Ara
23
2007
|
Temerrüt |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 23 Aralık 2007 |
Okunma: 979 kez
Temerrüt, hukuk dilinde "gecikme","direnme" gibi sözcüklerle de ifade edilmektedir. Temerrütte borcun zamanında ifa edilmemesi, ifada gecikilmesi söz konusudur. Borcun zamanında ifa edilmemesine neden olan kişi alacaklı ise alacaklının temerrüdü; ifanın borçlu tarafından ödenmesi, zamanında yerine getirilmeyip böylece borcun ihlaline yol açılması halinde borçlunun temerrüdü oluşur.
( www.genbilim.com )
Alacaklının Temerrüdü
Bununla
ilgili koşullar Borçlar Kanunu'nun (BK) 90. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu konuda aranan koşullar şunlardır: Her şeyden önce borçlu tarafından
borcun ifası, borç ilişkisinde öngörülen zamanda ve yerde gerçek ve
eylemli (fiili) olarak, yani usulü dairesinde alacaklıya önerilmiş
olmalıdır.
İfanın gerçekleşmesi için alacaklının yapması gereken
işler varsa ve alacaklının bu işleri savsaklaması nedeniyle borçlu
edimini yerine getiremiyorsa, yine alacaklının temerrüdü söz konusu
olur. Örneğin, edime ilişkin bazı özelliklerin alıcı tarafında
belirlenmesi gerekiyorsa ya da bir yapı yapılmasına ilişkin istisna
sözleşmesinde inşaat ruhsatı alma yükümü alacaklıya aitse ve alacaklı
bu işleri yerine getirmezse, yine sonuç olarak alacaklı temerrüde
düşmüş olur.
Bu koşulların dışında borcun ifasının "imkân
dahilinde" bulunması da zorunludur. Başka bir deyişle, ifanın
imkânsızlığı alacaklının temerrüdünü engeller. Ayrıca alacaklı
kendisine sunulan edimi haklı bir neden olmaksızın reddetmiş
bulunmalıdır. Alacaklının temerrüdünün doğurduğu sonuçlar
şöylebelirlenebilir:
Tevdi: Borçlu, alacaklının temerrüdü
halinde, alacaklıya vereceği şeyi uygun bir yere tevdi ederek,
sorumluluktan kurtulabilir. (BK m. 91) Alacaklının borçlanılan şeyi
nereye tevdi edeceğini ifa yerindeki yargıç tayin eder. Yani borçlu,
yargıca başvurarak tevdi yerinin tayinini ister. Eğer verilecek şey
ticari eşya niteliğindeyse, yargıç kararı olmaksızın da bunu bir
ardiyeye tevdi edebilir. Tevdi gerçekleştiğinde borçlu, şeyin hasara
uğramasından ve tevdi giderlerinden sorumlu olmaz. Borçlu tevdi ettiği
şeyi geri alacak olursa, o zaman alacak bütün bağımlı haklarla
birlikte, kesintiye uğramaksızın varolmaya devam eder.
Satmak
hakkı: Borcun konusunu oluşturan mal, özellikleri, niteliği gereği çok
masraflı ise, borçlu önce alacaklıyı bu konuda uyararak ve uyarıdan
(ihtardan) sonra satış için yargıçtan izin alarak söz konusu malı
alenen sattırabilir. Malın değeri belirliyse ve satış giderini
kaldırmayacak ölçüde azsa, o takdirde açık artırma, hatta ihtar bile
yapılmaksızın satış mümkündür. Borçlu satım bedelini tevdi ederek
borcundan kurtulabilir.
Sözleşmeden dönme: Edimin konusu bir
yapma borcu ise, bu takdirde tevdi olanağı bulunmadığından, borçlu
sözleşmeden dönebilir (akdi feshedebilir). (BK m. 94) Sözleşmeden dönme
halinde, BK'nın 106-108. maddeleri arasında düzenlenen borçlunun
temerrüdü ile ilgili hükümler burada da örnekseme yoluyla uygulanır.
Bu
temel sonuçların dışında, alacaklının temerrüdü halinde aşağıdaki
hükümler de meydana gelir: Alacaklı temerrüde düştüğü andan itibaren,
mal borçlunun kusuru olmadan hasara uğrar ya da telef olursa, bundan
doğan zarara alacaklı katlanır. Temerrüt tarihinden itibaren, edim için
borçlunun yapacağı giderler, özellikle şeyin korunma giderleri
alacaklıya ait olur. Eğer alacaklıya ifa öneren borçlu, daha önce
borçlu temerrüdüne düşmüş bulunmaktaysa, bu öneriyle birlikte
temerrütten kurtulur ve temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi
işlemez.
İfa, alacaklının reddi gerçekleşmeden de imkânsız hale gelebilir. (BK m. 95) Buna göre:
İfa alacaklının şahsına bağlı bir sebeble ona önerilmezse,
Borçlu,
alacaklının şahsını bilemiyorsa, borçlu alacaklının temerrüdünde
tanınan tevdi ve sözleşmeden dönme olanaklarından yararlanabilir.
Bu
hallere örnek olarak, alacaklının gaip olması, temyiz kudretini
yitirmiş bulunması ve kendisine bir kanuni temsilci atanmamış
bulunması, alacaklının ölmesi üzerine gerçek mirasçının çekişmelere
meydan vermesi, birden fazla kişinin gerçek alacaklı olduklarını iddia
etmeleri gibi olaylar verilebilir.
Borçlunun Temerrüdü
Borçlu,
borcun konusunu oluşturan edimi borç ilişkisinde öngörülen zamanda
yerine getirmediği takdirde temerrüde (gecikmeye) düşer. Bu duruma
borçlunun temerrüdü (gecikmesi, direnmesi) denir; geciken borçluya da
"mütemerrit borçlu" adı verilir.
Temerrüt faizinin ödenmesinin
kusura bağlı olmadığını yinelemekle yetinelim. Temerrüdün alacaklı
yönünden doğurduğu hükümleri, daha doğrusu alacaklıya sağladığı
yetkileri de açıklamak gerekir.
Borçlar Kanunu, tam iki taraflı
sözleşmelerde alacaklıya daha geniş haklar vermiş ve borçlunun durumunu
daha da ağırlaştırmıştır. Genel olarak alacaklı aynen ifa ve gecikmeden
doğan zararın tazmini ve para borçlarında ayrıca temerrüt faizi
isteyebilirken, tam iki taraflı sözleşmelerde ek bazı haklara sahip
kılınmaktadır. (BK m. 106-108)
Alım, satım, hizmet, kira,
istisna gibi tam iki taraflı bir sözleşmede, temerrüt olayının
gerçekleşmesinden sonra, alacaklının, ek olanaklardan yararlanabilmesi
için borçluya borcunu ifa için bir süre (mehil) vermesi gerekir. Mehil
uygun olmalıdır. Uygunluk her somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı
değerlendirilmelidir.
Mehil, temerrüt için aranan ihtarla
birlikte yapılabilir. BK'nın 107. maddesi hükmüne göre, borcun kesin
olarak belirli bir zamanda ödeneceği kararlaştırıldığı takdirde ya da
ifanın artık anlam ve faydasını yitirdiği durumlarda mehil tayinine
gerek kalmaz. Mehile karşın ifanın borçlu tarafından yerine
getirilmediği durumlarda alacaklının sahip bulunduğu yetkiler şunlardır:
Alacaklı, aynen ifa ve gecikme tazminatını, tüm temerrüt hallerinde olduğu gibi isteyebilir.
Alacaklı,
ifadan vazgeçtiğini mehil bittiğinde derhal borçluya bildirerek, ifa
etmemeden doğan zararın giderilmesini isteyebilir. Buna alacaklının
"ifa çıkarı (menfaati)" denir ve bu olasılıkta borç ilişkisi varlığını
sürdürür. Bu bildirim, mehil tayini ile ilgili ihbar ile birlikte de
yapılabilir.
Alacaklı, mehil sonunda sözleşmeden dönebilir ve
sözleşmeye duyduğu güven nedeniyle uğradığı zararı (menfi zararı) talep
edebilir. (BK m. 108/II) Dönme yerine yasa ve uygulama "fesih" terimine
ağırlık vermektedir. Dönme (fesih) beyanı ile birlikte borç ilikisi
ortadan kalktığından, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme
kurallarına göre iade ile yükümlüdür. (BK m.108/I)
BK'nın
106-108. maddelerinde yer alan hükümler, bu konuda özel hükümler
öngörülmemişse uygulama alanı bulacaktır. Örneğin satım sözleşmesinde,
malı teslim etmiş olan satıcının, semeni (satış bedelini) tediyede
temerrüde düşen alıcıya karşı bu hakkını ayrıca saklı tutmamışsa,
sözleşmeden dönemeyeceği örgörülmüştür. (BK mü 211/III)
Kısmi
temerrüt durumunda ise, BK'nın 106-108, maddeleri hükümleri sadece
gecikmeli bölüm için uygulama alanı bulabilecekir. Bu husus, Türk
Ticaret Kanunu'nun 25/I. maddesinden anlaşılmaktadır.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Temerrüt
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|
İlgili Makaleler
İlgili makale bulunamadı... |
|