Okunma: 502 kez
Binlerce yıl önce, şu an üzerinde bitkisel ve hayvansal üretim yaptığımız; fabrikalar kurup şehirler türettiğimiz uçsuz bucaksız ovalarda ve hatta dağ tepelerde yemyeşil ormanlar, çayır ve mer’alar vardı. Buralarda büyük hayvan sürüleri otlamakta, çeşit çeşit kuşlar böcekler oradan oraya dolaşmakta ve belki şu an yok olmuş binlerce çeşit bitki türü yaşamaktaydı.
Bugün Anadolu topraklarında var olan birçok canlı türü o zamanlar
yoktu. Domates yoktu mesela; biber, patlıcan yoktu. Bugün
yetiştirdiğimiz, evcilleştirdiğimiz birçok hayvan çok farklı bir
görünüşe ve davranış kalıbına sahipti. Örneğin atın boyu ancak köpek
kadardı ve insanlar atı ilk olarak binek amaçlı değil gıda kaynağı
olarak evcilleştirmişlerdi. O zamanlar büyük bitki hastalıkları
yoktu. Doğal seçilim çerçevesinde zayıf gen kaynakları yeni kuşaklar
üretemiyor ve böylece yeni gen kaynakları çevre etkilerine daha
mukavim oluyordu. Bir türün sayısı, o türün predatörü (avcısı) başka
bir tür ile baskı altında tutuluyor ve böylece doğal kaynakların
sınırsızca ve diğer türleri yok edecek şekilde tüketilmesi
önleniyordu. İnsanoğlu da bu ortamda kendi doğasına uygun olarak
avcılık ve toplayıcılık yapıyor; doğal felaketler ve doğal seçilim
dışındaki az miktar tür hariç hiçbir canlı türü yok olmuyor;
soykırıma uğramıyor ve yaşam hakkı elinden alınmıyordu.
Bir gün dünyanın bir yerinde insanlar, çeşitli tohumların toprağa
atılıp sulandığı zaman büyüdüklerini öğrendi. Bu tohumlardan zamanla
o topladıkları ürünler çıkıyordu. Böylece bu ürünleri toplamak için
uzun uzun dolaşmak, çeşitli tehlikelere maruz kalmak gerekmiyordu.
Tüketilmek istenen ürün bir yıl önceden yeterli suyu olan bir yere
ekiliyor ve ürünler olgunlaştığı zaman rahatça toplanıp
götürülüyordu.
Benzer şekilde avlamak için uzun uzun aranıp bin bir tehlikeye maruz
kalarak avlanan hayvanların yavrularını etrafı kapalı bir yere koyup
yem verdiğinizde, hem büyüdükleri zaman rahatça kesip
yiyebiliyordunuz; hem de bu hayvanların başka çeşit çeşit faydaları
oluyordu. Mesela süt veriyorlardı, binek hayvanı oluyorlar uzak
yerlere rahatça gitmenizi sağlıyorlardı. Savaşlarda gücünüzü
arttırıyor, mağaraya koyduğunuzda ısı veriyorlardı. Böylece
insanoğlu bu rahat, keyifli ve lüks tarımlı hayata hemen adapte
oldu. Tarımı iyi yaptıkça işler daha da değişti. Mesela bir kişi de
tohumları dikebilmeleri için çubukları üretmeye başladı. Bir kişi
hayvanlara rahat binmek için ottan oturaklar yaptı.
Zamanla herkes tohumları toplayıp kendine ayırdığı yerlere bu
tohumları ekmeye başladı. Herkesin tarlaları, bahçeleri ve sürüleri
olmaya başladı. Benim tarlam şurası senin bahçen burası diyenler
arasında sınır kavgaları olmaya başladı. Birleşince daha güçlü
olduklarını anlayan insanlar mevcut klanlarını, arazi sınırları ile
iyice belirginleştirip o arazileri yabancı işgalcilere karşı
savunmaya başladılar. Eskiden canlarını ve az miktar mallarını
savunmak ve sosyalleşmek için birleşen insanlar artık topraklarını,
hayvanlarını ve zamanla çeşitlenen tüm eşyalarını korumak için
toplanıp örgütlendiler. Bu koruma işi için asker sınıfı oluştu,
bekçiler-polisler oluştu. Kimileri yiyecek üretiyor; kimileri klanın
diğer işleri ile ilgileniyordu.
Tüm bunlar olurken kimse yurdundan edilen bir dağ aslanının ya da
evinden kovulan bir sinek kuşunun hakkını düşünmedi. Bırakın onları,
rahata alışan insanoğlu yakaladığı güçsüz, topluluğundan ayrılmış
insanları yakalayıp tarlalarda çalıştırmaya, ev işleri ve diğer
işlerde kullanmaya başladı. Hayvanların insan emrinde
kullanıldıkları gibi, zayıf insanlar da daha üstün insanların
emrinde kullanılabilirdi ve o dönemki görüşe göre bunda hiç sorun
yoktu. Hatta ünlü bilgin Aristoteles bile köleliği savunuyordu.
Zamanla artık paylaşacak hiç boş toprak kalmadı. İnsanların
çoğunluğu tarlalarda çalışıyor, az bir kesim askeri, dini ve
yönetimsel işlerle uğraşıyordu. Büyük savaşlar çıktı ve topraklar,
kaynaklar paylaşılmaya çalışıldı. Kaynaklar az geldikçe gemilerle
yeni yerler keşfedilip el konuldu. Yetmedi, yetmedi ve yetmedi.
Sonunda dünyanın her yeri insanın kullandığı fabrikalar haline
geldi.
Artık daha fazla toprağın yeterli olmadığını gören insanoğlu,
tarımsal üretimde yenilikler bulma yoluna gitti. Aynı alanda daha
fazla ürün üretmek için yöntemler geliştirdi. Buğdayı yiyen bir
çekirge sürüsünün üzerine zehir boşalttı. Mecburdu çünkü artık o
çekirge sürüsü ile baş edecek predatörler (avcılar) yok olmuş ya da
sayıları azalmıştı. Bitkilerin ve hayvanların hangi maddeler ile
daha iyi büyüdüklerini araştırıp sadece bu maddeleri ayrıştırarak
onlara verdi. Topraklar gitgide doğal kullanımdan çıktı ve plansızca
kaynaklar tüketildi. Geniş düzlüklerde çok insan çalıştırmak zor ve
verimsiz olduğunda motorlu araçlar kullandı. Daha fazla ve daha
fazla için ortaya çıkan her sorunda hemen anlık çözümler buldu ve
uyguladı. Daha doğrusu uygulayan klanlar daha güçlü oldu,
uygulayamayanlar ezildi.
Öyle bir dönem geldi ki bitkilerin ve hayvanların, gerekli tüm
besinleri alsalar ve onlara zarar veren her tür dış etmen yok edilse
de daha fazla ürün üretebilmeleri gerekti. O zaman bu canlıların
genetik yapıları değiştirildi. Daha çok ürün vermeleri için
yaradılışları yeniden programlandı.
Ve artık son noktaya gelindi. Yoğun üretimler ve yoğun kullanımlar
sonucu koca dünya, basit bir sera gibi ısındı doğal su dengesi
anormalleşti.
İnsanoğlu mutlaka buna da bir çözüm yolu bulacak. Mutlaka daha da
fazla ürün üretilecek ve eskiden o buğday dediğimiz bitki belki bir
süre sonra dönem dönem hem mısır hem buğday hem arpa ve başka
ürünleri veren ağaçlara dönüşecek. Hatta belki özel üretim
yerlerinde sadece bu embriyo tohumların dokuları üretilecek ve tarım
bir fabrikasyona dönüşecek. Et için hayvanlar kesilmeyecek ve et,
süt laboratuarda üretilecek. Bunlarla ilgili çalışmalar ilerliyor.
Totipotensi kuralına göre bir hücreden bir tam organizma
üretilebilindiği bilinmekte ve bu bilgi kullanılıyor. O halde uygun
ortamda bir avuç mısırı gerekli maddeleri vererek binlerce avuç
olarak çoğaltmak mümkün. Yapay et artık laboratuarda üretilebiliyor.
Peki, ne olacak? Gelecekte durum ne olacak? Görülüyor ki insanoğlu
bilinçlendikçe nüfus artışı yavaşlıyor. Belki nüfus artışı zaman
içinde sürdürülebilir bir düzeye gelecek. Gıda ürünleri tamamen
fabrikalarda üretilecek. Nüfus artmadığı için şehirler büyümeyecek.
İşte belki 100-200 yıl içerisinde gelinecek nokta bu. Bu noktada,
yukarıda hakkının yenmiş olduğundan dem vurduğumuz dağ aslanı ve
sinek kuşunun hakkını geri verebilecek miyiz? İnsan doğa ile uyumlu
ve barışık şekilde yaşayabilecek mi? Diğer canlıların da özgürce
doğalarını yaşayabilecekleri ve bizim bilinçsizce gasp ettiğimiz
alanları onlara geri verebilecek miyiz?
İnanıyorum ki insanoğlu insanların köleliğine son verdiği gibi diğer
canlıları da köle olarak kullanmaktan 100-200 yıl içinde
vazgeçecektir. Ancak işte o zaman bir sorun ile karşılaşacağız.
Kaybolan gen kaynakları!
Bir daha kelaynak olmayacak belki, bir daha Anadolu leoparı
göremeyeceğiz, Akdeniz foku, Mpingo ağacı… Son 20 senede dünyada
soyu tükenen bitki ve hayvan türlerinin tahmini sayısı 100.000'dir.
İnsanoğlu olarak bu vebali geri ödeyebilecek miyiz? Yoksa bu
bilgiler bizim için anlamsız sayılar ve yazılar olmaya devam mı
edecek? Peki, nereye kadar? Evcilleştirdiğimiz birkaç tür haricinde
yapayalnız kalana kadar mı?
Açıkçası umutsuz ve karamsar olmaktansa, gıda ürünlerini doku
kültürü yöntemleri ile özel tesislerde üretileceğini düşünüyorum.
Bunun dışında tarım arazileri tamamen doğal tarımsal üretim
mekânları ve gen merkezleri olacak. Hatta tümü doğal parklar haline
getirilecektir. İşte o zamana kadar torunlarımıza, en azından bu
günkü gen kaynaklarını bırakabilmemiz gerekiyor.
Bununla ilgili olarak tarımsal anlamda ilk etapta yapmamız gereken
birkaç küçük uygulama var. Ben bu uygulamaları “İyi Tarım
Uygulamaları” denetimi yaptığım tarla ve bahçelerde açıklıyorum
ancak standardın zorunlu kuralları olduğu ve her uygulamamız ticari
kaygılar içermek zorunda olduğu için uygulanmıyor. Gelin “İyi Tarım
Uygulamaları” standardındaki bu maddeleri aşağıda inceleyelim, belki
bu makale aracılığı ile ticari kaygılar haricinde de bazı uygulama
yapar, önlemler alabiliriz:
13.1.1 Çiftçi tarımsal faaliyetlerinin
çevreye olan etkilerini anlıyor ve değerlendiriyor mu?
Çiftçi besin kaybı gibi çevresi üzerinde
potansiyel negatif etkilerini asgariye indirmeyi önemsiyor ve bu
konudaki bilgi ve becerilerini gösteriyor olmalıdır.
13.1.2 Çiftçi çevresindeki halk, flora ve fauna üzerindeki çevresel
faydaları nasıl arttıracağını hesaba katıyor mu?
Hem bireysel çiftçiler hem de grup katılımında, çevresel destek
planları içinde faaliyetlerine dair somut eylemler ve uygulama
başlangıçları olmalıdır.
13.2.1 Vahşi Hayat ve Koruma Politikaları için koruma yönetim planı
hem ayrı ayrı hem de bölgesel olarak tanımlanmış mı?
Vahşi hayatı koruma ifadeleri dokümante edilmelidir. (Bu ifade size,
sizin üretiminize uygun, sizi ve bölgenizi anlatacak şekilde
olmalıdır. HOE)
13.2.2 Yetiştirici kendi arazisi için doğal hayat yönetimi ve koruma
politikası planına sahip mi?
Çiftlik için dokümante edilmiş doğal hayatı koruma planı olmalıdır.
Burada bölgesel yada ulusal planların çiftlikte uygulanması da
sağlanmalıdır.
13.2.3 Bu politikalar sürdürülebilir ticari tarımsal üretime uyumlu
mu ve çevresel etkileri asgariye indiriyor mu?
Koruma planının içeriği ve amaçları sürdürülebilir tarım ile uyumlu
olmalı ve çevresel etkileri azalttığını göstermelidir.
13.2.4 Plan, çiftlikte mevcut hayvan ve bitki çeşitlerini anlamayı
temel alan şekilde mi tasarlanmış?
Koruma planında, planlanacak faaliyetlerin çiftlikteki fauna ve
floranın mevcut seviyesini (bölge, koşullar vb.) temel alarak bir
denetim yapılacağı konusunda bir taahhüt vardır.
13.2.5 Plan çiftlik üzerindeki habitata gelecek zarardan ve kötüye
gidişten kaçınılacak faaliyetlerle mi tasarlanmış?
Koruma planı içerisinde, önceliklerin ve çiftlik üzerindeki habitata
gelecek zararı ve kötüye gidişi düzeltecek faaliyetlerin açık bir
listesi olmalıdır.
13.2.6 Plan çiftlikteki habitatı zenginleştirmek ve biyoçeşitliliği
arttıracak faaliyet planları oluşturularak mı tasarlanmış?
Koruma planı içerisinde, çiftlik üzerindeki flora ve faunanın
varlığını sürdürebileceği habitatın zenginleşmesi ve
biyoçeşitliliğin arttırılmasına yönelik faaliyetlerin ve
önceliklerin açık bir listesi bulunmalıdır.
13.3.1 Koruma alanlarındaki tarım yapılmayan, boş araziler için
dönüşüm göz önünde tutuluyor mu?
Eğer uygulanabilirse, flora ve fauna için belirlenmiş koruma
alanları içerisindeki verimsiz arazilerin dönüşümü için planlar
olmalıdır.
Özellikle son madde için şunu eklemem gerekir ki, mutlaka her
üretici, diğer canlıların da doğal olarak yaşayabileceği bir alan
ayırmalıdır. Bir tavşan hatta bir ayı, bir köyde ona ayrılmış doğal
bir geçit vasıtası ile diğer bir alana geçebilmelidir. Ayı ve domuz
gibi bitkisel ve hayvansal üretime zarar verecek canlılara karşı bu
doğal geçidin iki tarafı, gizli çitler ve tel örgülerle
kapatılabilir. Ancak bilmeliyiz ki dedeleri bin yıllardır özgürce
bir bölgeden diğer bölgeye geçmiş bir canlının yolunun üzerine koca
bir köy, şehir kurup “sen buradan geçemezsin, geçersen öldürürüz”
deme hakkımız yok.
Zaman geçiyor. İnsanoğlu zaman içerisinde kirletip bozduğu yakıp
yıktığı her şeyi bilgisi ve pişmanlığı ile sarmaya başladı. Emin
olunuz artık ülkemizde de bitkilerde tarım ilacı ve hormon kullanımı
kontrol altında. Çevre kirliliğine karşı önlemler alınmaya başlandı.
İyiye doğru ciddi bir ilerleme var. Şahsen ben yılda en az otuz gün
boyunca yukarıda gördüğümüz sorular gibi iki yüz elli soruyu
üreticilere sorup mantıklı ve olumlu cevaplar alıyor ve mutlu
oluyorum. Hepimiz bir ucundan tutarsak gitgide daha temiz, daha
çeşitli ve daha mutlu bir dünyaya kavuşacağımıza inanıyorum. Bu
gidişin bilimdeki gelişmeler ve insan duyarlılığındaki artış ile
kuvvetlenip, canlılara özgürlüklerini vereceğini ve insanoğlu olarak
yaptığımız soykırımı durduracağını düşünüyorum.
Hakan Ozan Erzincanlı

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Tarım Dünya ve Doğal Hayat
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |