Okunma: 469 kez
Stagflasyon kavramı, bir ekonominin, aynı anda hem işsizlik hem de enflasyon içinde bulunması durumunu ifade eder. Yüksek bir enflasyon oranının, kullanılmayan üretim kapasitelerinin, işsizliğin ve yetersiz bir büyüme hızının birlikte yaşandığı bir ekonomik olayı ifade etmek için kullanılan stagflasyon, ciddi bir ikilemi ortaya koymaktadır.
Daraltıcı
para ve maliye politikaları, bir ekonomide talep enflasyonu için çözüm
olurken, yüksek işsizlik oranlarının azaltılması için genişletici
politikalar izlenmesi gerekmektedir. Stagflasyon durumunda, makro
düzeyde başlıca sorun, istihdam konusunda ortaya çıkmaktadır.
Özellikle
enflasyon oranlarının yüksek olduğu dönemlerde ortaya çıkan işsizliğe
rağmen, ücret baskıları tercih edilmektedir. Yine artan işsizlik,
çalışanların hayat standardını korumaya yöneliktir.
Özellikleri
Devletin,
maliye ve para politikası aracılığıyla enflasyonu kontrol altına almak
istemesi nedeniyle, ekonomik faaliyetler belli ölçüde daralır.
Enflasyon
oranının yüksek olduğu dönemlerde, artan işsizliğe rağmen ücret
baskıları ve artan işsizlik, çalışanların hayat standartlarını muhafaza
etmeye yeğlenir. Bu durum ise sendikaların pazarlık güçlerini artırır.
Bu
dönemde kârlar azalır. Bu durum ise özellikle rekabetçi serbest piyasa
ekonomisinin, uzun dönemde temelini sarsan ciddi bir olgu haline
gelmektedir.
Daha yüksek ücretler için konan baskılar,
toplumda artan işsizlikle birlikte firmaları, işçi grevleri nedeniyle
zarar ve kârların azalması tercihiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Mücadele Tedbirleri
Stagflasyon
olgusu, bir ekonomide, karar birimlerini enflasyonla mücadele ederken
işsizliği kötüleştirmeme ya da işsizlikle mücadele ederke,n enflasyonu
kötüleştirmeme arasında ciddi önlemler almalarını gerektiren bir
ikilemle karşı karşıya getirmektedir.
Bir yandan işsizliği
gidermek için genişletici maliye politikası tedbirleri uygulanması,
diğer yandan fiyat artışlarını engellemek için daraltıcı bir
politikanın uygulanması gerekir ki karar vericiler (siyasal iktidarlar)
için bu gerçekten zor bir seçenektir ve bir tercih sorunudur.
Hangi
politika seçilirse seçilsin, bir amacın gerçekleştirilmesi sırasında
diğer amaçtan uzaklaşılacaktır. Bu nedenle devlet politikasınca
izlenilecek yol, bu iki amacın optimal bir bileşimini gerçekleştirmeye
çalışmaktır.
1970'li yılların başından beri stagflasyon olgusuna
çözüm arayan gerek Keynesyen iktisatçılar, gerekse Monetaristler,
ekonominin mikro yapısını daha iyi anlamamız gerektiğini ileri
sürmüşlerdir. Bu nedenle, yeni bir takım ekonomik gelişmeler gündeme
gelmiş ve Keynes Devrimi'nden bu yana ilk kez mikro temelli ekonomi
politikalarının, birçok iktisatçının dikkatini çekmeye başladığı
görülmüştür.
Bundan böyle hem Keynesyenler hem de Monetaristler,
stagflasyon olayının çözümü için ekonominin mikro yapısını daha iyi
anlamamız gerektiğini ortaya koymuşlardır. İşte günümüz ekonomik
olaylarının çözümü için hem makro hem de mikro ekonomi araçlarını
kullanma zorunluluğu, böyle bir anlayışın sonucu olarak ortaya
çıkmıştır.
Stagflasyonla mücadelede, geleneksel maliye
politikası araçlarının kullanılması, olayın ortaya çıkış kaynak ve
türlerinin ve de bunların ekonomideki etkinlik derecelerinin
belirlenmesi kaçınılmazdır. Bu belirleme yapıldıktan sonra, mevcut
araçlarla istikrarsızlığın kaynağına inilebilecektir. Bu araçlar
bilindiği gibi vergi, harcama, borçlanma ve bütçe politikası
araçlarıdır.
Ayrıca stagflasyon olayı, işsizlik sorununu da
kapsamında bulundurduğu için, stagflasyonla mücadele programları içinde
ücret ve fiyat kontrolleri, sektörel ve bölgesel farklılıkların
giderilmesi benzeri önlemler alınabilir.
Gelirler Politikası
Bir
ekonomideki fiyat ve ücret artışlarına karşı uygulanması
düşünülebilecek politikalardan biri, ücret ve fiyatların oluşum
sürecine doğrudan doğruya müdahale etmektir.
Gelirler
politikası, geniş kapsamlı bir kavramdır ve kamu harcamalarıyla
vergileri değiştirmeksizin, toplam talebi azaltmaksızın ekonomideki
enflasyonist baskıları önlemek amacıyla alınan birçok önlemi tanımlamak
için kullanılmaktadır. Gerçekten gelirler politikası, artan fiyat ve
ücretleri azaltmak için firma ve sendikaları ikna etmeye çalışmaktan,
kabul edilebilir çeşitli fiyat ve ücret artışları için çeşitli
göstergeler geliştirmeye ve sonuçta fiyat ve ücretlerin genel olarak
dondurulmasına kadar çeşitli önlemleri kapsamaktadır.
Gelirler
politikası içinde, yasal olarak fiyat tavanları belirlemek ve bunlara
uymayanları cezalandırmak şeklinde uygulanan fiyat ve ücretlerin
dondurulması önlemi, diğerlerine kıyasla en kısıtlayıcı olanıdır ve
enflasyonu kesin olarak aşağıya çekebilmektedir. O zaman niçin bu yolla
enflasyondan kurtulunamamaktadır? Bunun nedeni, eğer ekonomide
kaynakların optimum dağılımı isteniyorsa, ücret ve fiyatların değişmesi
gerektiği düşüncesidir.
Bir enflasyonla mücadele politikasının
amacı, ortalama fiyat artış oranını, fiyatların kaynak dağılımındaki
rolüne müdahale etmeden azaltmaya çalışmak olmalıdır. Kısa bir dönem
için fiyat ve ücretlerin dondurulması nedeniyle bozulan kaynak dağılımı
çok küçük olabilir ve fazla maliyetli de değildir. Ancak ücret ve
fiyatların uzun süre sabit tutulması durumunda, emek ve mal
piyasalarında anormallikler (bozukluklar) ortaya çıkacaktır.
Vergi Temelli Gelir Politikası
Vergi
temelli gelir politikaları, daha düşük parasal ücret artışlarını öneren
ve kabullenen firmalarla, işçileri mükafatlandıran; aşırı ücret
artışlarını öneren ve kabullenen firmalarla, işçileri cezalandıran bir
vergi sisteminin kullanımıdır.
Bu sistemde ücretleri belli bir
sınırda tutan firmalara ve işçileri vergi azaltılması yoluyla
mükafatlandırılmakta, aksine aşırı ücret artışları öneren ve alan
firmalarla işçiler, yüksek vergiler yoluyla cezalandırılmaktadır.
Böylece vergi temelli gelir politikaları, düşük parasal ücret ve fiyat
artışlarını daha cazip, aşırı parasal ücret ve fiyat artışların daha az
cazip kılarak nispi fiyatları değiştirmeyi planlamaktadır.
İndeksleme
Gelir
vergisinin, özel ücret sözleşmelerinin, işsizlik tazminatlarının ve
sosyal güvenlik yardımlarının cari enflasyon oranına göre
indekslenmesinin, enflasyon oranında beklenmeyen bir azalmanın maliyeti
olarak gösterilen işsizlik oranını düşüreceği ileri sürülmektedir.
Çünkü enflasyon oranında beklenilmeyen bir azalmanın, ekonomide
işsizliği artırmasının bir nedeni, ücret sözleşmelerinin parasal olarak
sabit olmasıdır.
Üç yıllık bir ücret sözleşmesi, beklenen bir
enflasyon oranını kapsamaktadır. Bu durumda, eğer cari enflasyon oranı
beklenen enflasyon oranının altında ise, ücret maliyetleri, mal ve
hizmet fiyatlarından daha hızlı artacak ve daha az emek gücü istihdam
edecektir. Ancak, parasal ücretler, enflasyon oranına indekslenirse,
parasal ücretlerdeki artış oranı, enflasyon oranındaki azalmaya
otomatik olarak karşılık verecektir.
Üretim Teşvikleri Politikası
Bazı
ekonomistler, özellikle arz yönlü ekonomistler, üretken faaliyetler
üzerinden alınan yüksek oranlı vergilerin, toplam arzı ciddi bir
biçimde etkilediğine inanmaktadırlar. Onlara göre, uygulanacak bir
vergi azaltılması programı, ekonomide çalışmayı, tasarrufu, yatırımı,
üretkenliği ve toplam arzı teşvik edecek ve böylece stagflasyon
olayının çözümüne yardımcı olabilecektir.
Kamu harcamalarının
toplam arz üzerindeki etkisi ise, teşvikler üzerinde ters yönlü bir
etkiye sahip olduğu için daha farklı olacaktır. Çünkü, artan kamu
harcamaları, borçlanma ile finanse edildiği takdirde, ödünç verilebilir
fonlar piyasasından fon çekildiği için, faiz oranları yükselmekte ve
özel yatırım harcamaları azalabilmektedir. Bu durumda, zamanla,
ekonominin sermaye birikim oranının azalacağı ve bu nedenle ekonomik
büyümenin gecikebileceği açıktır.
Borçlanmaya seçenek olarak,
kamu harcamalarının, üreticilerin gelirleri üzerinden alınan vergilerle
finanse edildiği durumda ise, teşvikler ortadan kalkacak,
vergilenebilir üretken faaliyetlerin fırsat maliyeti artarsa, karar
vericiler daha çok birinciyi tercih edeceklerdir. Burada önemli olan
soru, bu ikâme etkisinin ne kadar önemli olduğudur.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Stagflasyon
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |