Ara
25
2007
|
Bel Ağrısı |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 25 Aralık 2007 |
Okunma: 422 kez
Bel ağrısı adeta salgın boyutlanndadır. Nedenleri hala tam anlaşılamamışsa da tedavi olanakları artmıştır; en güvenilir tedavi de vücudun kendini iyileştirici gücüdür.
Hayatta genellikle iki şey kesindir: ölüm ve vergiler. Daha gerçekçi bir yaklaşımla buna bir de bel ağrısını ekleyebiliriz. Öyle ki erişkinlerin % 80′i er geç bel ağrısından yakınır.
Muayenehaneye yapılan
ziyaretlerin, hastaneye yatışların, ameliyatların ve işe devamsızlığın
başta gelen nedenlerinden biridir bel ağrısı. ABD’de bel ağrısına bağlı
tıbbi harcamalar ve sakatlık tazminatları yılda 50 milyar doları
bulmaktadır. İşin sevindirici yanı şudur: Bel ağrısı çeken hastaların
çoğu, ağrı şiddetli olsa bile, hızla ve hemen hemen tamamen
iyileşebiliyor. Tedavide hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın,
iyileşme kuraldır; hatta bu gibi hastalar tedavi edilmeseler de sonunda
iyileşirler. Bel ağrısı olanlann ancak azınlığı işe gelemez. işe
gelemeyenlerin çoğu da en geç altı hafta içinde işlerine dönerler. Bel
ağrısı olanların ancak yüzde birkaçı işlerine geri dönemezler (Herhangi
bir anda, çalışan insanların ancak %1′i süreğen bel ağrısı
çekmektedir). Demek ki had (akut) bel ağrısı olan hastalar
üzülmemelidir; büyük olasılıkla iyileşeceklerdir. Kötü olanı şudur:
Tekrarlamalar sıktır; hastaların çoğunluğunda bir gün yine bel ağrısı
başlar. Neyse ki bu
tekrarlar da ilk bel ağrısı gibi hızla ve hatta kendiliğinden iyileşirler.
Ağrının Kaynakları
Bel
ağrısı, belimizdeki çeşitli anatomik yapılardan kaynaklanan, farklı
nedenlere bağlıdır. Bel ağrısının esrarı da, onun nedenlerinin kolayca
bulunmamasındandır. Bel kasları ve eklem bağları (ligament) bel ağrısı
yapabileceği gibi omurlararası eklem yüzeylerinin iltihabı (artrit) ve
omurlararası diskler bel ağrısının nedeni olabilir. Bel fıtığı (tip
diliyle disk hernisi) denilince şu anlaşılır: Omurlararasında bulunan
disklerden biri fıtık yapmıştır; yani yerinden kaymıştır. Her diskin
ortasında yastık gibi yumuşak bir doku vardır; diskin kenarlarıysa bağ
dokudan yapılmış sert bir çember şeklindedir. Bel fıtığı olanlarda
ortadaki yumuşak doku yırtılmış olan sert çemberden dışarı kayar ve en
yakınındaki sinir köküne baskı yaparak ağrı verir. Bel ağrısının nedeni
omurganın ortasındaki kanalın daralması (spinal stenoz) sonucu bir
sinirin sıkışması da olabilir; omurga kanalının daralması genellikle
yaşlılarda disklerin, eklem yüzeylerinin ve eklem bağlarının aşınması
sonucudur.
Bel ağrısı omurganın doğuştan anormalliklerine de
bağlı olabilir. Bunlar genellikle ağrısızdır; fakat ilerlemiş şekilleri
ağrı yapabilir. böbrek, pankreas, aort ve cinsel organların
hastalıklarında da ağrı bele vurabilir. Nihayet bel ağrısı kanser,
kemik iltihabı ya da nadir eklem iltihapları (artrit) gibi çok ciddi
hastalıkların bir belirtisi olabilir. Neyse ki bu gibi tehlikeli
hastalıkların bel ağrısı yapması son derece nadirdir. Bel ağrısı
olanların %98′inde bel kası, eklem bağı, kemik veya disklerde,
omurganın zorlanmasına bağlı geçici bir bozukluk vardır.
Belin
anatomik yapısının çok karışık olmasına ek olarak hastanın
yakınmalarıyla, tıbbi görüntüleme yöntemleri ve hastadaki anatomik ve
fızyolojik değişiklikler arasında ancak zayıf bir ilişki vardır. Bu da
bel ağrısının nedenini bulunmayı zorlaştırır. Bu koşullarda tanıda ilk
önce kanser ve iltihap gibi çok ciddi ağrı nedenleri aranıp aradan
çıkarılır; çünkü bunların tanısı göreceli olarak kolaydır. Sonra
hastada bir omurilik sinirinin sıkışıp sıkışmadığı veya tahriş edilip
edilmediği araştırılır. Bu olasılıklar bir yana bırakıldıktan sonra ise
bel ağrısı olan hastaların % 85′ine kesin bir tanı konamaz. Hastalarm
çoğu bel ağrılarını başlatan bir olay hatırlayamaz, fazla ağırlık
kaldırma veya kaza geçirme bel ağrısı başlatabilirse de çoğu kez böyle
şeyler olmamıştır. Bel ağrısı genellikle, görünürde bir neden olmadan
aniden başlar; tıp dünyası, bu belirsizliğin bir sonucu olarak çoğu kez
çeşitli nedenler arasından birinde karar kılamaz.
Bel ağrısı
sıklıkla yaşamın streslerine bağlıdır. Innsbruck Üniversitesi’nden
Astrid Lampe ve arkadaşları, Mayıs 1998′de hayatın zor anlarıyla bel
ağrısı arasında bir ilişki buldular. Lampe daha önce de bel ağrısı
anatomik bir nedene bağlanamayan kişilerde, bağlanabilenlere oranla
daha stresli bir hayata rastlandığını yayımlamıştı. New York
Üniversitesi Tıp Merkezi Rusk Rehabilitasyon Merkezi’nden John E.
Sarno, çözülememiş duygusal sorunların belde gerginlik yaparak ağrıya
yol açacağı kanısındadır. Aslında bu gibi hastalann ruhlarındaki
fırtınadan kaçmak için bel ağrısına sarıldıkları söylenebilir. Sarno
ruhsal stresleri olan hastalarını psikolojik yöntemlerle tedavi
etmiştir.
Aşırı egzersiz yapma sonucu sık olarak bel kaslarında
basit ağrı ve acımalar olur. Yaşlanma sonucu bel disk ve bağlarında
doğal aşınma ve küçükyırtıklar olabilir ve bunlar da ağrı yapabilir.
Bel ağrısının nedenini bulmak bilimden çok, bir sanattır. Kendiliğinden
iyileşme kural olduğundan, ciddi bir hastalık bulunup bulunmadığı
araştırıldıktan sonra çoğu kez bel ağrısının gerçek nedenini aramak
bile gereksizdir.
Tanıda Zorluklar
Bel
ağrısının kesin tanısındaki zorluk üzerine, Washington
Üniversitesi’nden D.C. Cherkin, ABD’de farklı uzmanlık dallarından olan
doktorlara, bel ağrısı olan hasta öyküleri yollayarak tanılarını sordu.
Hastalar aynı olmasına karşın gelen yanıtların birbirinden çok farklı
oluşu, durumun ne kadar belirsiz olduğunu açıkça gösteriyordu. Her
doktor kendi uzmanlık dalındaki tanılara ağırlık veriyordu. Örneğin
romatizma uzmanı eklem iltihabını düşünerek kan testleri, sinir cerrahı
bel fıtığı açısından bilgisayarlı tomografı (BT) veya manyetik rezonans
görüntüsü (MRI), sinir hastalıkları uzmanı sinir hastalığı olabilir
diyerek kas elektriği kaydı (EMG) istiyordu. Açıkçası, kafası karışan
yalnız hastalar değil, aynı zamanda doktorlardı.
Yakın zamana
değin doktorlar, bel ağrısı olan hemen her hastada bel omurgasının
röntgenini istiyorlardı. Çeşitli araştırmalar bu yaklaşımın
sakıncalarını ortaya koydu. İsveç’te 10 yıl süren bir inceleme, en
azından 50 yaşın altındaki hastalarda, bel omurgası röntgeninin
muayeneden daha fazla bir şey göstermediğini ortaya çıkardı: Her 2500
hastadan yalnızca birinde
beklenmedik bir röntgen bulgusu vardı.
Kitle
tarama incelemeleri de gösterdi ki bel röntgeniyle bulunan bazı
anormallikler, aslında hastadaki ağrının nedeni değildir. İş veya
askerlik öncesi bel ağrısı olmayan çok sayıda insandan alınan bel
röntgenlerinde bazı bel omurgası anormallikleri, bel ağrısı olanlarla
olmayanlarda aynı sıklıkla görülüyordu. Bir başka deyişle bel
röntgeninde anormallik olması, o hastada mutlaka bel ağrısı olduğu
anlamına gelmiyordu. Bel röntgeni, doktoru yanlış tanılara
götürebiliyordu.
Öte yandan bel röntgenleri cinsel organlara, bir
akciğer röntgenine göre 100 kat daha fazla radyasyon zararı verir.
Nihayet aynı röntgene farklı röntgen uzmanları farklı tanılar
koyabilir; bu da var olan belirsizliği artırıcı ve uygun tedavinin
bulunmasını önleyici bir şeydir. Varılan sonuç şudur: Bel röntgeni
yalnız yüksekten düşme veya trafik kazası gibi ciddi olaylarda
çekilmelidir.
Tıp uzmanları bilgisayarlı tomografı (BT) ve manyetik
rezonans görüntüleme (MRI) gibi ileri röntgen teknikleriyle daha kesin
tanılar koyacaklarını umdular. Fakat hiç de öyle olmadı. Bu gibi
yöntemlerle hiç bel ağrısı olmayan insanlarda çeşitli anormallikler
bulundu.
1990′da George Washintgon Üniversitesi Tıp Merkezi’nden
S.C. Boden ve ekibi, bel ağrısı veya siyatikten hiç yakınmamış olan 67
hastayı incelediler. Bel fıtığı sıklıkla bel ağrısının nedeni olarak
gösterilmiştir. Öte yandan 60 yaşın altındaki insanların beşte birinde
hiç bel ağrısı olmadığı halde, BTveya MRI bel fıtığı göstermiştir! Bu
gibilerin yarısında bel fıtığı diskin kabarması evresindeydi; bel
fıtığının bu en hafıf şekli de sık olarak ağrının nedeni olarak
düşünülmüştür. MRI, 60 yaşın üstünde olanların üçte birinde bel fıtığı,
yaklaşık % 80′inde kabarmış disk ve hemen hemen hepsinde yaşlılığa
bağlı disk dejenerasyonu gösterdi. Gençlerde nadir olan omurilik kanalı
daralması (spinal stenoz), 60 yaşın üstünde ve hiç bel ağrısı olmayan
insanların beşte birinde bulundu. Benzer olarak, 1994′te Hoaq Memorial
Hastanesi’nden (Kaliforniya) M.N. Brant-Zawadski ve ekibinin yaptıkları
incelemede, 98 ağrısız hastanın üçte ikisinde anormal disk bulundu.
Bunlardan çıkan sonuç şudur: BT veya MRI bel fıtığı gösterirse bıınun
anlamı hastada yalnızca bel fıtığı olduğudur; ağrının nedeni bel fıtığı
olmayabilir. Bir başka deyişle bel fıtığının ağrısız da olabileceği
anlaşılmıştır.
Artık şöyle düşünmemiz gerekiyor: BT veya MRI bel
omurlarında bir anormallik gösterirse bunun bel ağrısının nedeni olup
olmadığı kesin olarak söylenemez; bu anormallik ağrısız olup rastlantı
sonucu bulunmuş da olabilir. Ayrıca en iyi BTve MRI’ler bile beldeki
bir kas spazmını veya bağ incinmesini her zaman gösteremez. Bir
ortopedist haklı olarak şöyle demektedir: “Hastada klinik bulgular
yokken, sırf MRI anormal diye ameliyat etmek, felakete doğru ilk
adımdır”. Hastanın muayenesi en az BT veya MRI kadar gereklidir.
Durumu
zorlaştıran bir başka husus da had (akut) bel ağrısı olan hastaların
hızla iyileşmesidir. Tedavileri karşılaştıran bir çalışma göstermişrir
ki iyileşme süresi, tedaviyi yapan ister aile doktoru, ister ortopedik
cerrah olsun değişmemektedir. Buna karşı tedavi masrafları farklıdır;
aile doktoru en ucuz, ortopedist en pahalı tedaviyi vermektedir.
Hipokrat’ın doktorlara “Primum non nocere” (önce hastana zarar verme)
öğüdü özellikle bel ağrılarında geçerlidir. Had bel ağrılarının hemen
daima geçici olduğu unutulmamalıdır.
Eskiden bel ağrılarında
uzun süre yatak istirahati verilirdi. Bu yaklaşımın iki dayanağı vardı:
Bazı hastaların yatınca geçici de olsa ağrıdan kurtulması ve
omurlararası diskler içindeki basıncın yatar durumda en düşük olması.
Ancak suçlanan disk masum olabilir; ayrıca hastaların çoğu zaten
zamanla iyileşir. Bu gerçeklere karşın, 10 yıl öncesine kadar, bu gibi
hastalara 1-2 hafta tam yatak istirahati (yalnız tuvalet için ayağa
kalkma izni) veriliyordu. Yatak istirahatinin gözden düşmesi, eski
doktorlann her hastalıkta hastadan kan almalarında (hacamat vb) olduğu
gibi, çok çabuk oldu. Bugün 1-2 hafta yatak istirahatı afaroz
edilmiştir; hasta olabildiğince çabuk günlük işlerine dönmektedir.
Kısa Yatak İstirahati
Uzun
yatak istirahati hala standart uygulamayken, bu makalenin yazarı ve
ekibi, 7 günlük ve 2 günlük yatak istirahatlerini kıyasladılar. Sonuç
çarpıcıydı: Ağrıdaki 3 hafta sonraki ve 3 ay sonraki hafifleme,
hareketin kısıtlanması, günlük işleri yapabilme ve tedaviden memnun
kalma bakımından hiçbir fark yoktu. Doğal olarak, uzun süre istirahat
edenler işlerine daha az gidebildi. Ağrının şiddeti, süresi ve muayene
bulguları, hastanın kaç gün istirahat etmesi gerektiğine bir ölçü
olamıyordu. Hastanın yatakta kaldığı gün sayısını belirleyen tek şey
doktorun tavsiyesiydi.
Başka çalışmalar da bu görüşü doğruladı. 4
gün istirahatle 2 gün istirahat veya hiç istirahat etmemek arasında bir
fark yoktu. Egzersize devam etmenin ağrıyı artıracağı veya iyileşmeyi
geciktireceği korkusu yersizdi. Aslında günlük işlere devam etmek,
istirahatten daha iyi sonuçlar vermektedir. Had bel ağrısında ağrıya
rağmen işlerine devam edenlerde ağrının kronikleşmesi (3 aydan fazla
sürmesi) daha az görülmektedir; böyle hastalar, yatarak ağrının
geçmesini bekleyenlere oranla, sağlık servislerine daha az
başvurmaktadırlar (Doğal olarak kas kuvvetiyle hayatlarını kazananlar-
hamallar, sporcular vb- işlerine oturarak çalışanlar kadar çabuk
dönemezler. Bunlara tam iyileşene kadar daha hafıf bir iş verilebilir).
Son
araştırmalar birçok edilgen tedavinin de hiçbir yararı olmadığını
göstermiştir. Örneğin, bel ağrısında çekme (traksiyon), TENS (deriden
hafıf elektrik vererek ağrının giderilmesi) ve omurganın küçük
eklemlerine kortizon benzerleri enjekte etmenin uzun vadede hemen hemen
hiçbir yararı yoktur. Buna karşı had veya kronik bel ağrısının önlenme
tedavisinde egzersiz çok önemlidir. Tek bir egzersiz şekli yetersizdir;
genel olarak geliştirici aerobikle birlikte, sırt kaslarını
kuvvetlendirici özel egzersizler uygulanmalıdır.
Bugün şu nokta
kesin olarak anlaşılmıştır: Beldeki ağrı geçtikten sonra programlı bir
şekilde egzersiz yapanlarda ağnnın tekrarlaması çok azalmaktadır.
Egzersiz, hastayı eğitmekten (örneğin, dizleri kırmadan yerden ağır bir
şey kaldırmaktan kaçınmak gibi) veya korse vermekten çok daha
etkilidir. Kronik bel ağrısı olanlar da egzersizden yararlanır. Had bel
ağrısı olanlar, ağrılı dönemde işlerine devam etmekle beraber, egzersiz
yapmamalı, egzersize ağrı geçtikten sonra başlamalıdır. Buna karşı,
kronik bel ağrısı olanlar ağrı varken bile egzersizden yararlanırlar.
Tedavi
stratejisinin öteki ucunda ameliyat vardır. Ameliyat için şu koşullar
gereklidir: BT veya MRI’de bel fıtığı, bu bel fıtığına uyan bir ağrı,
omurilikten çıkan sinir köklerinin baskı altında oluşu ve ameliyat dışı
tedavilere 6 hafta cevap vermemek.
Bu gibi hastalarda ameliyat,
ağrıyı daha hızlı geçirir. Ne yazık ki, bu koşullara uymayan birçok
hasta da ameliyat edilmektedir. Bu yüzden ameliyata rağmen ağrının
devam ettiği birçok olgu bilinmektedir. Doğal olarak ağrının nedeni bel
fıtığı değilse, ameliyat ağrıyı geçiremez.
Bel Ağrısında Cerrahi
Bel
fıtığının üzerinde biraz durmak gerekir. Bel fıtığı 30 ile 50 yaşlar
arasında çok sıktır. Bel fıtığının en önemli belirtileri bacakta ağrı,
uyuşma ve karıncalanmadır; öyle ki çoğu kez bacak ağrısı bel ağrısından
fazladır. MRI’nin bel fıtığı göstermesiyle yetinilmemelidir; muayenede
şu bulgular da olmalıdır: omurilikten çıkan sinir köklerinin baskı
altında oluşu, bacak reflekslerinin anormal oluşu, bacakta his azalışı,
bacakta kas kuvvetinin ve hareketin azalışı. Ancak MRI ve muayene
bulguları uyumluysa bel fıtığı düşünülmelidir.
Son çalışmalara
göre bel fıtığı olanlarda bile kendiliğinden iyileşme kuraldır. MRI
çalışmaları gösterdi ki omurlararası diskin fıtık yapmış (yerinden
kaymış) bölümü zamanla kendiliğinden büzülür ve hastaların % 90′ı bir
yıl içinde iyileşir. Ağrıya yol açan bel fıtıklarının yalnızca % 10′u
ameliyat gerektirir. Bel ağrılarının çoğu bel fıtığına bağlı
olmadığından, bu gibi hastaların yalnızca % 2’sinde ameliyat zorunludur.
Bu
gerçeklere rağmen bel fıtığı en sık ameliyat edilen bel hastalığıdır.
280 bel ağrılı hastayı uzun süre inceleyen (Oslo Ullevaal
Hastanesi’nden) Henrik Weber, bel ağrılarında bu kadar sık ameliyat
yapılmasının gereğini sorgulamaktadır. Her ne kadar ameliyat olanlarda
ameliyatsız tedaviye oranla ağrı daha hızlı kayboluyorsa da uzun vadede
bu fark silinir. 4 ve 10 yıllık izlemelerde ameliyatlı ve ameliyatsız
tedavi edilenler birbirinden ayırt edilemez. Demek ki hastanın tercih
ettiği ameliyatsız bir tedavi yabana atılmamalıdır.
65 yaşın
üstündekilerde bel ameliyatlarının birinci nedeni spinal stenozdur
(omurga kanalının darlığı). 1979-1990 arasında bel fitığı ameliyatları
%39, spinal stenoz ameliyatları % 343 artmıştır. Bu artışın nedeni
belli değildir; fakat yeni BT ve MRI tekniklerinin spiral stenozu daha
sık göstermesine bağlı olabilir. Bu hastalıkta ameliyatm gereği daha da
tanışmalıdır. Spinal stenozun amelivatla tedavisi oranı çok
değişkendir. Örneğin ABD’de 65 yaşın üstündekilerde spinal stenoz
ameliyatı yüz binde otuzken Utah’ta 132′dir.
Spinal stenoz
cerrahisi, bel fıtığından daha karmaşıktır. Bir kere omurga kanalı
darlığı tek bir düzeyde değil, omurga boyunca birçok düzeyde oluşur;
aslında bel fıtığında da durum budur. Ayrıca bu hastalar yaşlıdır ve
ameliyat sonrası olumsuzluklara daha açıktır. Nihayet bu hastalıkta bel
fıtığına göre ameliyatlı ve ameliyatsız tedavi sonuçları nasıldır? Bunu
iyi bilmiyoruz. Spinal stenoz belirtileri ilerleyici olmadığından
ameliyat acil değildir; bunda yine hastaların tercihleri rol
oynamaktadır.
Bel ağrıları ABD’de her yıl 50 milyar dolar kayba
yol açtığından önemsiz sayılamaz. Halkın çoğu bu duruma omuz silkip
geçer. Hemen herkeste bel ağrısı olur; o halde bel ağrısını hayatın bir
parçası saymak gerekir. Hastaya dişini sıkması, en çok birkaç haftada
ağrının kendiliğinden geçeceği anlatılmalıdır. Ameliyat konusundaki
tavsiyeler o kadar değişkendir ki bel ağrısı uzmanları ameliyata
ihtiyatla yaklaşmalı ve hastanın hangi tedaviyi tercih ettiğine önem
vermelidirler.
Bel ağrılarının giz dolu oluşu ve önemli ekonomik
kayıplara yol açışı bu konudaki araştırmaları hızlandırmıştır. Bazı
doktorların “iki aspirin al ve sabah beni ara” şeklindeki klişeleşmiş
tavsiyesi hatıra gelmektedir. Daha olumlu bir yaklaşım şöyle olmalıdır:
“Gerek duydukça ağrı hapları al; kendini formda tut; had bel
ağrılarında yatıp ağrının geçmesini bekleme, günlük işlerine devam et
ve bir hafta içinde olacak değişiklikleri bana bildir”. Bel ağrısı
insanı perişan edebilir; fakat geçicidir. Sabır ve zamanla bel
ağrılarının çoğu kendiliğinden geçer.

Etiketler:
Bilimler
Tıp
Bel Ağrısı
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|