Okunma: 802 kez
ATATÜRK, savaş döneminde bile ekonominin önemli olduğunu vurgulayarak, ekonominin durmaması gerektiğine değiniyor ve ‘‘ekonomi varsa insan vardır, devlete de gelir vardır’’ diyordu.
Yabancı sermayeyi, ekonomi politikamıza uygun olduğu sürece desteklemenin gerektiğini belirten Atatürk, yabancı işadamlarının işyerlerinin kapatılıp, ticaretlerine son verilmesine de karşı çıkıyor, bunun yerine, hem devlete gelir sağlamak hem de ekonominin sürekliliği için, gümrük resmini üç katına çıkarmanın daha anlamlı olacağını belirtiyordu.
( www.genbilim.com )
Atatürk'ün 17 Şubat 1923'te, İzmir'de İktisat Kongresi'nde ‘‘...
ekonomiye, birinci derece önem vermek zorundayız. Kılıçla zafer
kazananlar, sapanla zafer kazananlara mağlup olmaya ve sonuçta
yerlerine onlara vermeye mecburdur. Ekonomi her şey demektir... İnsan
varlığı için ne gerekliyse, onların hepsi demektir. Ziraat demektir,
ticaret demektir, çalışma demektir...’’ sözleriyle ekonominin önemini net olarak ortaya koyduğunu fark ediyoruz.
Devlet,
varidatının inkişafını, yeni vergiler ihdasından ziyade, devamlı bir
programla mevcut vergilerin tarh ve icabet usullerinin ıslahında aramak
lazımdır.
1 Kasım 1937 ATATÜRK
Atatürk'ün ödediği vergi
PARA
ve mala karşı ciddi bir eğilimi olmayan Atatürk'ün; Cumhurbaşkanlığı
maaşı, ödeneği ve emekli aylığından başka geliri yoktu.
Cumhurbaşkanlığı
aylığı ve ödeneği, 1927'ye kadar 5.000 lirası aylığı olmak üzere 7.000
liraydı. 1927'de bunlara, genel bir yasa ile ‘‘pahalılık zammı’’ adı
ile 2.480 lira eklenir.
1927 ve 1928'de, bu gelirinden toplam
453 lira, 1929 ve 1930'da 724 lira, 1931'de de 1293 lira vergi kesilir.
Kendisine net ödenen 13.186 liradır.
1932 yılında çıkan bir yasa
ile yüksek maaş ve ücretlere ağır vergi konulur. Buna göre, Atatürk'ün
maaş ve ödeneğinden kesilen vergi 5.401 liraya çıkar ve ayda net 9.078
lira almaya başlar.
Özetle, Atatürk o dönemde, eline geçen net aylığın yüzde 60'ı oranında vergi ödüyormuş...
Atatürk'ün 4. Kurultay konuşması...
9 Mayıs 1935
4. Kurultay, Mustafa Kemal Atatürk'ün katıldığı son kurultay oldu.
C. H. P.
4 üncü Büyük Kurultayında
Genel Başkan Kamâl Atatürk'ün Söylevi
Kurultayın sayın üyeleri;
Karşılarında bulunmakla haz duyduğum delege arkadaşlarımı selamlarken; yüce ulusumuzu saygı ile anarım. (Alkışlar)
Bu
anda, bundan önceki Kurultayları ve Partimizi doğuran ilk Sivas
Kurultayını-ki, dış ve iç düşmanların süngüleri altında kurulmuştur -
hatırlamak, geçen on altı yılın bütün hadiselerini göz önüne getirmeği
kolaylaştırır.
Uçurum kenarında yıkık bir ülke... türlü
düşmanlarla kanlı boğuşmalar... yıllarca süren savaş.., ondan sonra,
içerde ve dışarda saygı ile tanılan yeni vatan, yeni sosyete, yeni
devlet (sürekli alkışlar) ve bunları başarmak için arasız, devrimler...
işte, Türk genel devriminin bir kısa diyemi...
Bayanlar, Baylar;
Partimizin
her kurultayı, denebilirki, bir dönüm başında toplanmıştır. 1927
Kurulayı, doğuda kopan azıyı yenerek Cumuriyetin sarsılmaz temelde
olduğunun anlaşılmasına; 1931 Kurultayı güvenlik ve sükûnun kesin
olarak kurulmasına rasgelir. Bu kurultayımız ise, geniş ölçüde gelişim
devri içinde bulunduğumuz günlerde toplanmış oluyor,
Kurultayın,
yeniden alacağı ilerleme ve yükselme tedbirlerile vatanın yüksek
yönetimini erdemli ellerinde tutan Partimizin, şerefli tarihini
zenginleştireceğine şüphe yoktur.
Geçen Kurultaydan bugüne
kadar, kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye
Cumuriyetinin ulusal çehresini, kesin çizgilerile, ortaya çıkarmıştır.
Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, ar, ilimsel müzik ve teknik
kurumları ile, kadını erkeği her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu
son yılların eseridir. ( Sürekli alkışlar)
Türk ulusu ancak
varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır
ki, onun yüksek kapasitesi ve erdemi, uluslar arasında tanılır. Türk
ulusuna doğunsal rengini veren bu devrimlerden her biri, çok geniş
tarihsel devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yeridir. (
Sürekli alkışlar) Bütün bu işler, Partimizin programını, özenle göz
önünde tutarak başarılabilmiştir.
Tüzel, sağlık, sosyal, finans,
ekonomi ve bayındırlık işlerimizde, hiç durmadan aldığımız yeni
tedbirlerin eyi ve yerinde olduğuna kani bulunuyoruz.
Akdenizi
Karadenize demirle bağladık. Anadoluda özel şirketler elindeki bütün
yolları satın aldık; İstanbul ve İzmirde liman ve rıhtım işleri devlet
eline geçti; Diyarbekir kapısındayız. Antalyaya, Erzuruma, kömür
yurduna durmadan gidiyoruz. (Sürekli alkışlar)
Devlet Demiryolları kurumu, bugün, kendi malımız olan beş yüz milyon liralık bir işi çevirmektedir.
Sayın arkadaşlar;
Geçen
dört yılın başlıca işlevi ekonomi alanında olmuştur. Bir çok ülkeler,
acunsal buhran karşısında sarsılmış ve umutsuzluğa düşmüşken biz, bu
kapsal felaket önünde cuda irkilmedik. ( Alkışlar ) Yurdun ekonomisini
yeni bir düzene yönetlemiş bulunuyoruz. Arsıulusal tecimi
denkleştirerek, iç pazarı harekete getirerek kendimizi korumağı
başardık. Asıl önde tuttuğumuz iş, geniş bir endüstri programını
gerçekleştirmeğe başlamak olmuştur (alkışlar). Bu program, tamamile
gerçekleştiği gün, şüphesiz yurddaşın geçimi hissolunacak derecede
genişleyecektir.
Tarım ve endüstri hareketlerimiz biribirini kollayan tedbirlerle yapılmaktadır.
Maden
ürünlerimiz, son zamanlarda özel bir gelişim gösterdi. Umudumuz o dur
ki gelecek kurultay maden işlerile beraber deniz ekonomisinde bu gün
almakta olduğumuz tedbirlerin verimli sonuçlarını dermiş olarak,
toplanacaktır. ( Alkışlar)
Görüyorsunuz ki arkadaşlar; yepyeni
bir güdümlü ekonomi düzeni kurmakla uğraşıyoruz. Partimizin ekonomik
anlayışı bu yöndeki programımızın, yurdun ihtiyaçlarını karşılıyacak ve
onu az zamanda gelişmiye ve genişliğe erdirecek en eyi program olduğunu
gösterecektir. Yeni öğütleriniz ve direktiflerinizle, yeniden ilerleme
ve yükselme tedbirlerimizi kolaylaştıracağınıza şüphe yoktur.
Bayanlar, Baylar;
Cumhuriyetin
dış siyasada özenle güttüğü amaç arsıulusal barışı korumak ve güven
içinde yaşamaktır. Komşularımızla dostluk ve eyi geçinme yolunda her
gün biraz daha ilerlemekteyiz.
Sovyetlerle dostluğumuz, her
zamanki gibi, sağlamdır ( Sürekli alkışlar) ve içtemdir. Kara
günlerimizden kalan bu dostluk bağını, Türk ulusu unutulmaz değerli bir
hatıra bilir. (Sürekli Alkışlar ) İki memleket arasında her yönden
değetler, sıklaşmakta ve genişlemektedir. Sovyetler, Cümuriyetimizin
onuncu yılında, yüksek delegelerile, şenliklerimizde hazır bulundular.
Devletlerimiz,
hükûmetlerile ve uluslarile, her fırsatta birbirlerine nasıl
inandıklarını ve ne kadar güvendiklerini bütün dünyaya
göstermektedirler. (Alkışlar). Son günlerde boğazlar mes’elesini ortaya
koyduğumuz zaman, Sovyetlerin bizim tezimizdeki doğruluğu ve haklılığı
bildirmiş olmaları, Türk ulusunda yeniden derin dostluk duyguları
uyandırmıştır. (Sürekli alkışlar).
Türk - Sovyet dostluğu
arsıulusal barış için şimdiye kadar yalnız hayır ve fayda getirmiştir.
Bundan sonra da yalnız hayırlı ve faydalı olacaktır. (Alkışlar)
Arkadaşlar,
Geçen
dört yıl içinde bir önemli hadise de Balkan Paktıdır, Dört devlet;
kendi güvenleri için ve Balkanların, karışma ve karıştırma konusu
olmaktan çıkması için içten bir kanaatle birbirlerine bağlanmışlardır.
(Alkışlar) Balkanlı bağlaşıklarımızla gittikçe artan bir beraberlik ve
dayanışma siyasası güdüyoruz.
Yükenlerimizin gereklerini, kesin bir bayrılıkla gözetiyoruz.
Asıl
dikkate değen, Balkan Paktının, daha bir yıl içinde, arsıulusal barış
için büyük bir etke Olduğunun anlaşılmasıdır. (Alkışlar) Balkan Paktı,
gittikçe, Avrupa barışının başlıca temel taşlarından biri olmak
yerindedir. (Alkışlar)
Geçen dört yılın şerefli hadiselerinden
biri olmak üzere, Iran Şahınşahının, sayın konuğumuz olduğunu kıvançla
hatırlatırım. (Alkışlar) Bu şahsi tanışmadan iki memleketin kazandığı
faydalar pek geniş olmuştur. İki kardeş ulusun arasını açacak hiçbir
mesele kalmadığı ilan edilmiş ve birbirinin bahtiyarlığından kuvvetli
olmalarından başka dilekleri bulunmadığı anlaşılmıştır. (Sürekli
alkışlar)
Afgan devletinin uluslar sosyetesine girişini
selamlamakla bahtiyar olduk. (Alkışlar) Bu kardeş ulus ile dostluk
bağlarımız mutlu bir surette ilerlemektedir. (Alkışlar)
Yakın
komşularımızla ve uzak devletlerle olan ilgilerimiz, genel olarak,
nomal ve dostçadır. ( Alkışlar ) Arsıulusal ilgilerin gerektirdiği
bütün değetleri ve konuşmaları kıvançla kolaylaştıryoruz.
Türkiye
Cumuriyeti arsıulusal ailenin, ancak faydalı, çalışkan ve iyi geçimli
bir unsuru olmak amacındadır. (Sürekli alkışlar) Uluslar sosyetesinde
ciddi barış ve elbirliği isteğile çalışıyoruz.
Uluslar
sosyetesinin, arsıulusal güveni arttıracak, geçmişten kalma
hastalıkları iyileştirecek, insani sonuçlara varabilmesi başlıca
dileklerimizdendir. (Alkışlar)
Arkadaşlar:
Arsıulusal
durum nazik bir buhran geçirmektedir. Eski ve büyük anlaşmazlık, son
çatışmalarla heyecanlı bir noktaya gelmiştir. Bugünkü yüksek
insanlığın, ulusları birbirine yaklaştırma çarelerini bularak, genel
güvensizliği ortadan kaldırılmasını nummak isteriz,
Bununla
beraber bütün dünya gidişini göz önünde tutarak dikkatli, hazırlıklı,
uyanık bulunmak lüzumuna kaniiz. (Alkışlar) Gene bu kanaatladır ki,
dostluklarımıza bağlı ve bütün ilgilerimizde eyicil bir sıyasa ile
elimizden geldiği kadar genel barışı kurmak istiyoruz. (Alkışlar)
Bayanlar; Baylar;
Size
biraz da partimizin son yıllardaki öz hayat ve kınavından bahsedeyim.
Geçen kurultayın parti örgütlerine vermiş olduğu çalışma yöneti çok
faydalı ve verimli olmuştur. Parti üyeleri, prensiplerimizi anlatmakta,
yaymakta ve bütün yurttaşların sevgilerini, güvenlerini kazanmakta,
kendilerinden beklendiği gibi hareket etmişlerdir. Parti seçimlerinin
canlı ve özenli bir tarzda oluşu, siyasal hayatımızda önemli bir
ilerleyiştir.
Partimizin, Halkevlerile bütün yurddaşlara kucağını açması vatanda sosyal ve kültürel bir devrim yaptı.
Sevgili arkadaşlar;
Cumuriyet
Halk Partisinin esas düşünce ve dileği, vatandaşları her türlü
ayrılıktan korumak, onları, kendileri ve büyük Türk ulusu için faydalı
kılmaktır. (Okay sesleri, alkışlar)
Programımızda, iş
bölümlerinin her birinde bulunan, yurddaşların özel ve genel asığları
ve genlikleri, ayrasız, göz önünde tutulmuştur. Bu hakikatın bütün
yurddaşlarca, yalın olarak, bilinmesi çok önemlidir. Bunu yurddaşlara
anlatmak ve bu suretle onların sevgilerini ve güvenlerini kazanmak,
parti üyelerinin kutsal ödevidir. (Alkışlar)
Türk ulusu kendisine hizmet edenleri, sürel bir surette, değerlemiş ve onlara ünvermiştir.
Son saylav seçiminde Partimizin ulusun güvenini kazanması bize, çalışmamızda yeniden büyük şevk ve kuvvet vermiştir. (Alkışlar)
Ulusa hizmet yolunda bütün varlığımızla çalışmak, parti üyelerinin bozulmaz andıdır. (Ayakta sürekli alkışlar)
ATATÜRK'ÜN EKONOMİK KALKINMA MODELİ...
Atatürk'ün
asker ve kumandan, devlet kurucusu ve yöneticisi, toplumsal ve siyasal
önder olarak büyük dehası bütün dünya ülkelerinde kabul görmüş
bulunmaktadır. Büyük Önder'in görüşleri ile ilgili araştırmalarımız,
O'nun ekonomi alanında da, dehasının ışıklarını yansıtan bir ekonomik
kalkınma modelini geliştirdiğini, uyguladığını ve büyük ekonomik
sonuçlar aldığını göstermektedir (1) . Dünyanın ezilen uluslarına
bağımsızlık konusunda verdiği büyük örnekle birlikte, dünyanın ekonomik
ve toplumsal kalkınmada geri kalmış ülkelerine bir kalkınma modeli
örneği de vermiştir. Bugünkü bilgilerimizle dahi bizlere ve dünyanın
gelişmekte olan ülkelerine yol gösterici özellikler taşıyan bu model,
toplum refahının bölgeler ve kişiler arasında dengeli dağılımı
açısından türlü güçlükleri olan gelişmiş ekonomileri yönetenlere de
önemli yararlar sağlayabilir. Su özellikleri ile, Atatürk'ün ekonomi
politikası, uygulaması ve uygulamada aldığı sonuçlar, gelişmiş,
gelişmemiş, sosyalist, kapitalist bütün ülkelerin yönetici ve
uzmanlarınca önemle incelenmelidir. Bu incelemelerin dünyanın kıt doğal
kaynaklarının iyi kullanılmasını sağlamak açısından insanlık yararına
büyük sonuçlar vermesi beklenebilir.
ATATÜRK'ÜN EKONOMİK KALKINMA POLİTİKASININ TEMEL KAVRAMLARI.
Atatürk'ün
ekonomi alanında kendinden önce öne sürülmüş ekonomik sistemlerle
ilgili ideolojilerden hangisini benimsediği konusunda çok tartışma
yapılmıştır. Oysa Atatürk'ü sağ veya sol ekonomik ideolojilere kapılmış
ya da onları benimsemiş bir lider olarak göstermek, O'nun anısına
yapılmış büyük haksızlıklardan biri olsa gerektir. O, kendi ekonomik
ideolojisini zaman içinde oluşturmuş ve onu yıllarca uygulamıştır.
Bu
ekonomik kalkınma modeli, sosyalist bir model değildir; kapitalist bir
model de değildir; O'nun ifadesi ile "ferdiyetçi" değildir; "bolşevik"
değildir. "İhtilalci sendikalist" değildir. (2) Araştırmalarımız bu
kalkınma modelinin, günümüzdeki deyimlerle "demokratik düzen içinde
dengeli ve hızlı bir plânlı karma ekonomi kalkınma modeli" olduğunu
göstermektedir. Kendine has özellikleri ve diğerlerinden önemli
farkları olan bu modeli "Kemalist Ekonomik Kalkınma Modeli" olarak
adlandırıyor ve burada onun temel özelliklerini açıklamak istiyoruz.
Çağdaş
anlamda bir "model" in bütün unsurlarını taşıyan Atatürk'ün ekonomi
politikasının, belirli ve ölçülebilir amaçları vardır; bu amaçlara
uygun araçlar vardır; araçların topluca amaçlara yöneltilmesini
sağlayan bir sistem yaklaşımı vardır; ekonomik sistemin bütün
alt-sistemlerle belirlenebilen ve ölçülebilen sonuçları vardır; ve bu
sonuçların amaçlarla karşılaştırılmasından sonra ulaşılacak yargılara
göre düzeltilmesini sağlayacak bir geri-besleme düzeni vardır. Bu
özellikleri olan ekonomik kalkınma politikası ile Atatürk, askerî
stratejide uyguladığı o eksiksiz "sistem yaklşımını", amaçladığı
toplumsal kalkınma sisteminin bir alt sistemi olan ekonomiye de
uygulamıştır.
Atatürk'ün ekonomik kalkınma amacına ulaşmak için
benimseyip uyguladığı bu sistem yaklaşımının en, özlü ifadesi yine
kendisine aittir :
''Şimdi arkadaşla, ekonomi hayatımızı gözden
geçireğim. Derhal bildirmeliyim ki ben ekonomik hayat denince, ziraat,
ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün nafıa (bayındırlık) işlerini,
birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir kül (bütün) sayarım. Bu
vesile ile şunu da hatırlatayım ki, bir millete müstakil (bağımsız)
hüviyet ve kıymet veren siyasi varlık makinasında, devlet fikir ve
ekonomi hayat mekanizmaları, birbirlerine bağlı ve birbirlerine
tâbîdirler. O kadar ki, bu cihazları birbirine uyarak aynı ahenkte
çalıştırılmazsa, hükümet makinasının motris (önde gelen, sürükleyici)
kuvveti israf edilmiş olur; ondan beklenen tam verim elde edilemez.
Onun içindir ki, bir milletin kültür seviyesi üç sahada, devlet, fikir
ve ekonomi sahalarındaki faaliyet ve başarıları neticelerinin hasılası
ile ölçülür". (3)
KEMALİST EKONOMİK MODELİNİN AMAÇLARI
Atatürk'ün söz ve eylemlerinden çıkarabildiğimize göre kalkınma modelinin temel amaçları şöyle özetlenebilir :
1.Tam istihdamın,
2.Hızlı ve dengeli sermaye birikiminin,
3.Dış ödemeler dengesinin,
4.Dengeli gelir dağılımının,
5.Enflasyonsuz yüksek bir büyüme hızının,
6.Dengeli bir bölgesel kalkınmanın,
7.Özel girişim işletmelerini geliştirmenin,
8.Hızlı teknolojik gelişmenin, sağlanması, (4)
Kemalist Kalkınma Modelinin Stratejileri de şöyledir :
1. Kişisel girişim gücü korunmalı ve desteklenmelidir.
Ekonomik
kalkınmanın temelinde kendi deyimiyle, ''ferdî teşebbüs ve menfaatin
bulunması'' doğaldır ve bunun böylece kabul edilmesi, demokratik
rejimin temel koşulu ve kalkınmayı hızlandırmanın en etkin yoludur. (5)
2. Devlet, özel girişim alanını izlemeli, denetlemeli ve temel ekonomik amaçlara yöneltmek için teşvik etmelidir.
Devletin
bu denetim ve yöneltmeyi etkinleştirebilmesi için, ekonomik faaliyete,
doğrudan yatırımlar yaparak katılması ve özel girişimcilere öncülük
etmesi gerekir, Ancak, devletin bu tür faaliyetlerinin, kişisel girişim
gücünü engelleme noktasına, getirilmesi önlenmelidir. (6)
3.
Kişisel girişimin engellenmesini önlemek için Devletin doğrudan
yatırımlarına ve devlet işletmesinin ekonomi içindeki rol ve önemine
sınırlar çizilmesi çok önemlidir.
Bu sınırlar, ekonomik hayatın
dinamizmi içinde katı ve değişmez olamaz. Hükümetlerin temel
görevlerinden biri, zaman içinde bu sınırları sık sık gözden geçirerek
yeniden saptamak olmalıdır. Hükümetler, bu görevi aksattıkları takdirde
"Ilımlı Devletçilik Politikası", katı ve derimsiz bir "Devlet
Kapitalizmi" ne dönüşecek ve ideolojik biçimler alacaktır. Bu
tehlikeden kaçınabilmek için Hükümetler, devletin girişimde bulunduğu
alan ve bölgeler geliştikçe, bu alan ve bölgelerde halk girişimcileri
ve yöneticileri yetiştikçe, işletmelerdeki devlet mülkiyetinin halkla
devredilmesini sağlamalıdır. Bu suretle halktan sağlanacak fonlarla,
gelişmemiş alan ve bölgelerde yeni devlet yatırımları yapılmalıdır.
Diğer deyişle, belirli işletmelerdeki devlet mülkiyeti geçici, ama
"Devletçilik" sistemi kalıcı olmalıdır. (7)
4. Devlet yatırım ve
işletmeleri için en uygun alanlar, alt-yapı yatırımlarıdır ve bu tür
yatırımlar, devlet için en yüksek önceliğe sahip olmalıdır.
5. Devletin yatırım harcamaları yapılırken, devletin temel işlevleri ile ilgili öncelikler unutulmamalıdır.
Devletin
harcamaları politikasının temelini oluşturan bu harcama öncelikleri,
Atatürk tarafından yazılmış olan "Vatandaş için Medenî Bilgiler"
kitabında şöyle sıralanmıştır :
1) Ülkede asayiş ve huzurun sağlanması,
2) Ulusal savunma ve Dış İşleri,
3) Ulaştırma,
4) Millî Eğitim,
5) Sağlık,
6) Sosyal Güvenlik,
7) Ziraat, ticaret, zanaate ait iktisadî işler. (8)
Görüldüğü
gibi Atatürk'ün iktisadî politikasında, "İktisadî işler" devlet
işlevlerinin görülmesi açısından son sırada bulunmaktadır. Bu öncelik
sırasının doğal sonucu olarak devlet harcamaları, önce devletin temel
işlevlerinin gerçekleştirilmesi ve ulaştırma, eğitim, sağlık, sosyal
güvenlik gibi alt-yapı yatırım ve hizmetlerinin gerçekleştirilmesi için
yapılacak, daha sonra devlet hazinesinin harcama imkânı kalırsa
iktisadî işlere harcama yapılacaktır. Devletin iktisadî işlere harcama
yapabilmesi için ancak devlet bütçesi fazlalarından, devlet
tekellerinin ve işletmelerinin yarattığı fonlardan ve iç ve dış
borçlanmadan elde edilen harcama imkânlarından yararlanılmalıdır.
Atatürk'ün çok önemli olan bu stratejisinin uygulama biçimlerinden
oluşan "bütçe politikası", "maliye politikası", "para politikası",
"yatırım politikası" gibi politikalar incelenirken bu konu yeniden ele
alınacaktır.
6. İktisadî işler için yukarda sayılan sağlıklı kaynaklardan elde edilen fonlar da bir öncelik sırasıyla harcanmalıdır.
Bu öncelikler de şöyle sıralanmalıdır :
1) Bayındırlık,
2) Tarım ve öncelikle sulama projeleri,
3) Tanmsal endüstri,
4) Ağır sanayi,
5) Hafif sanayi, ticaret, hizmetler.
Bu
öncelik sırası, halkın kendi gücüyle yapabileceği yatırımlar ile
ticaret ve hizmetler alanlarına devletin fazla yatırım yapmasının
gerekli olmadığını, ifade etmektedir. (9)
7. Ekonomik klakınmanın sonuçları, toplumdaki bütün kişi, grup, zümre, ya da sınıflara eşit dağıtılmalıdır.
Atatürk'ün
ekonomik kalkınma stratejisinde toplumun türlü kesim ve sınıfları
arasında çatışma ve zıtlaşmaların önlenmesi amacı önemli bir yer
almıştır. Bu konudaki sözleri şöyledir :
''…..Bizim nazerımızda
çiftçi, çoban, amele, tüccar, saaatkâr, doktor, velhasıl herhangibir
içtimaî (sosyal) müessesede (kurumda) faal bir vatandaşın hak, menfaat
ve hürriyeti müsavidir (eşittir). (10)
8. Ekonomi, pazar
ekonomisinin kurallarına, göre işletmeli; pazarları denetlerken,
yönlendirirken ve doğrudan endüstri ve ticaret işletmeleri kurup
işletirken Devlet, pazar ekonomisinin kurallarına uymalıdır (11).
KEMALİST EKONOMiK KALKINMA MODELİNİN TEMEL POLİTİKALARI
Yukarıda
listesi verilen amaçlara, yine yukardaki stratejilerle ulaşabilmek
için, hızlı, dengeli ve plânlı bir ekonomik kalkınma modelinin
uygulamaya konması gerekmiştir. Bu tür bir ekonomik kalkınmanın
uygulama araçlarından olan özel gieişim işletmeleri ile devlet işletme
ve faaliyetlerinin tümü, ortak bir strateji çerçevesinde ekonomik
kalkınmaya yöneltilmelidir. Atatürk'ün tayin ettiği ekonomi
politikaları, böyle bir temel anlayıştan kaynaklanmıştır. Kuşkusuz
Atatürk, bu politikaları, bizim şimdi böyle bütün yönleri ile
yazdığımız bir tek bir metinde ve ayrıntıları ile ortaya koymamıştır.
Ancak, 1922 -1938 arasında ekonomik politikalarla, ilgili söylev ve
demeçleri uygulamaları ve davranış biçimleri üst üste konup
incelendiğinde, insana hayranlık veren bir sistem yaklaşımı içinde,
bütün politikaları çelişmez biçimde yan yana gelmekte ve ikinci Dünya
Savaşı sonrasında "mazlum milletler" için ortaya konan "Kalkınma
Ekonomisi" politikalarına benzer olgunlukta bir kalkınma modeli ortaya
çıkmaktadır. Şimdiye kadar bu üst üste koymanın yapılmamış olması,
milletimize ve diğer "mazlum milletler"e çok zaman kaybettirmiştir.
Aşağıda Atatürk'ün bu temel ekonomik politikalarının temel özellikleri
açıklanacaktır :
ATATÜRK'ÜN MALİYE POLİTİKASI
Yukardaki
ekanomik kalkınma amaçlarına ve temel stratejilere uygun olarak
Atatürk'ün maliye politikasının temel amacı, halka işkence etmeden
devlet bütçesi dengesinin sağlanmasıdır. Hatâ, kurduğu yeni Türk
Devletinin hızla kalkınması gerektiği için, devlet bütçelerinin,
yatırımlara tahsis edilmek üzere bütçe fazlaları vermesi de
sağlanmalıdır. (12) Ancak, Atatürk'ün maliye politikası'nda devlet
bütçesinin açık vermesi, kesinlikle yasaktır. Bütçeler, yıl başlarında
denk olarak hazırlanmalı, kesin hesaplar da denk olarak kapatılmalıdır.
Yıl içinde ek ödeneklerle bütçe denkliğinin bozulmasına izin
verilmemelidir. Denklik'ten anlaşılan devletin normal gelirleri (vergi
gelirleri ve vergi dışı normal gelirler) ile normal devlet harcamaları
(yukarda önceliklere uygun olarak tesbit edilecek devletin temel
işlevleri ile ilgili hizmetler için yapılan harcamalar) arasında
denkliğin sağlanmasıdır. İç ve dış borçlanmadan sağlanan devlet
gelirleri ile bütçe denkliğinin sağlanması kabul edilemez. (13)
Atatürk'ün
bütçe dengesi üzerinde bu ölçülere varan titizlikle durmasının temel
nedeni, Devlet Hazinesi'nin yurt içinde ve yurt dışında güçlü ve
güvenilir olmasını zorunlu görmesidir. O'na göre, ekonomik bağımsızlığı
sağlamanın başka yolu yoktur.
Bu anlayışla ve Atatürk'ün yakın
ilgisi ile yapılan 1924 - 1938 arasındaki 11 bütçenin kesin hesabı denk
bağlanmış, 3'ü fazla vermiş, sadece 1'i açıkla (içinde Aşar vergisinin
kaldırıldığı 1925 yılı ) kapanmıştır. (14) (EK-1).
Atatürk'ün
Maliye Politikası, Devlet Hazinesi'nin yurt içinde ve dışında güçlü
olması temel amacını gütmektedir. Ancak, bu amacı gerçekleştirirken
vergilerin, halk için işkenceye dönüşmesi önlenmelidir. Bunun için,
vergi artışlarının halkın gelir düzeyi artışları ile oranlı olması
sağlanmalıdır. Çağdaş Maliye Politikası'rıın temel amacı olarak
gösterilen bu ilke, Atatürk'ün konu ile ilgili bütün konuşmalarında
açık ve seçik olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim, Atatürk döneminde
halka ağır gelen ve sosyal zararları çok olan bütün vergi, resim ve
harçlar kaldırılmış; onlar yerine halkın gelir düzeyine göre
ayarlanabilen vergiler getirilmiştir.
Çağdaş Maliye
Politikalarının, amaçları arasında, şimdi açık ve seçik olarak ortaya
konmuş olan, vergilerin ekonomik etkilerinin üretimi azaltmasının
önlenmesi ilkesi de Kemalist Maliye Politikasının temellerinden
birldir. O'nun yönetiminde ekonomi ve özellikle üretim üzerindeki
etkileri olumsuz olan hemen bütün vergi, resim ve harçlar da
kaldırılmıştır. (15)
ATATÜRK'ÜN PARA POLİTİKASI
Atatürk'ün
para politikasının temel amacı, devlet harcamaları ile kaynaklar
arasında sürekli bir dengenin korunması suretiyle enflasyonun
önlenmesidir.
Atatürk'ün enflasyon karşısındaki tutumunu en iyi
ifade eden İsmet İnönü'nün şu sözlerinin burada tekrarlanmasında yarar
vardır ;
''Hükümet olarak yılda iki kez ödeme yapamayacak duruma
düştüğümüz olurdu. Gider konuşurdum. Birkaç milyon liralık emisyonun
bizi ferahlatacağını anlatmaya çalışırdım. Bir defa bile ''evet"
dedirtemedim.'' (16)
O'na göre çok muhtaç durumda bulunan halkın
refahını artırmak için yatırımları hızlandırmak gerekliydi. Ancak,
yatırımları hızlandırmak amacıyla, devletin sağlıklı yollardan
sağladığı gelirlerden fazla harcama yapması önlenmeliydi. Bunu
önleyebilmek için ,bütçe fazlası, devlet tekelleri ile işletmelerinin
gelir fazlaları ile iç ve dış borçlanmadan sağlanan fonlar tutarından
fazla yatırım harcaması yapılmamalıydı ve T.C. Merkez Bankası'nın
emisyonu artırması (yani para basması) yolundan sağlanan kaynaklarla
yatırım yapılması kesinlikle engellenmeliydi. Atatürk döneminin kaynak
ve harcama rakamları ile ilgili olarak elde edilebilen bilgiler, bu
ilkenin de eksiksiz uygulandığını göstermektedir. Nitekim O'nun
yönetimindeki 15 yılda ortalama yıllık % 4-6 oranında reel büyüme hızı
(Ek-6) elde edildiği halde enflasyon yoktur. 1929'da çeşitli nedenlerle
ortaya çıkan dengesizlik, alınan tedbirlerle, 1930 yılı sonunda
giderilmiştir. Türkiye'nin ilk "istikrar programı" olan 1929 istikrar
programı ile devlet harcamalarının kısılması ve gelirlerinin
arttırılması, yabancı ülkeler borsalarında, Türk lirası değerinin
desteklenmesi yolundan O'nun deyimi ile "Millî Para Buhranı", 1930 yılı
sonuna kadar kontrol altına alınmıştır, (Ek-3),
Atatürk,
enflasyonun en önemli nedeni olarak T. C. Merkez Bankası'nın emisyonu
arttırmasını (yani para, basmasını) görmektedir. En önemli yurt
ihtiyaçları için olsa bile T. C. Merkez Bankası'ndan finansman
yapılmasına, kesin olarak karşı çıkmasının temel nedeni budur. O'nun
enflasyona karşı bu kesin tutumu sayesinde 1919'da Osmanlı
İmparatorluğu'ndan 158 milyon TL. olarak devralınan banknot hacmi, 20
yılda (1938'e kadar) ancak % 20 oranında artmış ve 194 milyon TL'sına
yükselmiştir. (Ek 2) yaklaşık % 1 oranında bir yıllık artışı ifade eden
bu banknot artışı, ekonominin % 4-6 düzeyinde bir ortalama reel büyüme
hızına ulaştığı bir dönemde, aslında, deflasyonist bir para
politikasını ifade etmektedir.
O'na göre paranın iç değeri ile
dış değeri arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ülkede enflasyonu
önlemenin temel gerekçelerinden biri de yurtdışında Türk Lirası'nın ve
Hazine'nin itibarını, gücünü korumaktır. (17)
Ancak Yeni Türk
Devleti Hazinesi'nin ve Türk Lirası'nın dış pazardaki gücünü ve
itibarını yükseltmek kolay olmamış, "Düyun'u Umumiye'' taksitlerinin
yükü ve Lozan Antlaşması'nın 1929'a kadar gümrükleri sınırlayan
hükümleri Türk Lirası'nın dış değerini 1929'a kadar düşürmüş, 1929'da
bu gidiş bir "Millî Para Buhranı" biçimine dönüşmüş, yani düşüş
hızlanmıştır. Ancak 1929'u izleyen yıllarda alınan önlemlerle; Türk
Lirası'nın İngiliz Sterling'i karşısındaki değeri 1921'de ortalama 605
kuruş iken, 1930'da 1032 kuruşa kadar düşmüş, ama 1938'de yeniden 616
kuruş düzeyine yükseltilmiştir. (Ek-2) Bu başarıda Atatürk'ün enflasyon
karşısındaki tutumunun, (18) yukarda özellikleri açıklanan Maliye
Politikası'nın ve aşağıda özellikleri açıklanacak "Dış Ekonomik
İlişkiler Politikası" 'nın önemli etkileri vardır. Bütün bu yıllarda
alınan temel ekonomik kararlarda Atatürk'ün bazı hallerde ince
ayrıntılara inen müdahaleleri vardır. (Ek 2 ve 5)
Atatürk, Türk
Para Piyasası'nın Türkler'in yönetiminde ve Türkler'in elinde olmasını
istemiş ve ekonomiyi bu amaca ulaştırmıştır. 1930'da T.C. Merkez
Bankası'nı kurarken danıştığı Dünya'nın iki ünlü Merkez Bankacısının
(Almanya'yı korkunç "Weimar Enflasyonu"ndan kurtaran ve bu hizmeti
nedeniyle "Mali Sihirbaz" ünvanı verilen zamanın Alman Merkez Bankası
Başkanı Dr. Hjalmar Schacht ve yardımcısı Karl Müller'in) olumsuz
görüşlerine rağmen Türk Emisyon Bankasını kurmuştur. (19) Bu iki ünlü
Merkez Bankası uzmanı ülkemizde belirli bazı iktisadî ve mali tedbirler
alınarak para istikrarının sağlanması güven altına alınmadan bir
emisyon bankası'nın kurulmasını "mevsimsiz" bulmuşlardır. (20) 1930'da
verilen bu raporlara göre, T.C. Merkez Bankası, gelecek 5 yılda,
tedavüldeki banknotların % 30'u oranında altın, % 10'u oranında döviz
mevcutları, devlet bütçesi ve dış ödemeler dengesi sağlandıktan ve
ekonomi, bu mevcut ve dengeleri zaman içinde koruyacak kadar
güçlendirildikten sonra kurulabilir. Bu şartlar yerine getirilmeden
kurulabilecek bir Merkez Bankası, ülkede para istikrarını bozabilir ve
bunun çok olumsuz sonuçları olacaktır.
Millî Para'nın Türkler'in
yönetimine geçmesini isteyen Atatürk, 1930'da T.C. Merkez Bankası'nı
kurmuş, bankanın hisselerini de Türk Bankaları ile devlet memurlarına
dağıtmıştır. Ancak 1930'dan sonra yabancı uzmanların önerilerine uygun
olarak 1931'de 6127 kilo olan, T.C. Merkez Bankası âltın mevcudunu,
1938'de 26190 kiloya ulaştırmış, Düyun-u Umumiye Borçlarının, 1933'te
yapılan anlaşmaya uygun olarak ödenmesini sürdürmüş, ödemeler dengesi
ile devlet bütçesi dengesini kurarak korunmasını sağlamış ve fiyat
istikrarının bozmasını da kesin kararlarla önlemiştir. (21)
Atatürk'ün
görüşüne göre, Türk Bankacılığı da Türk'lerin yönetiminde ve
mülkiyetinde olmalıdır. O, yabancı bankaların Türkiye'de çalışmalarına
karşı değildir. Ancak, Türk mevduatanın büyük çoğunluğunun yabancı
bankalar elinde olmasını da uygun görmemektedir. O'na göre 1920'de %
68'i yabancı kaynaklar elinde bulunan mevduatın ancak % 32'sinin Milli
Bankalar elinde bulunması uygun değildir.
Atatürk'ün Türk
Bankacılığı'nı millileştirme karar ve düşüncesinin bir sonucu olarak,
1924'te kendi kurduğu T. İş Bankası da dahil olmak üzere Millî
Bankalarımız, 1937'de Mevduat'ın % 81'ini elde edebilmişler, âynı yılda
yabancı bankaların payının % 18'a inmesi sağlanabilmiştir. (Ek : 4)
1920-1937 yılları arasındaki dönemde 6 katına yükselmiş bankalardaki
mevduat toplamı, Atatürk'ün tasarrufu teşvik yönündeki önderliğinin bir
sonucu olarak, bu dönemdeki kalkınmanın finansmanında da önemli katkıda
bulunmuştur.
O'na göre, enflasyona gitmeden yatırımların
hızlandırılabilmesi için, halkın tasarrufa yöneltilmesi ve halk
tasarruflarının büyük yatırımları gerçekleştirebilmek için
birleştirilmesini sağlayan bir mali yapımın kurulması gereklidir.
Atatürk'ün kararı ile başlatılan "Millî İktisat ve Tasarruf Hamlesi" ve
"Yerli Mallar Haftaları" ile T.İş Bankası'nın kurulması, bu amaca
yönelik uygulamalar'dır. (22)
ATATÜRK'ÜN DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER POLİTİKASI
Atatürk'ün
dış ekonomik ilişkiler politikasının temel amacı, Türk Lirası'nın
yabancı pazarlar karşısındaki değerinin düşmesini önlemek ve Türk
Hazinesi'nin Uluslararası Pazarlardaki itibarını yükseltmektir. Bu
amaca ulaşabilmek için; yukarıda özetlenen maliye ve para
politikalarına uygun olarak dış ödemeler dengesi de sağlanmalı, yabancı
devletlere karşı girişilen ödeme taahhütleri, gecikmesiz ve eksiksiz
yerine getirilmelidir. O'na, göre bu ilke, tam temel koşuludur. (23)
Ödemeler
Dengesi'nin temelinde Dış Ticaret Dengesi vardır. Bu denge sağlanmalı
ve yatınmları hızlandırabilmek, Hazinenin altın ve döviz mevcutlarını
artırabilmek ve Düyun-u Umumiye Borçlarını ödeyebilmek için Dış Ticaret
Dengesi'nin "fazla"larla kapanması sağlanabilmelidir. Nitekim 1930-1937
arasındaki dönemde sürekli olarak dış ticaret fazlası sağlanmıştır (Ek
3). O'na göre toplam ithalât ve ihracat arasında denge sağlanması da
yeterli değildir; ülkeler itibarile dengeye ulaşmak da, dış ticaret
politikasının temel amaçlarından biri olmalıdır. Yabancı Sermaye ve Dış
Borçlanmadan sağlanacak kaynaklar, ödemeler dengesinin sağlanması
açısından tali önemi olan faktörlerdir. (24)
Bu amaca ulaşmak
için halkı yurt içinde yerli mallar tüketimine ve bu tüketimi en düşük
düzeyde tutabilmek için tasarruf yapmaya özendirmek zorunluluğu vardır.
Böylece, ithalatın azalması ve yerli tüketimden ihracata yöneltilecek
mal fazlalarının yaratılması ile birlikte dış ticaret dengesinin elde
edilmesinde halkın katkısı sağlanabilecektir. Aynı politikanın
uygulanması, yüksek yatınm harcamaları için sağlıklı (enflasyona sebep
olmayan) kaynakların yaratılması amacına da yararlı olacaktır. Bunlara
ek olarak, yerli tüketime özendirilen halk, bu yerli tüketim mallarının
üreticilerinin canlanmasına ve büyümesine yardımcı olacaktır. Ayrıca,
bu politikanın tasarrufları arttırdığı ölçüde millî bankacılık sistemi,
küçük tasarrufların büyük yatırım sermayelerine dönüşmesini de
sağlayabilecektir.
ATATÜRK'ÜN YATIRIM POLİTİKASI
Atatürk'ün
yatırım politikasının temel amacı, sağlam kaynaklarla finanse etmek
şartıyla, en kısa zamanda ülkenin bütün faaliyet alanlarının ve bütün
bölgelerinin kalkındırılmasıdır.
Yukarda özetlenmiş ekonomik
kalkınma amaçları ve daha önce açıklanmış bulunan temel stratejilere
uygun olarak Atatürk'ün yatırım politikasının temelinde kendi deyimi
ile "ılımlı devletçilik" ilkesi vardır. 1930'dan başlayarak her
fırsatta tekrarladığı ve her ekonomik girişimde hatırlattığı bu "ılımlı
devletçilik" politikası devletin özel kesim işletmelerine denetleyici,
yönlendirici ve teşvik edici öncülüğünü öngörmektedir. Buna ek olarak
özel kesimdeki girişim, sermaye ve yönetim gücü eksiklikleri nedeniyle
halkın ve kişilerin yapamadıkları ve işletme yönetemedikleri iş dalları
ve bölgelerde bu öncülük işlevi, devletin doğrudan yatırım yapmasını ve
yatırımla doğan işletmeyi doğrudan yönetmesini de kapsamına almaktadır.
Ekonomiye temel mal ve hizmetlerin sağlanması için yukarda belirlenen
stratejik önceliklere göre yapılacak alt yapı yatırımlarında devletin
doğrudan işletme yönetmesi, olağan ve sürekli olabilir. Ancak,
ekonomide temel mal ve hizmetlerden başka tüketim mal ve hizmetlerine
duyulan halk ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, özel kesim
işletmelerinin türlü nedenlerle geliştirmediği alan ve bölgelerde üst
yapı yatırımlarının doğrudan devletce yapılması ve yönetilmesi de
ekonomik kalkınma amaçları için gerekli bulunacaktır. Bu tür üst-yapı
mal ve hizmetleri üreten ve satan devlet işletmelerinin, piyasa
ekonomisinin kurallarına göre kurulması, işletilmesi ve yönetilmesi
gereklidir. (25)
Üst yapı alanında çalışan devlet işletmelerinin
özel kesim işletmeleri ile kıyasıya bir rekabete girişmesi söz konusu
olamaz. Bu alanlarda devletin görevi, öncülük yapmakla sınırlı
olmalıdır ve hükümetlerin en önemli sorumluluk , özel kesim işletmeleri
ile devlet işletmeleri arasında gelişebilecek yıkıcı bir verimsiz
rekabetin gelişmesini önlemek olmalıdır. Kemalist Ekonomik Kalkınma
modelinin bu özelliği, onu zamanın kalkınma modellerinden ayırmaktadır.
Bu
amaca ulaşabilmek için, devletin üst-yapı mal ve hizmetleri üreten
kuruluşlarının geliştikçe halka devredilmesini sağlayacak bir yöntemin
uygulanması gereklidir. Devletin tüketim malı üreten üst yapı
işletmelerinin çalıştığı alanlar geliştikçe bu alanlarda, halk
sermayeleri biriktikçe bu alanlarda işletmeleri yönetecek yönetim
yetenekleri geliştikçe, bu işletmelerin hisseleri halka, satılmalıdır.
Bu hisse satışından sonra da işletmelerdeki devlet yönetimi bir süre
daha sürdürülebilir; ancak, devlet bu işletmelerin tümüyle
satışlarından elde edilecek fonları, gelişmemiş diğer alanlarda, ve
bölgelerde yeni devlet yatırımlarının yapılması için kullanmalıdır.
Dört
dengeli Kemalist Ekonomik Kalkınma Modeli'nin, en önemli dengelerinden
biri, daha önce de belirtildiği gibi bu Devlet İşletmesi - Özel İşletme
dengesidir. Ticarî-Sınaî türden devlet işletmelerini sonsuzlaştırmak,
sonunda bütün ekonomiyi devletin elinde toplayacağı için Kemalizmin
temel stratejisine uygun değildir. Devletin hiç üst-yapı yatırımı
yapmaması da, ekonomik kalkınmanın sonuçlarını halka ulaştımayı
geciktireceği için sakıncalıdır. Bu yüzden, bu alanda devlet-özel
işletme dengesinin korunması zorurıludur.
SONUÇ
Atatürk'ün
Ekonomik Kalkınma Modelinin temelinde yukarıda açıklanan dörtlü bir
denge görüşü vardır. Bu dengeler, Devlet Bütçesi Dengesi,
Kaynak-Harcamalar Dengesi, Dış Ödemeler Dengesi, Devlet İşletmesi-Özel
İşletme Dengesi biçiminde özetlenebilir.
Ülkemize yaşanmış olan
yüksek enflasyon, döviz darboğazı, işsizlik, şiddetli doktriner akımlar
ve hattâ sosyal huzursuzluklar, hep bu dengelerden uzaklaşmamızın
sonucunda ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin O'nun yönetimindeki 15 yıllık
Atatürk Dönemi, ekonominin en istikrarlı hızı gelişme dönemidir.
Kemalist
Ekonomik Kalkınma Modeli'nin özelliklerini Dünya'ya anlatabildiğimiz
ölçüde, Dünya'nın bütün "mazlum milletleri" de O'na şükran duyacaktır.
Prof. Dr. Mustafa A. Aysan
İ.Ü. İşletme Fakültesi

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Atatürk ve Ekonomi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |