GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Biyoloji arrow Yüzde Yüz Doğal Mimarlık Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Ara 30 2007
Yüzde Yüz Doğal Mimarlık Yazdır E-posta
  • Currently 0.0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Rating: 0.0/5 (Toplam Oy: )


GenBilim Editor   
Pazar, 30 Aralık 2007
Okunma: 590 kez

Son yıllarda giderek artan şekilde tüketim eğilimlerimizin organik ürünlere yöneldiğini görmek artık sevindirici. Aslında ülkemiz insanı, almış olduğu ürünün saflığı ve kalitesinden çoğu zaman emin olmak istemiş ve bu talep her dönem içinde bir değer ifade etmiştir. Özellikle 80 yıllar ve 90 yıllarda çokça gördüğümüz ve günümüzde de hala sıkça rastlayabildiğimiz "%100 doğal" yada "%100 saf" etiketleri tüketicinin ürünün saf ve doğal olanına olan ilgisini göstermektedir.

Marketten  aldığımız  bir bal  kavanozu üzerinde  yazılı  " %100  doğaldır" etiketi,  bir  tekstil etiketinde yazılı "%100  pamuklu yada yünlü" etiketleri alışık  olduğumuz  bir şeydir.

Ancak  tüketicinin  bu  doğalı arayışı karşısında   üreticinin ona sunduğu  seçeneklerin  ne kadar   doğal olduğu  ise  hep  bir  kuşku  konusu  olmuştur.

Günümüzdeki   yenilik  ise  ürünün  saflığına veya doğallığına  karşı  duyulan  kuşkunun giderilmesi  ve  tüketicinin bu  konuda  mağdur  edilmemesi için   ürünün saflığının  veya  doğallığının da  bir  sertifikasyon konusu  haline  gelmiş olmasıdır. Böylelikle tüketici,  aldığı  ürünün  gerçekten doğal yada saf olduğu  konusunda  emin olabilmektedir.  Bu anlamda  tüketiciye güven veren bu   "ekolojik ürün  sertifikasını" kamu  kurumları değil daha özerk olan Avrupa Merkezli  kurumlar  vermektedir.  Bu  sertifikasyon süreci oldukça  titiz  bir denetim sürecinden oluşmakta ve  gerekli kriterleri taşıyan  ürünler  ancak sertifika alabilmektedir.  Özellikle  bilinçli  tüketici için bu  ekolojik  sertifikasyon vazgeçilmez  bir  tercih  kriteri  haline  gelmiştir. Örneğin; tüketici   bal aldığında   balın  doğalığından bu sertifika ile  emin olabilmekte,   domates aldığında domatesin   hormonsuz  olduğuna bu sertifika ile  ikna olmakta, yine   bir tekstil aldığında  kumaşta sentetik  madde  kullanılmadığına  yine bir  sertifika  ile  inanmaktadır.

Ekolojik Ürün sertifikaların  tüketiciye verdiği bu güven sertifikasyon sürecinin tüketici gözünde ne  kadar önem taşıdığını ifade eder.  Ekolojik ürün sektöründeki  hızlı  gelişme sertifikasyon kapsamında da genişlememe yol açmış, gıdanın ışında tekstil, kozmetik, deterjan, tohum  vs alanlara da kaymıştır. Elbette bu  hızlı   gelişmeden Mimarlık  sektörü de  nasibi  almıştır.

Ancak mimarlık sektöründe bu etkilenim  daha çok kavramsal bazda görülmekte. Gerek  Ülkemizde  gerekse dünyada  ekoloji mimarlık,  ekolojik  ev, ekolojik bina  gibi  sözcüklerle de kendini ifade eden bu  olguyu,  bir  toplu konut  reklam afişinde,   yeni yapılmış  bir evin  tanıtım  kataloğunda, yada  organik  mimarlık  başlığı altında  değişik  mimarlık anlayışlarını  okurken de karşılaşmaktayız.

Mimarlık yapıtını bir ürün olarak düşündüğümüzde veya kullanıcı  ihtiyaçlarını  fiziki  olarak karşılaması açısından düşündüğümüzde veya   çevreyle  olan etkileşimi açısından düşündüğümüzde mimarlık  yapıtının da    en az  gıdalar kadar  tüketicinin doğal olanına ilgisini  hak ettiğini söyleyebiliriz.  Öyleyse   tüketici  olarak  bir  yapının  ekolojik  olmasında  beklemekte  haklı olabiliriz... Peki sadece bir  sanat ürünü  olarak  değil  ama  aynı zamanda tüketime karşılık  gelen bir ürün olarak mimarlık  yapıtı  ekolojik  olabilir mi! Yada  günümüzde  ekolojik  mimarlık adı altında  üretilen  yapılar ne kadar ekolojik mimarlık sıfatını  hak etmektedirler.

Çoğu tasarımcı yapının doğal çevre ilen  olan uyumundan  hareketle bazı yapıları  organik mimarlık örnekleri adı altında tanımlamışlardır, kimi yatırımcılar ise yapıların doğal çevreye olan yakınlığından veya bu yapılarda kullandıkları malzeme tercihlerinden  hareketle yapılarını  ekolojik  mimarlık adı altında tanımlamışlardır. Öte yandan   bu  süreçlerin bize  gösterdiği şey, organik mimarlık yada ekolojik  mimarlık olarak  bize  sunulmaya çalışılan  örnekler konusunda  sektör temsilcilerinin henüz ortak  bir anlayışta  olmadıklarıdır.  Tasarım sürecinde kullanıcı gereksinimlerine  yeterince  dikkat edilmiş  olup  olmaması,  seçilen malzemelerin  geri dönüşümlü olup  olmaması, fonksiyonel yada ekonomik eskimeye  ne kadar hızlı  uğrayacağı üzerine  yapılan tartışmalar  ekolojik mimarlığa  doğru gidişin  ipuçlarını vermektedir sanki.

Acaba bir gün, marketten aldığımız  bir organik gıda ürünün ekolojik  olduğundan emin olduğumuz kadar, satın aldığımız  bir  evin ekolojik  olduğundan da emin olabilecek miyiz! Acaba bir gün, bir organik  tekstil ürünün üretiminde  kullanılan  boyadan  bitkiye kadar tüm bileşenlerinin  doğallığından emin  olduğumuz kadar içinde çalıştığımız  bir binanın  inşaatında  kullanılan malzemelerin doğallığından da emin  olabilecek miyiz! Ve acaba bir gün, mimarlık  yapıtını  doğa içinde  yapay bir  şekil yaratma değil ama doğaya bir katkı olarak görebilecek miyiz! Sezgilerimiz  ve gözlemlerimiz  bunun  çok da  uzak olmadığını haykırmaktaysa da sürecin  gıda sektöründeki süreç kadar  doğrusal  bir çizgi olmayacağını da haykırmaktadır.  Çünkü  mimarlığı mimar, kullanıcı, çevre ve kültürün bir yapıda buluşması olarak düşündüğümüzde  bu seçeneklerin  her birinde  ekolojik yaşam ilkelerini nasıl  hayata geçirebileceğimiz daha da  önemli olmaktadır. Deneyimler, bunları  bir arada buluşturmakla  sınırlı  olmayıp  bunları  pozitif bir şekilde  buluşturmanın da  bir o kadar önemli olduğunu söyler bize. Ve yine deneyimlerimiz, ironik bir şekilde ekolojik mimarlık adı altında yürütülen çalışmaların doğa ile bir çatışma potansiyelini de  taşıyabildiğini göstermektedir.

Nitekim  ekolojik  mimarlık  adı altında  son  yıllarda  özellikle Avrupa  ve  Amerikan  evlerinde  bolca  kullanılmaya başlanan  ahşap  malzemelerin  amazonlardan taşındığına ilişkin söylentiler mimara  ekolojik yapı konusunda  yeni  dersler  öğretmektedir. Ve artık salt geri dönüşümlüdür  diye  doğadan bedava malzeme  çalmanın  ekolojik çevreye felaket getirebileceğini öngörmek de gerekir. Bu anlamda geri dönüşümlü malzemelerin daha verimli  ve  tekrar  tekrar  kullanılma  yollarının  araştırılması, geri dönüşümlü  yeni malzemelerin keşfedilmesine  yönelik teknolojik  çalışmaların  hızlandırılması,  ekolojik  mimarlık ve mimarın doğa ile çatışmasının önüne geçilmesini  sağlayabilir.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim