Okunma: 865 kez
BİTKİLERİN İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ
Zamanı ölçebilme yeteneği genelde insanın dışında diğer canlılarda bulunmasının beklenmediği bir özelliktir. Bunun sadece insanlara özgü olduğu düşünülebilir ama hem bitkiler hem de hayvanlar, zamanı ölçme mekanizmasına yani "biyolojik bir saate" sahiptirler:
BİTKİLERDEKİ BİYOLOJİK SAAT
Bitkilerin zamana bağlı hareketlerinin ilk defa anlaşılması 1920'lere dayanmaktadır.
Bu yıllarda Almanya'da iki bilimadamı Erwin
Buenning ve Kurt Stern fasulye bitkisindeki yaprak hareketlerini
inceliyorlardı. İncelemeleri sonunda gördüler ki, bitkiler gün boyunca
yapraklarını güneşe doğru uzatıyorlar, geceleri de tam dikey olarak
yapraklarını büzüp uyku pozisyonuna geçiyorlardı.
Bu bilimadamlarından yaklaşık iki yüzyıl önce de Fransız Astronom
Jacques d'Ortour de Marian da bitkilerin böyle düzenli bir uyku ritmine
sahip olduklarını gözlemlemişti. Karanlık bir ortamda ısı ve nem
ayarlaması yapılarak tekrarlanan deneylerde bu durumun değişmemesi,
bitkilerin içlerinde zaman ölçen bir sistemlerinin olduğunu
göstermişti.
Bitkiler belirli faaliyetleri için belirli zamanları seçerler. Bunu
da güneş ışığındaki değişimlere bağlı olarak yaparlar. İçlerindeki saat
güneş ışığıyla kurulduğu için ritmik hareketlerini 24 saat içinde
tamamlarlar. Bitkilerin ritmik davranışlarının haftalarca sürdüğü de
olabilir.
Yapılan ritmik hareketler ne kadar sürerse sürsün değişmeyen bir
nokta vardır. Bu hareketler her seferinde bitkinin yaşaması ve neslinin
devamı için, hep en uygun zamanlamada gerçekleşir. Ve bu hareketlerin
başarıyla tamamlanabilmesi için birçok karmaşık işlemin bir şekilde
meydana gelmesi gerekir.
Örneğin birçok bitkide çiçeklenme yılın
belli bir zamanında olur. Çünkü bu zamanlar bitkinin çiçeklenmesi için
en uygun zamanlardır. Bitkilerin bu zaman ayarlamalarını yapan
saatleri, güneş ışığının yapraklara düşme süresini de hesaplar. Her
bitkinin biyolojik saati bu süreyi bitkinin kendi yapısal özelliğine
göre hesaplar. Yapılan hesap ne olursa olsun çiçeklenme en uygun
zamanda gerçekleşir. Bu şekilde bir zaman ayarlaması yapan soya
fasulyesi üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, bu bitkilerin ne
zaman ekilirlerse ekilsinler her zaman yılın aynı zamanlarında çiçek
açtıkları görülmüştür.
Bitkiler
çiçeklenmenin dışında daha birçok faaliyetlerinde mükemmel zamanlamalar
kullanırlar. Örneğin gelincik çiçekleri polenlerini yayma zamanlarını,
polen taşıyıcıların en yoğun şekilde dolaştıkları günlere ve saatlere
denk getirirler. Yine her bitki için bu günler ve saatler değişir. Ama
sonuçta her bitki yaptığı zaman ayarlamasıyla en garantili biçimde
polenlerini yaydırır. Gelincik çiçekleri Temmuz ile Ağustos aylarında
sabah 05.30 ile 10.00 saatleri arasında polenlerini yayarlar. Bu saat,
arıların ve diğer böceklerin de beslenmek için dışarıya çıktıkları
saatlerdir. Burada bitki, kendi özellikleri dışında bir de diğer
canlıların özelliklerini en ince ayrıntısına kadar hesaba katmalıdır.
Bu bitki kendisini dölleyecek olan canlıların yuvalarından çıkacakları
zamanı, katedecekleri yolun süresini ve beslenme saatlerini tam olarak
bilmelidir. Bu durumda akla şu soru gelecektir: Bütün bu "bilgilere"
sahip olan ve gerekli "hesaplamaları" yapan "diğer bir canlının
özelliklerini analiz eden" ve bir bilgisayar merkezini andıran bu saat,
bitkinin neresindedir?
Bilim adamları bitkiler dışındaki canlılardaki biyolojik saatin,
genel olarak hipofiz bezinin etkisiyle oluştuğunu düşünmektedirler.
Fakat bitkilerdeki bu mükemmel zaman ölçme sisteminin nerede bulunduğu
onlar için hala tam bir sırdır.
BİTKİLERDEKİ SAVUNMA STRATEJİLERİ
Bitkiler de kendilerini düşmanlarından bir şekilde korumak
zorundadırlar. Bu korunma her bitki türüne göre çeşitlilik gösterir.
Örneğin bazı bitkiler, parazitlere ve böceklere karşı çeşitli salgılar
üreterek düşmanlarıyla mücadele ederler ve kendilerini ancak bu şekilde
korurlar. Bir numaralı savunma silahları olan zehirli kimyasal
salgılarını gereği gibi kullanabilmek için bitkiler çok çeşitli
stratejiler kullanırlar. Örneğin, mantar ve salatalıkların zehirli
uçları vardır ve bunları saldırı anında harekete geçirirler. Bu tam
teçhizatlı savaşın başka bir örneği de çınar ağaçlarında mevcuttur.
Çınar ağacı, yapraklarından salgıladığı bir öz su yardımıyla,
gövdesinin altındaki toprağı sistemli bir şekilde zehirler, öyle ki bu
zehirden sonra, toprağın üstünde küçücük bir ot bile yetişemez. Bu
zehirli maddeyi bünyesinde barındırmasına rağmen çınar ağacı kendisi
bundan herhangi bir zarar görmez.
Saldırıya uğradıklarında bulundukları ortamdan uzaklaşmalarını
sağlayacak ayakları veya savaşacak herhangi bir organı olmayan bitkiler
düşmanlarına karşı sadece salgılarla karşılık vermezler, bunun yanı
sıra pek çok savunma mekanizması ile birlikte yaratılmışlardır. Bu
mekanizmaların içinde haberleşme yeteneği de vardır. Bazı bitkiler,
ısırılan bölgeden kendilerini ısıran böceğin sindirim sistemini bozucu
ve ona sahte tokluk hissettiren bir sıvı salgılar. Aynı zamanda yaprak
hasar gördüğü yerden "jasmonik asit" denen bir tür asit de salgılayarak
diğer yaprakların saldırıdan haberdar olmalarını ve savunmaya
geçmelerini sağlar.
Mısır ve fasulye bitkileri ise düşmanlarından korunmak için parazit
yaşayan eşek arılarını adeta paralı asker gibi kullanırlar.
Yapraklarına tırtıl dadandığında özel bir kimyasal salgı salgılayan bu
bitkiler eşek arılarını bulundukları yere toplarlar. Eşek arıları da
larvalarını bitkiye saldırmış olan tırtılların üstlerine bırakırlar.
Büyüyen eşek arısı larvaları tırtılların ölümüne neden olur bu da
bitkinin kurtulmasını sağlar. Bitkilerin bazıları ise aleolu kimyasal
bileşikleri yapılarında bulundururlar. Bunlar böcek ve hayvanlar için
bazen çekici, bazen korkutucu, bazen alerji yapıcı, bazen de öldürücü
olarak etkilerini gösterirler.
Örneğin kelebekler çalı çiçekli bitkilere yanaşmazlar. Çünkü bu tür
çiçekler savunma sistemlerinin içinde "sinigrin" adlı bir zehir maddesi
bulundururlar. Buna karşın kelebekler zehir maddesi taşımadıklarını
bildikleri salkım çiçekli bitkileri tercih ederler. Kelebeğin bunu
tecrübe ederek öğrenmesi imkansızdır. Bitkinin tadına bakması kelebeğin
sonu olacaktır. O halde bu bilgiyi kelebekler farklı bir şekilde elde
etmektedirler.
Akçaağaçların, özellikle şeker akçaağacının genç
sürgünlerini ve yapraklarını zararlı canlılardan koruma düzeni çoğu
zaman insanların ürettikleri böcek öldürücülerden çok daha etkilidir.
Şeker akçaağacı, gövdesinde bol şekerli öz su olmasına rağmen,
yapraklarına "tanen" denen bir maddeyi gönderir. Bu, böcekleri rahatsız
eden bir maddedir. "Tanen"li yaprakları yiyen böcekler kurtulmak için
hemen daha az tanenli üst yapraklara çıkarlar. Oysa üst yapraklar
kuşların en çok uğradıkları yerlerdir. Buraya kaçan böcekler kuşlar
tarafından avlanırlar. Şeker akçaağacı bu stratejisi sayesinde böcek
saldırılarından az zarar görerek kurtulur.
Orta ve Güney Amerika'da yetişen bir asma bitkisi siyah ve yeşil
tırtıllar ve kırmızı kelebekler için çok ideal ve çekici bir yiyecek
türüdür. Öyle ki bu böcekler, yavrularının yumurtadan çıkar çıkmaz bu
lezzetli yiyecekle beslenebilmeleri için, yumurtalarını asma bitkisinin
yaprakları üzerine bırakırlar. Yalnız burada çok önemli bir nokta
vardır. Bu kelebekler yumurtalarını bırakmadan önce asmanın
yapraklarını iyice kontrol ederler. Eğer bir başka hayvan yumurtalarını
yerleştirmişse, aynı bitkinin yapraklarından birden fazla ailenin
bireylerinin beslenmesi zor olacağından, orayı tercih etmez ve boş olan
başka yaprakları ararlar.
Böceklerin tercihinin bu yönde olması bitki için oldukça büyük bir
avantajdır çünkü asma bitkisi saldırıdan korunmak için böceklerin bu
seçiciliğinden faydalanır.
Asma bitkisinin bazı cinsleri, yapraklarının üst kısımlarında, yeşil
yumrucuklar oluştururlar. Bazı türleri ise, yaprağın altında bulunan,
dal ile birleşme yeri üzerinde, kelebeklerin yumurtalarına benzer
renkte lekecikler meydana getirirler. Bunu gören tırtıl ve kelebekler,
başka böceklerin kendilerinden evvel bu yaprakların üzerine
yumurtladıklarını zannederler ve bitkiye yumurtlamaktan vazgeçerek,
kendilerine yeni yapraklar aramaya başlarlar.
Yapraklarını böylesine inanılmaz bir yöntemle koruma altına almış
olan asma bitkisi, herkesin bildiği gibi topraktan çıkan ve kuru bir
dal ile yapraklardan oluşan bir bitkidir. Bu bitki herhangi bir akıl,
hafıza ve teşhis kabiliyetine sahip değildir. Kendisinden tamamen
farklı bir canlının, bir böceğin özelliklerini, tercihlerini,
yumurtlarının şeklini bilmesine kesinlikle imkan yoktur. Ama görüldüğü
gibi asma bitkisi böceğin, hangi şartlarda yumurtalarını bırakmaktan
vazgeçip de başka bir bitkiye yöneleceğini bilmekte, ayrıca kendi
yapraklarında bu yumurtalara benzer desenler oluşturmakta ve çeşitli
değişiklikler yapmaktadır. Asma bitkisinin, herhangi bir böceğin
yumurtalarını taklit edebilmesi için neler yapması gerektiğini birlikte
düşünelim. Taklit, zeka gerektiren bir yetenektir. Bu nedenle bitki bir
zekaya sahip olmalı, bu yumurtaları görüp idrak etmeli ve hafızasına
bunu yerleştirmelidir. Daha sonra bu özelliklerini, bazı sanatsal
kabiliyetleri ile birleştirip, kendi bünyesinde çeşitli değişiklikler
oluşturup böyle bir savunma taktiği geliştirmelidir. Elbette ki bu
saydıklarımızın hiçbiri, bir bitki tarafından gerçekleştirilmiş olması,
ya da çeşitli tesadüfler sonucunda ortaya çıkması mümkün olan şeyler
değildir.
İLGİNÇ BİTKİLERDEN BİRKAÇ ÖRNEK
Arum zambağı döllenmeye hazır hale gelince keskin kokulu bir amonyak
gazı (NH3) yaymaya başlar. Çiçeğin son derece ilginç bir yapısı vardır.
Polenlerinin bulunduğu bölüm, beyaz yapraklı yapının içinde dip
taraftadır ve dışarıdan görünmez. Bu yüzden sadece koku yaymak
böceklerin dikkatini çekmek için yeterli değildir. Polenler döllenmeye
hazır olduğunda zambak saldığı kokuyla birlikte çiçeğinin dışta kalan
bölümünü de ısıtır. İşte bu yalnızca aydınlık saatlerde ve bir gün
içerisinde gerçekleşen ısınma ve koku böcekler için çok çekicidir. Bu
ısı ve koku nasıl ortaya çıkıyor sorusunu cevabını bulmaya çalışan
bilim adamları bitkinin metabolizmasında gerçekleşen hızlanma sonucunda
ortaya özel bir asit çıktığını bulmuşlardır.
Glutanamik asit denen bu maddenin kimyasal yollarla parçalanması
sonucunda çiçeğin yaydığı ısı ve koku oluşur. Bu sayede böcekler çiçeğe
gelirler. Ne var ki böcekler için bu yeterli değildir çünkü arum
zambağının polen tozları dipte kapalı torbacıklarda bulunur. Çiçek buna
da hazırlıklıdır. Yağlı olan dış yüzeyi sebebiyle gelen böcekler
kayarak aşağı çiçeğin içine düşerler ve bir daha da kaygan duvarlardan
yukarı tırmanamazlar. Bulundukları bölümde çiçeğin dişi organlarının
ürettiği şekerli bir sıvı vardır. Ayrıca gece olunca polenlerin kapalı
olduğu torbacıklar da açılır ve böcekler bunlara bulanırlar. Böcekler
çiçeğin içinde bir gece kalırlar. Sabah olunca çiçeğin üzerinde bulunan
dikenler bükülerek böceklerin yukarı tırmanması için merdiven işlevi
görürler. Merdivenden tırmanan böcekler, özgürlüklerine kavuşur
kavuşmaz görevlerini yerine getirmek için dölleyici polen yükleriyle
birlikte başka bir zambağa giderler.
İlgi çekici bir güzellikte olan Passiflore çiçeği, yaprakları
üzerinde yer alan küçük iğneler sayesinde düşmanı olan tırtıllara karşı
koyabilmektedir. Bu iğneler, yumurtadan çıkan tırtılların en ufak bir
yer değiştirmesi halinde bedenlerine saplanır. Böylece, passiflore
çiçeği, bu tırtıllar henüz doğup ona zarar vermeden önlemini almış
olur.
Resimde görülen bu canlı kayalar gerçekte toprağın altında gizlenmiş
olan bir bitkinin etli yapraklarıdır. Çiçek açmadığı zamanlarda bir
kayadan farksız olan taş kaktüs bitkisi aslında gerçek bir kaktüs
değildir. Kayaya benzeyen görünüşü onun düşmanlarından çok iyi bir
şekilde korunmasını sağlar.
Küstüm otunun çok ilginç bir
savunma sistemi vardır. Bu bitkinin yapraklarına dokunulduğunda birkaç
saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının gövdeye doğru yaslandığı
görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız eden etki devam ederse bu kez
küstüm otu aşağıya doğru ikinci bir hareket yaparak gövdesinin
üzerindeki sivri dikenleri ortaya çıkarır. Bu da böcekleri kaçırmak
için yeterlidir. Bitkideki bu hareketi gerçekleştiren mekanizma
elektrik akımlarıyla başlar. Bu akım aynı insan vücudundaki sinirlerden
geçen akım gibidir. Bitkinin reaksiyonları bizde olduğu kadar hızlı
değildir. Bununla birlikte bitki özünü taşıyan kanallar aracılığıyla
iletilen elektrik sinyalleri 30 santimetrelik mesafeyi bir-iki saniye
içinde geçer. Isı ne kadar yüksek olursa, reaksiyon o kadar hızlı olur.
Her bir yaprağın dibi (yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça
şişkindir. Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı
zaman, yaprağın dibindeki şişkinliğin alt yarısı aniden suyunu boşaltır
ve aynı anda diğer üst yarı, bu suyu kendi bünyesine alır. Ve yaprak
aşağıya doğru düşer. Böylece uyarı saplar boyunca ilerlerken, yapraklar
domino taşları gibi teker teker, ardı ardına kapanır. Bu şekilde bir
savunma hareketinden sonra, bitkinin tekrar hücrelerini doldurup,
yapraklarını açabilmesi için 20 dakika gereklidir

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Bitki ve Bilim
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |