Oca
10
2008
|
Sevdiğinizi Telepati ile Söyleyin |
|
|
|
Halûk Akçam
|
|
Cuma, 11 Ocak 2008 |
Okunma: 617 kez
Sevdiğiniz erkek ne yapıyor şu sırada? Aklından neler geçtiğini biliyor musunuz? Belki de az önce karşılaştığı bir sarışın güzeliyle kaçamak yapmanın hayalini kuruyordur. Niye olmasın. Düşüncelerini okuyacak kimse yok ki. Ama, o kadar da imkânsız değil öğrenmek.
"Nereden bileyim ben, şimdi ne düşünüyor?" diye hayıflanmayın. Hem de ne falcıya ne de başkasına danışmaya gerek kalmadan, kendi kendinize okuyabilirsiniz onun aklından geçenleri.
( www.genbilim.com )
Nasıl mı? Aynen karşınızdakinin yaptığı gibi, düşünerek
bulacaksınız.
Herkes her an bir şeyler düşünür. İnsanın aklından
neler geçmez ki. Hiç kimse de diğerinin farkında değildir. İşte bütün
bu düşünceler, aklımızdan geçenler, çevreye sürekli yayın yapan bir
radyo istasyonu gibi olmamızı sağlar. Eğer karşınızdakinin hangi dalga
boyunda düşüncelerini yaydığını anlarsanız, onları yakalamak işten bile
değildir.
Şu sırada İstanbul Radyosu'nun müzik programını
dinleyeniniz var mı? Nasıl duyuyorsunuz o yayını? Elbette yakınınızda
bir radyo olmalı. Radyonuz zaten bu yayınlara göre imal edilmiş, başka
tür bir yayını isteseniz de alamaz.
BİLGİSAYARLAR, BEYNİNİZİN YANINDA HİÇ KALIR
Şimdi
de başka bir aletten bahsedelim. Hem de çok yakınınızda duruyor. Nereye
gitseniz sizinle birlikte olan beyniniz. Öylesine mükemmel bir yapısı
var ki, ne radyo ne de bilgisayar, hepsi yanında hiç kalır. Üstelik,
kullanması bedava. Elektrik kesildi, pil bulamadık diye endişe
yaratmıyor. Sonra, sadece yayınları almakla kalmıyor, bir de
istediğiniz yayını programlayıp gönderiyor. Ama, yalnız düşünce
türünden olan yayınlara göre yapılmış.
Kendi beyninizi size
yeniden pazarlayacak değiliz, daha fazla reklama gerek yok. Doğuştan
sahipsiniz bu mükemmel alete. Bütün mesele, onu kullanmasını yeterince
bilmek. Önce şunu belirtelim, her an düşünce yayını yapıyorsunuz. Ama,
kontrolsüz ve programsız bir yayınınız var. İşte bu dağınıklık
yüzünden, başka yayınları da alamıyorsunuz. Daha doğrusu, alıyorsunuz
ama farkında değilsiniz.
Şimdi gelelim "insan" marka beynin
kullanma talimatına. Önce, kendi yayınlarımızı en düşük düzeye
getirmeliyiz. Kısa bir süre için de olsa, ıvır zıvır şeyler düşünüp
zihninizi gereksiz yere meşgul etmekten kurtulmalısınız. Böylece,
düşünce yayınına harcanan enerji ve dikkatinizi alıcı durumunda
kullanabilirsiniz.
Diyelim ki şu an aklımızı kurcalayan bir şey
yok. Zihnimiz sakin. Beynimizin alıcı düğmesi açılmış demektir. Sıra
geldi istasyon ayarına. Kimin düşüncelerini duymak istiyoruz? Yani,
yayın yapan istasyon kim? Aklımızdan yalnız onu geçireceğiz. Boş verin
şu sırada onun nerede olduğuna veya ne yaptığını hiç tahmin etmeye
çalışmayın. Çünkü o zaman, farkında olmadan başka düğmeleri
kurcalıyorsunuz demektir. Görüntü ayarı değil bizim istediğimiz. Şu an
sadece düşünce dalgalarını almaya çalışıyoruz.
Yayın yapan
istasyonu tanımanız, bilmeniz işinizi kolaylaştırır. Sarı çizmeli
Mehmet Ağa'nın kim olduğuna dair hiçbir bilginiz yoksa, adamın ne
düşündüğünü de bulamazsınız. Beyninizdeki ayar düğmesi, o kişiyle olan
his bağınıza göre düzenlenmiştir. İster âşık olduğunuz, isterse nefret
ettiğiniz birisi olsun. Yeter ki aranızda duygusal bir köprü kurulmuş
olsun. Eğer o kişinin de size karşı duygusal bir tavrı var ise, yayın
çoktan başlamış demektir. Hem de karşılıklı.
SADECE ONU DÜŞÜNÜN
Gelin,
sevilen bir kimsenin düşüncelerini okumaya çalışalım. Çünkü, sevgi bağı
en güçlü ve en etkili istasyon yayını demektir. Nefret de öyle.
Aklınızdan yalnız sevdiğiniz kişiyi geçirin. Ama, birlikte olduğunuz
tatlı anların hayaline kendinizi kaptırmadan. Sadece onu düşünün.
Zihninizde onun adını yankılandırın. Hayal mi kuruyoruz? Hiç de değil.
Kendinizi sevdiğiniz kişinin titreşimlerine uygun bir ortama
getiriyorsunuz. İşte size istasyon ayarı.
Radyo dinlerken aynı
anda gürültü yapılsa veya gazete okumaya çalışsanız, ne anlarsınız?
"Kesin şu gürültüyü, duyamıyorum!" İşte kendi kendinize bunu söyleyin,
eğer gelen düşünceleri alamıyorsanız. Başka bir şeyle meşgul etmeyin
zihninizi. Bütün dikkatinizi o sevdiğiniz kişiden gelen titreşimlere
verin. Aman, dikkat. Sakın ola gergin bir biçimde kasılıp beklemeyin.
Tam tersi olur, kendinize parazit yapar hale gelirsiniz.
"Alo,
alo. Beni duyuyor musun? Bak dinle, ben şimdi ne düşünüyorum." Değil
elbette. Kafanızın içinde telefon kulübesi olmadığına göre, böyle
sesler duyacak değilsiniz. Beyninizdeki alıcının ses ayarı değişik bir
duyarlılıktadır. Onun ne düşündüğünü kulağınızla duymayacaksınız,
içinizde hissedeceksiniz. Bir anda olur bu, genellikle. Başlangıçta
çoğu kez kısa ve tek bir duygudur. Çünkü insan, ister istemez o duyguyu
aldığı an düşünce üretmeye ve hayal kurmaya başlar. Bunun önüne
geçemediği için, alıcı durumundaki beynin ayarını bozar ve karşıdan
gelen düşünceleri okuyamaz.
Sakin bir halde, yalnız sevdiğiniz
kişiyi aklınızdan geçirirken, içinize onunla ilgili bir duygu
gelebilir. Bir anda, şimşek hızıyla çakıp sönen bir parıltı gibidir.
Bunu izleyen diğer düşünce ve duyguların size ait olduğundan şüphe
etmeyin. Bütün mesele, aradaki o bir anlık dış yayını yakalamak ve
ayırt etmektir. Yoksa, kendi düşüncelerinizle karıştırabilirsiniz.
Derler
ki, kadınların beyni erkeklerinkinden daha küçükmüş. Çağımızda zaten
elektronik aletlerin en küçükleri en büyük işleri başarıyor. Tabiat, bu
üstünlüğü yıllar öncesinden kadınlara vermiş olmalı. Çünkü, kadınlar bu
alanda da erkeklerden daha yetenekli. Duygu derinliği ve zenginliği,
telepatik haberleşmenin vazgeçilmez bir yanı. Aman yanlış anlaşılmasın,
sırılsıklam âşık olmak değil bu derinlik. İnanılmaz bir hayal kurma
gücüyle de ilgisi yok. Zekânın duygularla birleştiği yerde, telepatik
yetenek ortaya çıkıyor.
ÖNCE ZİHNİNİZİ BOŞALTIN
Kimi
insanda düşünceleri alma kapasitesi, düşünce göndermekten daha
fazladır. Bazılarında da tersine olabilir. Çevresine hâkim olmaktan
hoşlanan kişilerde, alıcılık oranı daha düşüktür. Başkalarının
davranışlarından çabuk etkilenenler ise verici yayınını pek
beceremeyebilirler. Ama, bu özellikler o kadar önemli değildir. Yeter
ki, bu işin tekniğini iyi bilelim.
Başkalarının düşüncelerini
okumak yerine, onlara kendi düşüncelerinizi aktarmak isteyebilirsiniz.
Bunun için biraz daha karışık bir yöntem denemek zorundasınız.
Başlangıçta, aynen alıcı durumundaki gibi zihninizi durultmanız
gerekecek. Parazit düşüncelerden kendinizi kurtaracaksınız.
Bu
sükûneti elde ettikten sonra, sıra geliyor antenlerinizi düşünce
yollayacağınız kişiye yöneltmeye. Bildiğiniz bir kimse ise, işiniz
kolay. Duygusal bağ yine burada önemli. Şimdi ilk önce, boşalttığınız
zihninizde o kişinin kendisini düşünün. Yüzünü gözünüzün önüne getirin.
Ama, tam olarak. Başka bir şey düşünmeden.
Eğer düşündüğünüz
kişi o an sakin bir ortamda ise, zihni çok meşgul değilse, işiniz kolay
demektir. Gözlerinizi kaparsanız daha iyi sonuç alırsınız. Kapalı
gözlerinizin önünde o kişinin yüzünü bütün detaylarıyla görmeye
çalışın. Size baktığını hayal edin. Sanki onun beyninin içine
giriyormuşsunuz gibi, sadece onu düşünün. Sonra, tek ve kesin bir cümle
ile iletmek istediğiniz düşünceyi ona söyleyin. Açık ve belirgin
biçimde. Bu ses zihninizde yankılansın. Başka bir şey düşünmeden, aynı
şeyi yavaş ve etkili bir biçimde, sanki karşınızda duruyormuşçasına
onun yüzüne söyleyin.
Duygusal ilişkilerde, bazen insan kendi
kendisini engeller. Araya başka düşüncelerin girmesiyle, bütün
benliğini bu işe veremez. Bir yandan kuşkuludur veya aslında bu işe
girişmeye isteği tam değildir. Bu gibi hallerde, düşünce yayını yerini
bulamaz. Önce kendinizden emin olmalısınız, karşınızdakine düşündüğünüz
şeyi iletmeyi gerçekten istemelisiniz. Yoksa, beyin kendi engelleme
mekanizmasıyla bu yayını önleyebilir.
KONUŞMADAN DA ANLAŞABİLİRSİNİZ
Bu
gibi haberleşmeler, az da olsa bazen kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Durup dururken birden aklınıza birisi gelir, onunla ilgili bir
düşünceyi yakalamışsınızdır. Daha sonra aynı kişiyi gördüğünüzde, bir
de bakarsınız ki, o sırada sizi düşünüyormuş. "Aaa, vallahi şimdi ben
de seni düşünüyordum. Şu işe bak, nasıl da karşıma çıkıverdin." Veya
bir telefon zili, açarsınız. Kulağınızda, az önce birden aklınızdan
geçen kişinin sesi: "Ayol, bir arayıp sorayım dedim. Hayırsız,
nerelerdesin!"
Bilimsel olarak bu tür haberleşmelerin deneyleri
yapılıyor, yarım yüzyılı aşkın bir süredir. Bizim de aramızda
deneyebileceğimiz kadar kolay bir şey. Mesela, tanıdığınız bir kişiyle
anlaşıyorsunuz. Filanca gün, falan saatte, ikiniz sakin bir ortamda
oturacaksınız. Gözlerinizi kapayacaksınız. Hiçbir şey düşünmeden.
Sonra, belirli saatte ikinizden birisi basit ve tek bir şeyi düşünecek.
Diğeri de onun düşündüğünü almaya çalışacak.
Bu iş için, "Zener
Kartları"ndaki beş sembol en kolay iletilebilen şekilleri göstermekte.
Artı işareti, kare, çember, yıldız ve dalgalı paralel çizgiler
kullanılıyor bu kartlarda. Düşünce gönderen kişi, bu sembollerden
yalnız birisine sürekli bakıp diğerine aktarmaya çalışıyor. Alıcı da
zihnini boşaltıp gelen düşünceye açık bir halde bekliyor.
İstatistiklere göre, çoğu kez normalin üstünde başarılı sonuçlar
alınıyormuş.
Bazen öyle ilişkiler vardır ki, duygusal coşkunun
derinliğinde insan sevdiği kişiyi düşünmeden edemez. Sevgilinizi
aklınızdan geçirirken, birden ruhunuzun taa içinde bir gül daha açar.
İşte o an, düşünce âleminde birleşmenin zevkini tadarsınız. Hiç
kuşkusuz, o da aynı duyguları yaşamaktadır aynı anda. Arada
kilometreler olsa bile.
Halûk Akçam

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Sevdiğinizi Telepati ile Söyleyin
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|