Oca
10
2008
|
Primatlarda Sosyallik |
|
|
- Currently 4.7/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Rating: 4.7/5 (Toplam Oy: 3)
|
GenBilim Editor
|
|
Perşembe, 10 Ocak 2008 |
Okunma: 372 kez
Yaşadıkları bölge ve ekolojik koşullara bağlı olarak primat türleri oldukça farklı davranış örün-tüleriyle karşımıza çıkarlar (Jolly, 1985). Ağaç yaşamına sıkı sıkıya uyum sağlamış olan primatlar, bulundukları güvenceli ortam içinde çok hareketlidirler. Sürekli bir daldan öbürüne atlar çeşitli sesler çıkarırlar. Ancak ufak bir tehlike anında adeta ölüm sessizliğine bürünür, dikkati çekmemek için oldukları verde hareketsiz kalırlar. Özellikle prosimiyenler ağaçlarda uyumak için hep en yüksek dalları tercih ederler.
Primatlar dünyasının bu en ufak temsilcileri
sayılan prosimiyenler son derece ürkek ve aynı zamanda en savunmasız
yaratıklardır. Bunların bir bölümü gece, bir bölümü de gündüz yaşamına
uyum sağlamışlardır. Gece yaşayanlarda görme duyusu çok gelişmiş, ama
sosyal örüntü çok zayıftır. Yaşamlarını büyük ölçüde yerde sürdüren
makak ve babun türü primatların en büyük düşmanları leopar, aslan,
kaplan, çita gibi vahşi hayvanlar ya da zaman zaman yılan, akbaba ve
kartallardır. Bu tehlikeli hayvanlara karşı her ne kadar iyi bir
örgütlenme ile kendilerini savunsalar da, sonunda yine de çareyi en
yakın ağaçlara tırmanmakta bulurlar.
Primatlar sürekli tahrik
edilmedikçe ya da barınak ve besin kaynakları rekabeti gerektirmeyecek
kadar bol ise, birbirleriyle çok iyi geçinirler. Özellikle açık
alanlarda sayıları gündüzleri 100, geceleri 700'e kadar varan sürüler
halinde yaşayan babun ve makak türü primatların sosyal davranış
örüntüleri, insan davranış bilimcileri tarafından son yıllarda yoğun
biçimde araştırılmaktadır. Hatta çok uzak atalarımızın, tarihin
karanlık sayfaları içinde kalmış davranış örüntüleri hakkında bazı
ipuçlarının da bu primatların davranış örüntülerinden çıkarılabileceği
görüşünü savunan davranış bilimcileri vardır.
Babun ve makak
primatlarında güçlü ve egemen erkeklerden oluşan bir idareci sınıfı
vardır. Bu sınıfın üyeleri, aralarında güçlü bir dayanışma gösterirler.
Bu egemen sınıf, sürü içinde düzeni sağlar, barışı korur. Bu sınıf aynı
zamanda soylulardan oluşur; çünkü idareci sınıfa kabul edilebilmek için
belirli bir soydan gelmek koşulu vardır. Dolayısıyla bu, bir bakıma
kalıtsal bir imtiyazdır. Bu idareci egemen sınıfın da üstünde tüm
sürünün tek söz sahibi bir erkek lideri, şefi vardır.
Şef,
güçlü erek babunlar arasında en gözü pek, en iri, hırçın ve kavgacı
olandır. Şef, dinlenmek için kendine istediği yeri seçer; sürünün bir
tür kabadayısıdır. Tüm diğer erkek babunlar ondan çekinirler ve
aralarında daima belirli bir mesafe bırakırlar. Liderlik tahtına
oturmak için erkek babunlar arasında bazen öldüresiye kavga olur. Zaten
hiçbir şef kendiliğinden pozisyonunu bırakmaz. Grup şefi sürüdeki en
çekici dişilerle beraber olma hakkına sahiptir. Diğer erkek primatlar
buna ses çıkarmazlar. Şef, bir dişi babunla beraber olduğu sürece, aynı
dişiye başka hiçbir erkek babun yaklaşma cesaretini gösteremez.
Lider
eğer bir erkek babundan hoşlanmıyorsa, onu sürüden atmak için her
çareye başvurur. İlk bakışta böyle bir otoriter sistem primat
dünyasında tuhaf karşılansa da, sürünün selameti açısından bu merkezi
hiyerarşik yapı çok önemlidir. Sürünün nerede konaklıyacağına, ne
tarafa doğru göç edeceğine lider karar verir. Leopar, aslan gibi
tehlikeli hayvanlara karşı babun erkekleri hamile babunları, dişileri
ve yavruları ortalarına alır ve bir tür güvenlik çemberi oluştururlar.
Bu işi esas örgütleyen de o andaki liderdir.
Eski Dünya
primatlarında harem hayatının olduğu gruplar vardır. Erkek, birçok dişi
primat ile beraber yaşar. Harem hayatı bu primatlar için temel bir
sosyal sistemdir. Eski Dünya primatlarında sürü içinde erkeklerin
belirli statüleri vardır. Dişiler de kendi aralarında bir hiyerarşik
sisteme sahiptirler. Yalnız, herhangi bir dişi doğum yaparsa grup
içinde anne olarak ayrıcalıklı bir konuma gelir. Bundan böyle vaktini
tümüyle bebeğine ayırır, sosyal yaşamdan elini ayağını çeker. Babunlar
çok kapalı gruplardır. Yaşadıkları bölgeye bir başka babunun girmesine
asla izin vermezler. Her babun sürüsünün bir yaşamsal alanı vardır.
Babunların
bu hoşgörüsüz tutumlarına karşın, şempanzeler son derece açık gruplar
oluşturur; gruba sürekli katılan, ayrılan olur. Ayrıca, bunların
savundukları öyle yaşamsal bir alanları yoktur. Göçebedirler, nerede
akşam orada sabah ederler. Her gece bir başka ağaçta geceyi geçirirler.
Zaten yaşamlarının 3/4'ü ağaçlarda geçer. Goril ve orangutanın da sabit
yaşam alanları yoktur. Onlar da sürekli yer değiştirirler. Şempanze
dünyasında saldırganlık ve savaş yoktur. Yerde yaşayan birçok primatta
olduğu gibi, sürüde erkek egemendir.
Şempanzelerde genelde
hoşgörü yaygındır. Aralarında çok sıcak ilişkiler kurarlar. Doğal
ortamlarında bu iri primatlar birbirlerine zarar vermemeye aşırı özen
gösterirler. Babunlarda olduğu gibi birbirlerine üstünlük kurma
alışkanlıkları yoktur. İki şempanze birbirlerine kırgınsa, barışmak
için bize oldukça yabancı gelen yola başvururlar; biri diğerinin cinsel
organlar bölgesine dokunur, başında veya gövdesindeki parazitleri
ayıklar.
Şempanze iri primatlar arasında en iyi bilinen, bize en
şirin görünen hayvandır. Onları hep hayvanat bahçelerinde izleme
fırsatı bulduk; oysa doğal yaşamlarında bilmediğimiz birçok davranış
örüntüleri sergilerler, özellikle yavru şempanzelerin taklit
yetenekleri, zihinsel performansları ve çevredeki insanlarla olan
diyalogları aynı yaştaki bir insan yavrusununkinden daha ileri
düzeydedir. Duygulanrını, mimik ve jestlerle dile getiren tek primat
şempanzedir. Bize çok tuhaf gelecek ama, şempanzeler ormanda
karşılaştıklarında birbirleriyle selamlaşır. Karşı karşıya
geldiklerinde sarılıp öpüşür; hatta birbirlerine fiske vurur. Goodall
(1965) adlı araştırıcının 50 şempanzeden oluşan bir koloniyi doğal
ortamları olan ormanda bıkıp usanmadan yıllarca izlemesi, hatta
aralanna katılarak onlardan birisi gibi yaşaması sayesinde bu ilginç
primatlar hakkındaki bilgilerimiz çok zenginleşti.
Şempanzeler
genelde yalnız ya da küçük gruplar halinde dolaşmayı severler. Aslında,
doğal ortamlarında dikkatli ve uzun süre izlenen şempanzelerin üç ayrı
tipte grup oluşturdukları fark edilmiştir. 1. Sadece erkeklerden oluşan
grup, 2. Anneler ve yavrulardan oluşan grup, 3. Çocuksuz dişi ve
erkeklerden oluşan grup.
Şempanzeler oldukça şamatacı
primatlardır. Ormanda en ufak bir tahrikte hep bir ağızdan koro halinde
bağırmaya başlarlar. Etraf o sırada şempanzelerin çığlıklarıyla dolar.
Bu sahnelere sık sık tanık olan yerliler, yine şempanzelerin karnavalı
başladı derler. Şempanzeler dünyasına katılarak gözlem tekniğini
uygulayan ilk kadın araştırıcı Goodall, bu yaratıkların zekâsına hayran
kalmıştır. Tabii ki, bu zekâ düzeyleri sadece insan dışındaki primatlar
arasında bir anlam ifade etmektedir. Yoksa insanınki ile hiçbir zaman
karşılaştırılamaz.
Şempanzelerin zekâsını ölçmek için çeşitli
testler uygulanmıştır. Bir defasında, bir şempanzenin yanıbaşına sandık
konmuştur. Hayvan topladığı muzları bu sandığa koymayı akıl etmiştir.
Ancak, ormanda doğal ortamda yaşarken hiçbir şempanze topladığı muzları
saklamak üzere bir sandık arayışına girmez. Zaman zaman şempanzelerin
birçok davranışları insanınki ile özdeşleştirilir. Yalnız burada çok
dikkat edilmeli; zira şempanze ya da bir başka iri primatın zihinsel
yetenekleri ne kadar ileri düzeyde olursa olsun, insan her zaman,
hiçbir canlıyla karşılaştırma kabul etmeyecek kadar farklı ve
çeşitlenmiş davranış örüntülerine sahip, doğanın biricik yaratığı
olarak kalmış ve kalacaktır da.
Goriller, şempanzelerin aksine
yalnızlığı severler. Çok yumuşak huylu, sessiz, çekingen ve içe
kapanıktırlar. Birbirlerine hiçbir zaman zarar vermezler. Aslında
bireyler arasındaki bu dostane ilişkiler tüm primatlar için geçerlidir.
Goriller ormanda insanla karşılaşınca ona çok duyarsız kalırlar. Primat
dünyasının bu iki ayaklı yaratığına karşı pek sempati duymazlar. Bir
gorilin dostluğunu kazanmak için her şeyden önce çok sabırlı olmak ve
bir goril gibi davranmak gerekir. Onun gibi ses çıkarmak, onun gibi
yaprak çiğnemek dostluğa giden ilk kapıyı açabilir. Şempanzeler
arasında uzun yıllar yaşamış bulunan Goodall (1965), gorillerin de
kalbini fetheden ilk kadın araştırıcı olmuştur. Goriller
sinirlendiklerinde, tahrik edildiklerinde kopardıkları yaprakları
havaya atarlar, göğüslerini yumruklar ve bu arada gürültülü sesler
çıkarırlar. Özellikle erkeğe özgü olan bu davranış, dişi ve yavrulara
da bir bakıma uyarı niteliğindedir. Onların ağaçlar arasında gözden
kaybolup gitmelerine fırsat sağlar.
Goriller kendi dünyalarında
çok uyumlu bir tablo sergilerler. Yavru gorillerin yaşamı oldukça
hareketlidir. Goriller özellikle 6 yaşına kadar bu hareketliliklerini
korurlar. Kendi aralarında çeşitli oyunlar oynar, birbirleriyle sürekli
şakalaşırlar. Buluğ çağına, daha doğrusu 10-11 yaşlarına gelen goriller
zaman zaman arka arkaya sıralanıp adeta vagonlar gibi dolaşırlar
(Howell, 1969). Bu oyunları bizim lokomotif dansını hatırlatır. Erişkin
hale gelen goril ise o eski hareket ve canlılığını kaybeder, ağırlaşır
ve durgunlaşır. Yavru goriller anneleriyle beraber olduklarında, tıpkı
diğer iri primatlardaki gibi, devamlı onu izler ve taklit yoluyla
annelerinden birçok şeyi öğrenirler. Primat dünyasının bu en iri
cüsseli yaratığını biz hep asık suratlı, çatık kaslı ve etrafına korku
salan biri olarak görmüşüzdür. Oysa goriller, doğal ortamlarında tam
aksine yumuşak huylu, zararsız ve sessiz hayvanlardır. King Kong türü
macera filmlerinde salt seyircinin ilgisini artırmak ve dolayısıyla
önemli ticari kazanç sağlamak kaygısı içinde lanse edilen, uçakları
havada eliyle yakalayan ya da gökdelenlerin tepesine vurup ezen goril
tipi doğada hiçbir zaman olmamıştır. Bütünüyle hayal ürünüdür. Batı
Afrika'nın ormanlık bölgelerinde kendi hallerinde sakin biçimde
yaşayan, tehdit edilmedikleri sürece zararları dokunmayan gorilleri
inceleyen Goodall, onlara derin bir sevgi bağı ile bağlanmış ve
dostluklarını kazanmıştır. Her goril sürüsünde sırtı gümüş renkli
kıllarla kaplı bir yaşlı erkek vardır. Sırt kılları ağarmış olan goril,
sürünün en saygı değer bireyi olup diğer genç erkeklere göre dişiye
sahip olma önceliği taşır.
Orangutan (Şekil: 2.8), tıpkı goril
gibi, yalnızlığı seven bir primattır. Sessiz, içine kapalı melankolik
bir yapısı vardır. Halbuki, yavru iken, tıpkı goril yavruları gibi çok
hareketli ve neşelidirler. Yaşları ilerledikçe durgunlaşır, kendilerini
yalnızlığa iterler. Dişi orangutanlar erkeklere oranla biraz daha
sosyaldirler. Güçlü bir sosyal bağ, yalnız dişiler ve çocuklar arasında
mevcuttur.
Tüm yavru primatlar aslında sağlıklı bir ruhsal yapı
kurabilmek için yaşdaşlarıyla birarada yaşamak durumundadır. Gruptan
ayrı yaşayan primat yavrusu, akranları arasına salıverildiğinde onlarla
kaynaşmayıp, ayrı bir yerde ürkek bir şekilde kaldığı ve asosyal bir
davranış içine girdiği gözlenmiştir. Aynı gözlem, bir bakıma insanoğlu
için de geçerlidir.
Primatlar güne erken başlar; önce küçükler,
sonra dişiler ve ardından da erişkin erkekler uyanır. Olağan
temizliklerini yaptıktan sonra, tuvalet ihtiyaçlarını giderir ve
ardından hemen yiyecek aramaya koyulurlar, öğlene doğru ise yorulur ve
kısa bir uyku çekerler. Primatlar, aslında yaşamlarının yarısını
uyuyarak geçirir. Uyanık kaldıkları sürece harcadıkları yoğun enerjiyi
karşılamak için, insandan çok daha fazla uykuya ihtiyaçları vardır.
Afrika,
ekolojik yapısı gereği her tür parazitin kolayca üreyebileceği bir
sığınaktır. Dolayısıyla primatlarda sıkça rastlanan parazit ayıklama
temelde hijyenik amaca yöneliktir. Bunun dışında, parazit ayıklama
davranışı bireylerin biraraya gelmesi için de bir vesile olur. Bu
sayede primatlar birbirlerine dokunur, başlarında, karın kısımlarında
ya da anüslerinde dakikalarca parazit ayıklar. O halde, bu davranış
örüntüsü sadece temiz olmaya değil, aynı zamanda sosyal ilişkileri
pekiştirmeye yöneliktir. Paraziti ayıklanan primat bundan özel bir zevk
alır, yatışır. Bu işi üstlenen çoğunlukla dişilerdir. Parazit ayıklama
bireyler arası yakınlaşmanın önemli bir yoludur. Primatlarda karşılıklı
parazit ayıklama, sosyal işlevi ağır basan, hatta törensel yönü bulunan
ilginç bir jesttir (Schultz, 1972).
Doğal ortamlarında iri
primatların sergiledikleri farklı davranışlar vardır. Örneğin
şempanzeleri gözlemleyen araştırıcılar, onların çok tuhaf törenlerine
tanık olmuşlardır. Ormanlık alanda yağmur yağdığında, gök gürültüsü
altında şempanzeler bir tür yağmur dansı yaparlar. Bu dans zaman zaman
30 şempanzenin biraraya geldiği bir tür karnavala dönüşür (Howell,
1969).
Güneydoğu Asya'da Borneo ve Sumatra'da sık ormanlık
alanlarda yaşayan jibonların sosyal yaşamları da oldukça dikkat
çekicidir. Bir jibon, cinsel olgunluğa erdiğinde aileden
uzaklaştırılır. Gruptan ayrılan eğer erkek ise, yine aynı gerekçe ile
dışlanan bir başka grubun üyesi dişi ile hayatını birleştirir, onunla
yeni bir yuva kurar. Yaşlanarak elden ayaktan düşen bir jibon için de
aynı yola başvurulur. Aile dışına çıkarılır ve ıssız bir yere bırakılır.
Primatlarda
ölüm olayı pek bir anlam ifade etmez. Her ne kadar ölen yavrusunu 4 gün
boyunca yanında taşıyan iri primatlara rastlanmışsa da, insan dışında
hiçbir primat ölümü bizdeki gibi algılayamaz. İnsandakine benzeyen bir
tepki göstermez. Ölüsünün ardından ağıt yakan, ona üzülen, törenler
düzenleyen ve gömen sadece insandır. Bu bakımdan insan diğer tüm
primatlar dünyasında tektir. Primatlarda, annenin yavrusuna olan ilgisi
yavrunun hareketlerine, canlılığına endekslidir. Bir primat, ölen
yavrusunu başlangıçta biraz yalar, temizler ve giderek de ilgisini
tümüyle keser. Sonuçta, herhangi bir tepki almadığı için ölen yavrusunu
bütünüyle terk edip uzaklaşır.
Primatlarda anne-yavru ilişkisi:
Primatlarda çocukluk evresi diğer memelilerdekine oranla uzun olduğu
için, anne-yavru ilişkisi daha sıkıdır (Buettner-Janusch, 1966;
Schultz, 1972). Yavruyu emzirme süresi uzun olup, süt dişleri çıktıktan
sonra da bu işlem devam eder. Anne-yavru ilişkisi çeşitli primatlarda
farklılık gösterir. Eski Dünya primatlarından Afrika'nın doğu ve
güneyinde yaşayan babunlarda, ilk aylarda anne ve yavru arasında çok
sıkı ilişki vardır. Bu aylarda yavru, annenin adeta ayrılmaz bir
parçası olup, onun koruyucu şemsiyesi altında bulunur. Yeni doğan
babun, bir süre annesinin karın altındaki tüylerine tutunarak yaşamını
sürdürür. Beşinci aydan itibaren de onun sırtında dolaşmaya başlar. 2-3
yaşlarına geldiklerinde, yavru babunlar için anne yeterli olmamaya
başlar; bu dönemden sonra küçükler kendi aralarında oynamaya
koyulurlar. Sağa sola koşuşturur, kovalamaca oynarlar. Bu davranışlar
onların sosyal yönlerini geliştirir, ruhsal yönden olgunlaşmalarını
sağlar. Primatlar dünyasında, anne her zaman, çocuğun bakıcılığını
üstlenmez. Nitekim Marmoset ve baykuş yüzlü Yeni Dünya primatlarında
yavruya doğduğu andan itibaren baba bakar.

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Primatlarda Sosyallik
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|