Okunma: 1479 kez
Atatürk’ün yaşam öyküsünü anlatan bir çok yayın vardır. Bunların hepsinde, sosyal ve iktisadi konulara sürekli ilgisinin gençlik yıllarında başladığı ve yaşamı boyunca sürdüğü ısrarla yazılıdır. İlerletme olanağını bulduğu Fransızca’sı ile, devrinin iktisat ve iktisadi düşünce tarihi üzerinde yazılmış bazı eserleri Fransızca aslından okuduğu gibi, bu alanda Türkçe’ye çevrilmiş yabancı, özellikle İngilizce kitapları izlediği anlaşılmaktadır.
( www.genbilim.com )
Bilindiği gibi, sosyal bilimlerin ve iktisadın laboratuvar niteliğinde
kullandığı tek kaynak, tarihtir. Atatürk’ün genellikle tarihe, çeşitli
ulusların tarihinin yanı sıra, özellikle Osmanlı tarihine ağırlıklı
önemle merak duyması, iktisadi düşüncesinin oluşmasında ve ulusların
tarihinde iktisadın taşıdığı önemi algılamasında büyük etken olmuştur.
Atatürk iktisatçı değildi. Ancak, iktisadı n önemini açıkça görebilecek
bir fikir oluşumuna sahipti, diyebiliriz. Bunu gerek sözlerinde, gerek
tutum ve davranışlarında görmek olanaklıdır.
Atatürk, yalnız bizim değil, insanlık tarihinin de en büyük
isimlerinden biridir. Dünya tarihinde bir çok büyük adam vardır.
Bunlar, devlet adamıdır, komutandır, devrimcidir ya da dünya
egemenliğine göz dikmiş cihangirdir.
Hepsi çeşitli açılardan
büyüktür ve tarihte yerlerini almışlardır. Atatürk de bunlardan
biridir. Yalnız, tarihin bu büyükleri toplu olarak ele alındığında,
Atatürk’ün bir özelliği belirgin biçimde ortaya çıkar. Bu değişik
özellik, diğer büyüklerin bir küçümsenmesi ya da Atatürk’ün bu
“büyük”ler içinde “en büyük” olduğunun ileri sürülmesi anlamına
alınmamalıdır. Sadece bir “olgu”nun belirtilmesidir.
Bu
ayrılık şudur: Atatürk mücadelesine -deyim yerindeyse- bir bakıma
sıfırdan başlamış, arka arkaya savaşlardaki sürekli yenilgilerle gücünü
ve daha önemlisi moralini tüketmiş bir halkı yeniden atılıma geçirmiş,
giderek artan gücünün sınırını daima en gerçekçi biçimde saptamış,
kesinlikle düş ve serüvene kapılmamış, inanılmaz zorluklar ve
olanaksızlıklar içinde yeni bir devletin temellerini atmış, hep ileriye
bakarak bu yeni devletin çağın gereklerine uyarak uygarlık düzeyini
yükseltmesini amaçlamış, çağımızın büyük gerçeği azgelişmiş ülkelerin
gerek ulusal, gerek uluslararası planda yoksulluk çemberini nasıl
kıracaklarını bir “bütün” içinde göstermeye çalışmıştır. Atatürk’ün
değişik büyüklüğü, iktisadi ve sosyal olayları etki ve tepki örgüsü
içinde görmesi, karşılıklı bağlarını sezmesi ve bu tür olayları “izole”
olarak ele almamasıdır. Kısacası, bütün bu olayların gerisinde ya da
temelinde ekonomi’nin yattığını kesinlikle görmesi ve belirtmesidir.
Ana Amaç: İktisadi Kalkınma. Bütün çabalar, iktisadi kalkınmanın
gerçekleştirilmesine ve çağdaş uygarlı k düzeyine ulaşabilmesine
yöneliktir. Çünkü, “Büyük davamız, en uygar ve en kalkınmış ulus olarak
varlığı mızı yükseltmektir.” (1937) Bu alanda başarısızlık, ulusu
nereye götürür? “Zaferinin aracı yalnız kılıçtan oluşan bir ulus, bir
gün girdiği yerden kovulur, aşağılanır, yoksul ve peri şan olur. Öyle
ulusların yoksulluğu, perişanlığı o kadar büyük ve acı olur ki, kendi
ülkesinde bile mahkûm ve tutsak kalabilir.” Bu nedenle, özgür,
bağımsız, daha güçlü ve daha gönençli bir Türkiye’nin yaratılması,
iktisadi kalkınmasına bağlıdır. Çünkü, “İktisadi kalkınma, bağımsız ve
özgür Türkiye’nin, daima daha güçlü, daima daha gönençli Türkiye
idealinin belkemiğidir.” (1937)
Türkiye, idealini
belirlemiştir. Her şey bu ideale yönelik olacaktır, olmalıdır. Bütün
faaliyetlerde amaç tektir: “Yurdumuzu dünyanın en bayındır ülkeleri
düzeyine çıkarmak, ulusumuzu en geniş gönenç yolu ve kaynaklarına sahip
kılmaktır.”
Ulusal Alanda İktisadi Kalkınma Atatürk’ün
iktisadi yaklaşımını rahatlıkla ortaya koyabilmek, iktisadi
düşüncesinin ağırlık merkezini ve ana niteliğini sergileyebilmek için,
iktisadi kalkınma olayını nasıl gördüğünü, bu konuda amaç-yöntem-araç
olarak nasıl bir tutum ve davranış içinde olduğunu belirtmek gerekir.
Atatürk’ü düşünce ve eylem planında incelerken ortaya çıkan tutarlı,
çağdaş ve insancıl yaklaşım gerçekten şaşırtıcıdır.
Ulusal
alanda ana amaç, ülkenin iktisadi kalkınmasını gerçekleştirmektir.
Bütün çabalar, bu ana amaca yönelik olacaktır. Ancak, iktisadi
kalkınma, bir bütün’dür.
Karmaşık bir yapıya sahip olan
ekonominin, etki-tepki örgüsü içinde, sorunlarını bir bütün olarak
görmek ve bir bütün olarak ele almak zorunluluğu açıktır. Bu
zorunluluğu gözetmeden yapılacak herhangi bir müdahalenin nasıl sonuç
vereceğini kestirmek güçtür. Ülkelerde uygulanan iktisat siyasetlerinin
başarı derecesinin düşük olmasında en büyük etken, bu olgu’nun
unutulmasıdır.
Çeşitli kesimler, ekonominin bütünlüğü içinde
yer alır. Bu kesimlerin birlikte gelişmesini sağlayacak çabalara
yönelirken, aralarındaki etki-tepki mekanizmasının varlığı daima
hatırlanmalıdır. Gelişmeleri birlikte ele alınması gereken kesimler
nelerdir? Sırasıyla görmeye çalışalım: Atatürk’ün tarıma verdiği önem
son derece büyüktür.
Ülkenin içinde bulunduğu yoksulluk ve
felaketin tek nedeni, tarımın ihmal edilmesi ve kendi ifadesiyle,
“Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür ”
gerçeğinin bilinmemesidir. Azgelişmiş bir ekonomide tarım kesiminin
ağırlıklı önemini belirten Atatürk, ayrıca, tarım faaliyetlerini
küçümseyen, tarımda çalışanları hor gören yerleşmiş ve yaygın anlayışa
bütün gücüyle karşı çıkmıştır. Atatürk’ün bu alandaki düşünce ve
uyarıları dört ana grupta toplanabilir:
• Topraksız çiftçi bırakmamak;
• İş araçlarını artırmak, iyileştirmek ve korumak;
• Tarım bölgelerine göre özel önlemler almak;
• Çok iyi ve ucuz ürün elde etmek,
Ancak, tarım kesimine verdiği büyük öneme rağmen, Atatürk’te ülke
kalkınmasının sanayileşmeye bağlı olduğu düşüncesi ağır basar. Hatta,
tarımdaki gelişmenin “tarımsal sanayi” biçimine dayanacağını 1924
yılında açıkça vurguluyordu.
Tarımın büyük önem taşıması
karşısında sanayileşme, ülke kalkınması için bir zorunluluktur. Sözleri
son derece açıktır: “En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerini
değerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refahlı Türkiye ülküsüne
ulaşabilmek için bu zorunluluktur.” Ana düşüncesinin temel noktalarını
açıklamak zor değildir. şöyle ki:
• Sanayileşme, her şeyden önce bir zorunluluktur;
• Büyük, küçük her çeşit sanayiye ülkenin gereksinmesi vardır;
• Bu sanayi kuruluşları kurulacak ve işletilecektir.
• Bu kuruluşların kullanacakları elemanlar (ham madde, işçi, vb.) ülkede bulunmalıdır.
• Ve nihayet, sanayileşme en ileri ve refahlı Türkiye’ye ulaşmak için en kısa yoldur. Vatan savunması da buna bağlıdır.
Atatürk, bir yandan sanayileşmenin gerçekleşmesinde izlenecek yolu
belirtmiş, diğer yandan da bu yolda Devlet’in öncülük etmesi gereğini
ileri sürmüştür. Sanayileşmenin planlı biçimde ele alınması için beş
yıllık sanayi planları hazırlanmış ve uygulamaya konmuştur.
Yöntem olarak planlı sanayileşme seçilmiştir. Planlı sanayileşmenin
gerçekleşmesinde kullanılan araç ise İktisadi Devlet Teşekkülleri’dir.
Böylece, devlet müdahalesinin iktisadi içeriğini planlı sanayileşme ve
kamu iktisadi teşebbüsleri oluşturur.
Uygulamaya konulan ilk
1. Beşyıllık Sanayi Planı’nın tarihi 1934’tür. 2. Beşyıllık Sanayi
Planı ise 1937 tarihini taşır. Burada, çok önemli iki özelliğin
belirtilmesi gerekir. Birincisi, bu planları, iktisadi kalkınma
tarihinde, azgelişmiş ülkelerin kullandıkları “ilk plan” olarak
nitelemek gerekir. Bu abartılmış bir yargı değildir.
İkincisi, zamanından önce bitirilmesi nedeniyle, ikincisi 1939 değil 1937 tarihini taşır.
Burada gözden kaçmaması gereken çok önemli bir nokta daha vardır.
Ekonomide kamu kesimi-özel kesim’in beraberliği daima söz konusu
olacaktır. Kamu kesiminin veya özel kesimin mutlak egemenliği
kesinlikle yoktur.
İktisadi kalkınmanın bunalım ve
darboğazlara düşmeden sağlıklı yürümesini sağlayacak temel koşulların
başında yeterli ve dengeli bir altyapı’nın varlığı yeralır.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yetersiz bir altyapıdan kaynaklanan
ve ekonomiyi zora sokan sıkıntıların sık sık ortaya çıkması bilinen,
yaygın bir olgudur. Atatürk’ün bu konudaki anlayışı şaşırtıcıdır:
“Ekonominin gelişmesinde en başta gerekli olan yollar, demiryolları,
limanlar, kara ve deniz ulaşım araçları, ulusal varlığın maddi ve
siyasi kan damarlarıdır. Refah ve güç araçlarıdır.” Altyapıya ekonomik
geleceğin güvencesi olarak bakmakta ve bu nedenle alınacak önlemlerin
iktisadi düzenlemenin başında sayılması gerektiği inancını
belirtmektedir.
Bilindiği gibi, iktisadi kalkınma ile eğitim
arasındaki ilişki açık ve kesindir. Atatürk’ün eğitime verdiği önem
yanında asıl dikkati çeken özellik, eğitimin iktisadi kalkınmaya olan
olumlu ve vazgeçilmez etkisini ısrarla belirtmesidir: “Şimdiye kadar
izlenen eğitim ve öğretim usullerinin ulusumuzun gerileme tarihinde en
önemli bir neden olduğu kanısındayım,” diyen Atatürk’ün eğitimden neler
beklediği açıktır;
“Eğitim, bir ulusu ya özgür, bağımsız,
onurlu, yük sek bir topluluk biçiminde yaşatır ya da bir ulusu
tutsaklık ve yoksulluğa götürür.” Bunun sebebi de açıktır: Çünkü,
“Eğitimde hızla yüksek bir düzeye çıkacak bir ulusun yaşam savaşında
maddi ve manevi bütün güçlerinin artacağı kesindir.” Bunu sağlayacak
eğitimin temel niteliklerini Atatürk, iki noktada toplar.
• Sosyal hayatımızın gereksinmesine uygun olması;
• Yüzyılın gereklerine uyması.
Ve nihayet, eğitimin uygulamalı olması ve eğitim gören kızlarla
erkeklerin beceri sahibi kılınması daima ön planda gözetilmelidir.
Atatürk’te temel kural ve amaç, çağdaş olmaktır.
Bunun da yolu bilim ve teknikten geçer; “Dünyada her şey için, uygarlık
için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir,
tekniktir.” Bu konuda kesin kararlıdır: “Ulus, bugünkü uygar ulusların
yaşam düzeyi ve araçlarını, içerik ve biçim açısından olduğu gibi kabul
etmeye kesin olarak karar vermiştir.” Uluslar ayrı olmasına karşın,
uygarlık dünyası bir’dir. Bu dünyaya katılmak, bu uygarlık alanında
yaşamak gerekir. Onun için, “Uygarlığa girmeyi arzulayıp, Batı’ya
yönelmemiş bir ulus gösterilemez.” Bütün bu sözlerde, iki büyük
özelliği belirtmek gerekir.
Birincisi, çağdaş olmak, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak. Ancak, burada bir noktanın aydınlanması gerekir.
Atatürk, Batı’cı değildir. Amaçladığı çağdaş uygarlıktı. Batıyı uygar
dünya olarak benimsemesi nedeniyle kimi kişilerin kendisini batıcı
olarak yorumlaması, bu önemli özelliğin gözden kaçmasının bir sonucudur.
İkinci özellik ise, “Uygar ulusların yaşam düzeyi ve araçlarını, içerik
ve biçim açısından olduğu gibi kabul etmeye” kesin kararlı olduğunu
1925 yılında söylerken, gerçekleştireceği çeşitli devrimlerin ilk
belirtilerini de vermiş olmasıdır.
İktisadi kalkınmanın
gerçekleştirilmesi yolunda girişilen bütün çabalar, halkın katkısını
kazanmadıkça, halkta heyecan yaratmadıkça başarılı ve istenilen
sonuçları veremez. İktisadi gelişme ve kalkınma, her şeyden önce bir
inanç işidir. Halkın bunu duyması ve inanması gerekir. Bu nedenle,
halkta kalkınma bilincinin yaratılması, hareketin itici gücünü
oluşturur. Halkta bu yolda bir zihniyet değişikliği uyanmamışsa, uğruna
uğraşılagelen bütün çabaların sonuçları, kısır ve güdük kalmaya
mahkûmdur. Zihniyet değişikliği, iktisadi kalkınmanın temel ve
öncelikli koşuludur. Atatürk, bu gerçeği yakından görmüştür. Çünkü
savaşta da benzer durum vardır.
Savaş, ulusun bütün varlığını ortaya koymasını gerektirir.
Büyük Nutuk’ta şu kesin anlatım dikkati çeker: “Onun için bütün Türk
ulusunu cephede bulunan ordu kadar, düşünce, duygu ve eylem yönünden
ilgilendirmeliydim.” Kalkınma Modelinin Temel Nitelikleri Buraya
kadarki açıklamalarla, iktisadi kalkınma modelinin temel nitelik ve
özelliklerini kapsayan çerçeve ana çizgileriyle ortaya çıkmıştır
diyebiliriz. Kısa ve toplu olarak beliren ilkeleri sergilemek mümkündür.
Müdahalecidir; az gelişmiş bir ülkenin iktisadi kalkınmasını
gerçekleştirmesinde, devlet müdahalesi bir zorunluluktur. Ancak, bu
müdahale gelişigüzel yapılmamalı dır. Bu nedenle, Plancıdır; bütün
çabalar etkin biçimde koordine edilmeli, kısıtlı kaynaklar israfa
uğramamalıdır.
Gerçekçidir; eldeki olanaklar daima gözönünde
tutulmalı, hayal peşinde koşulmamalı, enflasyonun kişiyi ve toplumu
yanıltan ve aldatan ortamından uzak durulmalı dır.
Eklektiktir; kamu ve özel kesim iktisadi kalkınma hareketinde birlikte
yer almalı, kamu veya özel kesim, ekonominin tümüne egemen olmamalıdır.
Eşitlikçidir; kişi çıkarlarının “aynı derecede ve aynı eşitlik
duyguları ile sağlanmasına çalışılmalı, ulusal servetin dağıtımında
daha mükemmel bir adalet ve emek harcayanların daha yüksek refahı”
ulusal birliğin korunmasında koşul sayılmalıdır.
Bağımsızlıkçıdır; ulusal bağımsızlık hem amaç olarak hedef alınmalı,
hem de korunması için ulusun bilinci duyarlı ve uyanık tutulmalıdır.
Açık rejimcidir; özgürlükçü ve demokratik ilkelerin yer aldığı siyasal
içerik, açık rejimin alternatifi bile olmayan unsurları sayılmalıdır.
Hümanisttir; insan sevgisi temel alınmalı, insanı yüceltmeli ve barışçı olmalıdır.
İçte ve dışta sömürüye karşıdır; tam bir açıklıkla gerek sınıf
emperyalizmine gerek ulus emperyalizmine karşı çıkılmalı, her iki
alanda emeğin üstünlüğü benimsenmelidir.
Bununla beraber,
Uluslararası işbirliği ve dayanışma’dan kesinlikle kaçılmamalı, dünya
bir bütün, çeşitli uzuvların oluşturduğu bir “vücut” sayılmalıdır.
İktisadi sistemlerin iktisadi kalkınma ile ilgili gelişmeleri ve eğilimleri dikkate alınırsa model:
• Kalıcıdır, geçici değildir.
• Aynı zamanda, dinamik ve çağdaştır. Günümüzdeki sistemlerin
ulaştıkları nokta, modelin dinamik niteliğini göstermekte, çağın
dışında kalmadığını açıklamaktadır.
Atatürk, ilk cumhurbaşkanı
seçildikten sonra şöyle der: “Milletin teveccühünü daima dayanak
noktası sayarak, hep beraber ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti,
mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır.” Ve bütün bunlar, kişiye saygıyı
amaçlayan, kişinin kişiliğini sağlayan, ırk, din, dil ve cinsiyet
ayırımı gözetmeyen, hak ve özgürlüklere dayalı bir ortamda, demokrasi
dediğimiz açık rejimde gerçekleştirilecektir.
Bugün dünyada
iktisadi kalkınmasını açık rejimle beraber yürüten tek ülke
Türkiye’dir. Sadece Atatürk Türkiyesi, dünyada bu onur’a sahiptir. A.
Toynbee, herhalde bunun için Atatürk hakkında şu ifadeyi kullanır; “Bir
insan ömrünün boyutları içinde Fransız ihtilali ve Sanayi ihtilali
çakışmıştır.”

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Atatürkün İktisadi Görüşleri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |