde ıssız ve uzak
ören yerleri olarak bilinen bu yerleşim alanlarının tepe
doruklarındaki konumlan, denizi ve çevre adalarını gözetlemede çok
stratejik bir öneme sahipti. Kıyıları gözetleyen tüm Leleg kent ve
kasabaları dumanla haberleşiyordu. Bugün kimi yaşlı yöre insanının
yakın zamanlarda bile bu tepelerden dumanla haberleşildiğini
hatırlaması, bu geleneğin binlerce yıldan günümüze aktarıldığını
kanıtlıyor.
Günümüzü ilgilendiren bir başka ilginç yön ise, bu kalıntıların
hiçbirinde Lelegler'e ait kazı çalışmasının yapılmamış olması...
Lelegler hakkında bugüne kadar yapılan en kapsamlı yüzey araştırması,
ünlü Alman arkeolog Dr. Wolfgang Radt'a ait... Uzun yıllardan beri
Bergama kazısı başkanlığını yapan Dr. Radt, 1960'k yıllarda Bodrum
Yarımadasının Lelegler'e ait önemli bir bölümünü mimari açıdan
araştırmıştı. Doktora tezi kapsamında yaptığı çalışmasını da daha
sonra Leleg mimarisiyle yapılmış en kapsamlı araştırma olarak
yayımlamıştı.
Dr. Radt'a göre, Leleg mimarisi "arkaik ve bölgesel bir yapıda"...
Yapıların ilginç bir yanı, taşların arasında hemen hiç harç
kullanılmamış olması... Bu nedenle büyük taşların dışında kalan yapı
elemanları, Diogenes'in dediği gibi adeta akıp gitmiş... Fakat Dr.
Radt, "Bu arkaik ve primitif özellikli Leleg mimarisinde öyle bir yapı
türü var ki, şimdiye kadar hiç bir mimari tarzda bulunmuyor" diyor...
"Bunlar, dağların yüksek yamaçlarında inşa edilmiş yuvarlak ve çok
amaçlı yapılar. İç içe iki surdan oluşan bu yapılar arasında yarıçapı
20 m. olanlar var. İç içe geçmiş surlar birbirlerine içteki bir
noktadan değecek biçimde inşa edilmiş ve üstleri kapalı... Burada
çobanlar yaşıyor olmalı; ortadaki geniş avluda da hayvanlar... Ancak,
yapının tamamının üstünün örtülü olup olmadığım bilemiyoruz. Belki
belli bir yükseklikten sonra ağaçlarla örtüyorlardı. Hayvanlarını hem
korsanlardan hem de kaplan gibi vahşi hayvanlardan korumak için bu
yapıların duvarlarını çok kalın ve yüksek inşa ediyorlardı. Bunların
çağlar içinde, M.Ö. 8-7 yüzyıldan başlayıp Roma dönemine kadar adım
adım değişmeler gösterdiğine tanık oluyoruz. Özgün Leleg tipinde
olanlar bütünüyle yuvarlak bir plan sergiliyor. Bölgenin
Helenleşmesine parelel olarak, bu yapılarda köşeli ilaveler ve kulemsi
görüntüler ortaya çıkıyor. Yani, bir tür evrimleşme başlıyor. Roma
dönemine gelindiğinde ise bu özgün tip yapılar kendi özel liklerini
iyice yitiriyorlar..."
Lelegler, Roma çağlarına doğru geldikçe, yalnız mimari açıdan değil,
toplum olarak da giderek erimişler. İzleri neredeyse kaybolmak üzere
bir Anadolu yerli halkı olan Lelegler'in özellikle de şimdiki Bodrum
Yarımdası'nda yaşamaları ilginç.. Çünkü, günümüzde böylesine popüler
olan bir bölgede binlerce yıl önce yaşamış eski bir halk karşısında,
hem Bodrum meraklılarının hem de arkeologların ilgisiz kalması bir
çeşit ihanet... İnsanınkendi geçmişine, kendi kültürüne,kendi
geleceğine ihanet....
Mausolos'un kurduğu kent: Thiangela.
Bir dağ kenti olan Thiangela'nm güney tarafı daha az sarp olup
saldırıya açıktı. Şehrin kuleli ana kapısı buradaydı ve bu yüzden sur
yer yer kulelerle takviye edilmişti. Bu cephenin batı ucundaki tepeye
dışında çok sayıda da, "çiftlik evi", dört kuleli, kare planlı bir
hisar yapılmıştı. Bu hisar şehrin zayıf olan batı-güneybatı tarafını
güven altına alıyor ve bu yüzdeki şehir kapısını da koruyordu.
Surların planı burada hilale benziyordu. Hisar da bu hilalin bir
ucunda yükseliyordu. Hisara şehirden, dirsekli ve üzeri yalancı
tonozla örtülü bir kapıdan giriliyordu. Güneydoğudaki kulenin yanında,
sur duvarına açılan küçük bir kapı vardı. Bu kapıdan, hisarın önündeki
kavisli iki siper duvarına ulaşmak ya da düşmana saldırmak mümkündü.
Thiangela, Mausolos'un kurduğu bir kentti. Surların inşa tarihi
kesinlikle 4. yüzyılınikinci çeyreği olarak kabul edilebilir. Kent,
aynı yüzyılın sonunda, Karia'da bir krallık kurmaya kalkışan ve kendi
adına sikke de basan Makedonyalı Eupolemos tarafından kuşatılmış ve
şarta bağlı olarak teslim olmuştu
Antik Çağ'ın NATO'su: Delos Birliği...
Hellespontos ve Bosphoros kıyılarının Persler tarafından ele
geçirilmesinden sonra, Helen güçlerinin başkomutanı olan Sparta Kralı
Pausanias'ın sert davranışları, bağlaşık devletleri ondan soğutmuş ve
onlar da Atina çevresinde kümelenmişlerdi. Atina, başlangıçta gönüllü
bir nitelik taşıyan bu birliğin önderi oldu. Birliğin üyelerine düşen
yükümlülükleri, hangi kentin ne sayıda savaş gemisi sağlayacağını ya
da ne tutarda yıllık gider katkısı ödeyeceğini saptadı. Toplanan
paralar Delos Adası'nda toplanıyordu.
Daha sonra Atinalılar ilk olarak Miltiades oğlu Kimnon komutasında bir
donanmayla, Thrakia-Make-donya sınırında, Strymon Çayı ağzındaki İran
bağımlısı Eion kentini alıp (M.Ö. 475) halkını köleleştirdiler. Ege
Denizi'nde Skyros ve Euboia (Eğriboz) Adası'ndaki Karystos kentini ele
geçirdiler. Bu sırada Naxos Adası birlikten ayrılmak istedi, fakat
adanın kenti Atina birliklerince kuşatıldı ve kent de birliğe tekrar
geri dönmek zorunda kaldı. Bu olay, Delos Birliği'nin bir Atina
bağımlıları topluluğuna dönüşmesinin ve gönüllü bağlaşıklar birliği
olmaktan çıkışının başlangıcıydı (M.Ö. 467)...
Bu arada Leleg kentleri de bu Delos Birliği'nin üyesiydiler. Myndos
kenti birliğe onikide bir talent haraç ödüyordu. Bu miktar Myndos'un
küçük bir kasaba olduğunu gösteriyor. Pedasa kenti ise Delos
Birliği'ne iki talent haraç ödemekteydi. Kıyıdaki Halikarnas sos'un
1.65 talent ödediği düşünülürse, dağlık Pedasa'nın ödediği miktar
oldukça iyiydi. Termera kentinin ise birliğe ödediği iki buçuk
talentlik haraç Mydos'un yükümlülüğünün tam 30 katıydı. Madnasa kenti
ise, birliğe önceleri iki talentlik haraç ödemesine karşılık,
sonraları bu haraç bir talente kadar düşürülmüştü.
Yarımadadaki bir diğer Leleg yerleşmesi Side, ya birliğin dikkatinden
kaçmış olabileceği ya daçok küçük olduğu için haraç ödemiyordu.
Uranium adındaki kent debirliğe bağlı olmasına karşın çok önemsiz bir
haraç ödüyordu. Syangela ise Delos Birliği'ne, kendisine bağlı mynanda
ile birlikte bir talent haraç ödüyordu.
Antik Çağ duvar örgü biçimleri.
Balıksırtı duvar örgüsü: Küçük yassı taş bloklarının bir sıra sağa,
bir sıra sola eğik olarak tabaka tabaka dizilmesiyle oluşan bir duvar
örgüsü... Yaklaşık M.Ö. 3000 yıllarında harçsız örülmüş örnekleri
görülür. Batı Anadolu'daki kazılarda toprak harçlı örneklerine de
rastlanmıştır.
Bosaj duvar: Kenarları dikdörtgenler prizması biçiminde yontulmuş taş
blokların ön yüzleri hafif dış bükey bırakılmış ve kaba ya da düz
olarak işlenmiş duvar örgü biçimi...
Kyklop duvar: Düzgün olmayan büyük boyutlu taşlarla, harçsız olarak
yapılmış duvar örme şekli...
Poligonal örgü: Düzensiz duvarlardır, ancak bu teknikle çeşitli
irilikteki taşların birbirine uydurulması için çok işçilik gerekir.
Daha çok teras ve sur duvarlarında görülür. Antik dönemden sonra
kullanılmaz.
Psudo-İsodom: İnce ve kalın taş dizelerinin almaşık olarak
kullanılmasıyla oluşturulmuş, harçsız Helenistik duvar örgüsü...
İsodom: Eş yükseklikte blok taş sıralarından oluşan harçsız Helenistik
duvar örgüsü... Derz uyumu (duvarlarda iki öğenin arasındaki dıştan
çizgi biçiminde gözüken birleşme yeri) olmayabilir ya da birleşme
derzleri bir ara ile birbirlerini dikey olarak izleyebilir...

Etiketler:
Bilimler
Arkeoloji
Lelegler
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|