|
GenBilim Editor
|
|
Salı, 25 Aralık 2007 |
Okunma: 697 kez
Ulusal ekonomiler de canlılar gibi büyür. Her ülkede nüfus, işgücü, kaynaklar, sermaye teçhizatı vb. yıldan yıla değişik oranlarda büyümektedir. Üretimi artırmak için yatırım harcamaları yapıldıkça istihdam seviyesi yükselmekte, sermaye stoku genişlemekte, işlenmemiş topraklar üretime açılmakta ve sonuç olarak milli hasıla çoğalmaktadır.
( www.genbilim.com )
Büyüme
sırasında iktisadi unsurlarda meydana gelen değişikliklerin yanında
toplumsal sorunların görünüşü de değişmektedir. Eğitim talebi artmakta,
köylerden şehirlere göç hızlanmakta, sağlık hizmetlerinin gelişmesi
gerekmekte, siyasal yapıda dalgalanmalar meydana gelmektedir.
Bu
kadar karmaşık olayın bir arada cereyan ettiği büyüme sürecinde, kesin
sonucu belirtecek ölçünün bulunması çok güçtür. İktisadi unsurların
çoğundaki değişmeleri rakamlandırmak nispeten kolaydır. Oysa toplumsal
değişiklikleri istatistik seriler halinde düzenleyip yorumlamalara
gitmek oldukça güçtür.
Rakamlarla ifade edilebilen iktisadi
unsurlarda da büyüme sırasında meydana gelen dalgalanmalar değişik
oranlarda olmaktadır. Şu halde sorun, bu çeşitli iktisadi unsurlardan
en iyi gösterge olabilecek birini seçmek ve temel ölçü olarak
kullanmaktır. Uluslararası alanda en yaygın olarak kullanılan ölçü,
üretim hacmi ve milli gelirdir. Yalnız, milli gelir artışının ulusal
bir ekonominin topyekün büyümesini yansıtmadığını, fert başına refah
artışına bir ölçü sayılamayacağını da belirtmek gerekir. Çünkü nüfus
artışı, yükselen milli gelirin bir kısmını yutmaktadır. Şu halde
büyümeyi fert başına milli gelir rakamıyla da ölçmek gerekecektir.
Burada
unutulmaması gereken bir nokta, milli gelirdeki artışların büyümenin
sonucunu belirtmekte olmasıdır. Aslında milli gelir endeksinin altında
önemli iktisadi toplumsal ve siyasal olaylar yatmaktadır. Ölçü olarak
milli gelir seviyesi seçildiğine göre, büyümenin tanımı şöyle
yapılabilir: İktisadi büyüme, milli gelirde bir yıldan ötekine meydana
gelen artış oranından ibarettir.
Örneğin, bir ülkenin milli
geliri 1995 yılında 100 trilyon lira iken 1996 yılında 107 trilyon
liraya çıkmışsa büyüme hızı %7'dir. Aynı ülkede yıllık nüfus artış hızı
%3 ise, 1995-1996 arasında fert başına milli gelir %4 artmış demektir.
Yazı
ve konuşma dilinde "büyüme" terimi yerine bazen "gelişme", "kalkınma"
gibi sözcüklerin de kullanıldığı görülmektedir. Büyüme, gelişme ve
kalkınma terimlerinin anlamları arasında fark görenler bu tutumu hatalı
bulmaktadırlar. Bunlara göre büyüme sadece bir gövde genişlemesini
ifade etmekte, gelişme ve kalkınma ise ulusun iktisadi, sosyal ve
siyasal hayatındaki genel gelişimi belirtmektedir.
İktisadi
büyüme sorunu özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaygın bir
şekilde ele alınmıştır. Önceleri savaştan zarar görmüş olan Batı
ülkelerinin ekonomilerini yeniden düzenlemeleri için gösterilen çabalar
kısa zamanda gelişmekte olan ülkelere de yönelmiştir. Son yıllarda bu
sorunun daha da yoğun olarak tartışıldığı göze çarpmaktadır. Bununla
beraber büyüme sadece bugünün sorunu değildir.
İktisat biliminin
kurulduğu yıllarda, hatta daha önceki dönemlerde bile büyüme ile ilgili
fikirlerin tartışıldığı görülmektedir. Fakat 1950'lere kadar bu
tartışmalar yalnızca gelişmiş ekonomilerin nasıl gelişmiş oldukları ve
bundan böyle bunalımsız nasıl büyüyebilecekleri noktaları üzerinde
süregelmişti. Sonraları az gelişmişlerin büyüme sorunlarının ele
alındığı teorik modeller yaygınlaştı. Günümüzün dinamik dünyasında az
gelişmişlerin hızla bünye değiştirerek gelişen ekonomiler niteliğini
kazanmaları sonunda, az gelişmişler için kurulan modellerin de aynı
hızla varsayımlarını ve çerçevelerini değiştirdikleri göze çarpmaktadır.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Büyüme
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |