Oca
10
2008
|
Zaman Süreksizdir |
|
|
- Currently 3.5/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Rating: 3.5/5 (Toplam Oy: 2)
|
GenBilim Editor
|
|
Perşembe, 10 Ocak 2008 |
Okunma: 370 kez
Hareket halinde A dan B'ye doğru giden bir ok düşünün. Ok herhangi bir anda A ile B arasında bir noktada bulunmaktadır. Bu noktada ok sabit durduğuna göre hareket etmiyordur. Fakat hareketsiz olarak görüldüğü bu nokta A ile B arasındaki herhangi bir nokta olabilir. Şu halde ok tüm yol boyunca hareketsiz durmaktadır. Buradan da hareketin olmadığı sonucuna varılabilir.
Şimdi, bu şekilde bir mantık yürütme bize saçma ve
hatalı görülebilir. Zira okun A dan B'ye hareket ettiğini biliyoruz.
Ancak ok bu hareketini sürekli bir şekilde mi gerçekleştiriyor, yoksa
süreksiz bir şekilde mi? Klasik bilimsel görüş sürekliliği savunur ve
okun sürekli bir şekilde A noktasından B noktasına ulaştığını iddia
eder. Bu iddianın dayandığı varsayım ise uzay ve zamanın sürekli
olduğudur. Acaba gerçekten uzay ve zaman sürekli midir?
Sürekliliği
tanımlarken aradaki farkın limitte sıfıra gittiğini kabul ederiz. Yani
bir çizgi üzerindeki iki nokta sonsuz derecede yakın olmaları gerekir.
Sonsuz yakınlık ise sıfır değişim demek olduğundan, "limit halde
hareket yoktur" da pekala denebilir. Bu sonucun bir başka ifadesi,
süreklilik bizim yaratmış olduğumuz bir varsayımdır. Zira klasik Newton
fiziğinde uzay sonsuza uzanan bir arka plan olarak varsayılmakta ve
nesneler bu arka plan içinde belli noktalarda yer kaplayıp hareket eden
varlıklar olarak belirtilmektedirler. Zaman da hakeza nesnelerden
bağımsız ölçülebilen bir büyüklük olmaktadır. Einstein'ın görelilik
kuramında da zaman ve mekan sürekli ve ölçülebilen değişkenlerdir.
Oysa
ki Kuantum kuramında durum tamamen farklıdır. Zaman ölçülebilen bir
değişken değildir. Olaylara bir film seyreder gibi sürekli bakmaz, o
filmin kare fotoğraflarına ayrı ayrı bakar. Her olay bir an içinde
yakalanmış bir fotoğraftır. İki an arasında da sürekli bir ilişki
olması gerekmez. Dolayısıyla bu kurama göre zaman tek yönlü geçmişten
geleceğe doğru akması gerekmez. Kuantum kuramına göre zaman
tersinirdir. Yani bir olayın filmini ters oynatacak olsak dahi bize
imkansız bir olay gibi görünmez.
Örneğin, gündelik hayatta bir
yumurta yere düşüp kırıldığında parçaları etrafa yayılıp kalır. Bu
olayın filmini çekip tersten oynattığımızda yerdeki parçaların bir
araya geldiklerini ve bir yumurta oluşturup yukarı doğru
yükseldiklerini görürüz. Bu duruma gündelik hayatta rastlanmayışının
nedeni zamanın tek yönlü akışıdır. Bu bakımdan bizim boyutumuzda zaman
tersinir değildir sonucuna varıyoruz.
Ancak yaşam olayını
incelediğimizde film adeta tersinden seyredilmektedir. Hücrenin
içindeki çekirdekte bulunan ufacık DNA ve RNA moleküllerinden yeni
hücreler oluştuğunu ve gittikçe bu hücrelerin bir araya gelmesiyle önce
dokuların sonra da canlı varlığın ortaya çıktığını görüyoruz. Bu olay,
yerdeki dağılmış yumurta parçalarının birleşip yeniden bir yumurta
oluşturmalarına benziyor. Yani, yaşam oluşması için zaman adeta tersine
hareket ediyor.
Canlı varlığın oluşması için zamanın tersine
akması ne anlama gelir? Öncelikle canlı varlığın çevresine göre daha
organize, düzenli bir yapı oluşturduğunu görmekteyiz. Bu da Entropinin
azalması anlamına gelir. Zira Entropi düzensizliğin ölçüsüdür (Bkz.
"Bilgi Yokolmuyor" başlıklı yazı, "X" Dergisi Kasım 2004). Entropinin
azalması ile bilginin artması aynı anlamı taşıdığına göre canlı
varlıkta bilgi artışı olmaktadır. Entropiyi azaltan ve bilgiyi arttıran
varlık bizim ölçemediğimiz ışıktan hızlı hareket eden (Takiyon adını
verdiğimiz) parçacıklar oldukları kanısındayım. Zira, ışıktan hızlı
hareket eden parçacıklar zamanda da ters yönde (gelecekten geçmişe
doğru) hareket ederler.
Şu halde 'şimdiki an' içinde yaşayan biz
insanlar için zaman, hem geçmişten hem de gelecekten etkilenen bir
yapıya sahiptir. Sadece tek yönlü akan bir zaman kavramı, bizim için
sadece pratik önemi olan bir yaklaşımdan ibarettir. Gerçekte zaman
süreksiz anlardan oluşmaktadır. Her an kendi içinde bir bütündür ve bir
an ile diğer an arasında sürekli bir ilişkinin bulunması zorunlu
değildir. An adını verdiğimiz zaman süresi son derece kısa, adeta
sıfıra yakın olmakla birlikte tamamen sıfır da değildir. Bu çok kısa
süre Kuantum kuramındaki Planck sabiti ile orantılı olup Planck zamanı
olarak tanımlanmıştır. Tüm evren bu Planck süreleri arasında bir var
olmakta, bir yok olmaktadır.
Bu durumda madde nasıl oluyor da
yok olmadan önceki şeklini hatırlıyor? Sorusunun yanıtını "şimdiki anın
hem geçmişi hem de geleceği barındırmakta olduğu".ifadesinde buluyoruz.
Zaman ve mekan süreksiz ama birbirlerinden habersiz değiller. Bu
haberleşme yerel etkilerle olmuyor. Yani sürekli bir etki-tepki durumu
yerine anında ve ışıktan hızlı bir 'nakille' haberleşme sağlanıyor.
Nakille sözünü tırnak içinde ifade ettim zira buna 'hareket' demek
istemedim. Sadece bilgi nakli söz konusu. Bu bilgi nakli ile düşünce
enerjisi yakından alakalı kavramlar. Bilgi naklini sağlayan düşünce
enerjisidir ve düşünce enerjisini harekete geçiren de istektir,
denilebilir. Enerji kaybolmayıp korunduğuna göre bilgi de korunuyor.
Enerjinin
küçük ve sonlu paketler halinde aktarıldığı deneysel olarak
kanıtlanmıştır. Bu durumu sağlayan da gene zamanın ve mekanın küçük
sonlu süreler/aralıklar halinde artmasıdır. An dediğimiz bu kısa sürede
hareket yoktur denilebilir. Böylece Zenon çelişkisi bir çelişki değil,
günümüzün modern bilimine ters düşmeyen bir ileri görüşlülük olmaktadır.
Eskiden
bilginin korunması büyük çapta sözlü destanlarla, masallarla ve kutsal
ayinlerle olmaktaydı. Yazılı belgelerin yaygınlaşması ile birlikte
bilginin korunması çok daha kolay hale geldi. Ama, bilgi kitaplara
taşındı ve insanın kendi öz varlığının bilgisi olmaktan çıktı. Kitabi
bilgi sayesinde teknolojik ilerlemede büyük bir sıçrama yaşandı.
Günümüzde bilgisayarlar sayesinde bilgi büyük bir hızla hem birikiyor,
hem de yayılıyor ama gittikçe de bizden uzaklaşıyor. Bu hızlı yayılmayı
dikkatle izlemekte yarar var. İnsanlar artan bilgi karşısında katılımcı
değil sadece gözlemci durumuna geçiyorlar. Daha da önemlisi, insanlar
bilgiyi içlerine katmadıkları için kendi öz değerlerini ve kültürlerini
korumayı da başaramıyorlar. Bir yanda küreselleşmenin getirdiği ortak
değerler, diğer yanda aile ve toplumdan kaynaklanan farklı ve özel
değerler insanları bir çeşit bölünmüş bir ruhsal yapı içine sürüklüyor.
Sonuçta umursamaz, gözlemci ve sığ değerlerle donanmış bir toplum
ortaya çıkıyor.
Bu durum karşısında takınılması gereken doğru
tutum nedir? Mademki düşünce enerjisini harekete geçiren istektir, o
zaman isteklerimizin ne olduklarını ve nereye etki ettiklerini bilmekte
yarar var sanırım. İstekleri sadece maddi çıkarımız doğrultusunda
yönlendirdiğimiz sürece yeni isteklerin ortaya çıkmasına engel olmayız.
Bu durum hiç bitmeyen biteviye birbirini besleyen istekler zincirini
yaratmaktan öteye gitmez. Bu zinciri kırabilmek öyle sanıldığı kadar da
kolay olmuyor. Tutkularımız ve sorumluluklarımız bu istek zincirini
sürekli besliyor.
İstek zincirini günümüzün yaşantısı içinde
tümüyle kırmak mümkün görünmese de istekleri daha geniş bir çerçeveye
yaymak pekala mümkün olabilir. Bir diğer ifade ile, isteklerimizi hem
kendi yararımıza (hayrımıza) hem de bütünün yararına yönlendirmeye
gayret etmeliyiz. Özellikle bilgiye bir gözlemci olarak değil, bir
katılımcı olarak yaklaşmak ve onu gündelik hayatımızın bir parçası
haline getirmek gerektiği kanısındayım.
Unutulmaması gereken
şey; her anın bir fotoğraf gibi kendi başına bir değer taşıdığı ve bu
fotoğrafta daima kendimizin de bulunduğudur.

Etiketler:
Bilimler
Fizik
Zaman Süreksizdir
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|