Okunma: 416 kez
Bugüne kadar savaslarin ve politikanin ekolojik sisteme verdigi zarar belki binlerce kez islendi, yazildi cizildi. Ancak savasin ve dolayisiyla dogal duzendeki dinamiklerin zarar gormesinin politik bir irdelemesi ancak neden sonuc iliskisi hep tam vurgulanmadan yapildi.
En radikal cevre örgütlerinden
biri ve en taninmisi olan "Greenpeace" dahi eylemlerinde ve
mücadelelerinde dogrudanligi secerek, dogaya zarar veren ulke, kurum,
arac ne ise onu hedef secerek bu olguyu bir nevi tikellestirdi. Dogu
ulkelerinde pek etkinlikleri olmayan ancak sözümona 'gelismis' bati
ülkelerinin bir cogunda etkin, meclislerde yer alan, hatta iktidar
ortagi olan cevreci ve yesilciler diye bilinen partiler ise isi bir
cesit 'cevre partizanligi'na götürecek kadar insanlardan ve toplumdan
kopardilar.
Onlarin verdigi yegane mesaj 'cevreyi, dogayi tahrif etmeyelim,
koruyalim.' oldu. Yesilci ve ya cevreci ekonomi teorilerinin neler
olabilecegini düsünebilen biri var midir acaba? Mesela parada
cisimlesen dunya zenginliklerinin dogayla nasil bagdastiralacagi,
doganin insanla ve toplumla dolaysiz olarak nasil bagdastiralacagi
konusunda soz konusu olusumlar ve dusunceler yaya kalmaktadirlar.
Insanin bireysel ve toplumsal sorunlari cozulmeden ya da en azindan
asgariye inmeden doganin ve cevrenin sorunlari cozulebilir mi? Doganin
kendi icinde bir sistem oldugu ve birlesenlerin birbirinin parcasi ve
etkileyeni oldugunu kabul edenler, nedense insanlarin bugünki
toplumsalliginin da bir sistem oldugunu ya kabul etmiyorlar ya da
bilmemezlikten geliyorlar. Bu yüzden de reaksiyonlar hep refleksler
seklinde vücuda gelmekte ve adresini bulmamaktadir. Elbetteki bunlarin
hic faydasi olmadigi iddia edilemez. Ancak nasil ki dogada bir hayvan
veya bitki türünün yok olmasi engellendiginde tüm doga hemen kurtulmus
olmuyorsa, insanlarin sosyal düzenini olumlayacak sey de tikel karsi
duruslar olamaz.
Oysa savaslarin, doga tahrifatlarinin arkasinda, cok karmasik
gorunse ve ilk bakista anlasilamasa da hep ayni neden yatmaktadir
(bazilarinca da aman cok klasik, banal dedirten). Bu gezegende yasayan
ve dolayisiyla da bu eko-sistemden baska cevresi olmayan insanlar
arasindaki esitsizlik... Cünkü kendini fiziksel olarak var etmek icin
cirpinan insanlarin dogayi düsünmek gibi bir kendiligindenlikleri
olamaz. Sürekli esamesi okunan egitimin ise gayesi farklilastigindan ve
karakteri farkli bir sekilde realiza edildiginden dolayi böyle bir
bilince hizmet etmesi beklenmemelidir, beklemek safca bir kadercilik
olacaktir.
Günumüzün moda(!) dev savas mekanizmalarinin basinda gelen
A.B.D.'nin ikinci dünya savasindan itibaren son 60 yil icinde yaptigi
savaslarin hemen hemen hepsinde askeri acidan olmasa bile politik
acidan basarili oldugu tartismalidir. Cünkü zaten böyle bir niyetleri
oldugu da söylenemez. Sonucta ortaya cikan dünya görüntüsü,
kapitalizmin kaotik üretim iliskilerinin sosyal yasama yansimasi, onu
kendine benzetmesinden baska bir sey olmamistir. Amerikan toplum
hayatindaki normlara bakarsaniz da bunun ne denli formellestigini acik
ve net olarak bulabilirsiniz. Bu konumdaki bir ülkede cevre ve ekoloji
merakinin paradan baska düsündürücü bir tarafi varsa eger o da
romantizmle istigal etmektir.
ABD savas ve ya ekonomik iliski yöntemlerinden hangisiyle iliski
kurduysa o toplumlarda, önlenmesi kolay olmayan toplumsal kavga,
bölünme ve tahriplere yol acmistir. Japonlar ikinci dünya savasinda
yenildikten sonra ekonomik pazar olarak ABD'nin dev rakibi olarak
karsisina cikmistir, ABD'nin gerekmedigi halde "eh bi deneyelim"
diyerek attigi atom bombalarinin ürünleri bugün hala doga tarafindan
genetik olarak halka tekrar iade edilmektedirler. Almanya önce ABD
uyruklu Federal Almanya ve Stalin SSCB'si uyruklu Dogu Almanya olarak
yoluna devam etmis, sonra birleserek gene agabeyine karsi söz söyler
olmustur. ABD; "istemem de aman istemem komunist bir ülke daha"
görünürdeki teranesiyle Kore'yi ikiye bölmüs, pazarin yarisini kapmis,
Kuzey Kore'ye ambargo koyarak ve koydurtarak, elektrik satin alamayan
ve normal yoldan üretemeyen ülkenin nükleer santrallari devreye
sokmasina sebep olmustur. Cevre örgütleri buna karsi ne yapmislardir,
Kuzey Kore'yi protesto etmislerdir. Ne büyuk eylem degil mi?!
Vietnam'da ise 2 milyondan fazla insan öldürerek ve ekilebilir
alanlarin onda birini tahrip ederek dogaya olan minnetini ödemistir!
Aradaki diger bir cok olayi saymazsak, Sili'de demokratik bir secimle
iktidara gelen Salvador Allende yönetimini, sosyalist olduklari ve
ülkedeki Amerikan cikarlarina zarar verecekleri gerekcesiyle CIA'in
tertip ettigi "kamyoncular grevi" diye tarihe gecen olaylarla patlak
veren askeri darbe ile yikmis, yerine insanlari stadyumlarda toplayan,
sanatcilarin ellerini kirarak gitar calmalarini isteyen, binlerce
iskence uygulayan ve ölümlere yol acan, bu yüzden de Sili halkinin hala
ülkeye girmesini istemedigi diktatör Pinochet'i gecirmis ve hemen de
tanimistir. Günümüzdeki Irak savasinda durum pek de farkli degildir.
ABD demokrasisinin Irak'taki etkileri, her gün serbestce ve acik
sayimli ölümler, söz söyleme kargasasi, ifade özgürlügüne dayali
gericiligin sanki tek alternatif gibi ortaya cikmasi, ABD'nin
marifetlerine bir yenisini daha eklemektedir.
Peki cevre ve doga tüm bunlarin neresinde durmaktadir? Oradaki
insanlarin cevre veya dogayi sevmesi ya da düsünmesi mümkün müdür?
Savaslardaki ölümlere ve acziyete karsi sadece ahlanip vahlanmamiz mi
gereklidir yoksa bunun yaninda politik olana politik olarak cevap mi
vermek gereklidir? Eger ikincisi ise bunu nerede ve hangi nitelikte
yapmaliyiz.
Fakir Cavlun

Etiketler:
Bilimler
Biyoloji
Savas Politika ve Ekoloji
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |