Okunma: 524 kez
I. GİRİŞ
1970’li yılların sonlarına doğru Talep-Yönlü İktisat' ın (Demand-Side Economics) karşılaştığı sorunlara çözüm olarak, vergi indirimleri politikasını öneren Amerikalı iktisatçı Profesör Arthur Laffer, vergi indirimleri sonucunda toplam piyasa üretiminin ve toplam vergi gelirlerinin artacağını savunmuştu.
Laffer’in görüşleri, ABD’nde özellikle Wall Street
Journal’un editörü Jude Wanniski’nin katkılarıyla kamuoyuna aktarıldı.
Bu görüşler, kısa sürede akademik çevrelerde de ilgi gördü ve özellikle
P.C. Roberts, N. Ture, M. Evans, A. Reynolds, B. Bartlett ve diğer bazı
iktisatçılar tarafından ayrıntılı bir şekilde incelemeye konuldu.
Laffer’in vergi indirimleri ile toplam piyasa üretimi ve vergi
gelirleri arasında kurmuş olduğu geometrik ilişki, akademik çevrelerde
yapılan çalışmalarda "Laffer Eğrisi" şeklinde popularite kazandı.
Laffer, görüşleri ile talep-yönlü iktisat politikasını (Keynesyen
iktisat politikasını) eleştirmiş, bunun yerine "her arz kendi talebini
yaratır" şeklinde formüle edilen Say Kanunu' nu tekrar gündeme
getirmeye çalışmıştır. Laffer’e göre çağdaş iktisadi sorunların
temelinde, üretimin talebe cevap verememesi yatmaktadır. Laffer,
üretimi teşvik edecek en önemli iktisat politikasının ise "vergi
indirimleri politikası" olduğunu savunmuştur. Laffer’in bu görüşleri,
daha sonraları bazı iktisatçıların katkıları sonucu, iktisat
literatüründe "Arz-Yönlü İktisat" (Supply-Side Economics) ya da
"Arz-Yönlü Vergi Politikası" (Supply-Side Tax Policy) olarak
yerleşmiştir.
Bu çalışmanın amacı, talep-yönlü
iktisat teorisine alternatif bir iktisadi düşünce olarak 1980’li
yıllarda önem kazanan Arz-Yönlü İktisat Teorisi' ni genel hatlarıyla
incelemektir. Bu çalışmada arz-yönlü iktisadın temel öğretisi olan
Haldun-Laffer etkisinin sadece teorik analizi yapılacaktır.
II. ARZ-YÖNLÜ İKTİSAT TEORİSİ
A. Tanım
Arthur
Laffer arz-yönlü iktisadı şu şekilde tanımlamaktadır: "Arz-yönlü
iktisat, klasik iktisadın modern tarzda ifadesinden başka bir şey
değildir." ("Analyzing Supply-Side Economics: A Symposium", Halistones,
1982; 69). Diğer bir iktisatçı Bruce Bartlett ise yaptığı tanımlama ile
Arthur Laffer’in görüşlerini paylaşmaktadır: "Bir çok yönden arz-yönlü
iktisat, klasik iktisadın yeniden keşfedilmesinden başka bir şey
değildir." (Bartlett, 1981; 1).
Arz-yönlü
iktisadın ekonometrik analizini yapan Michael Evans daha bilimsel bir
yaklaşımla; "Ekonominin prodüktif kapasitesini etkileyen faktörleri
inceleyen bir iktisat dalı..." şeklinde bir tanım vermektedir (Evans,
1983; 19-20). Evans, dengeli bir arz-yönlü iktisat politikasının
başlıca şu iktisat politikalarını içerdiğini belirtmektedir (Evans,
1983; 20):
Şahsi ve kurumlar gelir vergilerinde indirim,
Vergi indirimlerine paralel olarak kamu harcamalarının indirilmesi,
Yasal-kurumsal serbestleşme politikası.
Evans’a
göre bu politikaları içerecek bir arz-yönlü program, yüksek
prodüktivite ve ekonomik büyüme ile düşük enflasyonu sağlayacaktır.
Evans’a göre, arz-yönlü iktisadın temelini "vergi indirimleri"
oluşturmaktadır.
Son olarak, diğer tanınmış bir
arz-yönlü iktisatçının tanımını aktaralım. P.C. Roberts’e göre
arz-yönlü iktisat; "teşvikler ve göreli fiyatlar üzerindeki maliye
politikası etkilerini inceleyen bir iktisat okuludur" (Roberts, 1984;
314).
Bu açıklamalar çerçevesinde şu tanımı
yapmak mümkündür: Arz-yönlü iktisat, özellikle vergi indirimleri
yoluyla üretimin ve dolayısıyla vergi gelirlerinin pozitif yönde
etkileneceğini ve bu suretle ekonomik büyümenin, kaynak kullanımında ve
dağılımında etkinliğin sağlanacağını savunan bir iktisadi düşüncedir.
Esasen bu tanıma dayalı olarak arz-yönlü vergi politikasının temel
ilkelerini özetlemek mümkündür.
B. Temel İlkeleri
Arz-yönlü iktisadın temel ilkelerini şu şekilde özetleyebiliriz:
1.
Marjinal vergi oranlarındaki değişiklikler ekonomik birimlerin karar ve
faaliyetlerini pozitif veya negatif olarak başlıca üç şekilde
değiştirir (Keleher, 1982; 111).
Boş durmaya karşı çalışmanın göreli fiyatını,
Cari tüketim yerine, gelecekte tüketimde bulunmanın göreli fiyatını,
Piyasa ekonomisi içinde faaliyette bulunma yerine, yeraltı ekonomisinde faaliyette bulunmanın göreli fiyatını.
Arz-yönlü
iktisatçılar, marjinal vergi oranlarının indirilmesi (artırılması)
halinde bunun göreli fiyatları pozitif (negatif) yönde etkileyeceğini
kabul etmektedirler. Onlara göre; örneğin; marjinal vergi indirimi,
bireylerin tüketim yerine tasarrufa yönelmelerine, boş durma yerine
çalışmayı tercih etmelerine neden olacaktır.
2.
Arz-yönlü iktisat, "ekonomik büyüme" ve "ekonomik etkinlik" olarak
bilinen iki önemli iktisat politikası amacına ağırlık vermektedir.
Arz-yönlü vergi politikasını savunanlar, vergi indirimlerinin uzun
dönemde vergi gelirlerini ve toplam piyasa üretimini artıracağını kabul
etmektedirler. Bu iktisatçılara göre, "ekonomik istikrar ve adil gelir
dağılımı" gibi iktisat politikası amaçları kısa dönemde çözüme
kavuşturulamayacak politikalardır. Diğer bir deyişle, bu politikaları
gerçekleştirmek için, öncelikle ekonomide etkinlik ve yüksek büyümeyi
sağlayacak politikaları yürürlüğe koymak gereklidir.
3.
Arz-yönlü iktisadın diğer bir temel ilkesi ise vergi oranları ile vergi
gelirleri ve toplam piyasa üretimi arasında kurmuş olduğu ilişkidir. Bu
ilkeye göre; vergi oranlarının indirilmesi, sanıldığı gibi vergi
gelirlerini azaltmayacak aksine artıracaktır. Çünkü, vergi oranlarının
indirilmesi göreli fiyatları pozitif şekilde etkileyecek ve bu etki
toplam piyasa üretiminin yani GSYİH’ nin artması şeklinde
sonuçlanacaktır. Arz-yönlü iktisat teorisinin temel felsefesini
oluşturan bu ilişkiyi iki başlık altında inceleyeceğiz. Daha önce
arz-yönlü iktisadın tarihsel kökenleri üzerinde durmaya çalışalım.
C. Tarihsel Kökenleri
Arz-yönlü
iktisat, daha öncede belirtildiği gibi, talep-yönlü iktisada bir tepki
olarak doğmuştur. Talep-yönlü iktisadın aksine arz-yönlü iktisat, bütün
iktisadi sorunların arz kaynaklı olduğunu kabul eder. Arz-yönlü iktisat
teorisini savunanlara göre, iktisadi sorunların temelinde
Keynesyenlerin ifade ettiği şekilde "efektif talep yetersizliği" değil,
üretimin talebe oranla yetersiz olması yatmaktadır. Arz-yönlü iktisat
teorisini savunanlar bu görüşleri ile esasen Say Kanunu’nu kabul
etmektedirler. Klasik iktisadın "arz kendi talebini yaratır" şeklinde
formüle edilen bu görüşü temelde arz-yönlü iktisadın çıkış yeri olarak
kabul edilebilir.
Jean Baptiste Say, 1803
yılında "Treatise on Political Economy" adlı eserinde "Piyasalar
Kanunu" (the Law of Markets) nu şu şekilde açıklamıştır:
"Her
üretici kendi tüketimini aşacak ölçüde belirli bir maldan bir miktar
üretir. Çiftçi, kendisi ve ailesi için gerekli olandan daha fazla
mahsül toplar; şapkacı, kendi kullanımı için gerekli olandan daha fazla
şapka yapar; toptancı kendi tüketiminden daha fazla şekeri elde
bulundurur. Bunların her biri, rahat bir şekilde yaşam için (kendi
ürettikleri mallar dışındaki) diğer bir çok mallara gereksinim
duyarlar. Üretilen malların başkalarının ürettikleri mallar ile
mübadele edilmesi piyasaları oluşturur" (Cowen, 1982; 165).
Say’in açıklamalarında talebin esas kaynağının üretim olduğu vurgulanmaktadır. Say’e göre;
"Aşırı
tüketim, ticaret için yararlı değildir; asıl güçlük tüketim isteğini
teşvik etmekte değil, üretim araçlarını sağlamakta yatmaktadır. İyi
devletin amacı üretimi teşvik etmekte, kötü devletin amacı ise tüketimi
teşvik etmekte yatmaktadır" (Cowen, 1962; 167).
Say’in
bu temel görüşleri daha sonraları, özellikle James Mill tarafından daha
net bir şekilde ortaya konulmuştur. Mill, 1808 yılında yayınladığı
eserinde Say Kanunu’nu şu şekilde ifade etmiştir:
"Her
ülke kesinlikle ürettiği malları tüketecektir. Bir ülkede hiçbir
şekilde aşırı bir sermaye veya mallar stok edilemez. Sermaye, üretim
için bir olanak yaratır. Bir ülkedeki talep, tamamen o ülkenin satın
alma gücüdür. Ülkenin satın alma gücü nedir? Şüphesiz ülkenin yıllık
üretimidir.
Tüketim,
esasen üretimin bir etkisidir. Üretim, tüketimin bir etkisi
değildir....Bir ülkenin gerçek zenginliği o ülkenin yıllık üretim
gücüdür. Bir ülkenin zengin veya fakirliği o ülkenin ürettiği malların
miktarına bağlıdır" (Cowen, 1982; 135).
Özetle,
1980’li yılların başlarında Arthur Laffer ve diğer bazı iktisatçılar
tarafından açıklanan ve "Arz-Yönlü İktisat" olarak popülarite kazanan
teori, esasen Say Kanunu’nun yeniden gündeme getirilmesidir. Arz-yönlü
iktisatçılar, 1970’li yıllardaki iktisadi sorunların esasen toplam arz
yerine toplam talebe ağırlık veren talep-yönlü iktisat politikasından
kaynaklandığını savunmaktadırlar (Bkz: Aktan, 1991). Bu iktisatçılar,
sorunu bu şekilde belirledikten sonra çözümü de üretimi teşvik edecek
politikalarda aramaktadırlar. Onlara göre, üretimi teşvik edecek en
önemli araç vergi indirimleridir. Önemle belirtmek gerekir ki,
Laffer’in vergi oranları ve vergi gelirleri arasında kurmuş olduğu
teorik ilişki ve yaptığı geometrik yorum, başlangıçta pek çok iktisatçı
tarafından yeni ve orijinal bir görüş olarak kabul edilmiştir. Ancak
daha sonra akademik çevrelerde yapılan çalışmalarla Laffer’in
açıkladığı görüşlerin daha önceki yüzyıllarda başka iktisatçı ve
filozoflar tarafından ifade edildiği açıklığa kavuşmuştur. Örneğin
Amerikalı iktisatçı Alan Brinder, yayınladığı çalışmasında Laffer’in
açıkladığı görüşlerin daha önce 1844 yılında J. Dupuit tarafından ifade
edilmiş olduğunu, dolayısıyla Laffer Eğrisi olarak popülarite kazanan
eğriyi "Dupuit Eğrisi" olarak adlandırmanın daha doğru olacağını
belirtmiştir (Blinder, 1981; 83). Bir başka iktisatçı Don Fullerton da
vergi indirimleri ile vergi gelirleri arasındaki ilişkinin Dupuit’in
yanı sıra Adam Smith tarafından da ifade edildiğini, bu nedenle çizilen
eğriyi "Smith-Dupuit Eğrisi" olarak adlandırmanın daha doğru olacağını
ifade etmiştir (Fullerton, 1982; 5).
Önemle
belirtmek gerekir ki, A. Laffer tarafından açıklanan ve "Laffer Etkisi"
olarak popülarite kazanan hipotez, ilk olarak 14. yüzyılda filozof İbni
Haldun tarafından açıklanmıştır. İbni Haldun 1371’de ünlü Mukaddime
adlı eserinde şunları yazmıştır:
"Toplumun
(hanedanın) oluşumunun başlangıcında vergiler, küçük matrahlar
karşılığında yüksek vergi hasılatı sağlar. Toplumun (hanedanın)
genişlemesi ile birlikte, vergiler büyük matrahlara karşılık düşük
vergi hasılatı sağlar." (Khaldun, 1981; 230).
İbni Haldun, aynı eserin devamında şunları yazmaktadır:
"Vergi
konuları üzerine düşük vergiler yüklendiğinde bu, yükümlülerin çalışma
ve birşeyler yapma arzularını geliştirir. Düşük vergiler vergi
yükümlülerini tatmin edeceği için, kültürel teşebbüs büyür ve artar.
Öte yandan, kültürel teşebbüsün büyümesi ile birlikte, yükümlülere tarh
edilen vergi matrahı genişler. Netice olarak, kişisel matrahların
toplamı ile vergi geliri artmış olur." (Khaldun, 1981; 231).
18.
ve 19. yüzyıllarda bazı iktisatçı ve filozoflar da İbni Haldun’un
düşüncelerine benzer görüşleri ileri sürmüşlerdir. Örneğin; 18.
yüzyılda filozof David Hume şunları yazmıştır:
"Ağır
vergiler endüstriyi tahrip eder. Ağır vergiler, işçilerin ücret artışı
talep etmelerine neden olarak (sonuçta) bütün malların fiyatlarını
artırır." (Hume, 1955; IXXXII).
Aynı yüzyılda Adam Smith, "Milletlerin Zenginliği" adlı eserinde Hume’un görüşlerini değişik bir şekilde ifade etmiştir:
"Yüksek
vergiler, bazen vergiye tabi malların tüketimini azaltmak ve bazen
vergi kaçakçılığını teşvik etmek suretiyle, düşük vergilerden
sağlanacak hasılattan daha düşük bir hasılat sağlar. Gelirin azalması,
tüketimin azalmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmışsa, çözüm
yollarından birisi vergi oranlarını indirmektir." (Smith, 1976; 414).
Adam
Smith’i takiben, diğer klasik iktisatçılar da düşük vergi oranlarının
yüksek vergi hasılatı sağlayacağını ve ekonomik büyümeyi teşvik
edeceğini ifade etmişlerdir.
J.R. McCulloch, yukarıdakilere benzer görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir:
"...Vergilerin
indirilmesi, vergi gelirlerinin artması sonucunu
doğurur......Vergilerin artırılması, gelirin azalması sonucunu
doğurur." (McCulloch, 1975; 341).
1831’de Henry Parnell düşük vergilerin önemini şu şekilde vurgulamıştır:
"Aşırı
yüksek vergilerin sonucunda vergi geliri azalır ve vergi kaçakçılığı
teşvik edilir." (Keleher ve Orzechowski, 1982; 140).
Son olarak , Jules Dupuit’in görüşlerini kısaca aktaralım. Dupuit, 1844 yılında şunları yazmıştır:
"Eğer
bir vergi, sıfırdan başlayarak engelleyici olabileceği bir noktaya
kadar arttırılırsa, başlangıçta hasılatı artarak bir maksimuma ulaşır
ve bir noktada tekrar sıfır olur." (Dupuit, 1969; 278).
Anlaşıldığı
üzere, 1970’li yılların sonlarına doğru A. Laffer tarafından gündeme
getirilen bu görüş, daha önceki yüzyıllarda pek çok filozof ve
iktisatçı tarafından açıklanmıştır. Literatüre "Laffer Etkisi" olarak
giren bu görüşü, biz bu çalışmada "HALDUN-LAFFER ETKİSİ" olarak
adlandırmayı yeğliyoruz.
III. HALDUN-LAFFER ETKİSİ
A. Hipotez
Haldun-Laffer
etkisi kısaca şu görüşü açıklamaktadır: Marjinal vergi oranlarındaki
değişiklikler göreli fiyatları pozitif (negatif) olarak etkiler ve
netice olarak toplam piyasa üretimi ve toplam vergi geliri artar
(azalır). Önemle belirtelim ki, arz-yönlü vergi politikasını savunan
iktisatçılar, özellikle marjinal vergi oranları üzerinde
durmaktadırlar. Bilindiği üzere ortalama vergi oranı, ödenmesi gereken
vergi ile gelir arasındaki ilişkiyi gösterir. Ödenmesi gereken vergiyi
(T) geliri (Y) ile gösterirsek ortalama vergi oranı (e) şu şekilde
formüle edilebilir:
T
e = ----------------------
Y
Marjinal
vergi oranı ise ödenen vergideki artış ile gelirdeki artış miktarı
arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Bu durumda marjinal vergi oranını
(m) da şu şekilde formüle edebiliriz:
dT
m = -----------------------------
dY
Yukarıda kısaca özetlenen Haldun-Laffer etkisini (HL Etkisi) Şekil- 1 yardımıyla açıklamaya çalışalım.

Şekil: 1 Vergi Oranları ile Toplam Piyasa Üretimi ve Vergi Gelirleri Arasındaki İlişki
Şekil’
de sağ taraf, vergi oranları ile vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi
sol taraf ise vergi oranları ile toplam piyasa üretimi arasındaki
ilişkiyi göstermektedir. Önce şeklin sol tarafını incelemeye çalışalım.
Hiç verginin bulunmadığı varsayımı altında toplam piyasa üretimi Y1
düzeyindedir. Vergi oranlarının sıfırdan başlamak suretiyle bir miktar
artırılması, toplam piyasa üretimini artırır. Bunun nedeni şudur:
Devletin bir miktar vergi geliri toplaması, bir miktar kamusal mal arz
etmesi demektir. Örneğin; devletin topladığı vergi gelirlerini savunma,
adalet gibi tam kamusal mallar yanısıra bir kısmını da eğitim ve sağlık
gibi yarı kamusal mallara harcadığını düşünelim. Devletin bir miktar
kamusal mal üretmesi başlangıçta özel sektör ekonomik faaliyetleri
üzerinde olumlu etki yapar ve netice olarak ekonomide toplam GSYİH
miktarı genişler. Vergi oranlarının artırılması bir noktaya kadar bu
etkiyi gösterir. Belirli bir noktadan sonra (L) toplam piyasa üretimi
azalır. Bunun nedeni, yüksek vergi oranlarının göreli fiyatlar
üzerindeki olumsuz etkisidir. Şeklin sağ tarafına dönelim. Vergi
oranları ile toplam piyasa üretimi arasındaki ilişkilerin bir benzerini
vergi oranları ile vergi gelirleri arasındaki ilişkide görmekteyiz.
Vergi oranın sıfır olduğu durumda vergi geliri de sıfırdır. Vergi
oranının biraz artırılması, -örneğin B noktasına kadar- halinde vergi
geliri de artacaktır. Vergi oranlarının D noktasına kadar artırılması
halinde aynı sonuç elde edilebilecektir. D noktasından sonra vergi
oranlarının artırılması vergi gelirleri üzerinde olumsuz bir etki
doğuracaktır. D noktasını "maksimum vergi geliri noktası" olarak
tanımlamak mümkündür. Önemle belirtelim ki, T3' ün ötesinde bir vergi
indirimi, ancak vergi gelirlerinin artması sonucunu doğurur. Örneğin;
vergi oranının T4' den T3 noktasına indirilmesi halinde vergi gelirleri
de R2' den R3' e doğru yükselir. Şekilden anlaşıldığı üzere, toplam
piyasa üretiminde vergi gelirlerinden önce bir maksimuma
ulaşılmaktadır. Bunun nedeni şudur: Devletin bir miktar vergi geliri
toplaması ekonomiye bir miktar kamusal mal arz etmesi anlamına gelir.
Başlangıçta bu düşük vergi oranları ekonomik birimlerin faaliyetleri
üzerinde pozitif etkilerde bulunur. Böylece toplam piyasa üretiminde
maksimuma düşük bir vergi oranında ulaşılır. Şimdi, HL hipotezinin
varsayımlarını daha doğru bir ifadeyle belirsizliklerini incelemeye
çalışalım.
B. HL Hipotezinin Belirsizlikleri
P.
Miller ve A. Struthers adındaki iki iktisatçı 1970 yılında
yayınladıkları makalede HL etkisinin önemli ölçüde belirsizlikler
içeren bir varsayımdan ibaret olduğunu belirterek şu görüşü ileri
sürmüşlerdir: "Vergi oranlarındaki bir indirimin vergi gelirlerini
artıracağı ümidi "Laffer Etkisi" dir. Fakat, bu olsa olsa zayıf bir
beklentidir. Bu görüş, kişilerin vergi sonrası gelirleri yükseldiğinde
öncekinden önemli ölçüde fazla yatırım yapacakları varsayımına
dayanır.".
Preston ve Miller’e göre Haldun-Laffer
Etkisi, oldukça belirsiz ve gerçekleşmesi pek mümkün görünmeyen iki
koşula bağlı bulunmaktadır. İlk olarak; vergi oranı, Şekil-2' de
görüldüğü üzere maksimum vergi geliri noktasının (D) ötesinde
bulunmalıdır. Diğer bir ifadeyle, cari vergi oranı T* oranından daha
yüksek olmalıdır. Vergi oranı D noktasından daha düşük bir noktaya
indirildiğinde vergi gelirleri artmayacak, aksine azalacaktır. Oysa,
vergi oranı D noktasının ötesinde, örneğin E noktasında ise, bu oranın
D noktasına indirilmesi halinde vergi geliri artacaktır.

Şekil: 2 Haldun-Laffer Etkisinin Belirsizlikleri
Laffer
etkisinin gerçekleşebilmesi için ikinci koşul ise, vergi indiriminin
çok fazla olmamasıdır. Örneğin; E noktasından C noktasına (veya B
noktasına) kayılması halinde vergi gelirleri artmayacak, aksine
azalacaktır. Hiç kimse eğrinin şeklini ya da maksimum vergi geliri
noktasının konumunu bilmediğinden, vergi oranlarını uygun bir şekilde
azaltmak kolay olmayacaktır.
IV. SONUÇ
Bu
çalışmada arz-yönlü iktisadın teorik temelleri incelenmiştir. Vergi
indirimlerinin toplam piyasa üretimi ve toplam vergi gelirleri
üzerindeki etkileri konusunda pek çok ampirik çalışma yapılmış, bu
arada bazı iktisatçıların katkıları arz-yönlü iktisadın iddialarını
değerlendirmeye yarayacak bazı tarihsel bulgular elde edilmiştir.
Özellikle, ABD’nde tarihsel bulgular gerçekten ilgi çekici sonuçlar
ortaya koymaktadır. 1920’lerdeki Mellon vergi indirimleri ile
1960’lardaki Kennedy indirimleri ve son olarak da Reagen vergi
indirimlerinin genel sonuçları değerlendirildiğinde, arz-yönlü
iktisadın 1980 başlarında ifade edildiği şekilde bir "Voodoo Economics"
(Büyü Ekonomisi) olmadığını ortaya koymaktadır. Arz-yönlü vergi
politikasını en kapsamlı bir şekilde uygulayan ABD’nde, 1980 sonrasında
ekonomik alanda pek çok olumlu gelişmeler elde edilmiştir. ABD’ndeki
büyüme hızı, tasarruf ve yatırım rasyolarındaki değişme, toplam vergi
gelirleri trendi, enflasyon ve işsizlik rakamları vb. bu hususta açık
değerlendirmelere imkan tanımaktadır. Ancak, ABD ekonomisinde 1980
sonrasında artan bütçe açıkları dolayısıyla, arz-yönlü vergi politikası
geniş eleştirilere uğramıştır.Bununla birlikte arz-yönlü vergi
politikasını savunanlar esasen bütçe açıklarının tamamen vergi
indirimlerinin bir sonucu olmadığını, esas sorunun kamu harcamalarının
azaltılmaması olduğunu iddia etmektedirler. ABD’nde 1980 sonrasında
kademeli olarak gelir vergisi oranları indirilmiş, buna karşın kamu
harcamaları öngörülen şekilde azaltılmamıştır. Bu durum sonuçta bütçe
açıklarının artmasının nedenlerinden birisi olmuştur.
Arz-yönlü
iktisadın ABD’ndeki başarısına ilişkin tarihsel bulguların yanısıra
akademisyenlerce bu teoriyi destekleyen ampirik çalışmaların ortaya
konulması, bu politikanın pek çok ülkede ilgi çekmesine neden
olmuştur.Önemle belirtelim ki, 1980 sonrasında ABD dışında; İngiltere,
Batı Almanya, Japonya ve diğer bazı gelişmiş ülkelerde vergi
indirimleri politikasına ağırlık verilmiştir. Gelişmiş ülkelerin
yanısıra gelişmekte olan ülke hükümetleri de, bazı uluslararası
kurumların etkisiyle vergi indirimleri politikasını cazip bulmuşlar ve
bu konuda uygulamalar yapmışlardır. Burada şu önemli soru gündeme
gelmektedir: Arz-yönlü vergi politikası, gelişmekte olan ülkeler
açısından ne derece uygunluk arz etmektedir? Ekonomik kalkınmanın
finansmanında, geniş ölçüde vergilere bağımlı bulunan gelişmekte olan
ülkelerde vergi indirimleri politikası uygulanması halinde sonuçta
bundan vergi gelirleri ne derece pozitif olarak etkilenecektir?
Arz-yönlü
vergi politikasını savunanlar, gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte
olan ülkelerde vergi indirimlerinin ekonomik büyüme üzerinde olumlu
sonuçlar doğuracağını iddia etmektedirler. Bu iktisatçılara göre;
ekonomik büyümenin hızlanması ile birlikte vergileme kapasitesi de
genişleyecek ve sonuçta vergi gelirleri artacaktır. Arz-yönlü vergi
politikasını savunanlar, vergi tarifesinin yapısının büyük önem
taşıdığını, dik artan oranlı bir tarifenin mümkün olduğunca ılımlı bir
artan oranlılığa ve hatta tamamen düz oranlılığa dönüştürülmesini
önermektedirler.
Bu çalışmanın genel sonucu
olarak şu ifadeyi savunmak mümkün görünmektedir: Arz-yönlü iktisadın
temel iddiaları, pek çok teorik ve ampirik çalışmaların sonuçları ve
tarihsel bulguları ile güç kazanmıştır. Ancak, vergi indirimleri
yoluyla olumlu ekonomik sonuçlar elde edebilmek için Buchanan ve
Lee’nin üzerinde önemle durduğu şu iki hususu dikkate almak gereklidir:
1.
Arz-yönlü iktisat uzun dönemi esas alan makro iktisat politikasıdır.
Kısa dönemde, vergi indirimleri yoluyla toplam piyasa üretimi ve toplam
vergi gelirlerinin artmasını beklemek doğru bir yaklaşım değildir.
2.
Vergi oranlarının belirli bir süre değişmeyeceği konusunda vergi
yükümlülerini ikna etmek gereklidir. Vergi oranlarının değiştirilmesi
basit bir şekilde parlamentonun tasarrufu altında olduğu sürece, vergi
yükümlülerinin gelecek üzerinde olumsuz beklentileri var
olacaktır.Kanımızca, 1980 sonrasında talep yönlü iktisada alternatif
olarak gündeme getirilen arz-yönlü iktisat teorisinin, iktisadi
sorunlara olan teşhisi yanlış değildir. Düşük vergi oranlarının göreli
fiyatları pozitif olarak etkileyeceği ve bunun sonucunda toplam piyasa
üretimini ve dolayısıyla toplam vergi gelirlerini artıracağı savı,
yukarıda da belirtildiği üzere, mevcut tarihsel bulgular ve ampirik
çalışmalar ışığında güç kazanmıştır.
Buchanan’a
göre; Ekonomik Anayasa içinde iyi düzenlenmiş bir Vergi Anayasası,
Arz-yönlü vergi politikasının temel sonuçlarını doğrulayacak sonuçlar
ortaya çıkarabilecektir. Düşük vergi uygulamasının yanısıra gelecekte
vergi oranlarının belirli bir süre değişmez olduğu güvencesine sahip
vergi yükümlüleri, cari tüketim ve gelecek tüketim üzerindeki
tercihlerini en iyi bir şekilde yapmaya çalışacaklardır. Bu şekilde bir
Vergi Anayasası yeraltı ekonomisinin boyutlarını azaltarak devletin
vergi gelirlerini artırabilecektir.
Önemle
belirtelim ki, son yirmi yıl içinde iktisatçıların ilgisi giderek
"Anayasal Reform"a doğru kaymaktadır. ABD’nde Kamu Tercihi Teorisi’ni
geliştiren bazı iktisatçılar "Anayasal İktisat" adını verdikleri yeni
bir araştırma disiplini içinde ekonomik sorunların, esasen ekonomik
"kural" ve "kurumların" anayasal bir çerçevede düzenlenmesiyle
çözümleneceği görüşünü savunmaktadırlar. Özellikle kamu tercihi
teorisinin gelişmesinde –ve bu arada arz-yönlü iktisadın gelişmesinde-
önemli katkılarda bulunması nedeniyle 1986’da Nobel Ekonomi Ödülü' nü
kazanan James M. Buchanan devletin vergileme yetkisine ilişkin temel
hükümler dışında, vergileme yetkisini sınırlayacak kuralların da
anayasada yer alması gerektiğini savunmaktadır. Buchanan, vergilemeye
ilişkin kural ve düzenlemelerin bir "Vergi Anayasası" içerisinde
düzenlenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Buchanan Vergi Anayasası' nı
şu şekilde tanımlamaktadır:
"...Vergi
sistemi ancak "anayasal perspektif" içinde anlamlı bir şekilde
tartışılabilir. Bu ifadeyle, vergilemenin temel yapısı ve vergi yükünün
kişiler arasında dağılımı konularının mevcut bir "mali" veya "vergi
anayasası" çerçevesi içerisinde ele alınması gerektiğini
kasdetmekteyim. Vergi anayasası, bireylerin vergi oranlarındaki
değişikliklere uygun bir şekilde adapte olabilecekleri ve uzun dönemi
esas alan yarı-sürekli kural veya düzenlemeleri ifade etmektedir. "İyi"
bir vergi sistemi, ancak anayasal perspektife dayalıdır." (Buchanan,
1978; 105).
Buchanan, 3
veya 4 yılı esas alan bir "yarı-sürekli vergi anayasası" nda özellikle
devletin hangi kaynaklar üzerinden vergi alacağı, uygulanacak vergi
oranlarının maksimum sınırları, vergi yükünün ve kamu harcamalarının
GSYİH’ nın belli bir yüzdesini geçemeyeceği, kamu gelirleri ile kamu
harcamaları arasında bir denkliğin mevcut olacağı, bu denk bütçe
ilkesinden hangi özel durumlarda –savaş, kriz vb.- vazgeçileceği vb.
hususların açık olarak saptanmasını önermektedir.
Sonuç
olarak, arz-yönlü iktisadın temel önerilerinin bir anayasal perspektife
dayalı olarak ele alınması gerektiğini belirtmekte yarar bulunmaktadır.
Coşkun Can Aktan
KAYNAKLAR
AKTAN, Coşkun Can., "Talep-Yönlü İktisat ve 1970' li Yılların İktisadi Sorunları", Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Mart-1991.
"Khaldun-Laffer Effect of Supply-Side Economics", D.E.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 1-2, Yıl: 1989.
"ANALYZING Supply Side Economics: A Symposium", Thomas Hailstones (Ed). Viewpoints on Supply Side Economics, Virginia: Reston Publishing Comp. Inc. A Prentice-Hall Comp. 1982.
BARTLETT, Bruce., Reaganomics: Supply Side Economics in Action, Connecticut: Arlington House Pub., 1981.
BLINDER, Alan S., "Thoughts on the Laffer Curve" L. H. Meyer (ed), The Supply-side Effects of Economic Policy, Kluwer Nijhoff Publ. Boston: 1981, 81-101.
BRENNAN, Geoffey ve James M. Buchanan., The Reason of Rules -Constitutional Political Economy-, Cambridge: Cambridge University Press, 1985.
BUCHANAN, James M., "Tax Reform in Constitutional Perspective" Goran Skogh (Ed), Law and Economics. Report From A Symposium in Sweden, Lund: Fureningen 1978. s. 103-20.
BUCHANAN James M. Ve Dwight Lee, "Tax Rates and Tax Revenues in Political Equilibrium: Some Simple Analytics", Economic Inquiry, vol 20, No 3, July-1982 (b), s. 344-354.
"Politics, Time and the Laffer Curve", Journal of Political Economy, vol 90, August-1982 (c).
COWEN, Tyler., "Say's Law and Keynesian Economics" in : Richard H. Fink (Ed.) Supply-Side Economics: A Critical Appraisal, Frederick, Maryland, Alethia Books, 1982. s. 160-84.
DUPUIT, Jules., "On the Measurement of the Utility of Public Works", Kenneth Arrow ve Tibor Scitovsky (Ed.) Readings in Welfare Economics, Homewood, Illinois: Richard D. Irwin, Inc. 1969.
EVANS, Michael K., The Truth About Supply-Side Economics, New York: Basic Books Inc, 1983.
FULLERTON, Don., "On the Possibility of An Inverse Relationship Between Tax Rates and Government Revenues", Journal of Public Economics, Vol 19, No 1, (October-1982).
GUTMANN, Peter., "Tax and Supply of National Output", Financial Analyst Journal, (November-December-1979) pp. 64-66.
HUME, David., Writings on Economics, E. Retwein (Ed), Madison: University of Wisconsin Press, 1955.
KELEHER, Robert E., "Supply-Side Tax Policy: Reviewing the Evidence", Thomas Hailstones (Ed.), Viewpoints on Supply-Side Economics, Reston: Reston Publ. Comp. 1982.
KELEHER, Robert ve William P. Orzechowski., "Supply-Side Fiscal Policy: An Historical Analysis of A Reinvented Idea", Richard Fink (Ed), Supply-Side Economics and Critical Appraisal, Maryland: Alethia Books, 1982.
KHALDUN, Ibn., The Muqaddimah - An Introduction to the History - 5th Ed. N. J. Daood (Ed) ve P. Rdsenthal (Trans.), Princeton University Press, 1981.
McCULLOCH, John R., A Treatise on the Principles and Practical Influence of Taxation and the Funding System, D.P.O'Brein (Ed), London: R.R. Clark Ltd. 1975.
MILLER, Preston ve Allan Struthers, "The Uncertainties of the Laffer Effect", In: Thomas Hailstones (Ed.) Viewpoint on Supply Side Economics, Virginia: Reston Publishing Company Inc. 1982. s. 15-117.
ROBERTS, P.C., "The Supply-Side Revolution - An Insider's Account of Policy Making in Washington" Cambridge: Massachusetts, Harvard University Press, 1984.
SMİTH, Adam., An Inquiry Into the Nature and Cause of the Wealth of Nations, E. Cannan (Ed), Chicago: University of Chicago Press, 1976.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Arz Yönlü İktisat
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |