Okunma: 1818 kez
ÖZET
Paleoetnobotanik bilimi, son yirmi yıl içerisinde arkeolojide bir alt disiplin
olarak büyük gelişim göstermiştir. Peleoetnobotanistler arazide arkeologlarla birlikte
çalışmaya başlamış ve çoğu zamanını ve enerjisini örnek toplama stratejisi, yüzdürme
(flotation) ya da toprak elemekle elde edilen kömürleşmiş tohum ve odun parçaları,
polen ve fitolit örneklerinin koleksiyonu, koleksiyonların karşılaştırılması ve
laboratuvarda malzemenin tanımlanması gibi yöntemlere ayırmıştır.
( www.genbilim.com )
Arkeoloji dışında,
bu doğal arkeolojik malzemeyi araştırmak, botanik konusunda da uzmanlığı gerektirir.
Arkeolojik botanik konusunda uzmanlık; Bitki taksonomisi, anatomisi, morfolojisi,
laboratuvar çalışma teknikleri, bitki kalıntılarının tanımlanması ve yorumlanmasında
fikir sahibi olmayı gerektirir. Hatta paleoetnobotanist sadece tüm olan bitki kısımlarında
değil, parçalanmış dağılmış bitkiler konusunda da bulduğu kalıntının, bitkinin hangi
kısmına ait olduğunu anlamak ve tanımlayabilmek için deneyimli olmalıdır. Tüm
bunların ışığı altında Paleoetnobotanist, arkeoloji, botanik, antropoloji ve zooloji
konusunda bilgi sahibi olmak zorundadır.
Etnobotanik terimi ilk olarak 1895’te J. W. Harshberger tarafından kullanılmıştır.
H. Jones Etnobotanik’i bir interdisipliner yaklaşım olarak araziye adapte eden ilk
kişidir. Etnobotanik yine Jones’un tanımlamasına göre, “insan ve bitkiler arasındaki
ilişkileri araştırır” (Pearsall, 1989: 1). Jones’un eski ve çağdaş insanı kapsayan
etnobotanik terimi kısa sürede yayılım göstermiştir. Etnobotanik, günümüz insan-bitki
ilişkisinin yanı sıra, günümüz bitkileri ve kullanım şekilleriyle arkeolojik bitki
kalıntıları ve kullanımları arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapmaktadır (Ağcabay,
2001).
Paleoetnobotanik terimi ise, ilk olarak 1959’da Helbaek tarafından ortaya
konulmuştur. Helbaek’e göre, Paleoetnobotanik, “Arkeolojik bitki kalıntıları sayesinde
insan-bitki ilişkisini açıklayan bilimdir ve arazi çalışmasının bir parçasıdır”.
Amerika’da Paleoetnobotanik terimi olarak kullanılan bu disiplin, Popper ve
Hastorf’un tanımlamasına göre; ”Arkeobotaniksel kalıntıların analizi ve
yorumlanmasıyla, insan-bitki dünyası arasındaki etkileşimleri ve insanın bu konudaki
gelişimini araştırır” (Hastorf-Popper, 1988: 2). J. Renfrew’e göre ise Paleoetnobotanik,
“Arkeolojik alanlardaki eski zamanda yaşayan insanların yetiştirdikleri, kullandıkları
bitki kalıntılarının araştırılmasıdır” (Renfrew, 1973: 1-2). Avrupa’da birçok okulda
yine aynı perspektifle Arkeobotani terimi kullanılmaktadır. Aslında bu iki kelime eş
anlamlıdır, ancak Amerika’da Arkeobotani terimi bitki çalışmalarıyla ilgili sonuçların
yorumlanmasından çok, temel ve belirli çalışma yöntemlerini ve tanımlamayı içerir
(Hastorf, 1999: 3).
Bitkiler geçmişten günümüze kadar çeşitli amaçlarla kullanılmışlardır. Bunların
başında yiyecek olarak kullanımı gelir. Bunun dışında, yakıt, barınak ve yapı malzemesi
olarak ve giysi, dokuma ürünleri, ilaç ve alet yapımında kullanılır; Ayrıca sosyal ve
dinsel aktivitelerde de önemli yer tutar. İnsan ve bitki arasındaki bu ilişki geçmiş
kültürler hakkında bize önemli ipuçları vermektedir.
Bitki Kalıntılarının Korunma Şekilleri:
Arkeolojik Alanlarda Karşımıza Çıkan Bitki Kısımları
Özellikle Prehistorik yerleşmelerde ele geçirilen buluntular içerisinde bitki
kalıntıları önemli bir oranı oluşturmaktadır. Bu kalıntılar makro ve mikro kalıntılar
olmak üzere iki grupta incelenmektedir.
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214 201
Arkeolojik Makro Kalıntılar
Makro kalıntılar gözle görülebilecek kadar büyük olan bitki kalıntılarıdır.
Arkeobotanik kalıntılar içerisinde en büyük oranı bu tür kalıntılar oluşturmaktadır.
Makro kalıntılar diye tanımladığımız bitki kalıntıları; tohumlar, meyveler, tahıllar,
baklagiller, tahıl sapı ve saman kalıntıları, ağaç gövdesi, otlar, köklerdir. Bunlar beş
farklı korunma şekli ile günümüze kadar ulaşırlar (Udelgard, 1991: 3-4);
Karbonlaşmadan Korunma (su ile doymuş),
Karbonlaşma,
Mineralleşme,
Kuruma,
Kırık çömlek parçaları, harç ve sıvalardaki bitki izleri şeklinde korunma,
Hayvan dışkılarında korunma (bu da genelde karbonlaşarak olmaktadır).
Karbonlaşmamış Durumdaki Makro Kalıntılar (su ile doymuş)
Bunlar sulu ve nemli ortamlarda korunmuş bitkilerdir. Korunmanın iyi olduğu
durumlarda, tohum türlerinin çoğu, yenilerine (modern olanlara) büyük benzerlik
göstermektedir. Bu nedenle, karşılaştırmalı bitki koleksiyonları kullanılarak
tanımlanabilirler (Udelgard,age, 6).
Bitki kalıntılarının bu tür korunma şekli, turbalık ve bataklık alanlarda
anerobik koşullarda ve humik asidin yavaş yavaş etkisiyle gerçekleşir. Bu koşullarda
çilek, kiraz ve benzeri bitkilerin ve meyvelerin tohumları ve çekirdekleri iyi
korunabilirler. Aynı zamanda tüm durumda buğday ve arpa başaklarının da bu şekilde
korunması olasıdır (Renfrew,age, 16-17).
Bugüne kadar bu şekilde korunarak tanımlanan kalıntılar;
Tohum ve meyveler,
Tahıllar; kavuzları, sapları, kılçıkları ve testa parçaları,
Tohum kesesi parçaları, baklagillerin tohum kabuğu, çiçeğin kısımları,
Gövdeler, saplar, kök metamorfozları.
Karbonlaşmış Makro Kalıntılar
Arkeobotanik malzemenin büyük bir oranını, karbonlaşarak korunan bitki
kalıntıları oluşturmaktadır. Yani karbonlaşma en yaygın görülen korunma şeklidir.
Taneler ve tohumlar, ev yangını veya ocak ateşi gibi herhangi bir ısıya maruz
kaldıklarında, bünyelerindeki karbon miktarı artarak (az veya çok) karakteristik
şekillerini korurlar. Tahıllar, harmanlama ve ezilme gibi bazı işlemlerden geçirilmeden
önce bir ısıya maruz kaldıklarında, gövdeleri ve başak yapıları bozulmadan
korunabilmektedir.
Diğer bir şekilde, bu tahıl birikimlerinin, normal ısıda doğal bir süreç ile
kendiliğinden karbonlaşma olasılığının olduğu da bilinmektedir. Bu karbonlaşmanın
anaerobik bakterilerin etkisiyle oldukça çabuk olduğu düşünülmektedir. Bakteriler
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214 202
bitkinin hücre duvarındaki selülozun oksijen miktarını azaltarak karbonlaşmasına neden
olur. Kömürleşmiş ve kömürleşmemiş bitkiler bazen aynı yerde veya aynı depoda
(saklama yerinde) bulunabilmektedir (Renfrew,age, 8-9).
Bu şekilde bulunan kalıntılar;
Tohumlar ve meyveler,
Tahıllar; taneleri, kavuzları, başakları, sap parçaları,
Gövdeler ve kökler,
Gübre ve çürümüş bitkilerden elde edilmiş maddeler (yakıt olarak).
Mineralleşmiş Makro Kalıntılar
Bitkilerin mineralleşmesine iki farklı inorganik bileşen neden olmaktadır.
Bunlar tuzlar ve madeni bileşenlerdir. Tuzun hareketi genelde potasyumla birlikte olur.
Bitkilerin yapılarının geçirgen olması nedeniyle, nemli olan löslü veya löslü tınlı
topraklarda yeraltı suları bitkideki deliklere ve boşluklara girerek kendi bünyesindeki
erimiş halde bulunan inorganik maddeleri, özellikle kalsiyum karbonat ve silisi çökeltir.
Böylelikle tohum ve meyvelerin sert kısımları tamamen sertleşir ve mineralleşirler.
Kurudukları zaman beyaz-sarı renkte görünür, suda saydam ve kehribar gibi altın rengi
alırlar. Genelde sert kabuklu olan tohumlar bu şekilde korunmaya daha uygundur.
Mineralleşmiş tohumlar her zaman karbonlaşmış bitki kalıntılarıyla bir arada
bulunabilirler. Bunlar morfolojik ölçütlere göre daha kolay tanımlanabilirlerken
karbonlaşmış kalıntıların, genelde en dış ince yapı tabakası iyi korunamadığından
morfolojik olarak tanımlanmaları güçtür (Udelgard,age, 11).
Şu ana kadar tanımlanmış olan kalıntılar;
Tohumlar ve meyveler (özellikle kalın kabuklu olanlar),
Gövde kalıntıları,
Dokuma ve iplik kalıntıları.
Kuru Durumdaki Makro Kalıntılar
Bu korunma biçimi sadece yalnızca kuru ortamlarda gerçekleşir, örneğin,
Akdeniz Bölgesi’ndeki mağaralarda, Yakındoğu’da ve Mısır’daki mağaralar ile
sığınaklarda suyun ulaşamadığı yerlerdeki gibi. Yunanistan’da Dendra’da güneşte
kurutulmuş tuğlalarda birçok saman kalıntıları günümüze kadar kalmıştır. Orta
Avrupa’da toprakta bu tür korunma şekli görülmemiştir (Udelgard,age, 12).
Bu güne kadar bulunan bitki kısımları;
Bitkinin çiçek dışında diğer tüm kısımları,
Çiçekler, tohumlar, meyveler, kavuzlar, çiçeğin meyveye geçmiş formu.
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214
203
Kırık Çömlek Parçaları, Harç ve Sıvalardaki Bitki İzleri Şeklinde Korunan Makro Kalıntılar
Paleoetnobotanikçiler için diğer bir yaygın bilgi kaynağı pişmiş topraklardaki
tohum ve tahıl izleridir. Bu, el yapımı seramiklerde daha çok fark edilebilir
(Renfrew,age, 14-15). Erken Neolitik Dönemde, seramik kırıklarındaki ve duvar
sıvalarındaki bitki izleri, özellikle bu dönemde karbonlaşmış malzeme ele geçmemişse,
eski insanın ekonomilerini anlamakta önemli bir yoldur (Udelgard,age, 13).
Bugüne kadar bulunan kalıntılar;
Tohumlar, meyveler, kavuzlar, tahıl başakcıkları, sap kalıntıları, boğumlu tahıl
sapları ve gövde parçaları.
Hayvan Dışkılarında Korunma
Çeşitli hayvan dışkıları geçmişte ve hatta günümüzde de önemli bir yakıt
malzemesidir. Bu dışkılar oldukça fazla miktarlarda bitki taksonları (özellikle yabani)
içermektedir. Bunun nedeni hayvanların bu bitkilerle beslenmiş olmaları ve sindirim
yoluyla bunları bazen tüm veya parçalanmış şekilde dışkıyla dışarı atmalarıdır. Bu
nedenle arkeolojik kayıtlara geçen bitki kayıtlarında yorumlama yapılırken yanmış
gübreden çıkmış olabileceği olasılığını göz önünde bulundurmak gerekir (Hastorf-
Wright, 1998: 211). Bu bitki kalıntıları genelde karbonlaşmış halde bulunur ve o
yerleşmedeki bitkilerin beslenme alışkanlıklarına ve örneklerin bulunduğu alana göre
yorumlamaya olanak sağlar. Diğer bir bakış açısı ile kazılarda ele geçirilen bol
miktarlardaki gübre örneklerine bakılarak, oradaki bitki kalıntıları tanımlanarak
hayvanların beslenmeleri konusundaki bilgilere ulaşılabilir (Hastorf-Wright,age, 212).
Arkeolojik Mikro Kalıntılar
Bunlar yalnızca, mikroskopla görülebilen ve tanımlanan bitki kalıntıları olarak
ifade edilebilir (Udelgard,age, 15). Bunlar;
Fitolitler (Phytolith),
Polen taneleri,
Dokuma kalıntılarıdır.
Fitolitler (Phytolith)
Bitkilerin gövde, yaprak ve çiçek bölümlerinde oluşur. Silis, taban suyundan
monosilisik asit olarak taşınarak epiderma ile diğer büyüme hücrelerinde birikir ve daha
sonra opale benzer silikatlar oluşturur. Bazı bitki türlerinde organik dokunun bozulması
veya yanması sonucu geride ayırıcı biçimleri olan fitolitler oluşur (Pearsall, age, 312).
Kısacası çeşitli bitki hücrelerinde bulunan ve silisli bir mineral olan fitolitler, bitkilerin
çürümesinden sonra arkeolojik toprakta (doğal ve jeolojik oluşumlardan farklı olarak,
içinde insan aktivitesi izlerini taşıyan -ateş yakma, tarım izleri, mimari kalıntılar vstopraklardır) birikerek korunurlar (Nesbitt, 1995: 69).
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214
204
Polen Taneleri
Polen taneleri, çiçekteki erkek gametlerdir (eşeyli üreme hücreleri) ve genelde
rüzgar ve böcekler tarafından etrafa dağılırlar. Polenlerin dış kabukları, göl yatakları ve
bataklık alanlar gibi anerobik koşullardaki çürümeye karşı dayanıklıdır. Polenlerin
farklı görünüşleri vardır. Bu onların genelde familya ve cins düzeyinde tanımlanmasını
sağlar. Göl yataklarından alınan karotlar içinde farklı polen tanelerinin farklı oranlarda
incelenmesiyle, zaman içinde değişen bitki örtüsü ve çevre tanımlanabilir. Polen analizi,
bölgesel bitki örtülerini anlamak açısından önemli bir araçtır (Nesbitt,ay.).
Dokuma Kalıntıları
Dokuma, kumaş, bez gibi kalıntılar, erken insanlık tarihinde ve Prehistorik
dönemlerde günlük yaşamda kullanılan ve bitkinin çeşitli kısımlarından yapılan
malzemelerdir. Neolitik ve daha sonrasına tarihlenen ip kalıntıları, örgü, dokuma
kumaş, ağ ve sepet örgüleri çeşitli arkeolojik alanlarda bulunmuştur (Udelgard,age, 17).
Arazide Paleoetnobotanik Çalışma Yöntemleri
Bir kazı alanında Arkeobotani ekibinin en doğru sonuçlara ulaşabilmesi için
sistematik bir çalışma yapması gerekmektedir. Bu da çalışmada kullanılacak düzenli
malzeme ile gerçekleşebilir. Örnek toplama stratejisi, örneklerin doğal yapısına ve
bölgedeki araştırma konusuna uygun olarak gerçekleştirilir. Söz konusu çalışmalarda
kullanılacak en sağlıklı sistem battaniye sistemidir. Bu sistemde, kazılan her birimden
sistematik olarak örnek alınır. Bundan sonraki işlem, topraktan bitki kalıntılarını ayırma
işlemidir.
Yüzdürme (Flotation) İşlemi
Yüzdürme (Flotation) işlemi, bitki kalıntılarını arkeolojik topraktan ayırmak için
kullanılan bir ‘ıslak eleme’ işlemidir. Kazı alanından alınan her toprak örneği,
yüzdürme işleminden geçirilmektedir. Bu sistem için kullanılan farklı teknikler vardır.
Bunların içinde en gelişmiş olanı, en son kullanılan tekniktir (Ağcabay-Düzenli,
Baskıda). Bu teknikte yüzdürme sistemi üç tanktan oluşmaktadır, motor yardımıyla, son
tanktan ilk tanka su sürekli bir döngü yapar (Şek.1). Bu işlem sırasında toprağın içinde
var olan ağır ve hafif kalıntılar ortaya çıkarılmaktadır (Şek.2). Alınan toprak örneği
önce tartılarak o örnekle ilgili tüm etiket bilgileri yüzdürme defterine kaydedildikten
sonra ilk tanka dökülür, döngü ile gelen su ilk tankın alt tarafından basınçlı bir şekilde
yukarı doğru çıkar ve toprağın içindeki hafif kalıntıları yani bitki kalıntılarını suyun
yüzeyine çıkararak diğer kalıntılardan ayırır. Yüzeye çıkan bitki kalıntıları yine suyun
yardımıyla birinci tankın ağız kısmında asılı olan, tabanı 0.17 mm’lik elekle kaplı ve
üstüne 0.34mm’lik şifon (kumaş) gerilmiş olan kovaya dolar (Şek.3). Ağır kalıntılar,
başka bir deyişle taş, seramik, kemik, obsidyen gibi ağır olan arkeolojik kalıntılar ise
birinci tankın üst kısmına geçirilmiş olan 0.5 mm’lik eleğin dibine çökerler.
Bu işlem sırasında toprağın içindeki silt tankın alt bölümüne çöktürülür. Böylece
yapılan işlemin asıl amacı olan bitki kalıntılarının elde edilmesinin yanında diğer
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214 205
arkeolojik malzemede ortaya çıkarılmış olur. İşlemin sonunda bu kalıntılar ağır ve hafif
olmak üzere ayrı ayrı serilerek kurutulur (Şek.4a, 4b).
Bitki kalıntıları temel olarak bu işlem sonucu ortaya çıkarılan hafif
kalıntılardan elde edilir. Bunun dışında kimi bitki kalıntıları suyun yüzeyine çıkmadan,
dipteki ağır malzeme ile birlikte kalır. Daha sonra bu kalıntılar buradan ayrılarak
diğerleriyle birleştirilir.
Son yıllarda gittikçe artan Yüzdürme işleminin kullanımı, yapılan arkeolojik
projelerde bitki kalıntıları ve diğer küçük buluntuları anlama ve gözden kaçırmama
açısından önemli rol oynar (Lennstrom-Hastorf, 1995: 701).
Laboratuvar Çalışma Teknikleri ve Bitki Kalıntılarının Tanımlanması
Yüzdürme sistemi ile ayrılan ve kurutulan bitki kalıntıları, laboratuvarlarda
sınıflandırılıp tanımlanmaktadır. Bu malzeme, incelenmeden önce 4 mm., 2 mm., 1 mm.
ve 0.5 mm. olmak üzere eleklerle ayrılır. Bu ayırmadaki amaç hem bitki kalıntılarının
boyutlarını belirlemek, hem de ayırma ve sınıflandırma işlemini daha kolay bir hale
getirmektir. Daha sonra stereo mikroskop yardımıyla sınıflandırma ve tanımlama
yapılır. Bu tanımlama bitkinin anatomik ve morfolojik özelliklerine bakılarak ve
modern bitki koleksiyonları kullanılarak yapılmaktadır. Arkeolojik bitki kalıntıları,
parçalanmış, kırılmış ve farklı şekilde korundukları için teşhis yapılması oldukça
güçtür. Bu nedenle Paleoetnobotanistin elde ettiği kalıntının, bitkinin hangi kısmına ait
olduğunu anlaması botanik konusunda da uzmanlığı gerektirir. Bitki kalıntıları genelde
familya ve cins ve bazen de tür seviyesinde tanımlanabilmektedirler.
Arkeolojik Bitki Kalıntılarının Değerlendirilmesi ve Yorumlanması
En son işlem bu verilerin değerlendirilmesi ve yorumlanmasıdır.
Paleoetnobotanikde yaygın olarak bitki kalıntılarının botaniksel özelliklerini ve
bulundukları ortamları karşılaştırmak ve farklılıkları göstermek için iki farklı
sınıflandırma ölçütü kullanılmaktadır. Bunlar yüzdelik oranlar ve yoğunluklardır
(Lennstrom-Hastorf,age, 703). Oran bulma yalın bir anlatımla standardize edilmiş bilgi
demektir. Bitkilerin kullanımlarıyla ilgili varsayımlar yapılmak isteniyorsa bu oranlar
kendi içlerinde ve birbirleri arasında karşılaştırılabilir (Miller, 1988: 72). Temel oran
olan yoğunluklardır. Bölünen sayı sedimentin toplam ağırlığı olduğu zaman bu standart
bitki kalıntılarını verir. Tipik olarak yoğunluklar, kalıntıların parça sayılarıyla ya da
malzemenin ağırlığı ile ifade edilir (Miller,age, 73).
Yorumlamada ele geçen malzemenin kazı yapılan bölgenin neresinden geldiği
de büyük önem taşır. Son zamanlara kadar arkeolojik bitki materyallerini anlamak için
geleneksel sorular sorulmaktaydı, insanların ilgisini çeken evcil bitkiler ve ekonomiydi.
Ancak günümüzde yapılan çalışmalar Etnobotanik çalışmalarla da desteklenerek
beslenme alışkanlıklarının nasıl olduğu, hangi bitkilerin nasıl ve niçin kullanıldıkları ve
kullanımın zaman içinde nasıl değiştiği ve bitkilerle ilgili aktivitelerin neler olduğu ve
nerelerde gerçekleştirildiği gibi sorulara cevap aramaktadır.
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214 206
Paleoetnobotanik (Arkeobotanik) Çalışmalarına Tarihsel Bir Bakış
Paleoetnobotanik biliminin gelişim tarihi aslında iki geleneğe dayanmaktadır.
Bunlar Avrupa ve Amerikan geleneğidir. Bugün bu ikisi, özellikle tarım alanlarındaki
materyallerin ayrıntılı botaniksel tanımı ve taksonomik uygulamalarını yapan eski
dünya botanikçileri (Avrupalılar) ile, bir bölgede bitkinin varlığı ve kullanımını
antropolojik uygulamalarla göz önüne seren Amerikalılar olarak ifade edilebilir
(Pearsall, age, 3).
Avrupa geleneği bunların içinde en eski olanıdır. Kunth ve Heer, arkeolojik
bitki kalıntılarının analizleriyle ilgilenen ve bu konudaki ilk kıvılcımları atan kişilerdir
(Pearsall,age, 3-4). Kunth 1826’da Mısır’da, mezarlarda bulunan kurumuş bitkileri,
Heer de İsviçre köylerinde, göl bölgelerindeki suya doymuş bitkileri araştırmışlardır.
Heer tarafından tanımlanan malzemeler arasında; birkaç çeşit arpa, buğday, mısır,
yaygın olarak bulunan yabani ot türleri, bezelye, mercimek, meyvelerden; elma, armut,
erik, üzüm ve kiraz, sert kabuklulardan; fındık, ceviz ve su kestanesi, ağaç parçaları,
yosunlar ve suda yaşayan taksonlar vardır. Heer bu bilgileri kullanarak, kültür
bağlantıları, sezonluk çalışma alanlarından ve eski bitkiler ile modern türler arasındaki
farklardan söz etmiştir (Pearsall,ay.).
Yeni dünya daki ilk Paleoetnobotanik çalışmalar ise 1876’da Saffray
tarafından yürütülmüştür. Saffray, Peru’daki mumya bezlerinin özünü araştırmıştır. Bu
çalışmalar, 1879’da Rochebrune’nin, 1922’de Harms’ın ve 1934-1935 yıllarında
Yacovleff ve Herrera’nın gene Peru’da yaptığı bitki çalışmalarıyla devam etmiştir.
Towle 1961’de ilk olarak Peru kazılarından elde edilen stratigrafik malzemenin
analizlerini yürütmüştür.
Makro kalıntılar üzerindeki araştırmalar (Makro kalıntılar için bk: Materyal
Metod) 19.yy. sonları ile 20.yy.’ın ilk yarısında Avrupa’da İsviçre bölgesinde, Orta
Avrupa’da, Almanya, İtalya, Yunanistan, Anadolu ve Mısır’da devam etmiştir. Ayrıca
bu dönem sürecinde polen analizleri konusunda gelişmeler olmuş ve polen analizleri
arkeolojide kullanılmaya başlanmıştır.
Yakındoğu ve Anadolu’da Arkeobotanik Çalışmaların Tarihçesi
Yakındoğu’da Arkeobotani araştırmaları yine bu bölgede gerçekleştirilen kazı
ve araştırmalarla paralel gerçekleştirilmiştir. Bu bölgede kazı çalışmalarının
yoğunlaşmasının en belirgin nedeni, uygarlığın ilk temellerinin burada atıldığı ve
buranın bir çıkış noktası olarak kabul edilmesi düşüncesidir. Bu bölgeyi odak noktası
alarak, Yakındoğu, Suriye, Filistin gibi ülkelerde yoğunlaşmış kazı çalışmalarının
önemli Neolitik merkezlerde geliştiğini görmekteyiz. Bu merkezler arasında, Q. Jarmo,
Jericho, Zawi Cemi, Shanidar mağarası gibi yerleşmeleri sayabiliriz.
Bu araştırmaların ortaya koyduğu basit ama önemli sonuçlarla yeni araştırma
konuları gelişmeye başlamış, bunlar içinde Arkeobotani de yerini almıştır. Bu alanda
yapılan çalışmalarla, Yakındoğu ve Akdeniz bölgelerinde yapılan kazılar ve analizler
sonucu, toplumların avcı-toplayıcı ekonomiden tarım ekonomisine geçiş süreci ortaya
çıkarılmıştır. Bunu izleyen süreç olarak yerleşik hayatın başlaması, sanatta ve
mimarideki ilerlemelerin yer aldığı uygarlık aşaması olan Neolitik Dönem incelenerek
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214 207
özellikle bitki evcilleştirilmesi üzerindeki çalışmalar yoğunlaştırılmıştır.
Arkeobotani çalışmalarının başlangıçtaki amacı;
a- İlk tarıma geçilen yerlerin saptanması,
b- Bu yerleşmelerden elde edilen tarıma alınmış bitkilerin tanımlanması ve
bunların yabani olan örneklerle karşılaştırılması şeklindeydi.
Bunlara bağlı olarak bu konuda farklı teoriler ve düşünceler ortaya atılmıştır.
Arkeobotani çalışmalarının Yakındoğu’da yoğunlaşmasının nedenlerinden biri,
Yakındoğu’nun genel olarak tarım ve hayvancılığa uygun olduğu düşüncesidir
(Mellaart, 1965: 13). Diğer bir neden ise kültüre alınmış bitkilerin doğallarının
Yakındoğu’da bulunmasıdır (Zohary-Hopf, 1993; Nesbitt,age, 72). Buna bağlı olarak
Yakındoğu’nun çevre koşulları açısından yaşamaya ve tarıma en uygun yer olduğu
görüşüyle birlikte (Mellaart,ay.; Zeist, 1992, 149), Braidwood ve Childe’ın çekirdek
bölgeden (difüzyonist) yayılım teorisi ileri sürülen tezlerdendir. Childe’e göre tarım ve
hayvancılık tek merkezden yayılım gösterir (Childe, 1974). Yine çekirdek bölge
teorisini savunan van Zeist de Yakındoğu’dan yayılımın başladığını savunur (Yosef-
Meadow, 1995: 39). Yakındoğu’daki ekonomi, bitki ve hayvan ekonomisini içeren
karışık bir ekonomidir. Yosef ve Meadow’a göre, ilk olarak kültüre alma olayının
M.Ö.IX. Bininci yıllarda, Levant Bölgesi’nde ve olasılıkla güney kesiminde Damascus
ve Jericho arasında kalan bölgede gerçekleştiğidir (Zohary, 1989: 358). Zohary de yine
diğerleri gibi tarım bitkilerinin ilk anayurdunun M.Ö. VII. ve VIII. Binde Yakındoğu’da
olduğunu savunur (Zohary,ay.). 1900’lü yılların başından itibaren Anadolu’da başlayan
kazılar ve çalışmalar sonucunda Anadolu içinde de Neolitik döneme tarihlenen
yerleşmelerin bulunması ile Arkeobotani konusundaki çalışmalar ve araştırma soruları
şekil değiştirirken, yeni yaklaşımlar ve teoriler öne sürülmüştür. Childe’ın yayılımcı
düşüncesine karşılık Mellaart’ın düşüncesi evcilleştirme, tarım ve hayvancılığın tek
merkezli değil birden çok merkezli olduğudur. Hatta bu merkezlerin Zagroslar, Kuzey
Mezopotamya ve Güney Anadolu olduğu düşünülmektedir (Mellaart,ay.). Nesbitt, bu
görüşe paralel olarak, tarımın ilk kez tam olarak Önasya’nın hangi kesiminde ortaya
çıktığının hala net olarak bilinmediğini, bugünkü tahılların yabani atalarını oluşturan
bitkilerin Mezopotamya’nın hemen hemen bütün Neolitik yerleşmelerinde
rastlanıldığını söylemektedir. Yine Nesbitt’in açıklamalarına göre, arpa, mercimek ve
bezelyenin yabani atalarının bütün bu bölgeye yayılmışken, yabani Emmer buğdayının
(Triticum dicocum) yaygın olarak Doğu Akdeniz’de, yabani Einkorn buğdayının
(Triticum monococcum) daha çok Güney Anadolu ve çevresinde, yabani nohut’un
(Lathyrus spp.) ise Güneydoğu Anadolu’da dar bir bölgede görüldüğünü belirtmektedir
(Nesbitt,age, 73). Bu gelişim doğrultusunda araştırmalar Anadolu içlerinde de yoğunluk
kazanmaya başlamıştır. Bunun en güzel örneklerini 1960-1970 yıllarında başlatılan
Neolitik merkezlerdeki (Çayönü, Çatalhöyük, Can Hasan, Hacılar) kazı çalışmaları
oluşturur. Araştırma yapılan alanda, tarım ve hayvancılığın olduğunun anlaşılması için
en önemli veri, ele geçen aletlerdir. Bunlar mikrolitler ve öğütme taşlarıdır. Bu aletler
çeşitli bitkilerin işlenmesi, öğütülmesi, kırılması, parçalanması gibi işlemlerde kullanılır
ve bu şekilde tarım ve hayvancılığın varlığından söz edilebilir (Mellaart,ay.; Zeist,ay.).
Buna karşılık aynı öğütme taşlarının Üst Paleolitikten itibaren çeşitli fonksiyonlarda
kullanıldığı bilinmektedir (Kraybill, 1977; Wright, 1992; Baysal, 1999). Öğütme
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214 208
taşlarının kullanımının yapılan Etnolojik çalışmalar sonucu, hala işlevini koruduğu
bilinmektedir (Helburn, 1955; Ertuğ-Yaraş, 1997).
Paleoetnobotanik Çalışmalarında Yüzdürme (Flotation) İşleminin Kullanımının
Başlaması ve Önemi
1960-1970’li yıllarda Arkeobotani çalışmalarında artış gözlemlenmeye başlar.
Ancak bu konudaki çalışmalar kazı teknikleri ve uygulanan metodlar nedeniyle sınırlı
kalmıştır. Son yirmi yıldır arkeolojik kazılarda Yüzdürme (Flotation) sisteminin
kullanımının artması prehistoryanın anlaşılması için bitki kalıntılarının ve diğer küçük
buluntuların ne kadar önemli rol oynadığını ortaya sermiştir. Bu sistemin öncülüğü
1960’larda Kuzey Amerika’da yapılmış ve 1969’da Helbaek tarafından İran’da Ali
Kosh’da ve Kuzey Amerika’da ortaya çıkmıştır (Nesbitt,age, 70). Çok yakın zamanlara
kadar Arkeobotanik malzeme geleneksel evcilleştirme ve geçimle ilgili soruları bulmak
için kullanılmaktadır (Lennstrom-Hastorf,age, 701). Fakat geniş kapasiteli yüzdürme
sisteminin gelişi, Paleoetnobotanikçilerin bitki artıklarını inceleyerek, malzemenin
stratigrafik ve kültürel olarak içeriğinin tanımlanmasına ve bilinmesine olanak
sağlamıştır.
Daha önceleri sadece kazı sırasında gözle görülebilen ağaç kalıntıları, kökler,
tahıllar ve baklagiller gibi bitki kalıntıları ortaya çıkarılıp tanımlanabilirken, yüzdürme
sistemiyle birlikte daha küçük boyutta olan bitki kalıntıları da başka bir deyişle,
özellikle yine büyük bir oranı oluşturan ve en az diğerleri kadar önemli olan, boyutları
0.5 mm’nin altında, ve dönemin doğal çevresi konusunda bize önemli ipuçları veren
yabani tohum taksonları da tanımlanmaya başlanmıştır. Flotation sisteminin araziye
girmesiyle birlikte daha sistematik örnekleme yapılmaya başlanmış ve böylelikle bitki
kalıntılarının ortaya çıkarılması ve yorumlandırılmasında önemli ilerlemeler
sağlanmıştır.
Anadolu’daki Paleoetnobotanik (Arkeobotanik) Çalışmalarına Tarihsel Bir Bakış
Bitki kalıntılarıyla ilgili en eski rapor Berlinli Botanikçi L. Wittmack
tarafından 1880’li yıllarda yayınlanmıştır (Nesbitt,age, 68). Wittmack 1880, 1890, 1896
yıllarında Türkiye’de Schliemann’ın kazısı Troya’da ve Koerte’in kazısı Bozhöyük’te
tarla bitkileri üzerine çalışmalar yapmıştır. Ancak bu öncü hareket 1950’lere kadar fazla
sonuç vermemiştir. 1950’lerde Danimarkalı Arkeobotanikçi Helbaek Yakındoğu’daki
yerleşmelerde çalışmalar yapmaya başlamıştır. Bu bölgede her dönemi kapsayan bir
dizi çalışma yapılmış ve bu çalışmalar Anadolu’daki çalışmalar için bir temel
oluşturmuştur. 1960’lı yıllarda Helbaek, Mellaart’la birlikte Beycesultan, Çatalhöyük,
ve Hacılar’da, Braidwood’larla birlikte de Amuq (Amik) Ovası’nda çalışmalar
yapmıştır. 1960’ların sonlarında Hollanda’dan van Zeist, İngiltere’den Gordon Hillman
Türkiye’de çalışmalara başlamıştır (Aytuğ-Görcelioğlu, 1996: 393; Esin,U.1979: 41).
Türkiye’de Arkeobotanik çalışmaların bir kısmını da palinolojik çalışmalar
oluşturmaktadır. Geç Kuvaterner’de Anadolu’nun ve Yakındoğu’nun bitkisel gelişimi
konusundaki bilimsel çalışmalarda ve bu konudaki bilgilerde 1960’ların başından beri
bir artış olmuştur. Aytuğ tarafından Kuzey Anadolu’daki çökellerde polen dağılımları
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214 209
gösterilmiştir. Ayrıca Bottema ve Zeist da Anadolu’da ayrıntılı palinolojik çalışmalar
yapmışlardır.
Meltem AĞCABAY-KIRNAK
KAYNAKÇA
Ağcabay, M.2001: Çatalhöyük Neolitik Dönem Güney Açmalarındaki Çöp
Dolgularının (1996-1998) Arkeobotanik Açıdan Değerlendirilmesi, Çukurova
Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Arkeometri Anabilim Dalı’nda Hazırlanmış,
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi,Adana.
Ağcabay, M.-Düzenli, A. Baskıda, “Çatalhöyük Neolitik Dönem Güney
Açmalarındaki Çöp Yığınlarının (1996-1998) Arkeobotanik Açıdan Değerlendirilmesi”,
ÇÜ Fen Bilimleri ve Mühendislik Dergisi.
Aytuğ, B.-Görcelioğlu, E.1996: “Archaeobotany in Anatolia”, Archaeometry 94, The
Proceedings of the 29th International Symposium on Archaeometry, Ankara, 393-400.
Baysal, A.1999: “Ground Stones from Çatalhöyük 1999”, Çatalhöyük 1999 Archive
Report.
http://www.catal.arch.cam.ac.uk/catal/catal.html
Childe, G.1974: Tarihte Neler Oldu, (Çev:M.Tunçay-A.Şenel), İstanbul.
Ertuğ-Yaraş, F.1997: An Ethnoarchaeological Study of Subsistence and Plant
Gathering in Central Anatolia, Vol: I. (Text), Washington.
Esin, U.1979: İlk Üretimciliğe Geçiş Evresinde Anadolu ve Güneydoğu Avrupa I,
İstanbul.
Hastorf, A.C.-Popper, S.V.1988: Current Paleoethnobotany: Analytical Methods and
Cultural Interpretations of Archaeological Plant Remains, Chicago.
Hastorf, C.1999: “Recent Research in Paleoethnobotany”, Journal of Archaeological
Research 7 (1), 55-103.
Hastorf, C.-Wright, M.F.1998: “Interpreting Wild Seeds From Archaeological Sites:
A Dung Charring Experiment From The Andes”, Journal of Ethnobiology 18 (2), 211-
227.
Helburn, N.1955: “A Stereotype Of Agriculture in Samiarid Turkey”, The
Geographical Rewiew 45, 375-384.
Kraybill, N.1977: Pre-Agricultural Tools for the Preparation of Foods in the Old
World in Reed. Origin of Agriculture, Mouton.
Lennstrom, H.A.-Hastorf, C.A.1995: “Interpretation in Context: Sampling and
Analysis in Paleoethnobotany”, American Antiquity 60(4), 701-721.
Mellaart, J.1965: Earliest Civilizations of the Neart East, London.
Miller, N.F.1988: “Rations in Paleoethnobotanical Analysis”, Current
Paleoethnobotany: Analytical Methods and Cultural Interpretations of Archaeological
Plant Remains, (Eds:C. Hastorf-V. Popper), Chicago, 72-85.
Nesbitt, M.1995: “Plants and People in Ancient Anatolia”, Biblical Archaeologist 58/2,
68-81.
Pearsall, D.1989: Paleoethnobotany A Handbook of Procedures, San Diago.
Renfrew, J.1973: “The Development of Research”, Paleoethnobotany, 1-19.
Udelberg, K-G.1991: “Identification Methods”, Progress in Old World
Paleoethnobotany, Balkema, Rotterdam, 3-24.
ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,Cilt 15, Sayı 3 (Arkeoloji Özel Sayısı), 2006, s.199-214
210
Wright, K.1992: “A Classification system for Ground Stone Tools from the Prehistoric
Levant”, Paleorient 18/2, 53-81.
Yosef, O.B.-Meadow, R.H.1995: “The Origin of Agriculture in the Near East”, Last
Hanters-First Farmers: New Perspectives on the Prehistoric Transition to Agriculture,
(Eds:D.Price-A.B.Gebauer), New Mexico, 39-94.
Zeist, W.V.1992: “The Origin and Development of Plant Cultivation in the Near
East”, Japan Rewiew 3, 149-165.
Zohary, D.1989: “Domestication of the Southwest Asian Neolithic crop assemblage of
cereals, pulses and flax: the evidence from the living plants”, Foraging and Farming:
The Evolution of Plant Exploitation, (Eds:D.R. Harris-G.C. Hillman), London, 358


Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Paleoetnobotaniğin Tarihçesi Çalışmaları
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |