Okunma: 461 kez
I. Giriş
Bu çalışmada, Arjantin’de 2001 yılı sonlarında başlayan ve halen devam eden kriz süreci incelenmektedir ve krizin nasıl oluştuğu, nasıl teşhis edildiği ve neden engellenemediği üzerine bir değerlendirme yapılmaya çalışılmaktadır. Arjantin’de meydana gelen ekonomik kriz birkaç açıdan birden öğretici ve ilgi çekicidir. Öğreticidir; çünkü,
( www.genbilim.com )
Hangi kur ve maliye politikalarının bir arada uygulanamayacağını göstermiştir.
Yapısal
reformlarda gösterilen üstün bir performansın başarı için neden yeterli
olamayacağını ve neden sadece bu unsura güvenilmemesi gerektiğini
göstermiştir.
Göreli fiyatlarda bozukluk yaratan yapıların neden uzun süre taşınmaması gerektiğini göstermiştir.
IMF
yetkililerinin de belirttiği gibi, gelişmekte olan ülkelerde uygulanan
makro politikaların gelişmiş ülkelerdeki benzer makro politikalarla
benzer sonucu vermeyeceğini bir kez daha hatırlatmıştır.
Öte yandan Arjantin krizi ilgi çekicidir; çünkü,
Gelişmekte olan ülkelerde kur rejimi tercihi tartışmasına önemli bir ampirik katkı oluşturmaktadır.
Her
ekonominin istiab edebileceği bir sıcak para miktarı olduğu ve sermaye
hareketlerinin serbestliği düşüncesi ile sıcak para hareketlerinin
serbestliği düşüncelerinin ayrı değerlendirilmesi gereği üzerine bir
tartışma başlatmıştır.
Oluşan krizin belirleyici unsuru kamu borçlarıdır ve bu nedenle örnek oluşturmaktadır.
Çalışmanın
ilk bölümü giriş bölümüdür. İkinci bölümde, kriz öncesi dönem; bir
anlamda kriz koşullarının oluştuğu 1991-2000 dönemi ele alınmaktadır.
Üçüncü bölümde kriz ve gelişimi, dördüncü bölümde ise bankacılık
sisteminde yaşanan gelişmeler incelenmiştir. Beşinci bölüm genel
değerlendirmeye ayrılmıştır. Ayrıca, krizin yakın dönem gelişiminin
kronolojisi yazıya eklenmiştir. Bu kronoloji, özellikle kriz döneminde
oluşan kafa karışıklığı ve panik duygusunu yansıtması açısından
anlamlıdır.
II. Kriz Öncesi ve Krizin Nedenleri
Arjantin,
2001 yılı sonuna kadar uyguladığı ve 2001 krizinin koşullarını
oluşturan iktisat politikalarını Mart 1991’de uygulamaya konulan
Konvertibilite (Cavallo) Programı ile başlatmıştır. Programın
başlatıldığı sırada, Arjantin uzun yıllardır süregelen hiperenflasyonla
yaşamaktaydı. Bu nedenle programın öncelikli hedefi enflasyonist süreci
kırmak ve parasal istikrarı sağlamak şeklinde belirlenmişti.
Enflasyonist süreci kırmak için seçilen araç, dönemin hakim
uluslararası finans paradigmasına uygun olarak para kurulu sistemi
olarak belirlenmişti.
Bu esaslar çerçevesinde hazırlanan Konvertibilite (Cavallo) Programının temel unsurları aşağıdaki şekildeydi:
Yerel para peso ile ABD doları arasındaki parite sabitlenmiştir.
Para basımı uluslararası rezervlerdeki net değişime bağlanmıştır.
Merkez Bankası’nın kamuya kredi açması kanunla yasaklanmıştır.
Kamu maliyesi alanında disiplinin sağlanması ve sürdürülmesi için siyasi çevrelerde uzlaşma sağlanmıştır.
Yapısal reformlar ve özelleştirmeye hız verilmiştir.
Bu
program 2001 yılı sonuna kadar yaklaşık on sene sürdürülmüştür. İlk
yıllarda olumlu gelişmelerin yaşandığı ekonomide, daha sonra para
kurulu uygulaması paralelinde etkin bir para politikası yürütülememesi
sonucu ekonomik büyüme sağlanamamış ve son yıllarda üst üste üç yıl
daralma görülmüştür.
Bu durum vergi gelirlerini düşürmüş ve
işsizliği artırmıştır. Vergi gelirleri gerilerken kamu harcamalarında
aynı oranda indirimlerin mümkün olmaması sonucu bütçe açığı büyümüştür.
Açığın finansmanı için iç ve dış borçlanmada artışa gidilmiştir. Kamu
açığını büyüten bir başka neden ise federal bir devlet olan Arjantin’de
eyaletlere tanınan geniş mali özerklik olmuştur. Merkezi hükümet, kendi
bütçesini kontrol edebilse dahi, eyalet hükümetlerinin harcamalarını
her zaman kontrol edememiş ve kamu maliyesi disiplininin sağlanması
mümkün olmamıştır.
Tablo 2.1’de 1992-2001 dönemi itibariyle
Arjantin’de konsolide (merkezi ve federal hükümetler) bütçe gelir,
gider ve dengesi sunulmuştur. İlk üç sütun milyon peso cinsinden
büyüklükleri, son üç sütun da milli gelire oranları göstermektedir.
Bütçe Bütçe Bütçe Bütçe Bütçe Bütçe
Gelirleri Giderleri Dengesi Gelirleri Giderleri Dengesi
1992 12.889 -12.962 -73 6,4 -6,5 0,0
1993 15.555 -17.129 -1.574 7,1 -7,8 -0,7
1994 15.982 -17.868 -1.886 6,9 -7,7 -0,8
1995 38.061 -39.487 -1.426 15,2 -15,8 -0,6
1996 35.501 -40.735 -5.234 14,6 -16,8 -2,2
1997 41.944 -46.301 -4.357 16,3 -18,0 -1,7
1998 42.921 -47.069 -4.148 15,5 -17,0 -1,5
1999 41.132 -49.258 -8.126 14,3 -17,1 -2,8
2000 42.438 -49.256 -6.818 15,2 -17,7 -2,4
2001 31.562 -32.369 -807 11,4 -11,7 -0,3
Kaynak: IFS Yearbook, Çeşitli Sayılar
Arjantin
Peso’sunun dolara endeksli olması sonucu reel kur değerlenmiş ve
bozulan dış ticaret dengesi paralelinde Arjantin 1991’den bu yana
devamlı olarak cari işlemler açığı vermiştir. Bu açık, kısa vadeli
sermaye hareketleriyle kapatılmıştır.
Tablo 2.2’de ihracat,
ithalat, dış ticaret dengesi, cari işlemler dengesi ve kısa vadeli
sermaye hareketleri 1992-2001 dönemi için milli gelire oran olarak
sunulmuştur.
Tablo 2.2: 1992-2001 Döneminde Dış Kesim
İhracat
(FOB) İthalat
(CIF) Dış Tic. Dengesi Cari İşl. Dengesi Kısa Vd. Serm. Har.
1992 6,2 6,9 -0,7 -2,9 3,8
1993 6,1 7,1 -1,1 -3,8 9,3
1994 6,9 8,7 -1,8 -4,8 4,9
1995 8,5 7,5 0,9 -2,1 2,0
1996 9,9 9,2 0,7 -2,9 4,8
1997 10,3 11,1 -0,8 -4,8 6,5
1998 9,5 10,6 -1,1 -5,2 6,8
1999 8,1 8,4 -0,3 -4,1 5,2
2000 9,5 8,6 0,9 -3,2 3,0
2001 9,6 6,9 2,7 -1,3 1,1
Kaynak: IFS Yearbook, Çeşitli Sayılar
Tablodan
da anlaşılacağı üzere, Arjantin dış ticaret dengesinde ciddi bir sorun
yaşamamasına rağmen; Konvertibilite Programının uygulandığı dönem
boyunca milli gelirinin yüzde 4’ü civarında bir cari işlemler açığı
vermiş ve bu açık aynı dönem itibariyle milli gelirin yüzde 5’ine
yaklaşan sermaye hareketleri ile finanse edilmiştir. Arjantin’de ele
alınan dönemin tamamında ithalat ve ihracat rakamlarının milli gelire
oran olarak düşüklüğü (dönem ortalaması hem ithalat, hem de ihracat
için yüzde 8,5’tir) döviz kurundaki reel değerlenmenin dış ticaret
dengesi üzerindeki olumsuz etkisinin uzun süre taşınabilmesini mümkün
kılmış gibi gözükmektedir.
Uygulanan program, her para kurulu
uygulaması gibi göreli fiyat yapılarını bozmuştur. 1992-2001 döneminde
Toptan Eşya Fiyatları kümülatif olarak yüzde 6,5 civarında artarken,
nominal döviz kuru hiç değişmemiştir. Ayrıca, 1999 ve 2000 yıllarında
ABD dolarının diğer para birimleri karşısında değer kazanması, bu para
birimine endekslenmiş olan pesonun iyice değerlenmesine yol açmıştır.
Tablo
2.3’de 1992-2001 döneminde Arjantin’de, GSYİH’nın reel bazda yıllık
artışları ile fiyatların gelişimi sunulmuştur. Toptan Eşya Fiyatları
yıllık yüzde değişim, faiz oranı O/N faizi ve $/Peso kuru da düzey
olarak alınmıştır.
Tablodan da görüldüğü üzere, milli
gelirdeki reel artış; programın ilk yıllarında –1995 Tekila krizinin
olumsuz etkisi hariç- pesodaki reel değerlenmeye bağlı olarak güçlü bir
seyir izlemiş; 1999’dan itibaren ise para kurulu uygulamasının bağımsız
bir para politikasına izin vermemesi paralelinde, gerilemeye
dönüşmüştür.
Tablo 2.3: 1992-2000 Döneminde Reel GSYİH ve Fiyatlar
Reel Mal Fiyatları Faiz Oranı Döviz Kuru
GSYİH TEFE O/N $/Peso
1992 9,6 6,2 15,1 1
1993 5,7 1,8 6,3 1
1994 8,0 0,4 7,7 1
1995 -2,8 7,8 9,5 1
1996 5,5 3,7 6,2 1
1997 8,1 -1,1 6,6 1
1998 3,9 -3,3 6,8 1
1999 -3,4 -4,0 7 1
2000 -0,5 3,7 8,2 1
2001 -4,7 -2,0 24,9 1
Kaynak: IFS Yearbook, Çeşitli Sayılar
Para
kurulu uygulaması, bağımsız bir para politikası uygulama şansını sona
erdirmiş, ayrıca dış ticaret açığının da büyümesine sebep olmuştur.
Böyle bir ortamda, Arjantin’in, dış kesimde verdiği tasarruf açığını
kamu ve özel kesim tasarruflarıyla kapatması beklenirdi. Bu amaçla da,
kamu maliyesinde disiplin sağlanması beklenirdi. Fakat, 1991-2000
döneminde Arjantin’de kamunun da düzenli bir şekilde açık verdiği
görülmektedir. Bu durum, kısmen Arjantin’deki güçlü popülist
gelenekten; kısmen de devletin federal yapısından kaynaklanmıştır.
Sonuç
olarak, kamu açıkları, fon talebini artırarak peso faizlerinin dolar
faizlerinin üzerine çıkmasına sebep olmuştur. (Pesonun sadece
Arjantin’de geçen bir çeşit dolar olduğu hatırlanmalıdır). Bu durum;
hem kamu açıklarının uzun yıllar boyunca devam ettirilmesini mümkün
kılmış, hem de ekonominin dengeye gelmesi için gerekli olan tasarrufu
sermaye hareketleri yoluyla sağlamıştır. Fakat bu politika uzun vadede
krizin oluşmasına da neden olmuştur.
III. Krizin Gelişimi
Kamu
ve dış kesimin düzenli bir şekilde açık vermesi sonucu artan finansman
ihtiyacının portföy yatırımlarıyla karşılanması Arjantin’in –iç ve dış-
borç yükünü artırmıştır. Durumun giderek kötüleşmesi üzerine, IMF ile 3
yıllık bir Stand-by anlaşması yapılmış ve bu kapsamda 14 Şubat 2000
tarihinde Fona bir Niyet Mektubu sunulmuştur. Niyet mektubunun üç
önemli amacı vardır:
Kamu maliyesinin düzeltilmesi ve iç borcun azaltılması,
Bankacılık kesimine yönelik denetim ve gözetim faaliyetinin artırılması,
İstihdamın artırılarak ekonominin canlandırılması.
Mektubun
birinci ve üçüncü amaçları kendi içinde çelişmektedir. Nitekim içerik
olarak sadece birinci amaca yönelik etkin tedbirler alınmıştır. IMF’nin
11 milyar dolarlık finansal desteğini içeren program yeterli olmamış ve
30 Ağustos 2001 tarihli yeni bir niyet mektubu ile Arjantin IMF’den
yeni bir üç yıllık Stand-by programı ve ek olarak yaklaşık 6 milyar
dolar finansal kaynak istemiştir. Bu niyet mektubu 14 Şubat 2000
tarihli mektubunun aksine ekonominin canlandırılması ile ilgili
önlemler içermektedir. Yeni niyet mektubunda gerçekleştirilmesi taahhüt
edilen ve/veya gerçekleştirilen önlemler şu şekildedir:
Pesonun
eskisi gibi dolara değil, dolar ve Euro’dan oluşan bir sepete
bağlanması öngörülmüştür. (Burada amaç dolar karşısında önemli ölçüde
değer yitiren Euro’nun sepete katılması ile küçük bir gizli devalüasyon
gerçekleştirmektir.)
Pesonun dolara karşı paritesiyle, dolar-Euro
sepetine karşı paritesi arasındaki fark kadar –yani gizli devalüasyon
kadar- bir miktar ihracatçıya destek olarak ödenecek ve ithalatçıdan
vergi olarak kesilecektir. Bu uygulama Euro-dolar paritesi dolar
aleyhine değişirse sona erdirilecektir.
Yaklaşık 29,5 milyar
dolarlık kamu tahvilinin takasa tabi tutularak vadelerinin 1-5 yıl
arasında değişen sürelerle uzatılması sağlanmıştır. (Bu önlem de
bankacılık sektörünün vade riskini önemli ölçüde artırmıştır. Likidite
pozisyonu sağlam olan bankacılık sistemi bu riski göze alabilmiştir.)
Bankacılık
sistemi oldukça likit bir pozisyonda olmasına rağmen, gerek takasın
yarattığı vade riski, gerekse hızlanan mevduat çekilişleri paralelinde
vadeli mevduat için munzam karşılık oranları yüzde 21’den yüzde 20’ye
çekilerek bankacılık sistemine yaklaşık olarak 1 milyar dolarlık bir
imkan sağlanmıştır.
Kamu maliyesiyle ilgili olarak,
Hanehalkına yönelik vergi muafiyetleri genişletilmiştir.
Sosyal sigorta primlerindeki işveren payı (yüzde 16 civarında) ücretlere yansıtılmıştır.
Tarım mamüllerinde KDV oranı indirilmiştir.
Ulaşım ve iletişim hizmetlerinde KDV oranı yükseltilmiştir.
Bu
canlandırıcı önlemler yeterli olmamış ve 2001 Kasım – 2002 Şubat
arasındaki dönemde ekonomik kriz çok ciddi bir sosyal boyut kazanarak
şiddet eylemlerine dönüşmüştür. 24 Aralık 2001 tarihinde Arjantin
moratoryum ilan etmiş ve iki hafta içinde dört ayrı hükümet
kurulmuştur.
Krizin sebebi/sebepleri konusunda halen üzerinde
uzlaşma sağlanmış olan faktörler, sağlanmamış olan faktörlerden daha
azdır. Krizin sebepleri konusunda, özellikle IMF cephesinden gelen
yorumlar – kamu maliyesinde yeknesaklık ve disiplinin sağlanamaması
hariç- genellikle dışsal yada IMF’nin müdahale etmesinin zor olduğu
faktörleri ön plana çıkarmaktadır. Mesela Mussa (2002) krizin
sebeplerini;
İşgücü piyasasının esnek olmaması,
Konvertibilite
programından zamanında (1997 veya 1998’i, yani Brezilya’nın Güneydoğu
Asya krizinin etkisiyle devalüasyon yaptığı dönemi veya tercihen krizin
gelişinin öngörüldüğü birkaç ay öncesini kastetmektedir) çıkılmaması,
ABD dolarının diğer para birimleri karşısında 1999-2000 döneminde hızla değer kazanması,
Kamu maliyesinde disiplinin sağlanamaması,
olarak
belirtmektedir. İlk iki faktör IMF’nin müdahale etmesinin zor olduğu,
üçüncü faktör ise dışsal bir faktördür. Benzer şekilde Krueger (2002)
krizin nedenleri arasında pesonun değerlenmesi ve ABD dolarının güçlü
bir seyir izlemesini (pesonun reel değerlenmesi ile ABD dolarının
güçlenmesi etkilerini ayrıştırmaktadır), esnek olmayan işgücü
piyasasını ve zayıf maliye politikasını saymaktadır. Mussa’dan
ayrıldığı nokta, dış borç (döviz cinsinden veya dövize endeksli borç
diye okunabilir) miktarı yüksek olduğu için Konvertibilite Programından
çıkışın etkilerinin yıkıcı olabileceğini belirtmesidir.
IMF
dışındaki araştırmacı ve iktisatçılar bu nedenlerden sadece bir kısmını
paylaşmaktadır. Örneğin De La Torre, Schmukler ve Yeyati (2002) krizin
temel sebebi olarak uygulanan programın bankacılık sistemi üzerinde
oluşturduğu/biriktirdiği sorunları göstermektedir. Buna göre,
Konvertibilite planı Arjantin bankacılık sistemini reel bazda büyük bir
hızla büyütmüş; buna karşın sistemi, pasifte döviz cinsinden dış
yükümlülükler arttığı için dışsal şoklara, aktifte de kamudan alacaklar
arttığı için kamu maliyesi şoklarına karşı kırılgan hale getirmiştir.
Feldstein
(2002) ise krizin en önemli sebebini, sabit kur uygulaması ve dış borç
stokunun kontrolsüzce büyümesi olarak göstermiştir. Buna göre, dış borç
stokundaki hızlı büyüme dönem boyunca ortalama milli gelirin yüzde 4’ü
civarında oluşan cari işlemler açığından, cari işlemler açığı ise düşük
kamu kesimi ve özel kesim tasarruflarından kaynaklanmıştır.
Calvo,
Izquıerdo ve Talvi (2002) ise 1998 Rusya krizinin ardından Arjantin’e
yönelik sermaye akımının beklenmedik bir şekilde azaldığını, para
kurulu uygulaması nedeniyle Arjantin’in bu daralmaya para politikasıyla
cevap veremediğini ve bu yüzden uzun sürecek bir resesyon sürecine
girdiğini belirtmektedirler. Ayrıca, yüksek dış borç oranı ve reel
ekonominin nispeten dışa kapalı olmasının (1992-2001 dönem ortalaması
olarak ihracat ve ithalatın milli gelire oranının yüzde 8,5 olduğu
hatırlanmalıdır) döviz gelirlerini artırarak resesyon sürecinden
çıkmasına engel olduğunu vurgulamaktadırlar.
Krizin nedenleri
konusunda genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, yapılan araştırma
ve yorumlar genelde Konvertibilite Programının yarattığı zaaflara
işaret etmektedir. Özellikle sabit kur sistemi, sıcak para girişine yol
açmış; para kurulu uygulaması ise ekonomik büyümeyi sağlayacak para
politikası önlemlerini imkansızlaştırmıştır. Ekonomik büyüme, sıcak
para girişinin bir fonksiyonu haline gelirken; aynı süreç kamu ve özel
kesim tasarruflarının dış tasarruf tarafından ikame edilmesi sonucunu
doğurmuştur.
Sabit kurun dış ticaret üzerindeki olumsuz etkisi ise, dış ticaretin
milli gelire oranının düşük olması nedeniyle, sınırlı kalmış gibi
görünmektedir. Öte yandan, aşağıdaki bölümde daha ayrıntılı olarak ele
alınacağı üzere, bankacılık kesiminde önemli ölçüde bir risk birikimi
olmuş ve bu riskler krizde realize olmuşlardır.
IV. IMF Politikalarının Krize Etkisi ve Krizden Alınan Dersler
Mart
1991- Aralık 2001 arasında yaklaşık on sene uygulanan Konvertibilite
Programı, IMF’nin onayladığı, önerdiği ve maddi olarak da desteklediği
bir program olmuştur. Programın temel ayağını oluşturan sabit kur ve
para kurulu uygulaması geçtiğimiz on yılda pek çok gelişmekte olan
ülkeye IMF tarafından önerilen ve enflasyonun altında kur uygulaması
diye genelleştirebileceğimiz bir kur politikasının en katı, en tavizsiz
versiyonudur.
Programın ikinci önemli unsuru olan özelleştirme
süreci büyük bir başarıyla uygulanmıştır. Kamu kesimi belediye
hizmetlerinden dahi çekilmiş ve nitekim konsolide bütçenin milli gelir
içindeki payı programın ilk üç yılında yüzde 7 civarında kalmıştır.
1995’ten itibaren gerek Tekila Krizinin harcamaları artırıcı etkisi,
gerekse özelleştirme sürecinin yarattığı gelirin sona ermesi kamu
gelirlerinin artırılmasını gerektirmiş ve bütçenin milli gelir içindeki
payı yüzde 14-15 düzeyine çıkarak, günümüze kadar bu oranda devam
etmiştir.
Programın üçüncü ayağı yapısal reformlardır. Bu
reformlar da başarılı bir şekilde uygulanmış; merkez bankası
bağımsızlığı sağlanmış ve hatta merkez bankasının kamuya kredi açması
kendi insiyatifine dahi bırakılmayıp kanunla yasaklanmıştır. Benzer
şekilde dolar/peso paritesinin değiştirilmesi için de kanun değişikliği
gerekmekteydi.
Yukarıda sayılan politika grupları tamamen IMF
tarafından önerilen ve tam da önerildiği kapsamda başarılı bir şekilde
hayata geçirilen politikalardır. Bu nedenden dolayı; krizden sonra
gerek IMF tarafından, gerekse IMF dışındaki araştırmacılar tarafından
önerilen politikalar bütününün krizde payı olup olmadığı sorgulanmıştır.
IMF
dışındaki araştırmacılar tarafından yöneltilen eleştirilere bu bölümde
değinilmeyecektir. Bu eleştiriler, çok geniş bir yelpazeye yayılmakla
beraber, doğal olarak sabit kur ve para kurulu uygulaması üzerine
yoğunlaşmıştır. Buna karşın, IMF politikalarının üretimi ve
uygulamasından sorumlu olan kişilerin hata olarak gördükleri noktalar
daha önemlidir. Çünkü, önümüzdeki dönemlerde şekillenecek politikalarda
bu noktaların dikkate alınması tabiidir.
Bu nedenle, özellikle
Krueger ve Mussa’nın fikirleri incelenecektir. Krize yol açan etkenler
konusundaki fikirleri bir önceki bölümde aktarılmıştır. Şimdi özellikle
‘IMF nerede hata yaptı’ ve ‘bundan sonra diğer ülke tecrübelerinde
nelere dikkat edilmesi gerekir’ sorularına verdikleri yanıtlar ilgi
çekici olacaktır.
Mussa’ya (2002) göre, Arjantin krizinin
oluşumunda IMF’nin en önemli hatası kamu maliyesinin disipline
edilememesine göz yummak olmuştur. IMF’nin Arjantin’de öncelikleri kur
politikasının tavizsiz bir şekilde uygulanabilmesi ve böylece
enflasyonun düşük düzeylerde seyrinin devamını sağlamak olmuştur. Bu
politika, kamu maliyesindeki aksaklıkların gözden kaçması ve özellikle
1996-1998 yılları arasındaki ekonomik canlanmanın kamu maliyesindeki
sorunu perdelemesine izin vermesi sonucunu doğurmuştur.
Krueger
(2002), IMF’in yaptığı hatalara değinmeden önce Arjantin’in IMF’nin en
iyi öğrencilerinden biri olduğunu vurgular. Özellikle yapısal reformlar
alanındaki başarılarını anlattıktan sonra, bu başarıların yetersiz
kaldığını ifade eder. Krueger’e göre, IMF’nin temel hatası borç
dinamiklerinin yeterince takip edilmemesi olmuştur.
Buna göre,
IMF’nin önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkelerde dikkat etmesi
gereken en önemli noktalardan biri borcun sürdürülebilirliği ve yeni
kamu borcu üretimidir. Gelişmekte olan bir ülkede, Krueger, yeni kamu
borcu üretiminin, özellikle finans kesimi ve firmaların uluslararası
sermaye piyasalarına erişim imkanı varsa, kısıtlanması gerektiğini
belirtir; çünkü finans sektörü ve firmalar kesiminin dış borcu
kolaylıkla kamu borcu haline gelebilmektedir.
Dış borç ile
ilgili olarak Krueger’in dikkat çektiği bir nokta da 1980’lere kadar
devletten devlete kredilerin çoğunlukta olmasına karşın, günümüzde
devletlerin piyasalardan yada çok sayıda bankanın oluşturduğu
konsorsiyumlardan borçlandığıdır. Bu durum, dış borcun alıcılarını sayı
olarak artırmış ve dış borçların şoklardan daha çok etkilenmesi
sonucunu doğurmuştur.
Son olarak hem Mussa, hem de Krueger borç stokunun milli gelire
oranının gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı risk düzeylerine
işaret ettiğini vurgulamışlardır. Yani borç stokunun milli gelire oranı
aynı olan bir gelişmekte olan ülke, gelişmiş bir ülkeye oranla borç
stokunu çevirmekte daha çok sıkıntı çekecektir; çünkü
Gelişmiş ülkelerin vergi toplama yetenekleri gelişmekte olan ülkelere göre daha yüksektir.
Gelişmekte
olan ülkelerde kamu kesiminin borç stoku genellikle döviz cinsindendir
ve alıcıları yurtdışındadır. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde borcun
yeniden yapılandırılması gibi manevraları kısıtlayıcı bir rol oynar.
Borç stoku/GSMH oranının düzeyi kadar, oynaklığı da önemlidir. Gelişmekte olan ülkelerde bu oranın oynaklığı yüksektir.
Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelere kıyasla dışsal şoklara karşı daha duyarlıdır.
Özellikle
dış borç stoku yüksek olan gelişmekte olan ülkeler, piyasalardaki -ve
dolayısıyla piyasaların belirlediği fiyatlardaki- değişimlere karşı
daha hassastır.
Mussa ve Krueger’in IMF’nin hataları olarak
kabul ettiği görüşler, ana hatları ile yukarıdaki şekildedir. Bu
görüşlerin, IMF’nin, önümüzdeki dönemlerde yüksek bir borç stokuna
sahip olan gelişmekte olan ülkelerde önereceği politikalara temel
teşkil edeceği düşünülmektedir. Bu yüzden, bu görüşleri incelemenin
Türkiye açısından pratik bir önemi olduğunu düşünülmektedir.
V. Bankacılık Sistemi
a)Kriz Öncesi Dönemdeki Gelişmeler
Bu
bölümde, krizin Arjantin bankacılık sistemi üzerindeki etkileri kısaca
ele alınmaya çalışılacaktır. Bankacılık sistemi, özellikle 1990’lı
yıllar boyunca yani Konvertibilite Programı ve programın bir parçası
olan yapısal reformlar paralelinde önemli değişiklikler geçirmiştir.
Öncelikle bu değişiklikler ele alınarak, kriz ortaya çıktığı sırada
bankacılık sisteminin hangi durumda olduğu ortaya konulmaya
çalışılacaktır. Daha sonra, krizin ve kriz sırasında hükümetin aldığı
kararların bankacılık sektörü üzerindeki etkileri ele alınacaktır.
1991
yılından bu yana uygulanan para kurulu sistemi Arjantin bankacılık
sistemini önemli ölçüde etkilemiştir. Bunun dışında, para kurulu
uygulamasının başlangıcını izleyen beş yıl içinde Arjantin bankacılık
sisteminde bir dizi reform da yapılmıştır. Böylece, 1991’den bugüne
Arjantin bankacılık sistemi hem yapısal özellikleri, hem de aktif-pasif
yapısı itibariyle ciddi değişiklikler geçirmiş durumdadır.
İlk olarak 1992’de, bir finansal reform programı uygulamaya konulmuştur. Bu programın üç ayağı vardı. Buna göre,
Bankaların sermaye yeterlilik rasyoları uluslararası standartlara (Basle Komite) yükseltilmiştir.
Yeni
karşılık oranları tespit edilmiş (munzam karşılık oranları pasiflerin
vade yapısıyla ters orantılı olarak yeniden düzenlendi) ve özerk bir
denetim organı (SEFyC) oluşturulmuştur.
Sektöre girişi engelleyen kurallar kaldırılmış ve sistemin daha rekabetçi bir yapı kazanmasına çalışılmıştır.
1992
yılında uygulamaya konulan bu finansal reform çabaları bankaların mali
yapısını önemli oranda güçlendirmiştir. Bu aşamadan sonra, 1993’te kamu
bankalarının özelleştirilmesine geçilmiştir. Bu süreç 1995 Meksika
krizi sonucu oluşan Tekila etkisinden sonra daha da hızlandırılmış ve
1996 sonunda büyük ölçüde tamamlanmıştır. Böylece, finansal reform ve
özelleştirme süreci 1991-1996 arasında bankacılık sisteminde hem kamu
bankalarının payını azaltmış, hem de sektörde yoğunlaşmayı artırmıştır.
1991’de sistemde 167 banka varken, bu sayı 1996’da 122’ye gerilemiştir.
Aynı dönem itibariyle kamu bankalarının sistemdeki payı da yüzde 61’den
yüzde 38’e gerilemiştir.
1980-1991 arasında Arjantin finans
sistemi bir dizi kriz, başarısız istikrar programları, kronik enflasyon
ve yüksek dolarizasyon nedenleriyle gelişememiştir. Ayrıca yüksek kamu
kesimi açıkları özel sektörün kullanabileceği fon miktarını azaltarak,
kredi piyasasının gelişmesini de engellemiştir. 1991 başında uygulamaya
geçen Konvertibilite Programından sonra yoğun sermaye girişi, pesoya
olan güvenin tekrar sağlanması ve ekonominin hızla parasallaşması
önceki yıllarda baskılanmış olan kredi ve aracılık işlemlerini hızla
genişletmiştir. Bu durum da finans sektörünü hızla büyütmüştür.
Özellikle bireysel kredi pazarı büyük gelişme göstermiştir. Sözkonusu
kredi patlaması önemli ölçüde dış kaynak girişiyle finanse edilmiş;
fakat bu gelişmeler 1992-1996 dönemindeki finansal reformu hem
hızlandırmış; hem de kolaylaştırmıştı. Öyle ki, 1991-2000 döneminde
milli gelirdeki artış nominal olarak yüzde 53 düzeyinde kalırken;
bankacılık sistemi yüzde 305 oranında büyümüştür.
Sayılan bu
olumlu gelişmeler daha çok ülkenin büyük, ülke çapında örgütlenen
bankalarında görülmüştür. Eyalet hükümetlerinin açıklarını finanse etme
politikasından vazgeçmeyen yerel bankaların ise durumu kötüleşmiş ve
pazar payları azalmıştır. İlk 20 bankanın 1992’de yüzde 34 olan pazar
payları 1998’de yüzde 61’e çıkmış ve ölçek kazançları nedeniyle
ortalama maliyetleri hızla gerilemiştir. İlk 20 banka için 1991’de
yüzde 9,2 olan toplam maliyetler/Aktifler rasyosu 1996’da yüzde 5,7’ye
gerilemiştir. Yerel bankalar için ise bu süreç tersine işlemiştir.
Maliyetleri artarken, pazar payları gerilemiştir.
Tablo No 5.1: Arjantin Bankacılık Sistemi (Aktifler)
Milyon Peso 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000
Likit Aktifler 2.901 3.481 5.488 6.145 3.383 3.206 3.585 3.861 4.087 3.541
-Nakit 1.674 1.961 2.106 3.031 2.635 3.142 3.547 3.823 3.743 3.199
-Peso 1.674 1.961 2.106 2.088 1.889 2.294 2.635 2.867 2.757 2.483
-Döviz 0 0 0 943 746 848 912 956 986 716
-MB Alc. 1.227 1.520 3.382 3.114 748 64 38 38 344 342
Yurtdışı Alac. -5.053 -5.857 -3.893 4.644 5.555 9.163 16.821 15.939 14.021 17.195
Kamu Kes. Krediler 10.242 10.591 13.166 11.595 16.009 18.851 21.074 23.545 28.183 28.722
Özel Sektöre Krediler 22.533 34.547 42.600 51.372 50.780 54.092 63.131 70.525 68.431 65.843
D. Akt. 10.196 10.126 12.247 14.275 20.513 23.524 29.369 34.262 40.021 49.853
T.Aktifler 40.819 52.889 69.607 88.031 96.240 108.836 133.980 148.131 154.744 165.154
Kaynak: BCRA
Bankacılık
sistemine bir bütün olarak baktığımızda ise, en önemli değişim yukarıda
sözü edilen hızlı büyüme sürecidir. Bu büyüme sürecinin kaynakları ise
talep tarafında kamu, arz tarafında ise yurtdışından sağlanan borç
olarak gözükmektedir. Nitekim 1991-2000 döneminde bankacılık sistemi
tarafından kamuya açılan kaynaklar merkez bankası dahil olmak üzere
(net) –10 milyar pesodan 20 milyar pesoya çıkmıştır. Aynı dönemde
bankacılık sisteminin yurtdışına olan borçları da (net) 7 milyar pesoya
yükselmiştir. Aynı dönemde tasarruf mevduatları da altı katına
çıkmıştır.
Bir başka deyişle Arjantin’de son on yılda görülen
hızlı parasallaşma süreci kamu borçlanmasının finansmanı amacıyla
gerçekleştirilen bir süreçtir. Bu süreçte, bankacılık sisteminin
aktifleri çok hızlı bir şekilde büyümüştür. Aynı büyümeyi göstermeyen
tek bilanço kalemi ise özkaynaklardır. Bu durum, bankacılık kesimi
kamuyu finanse ederken, sistemdeki gözetim ve denetim faaliyetinin göz
ardı edildiği şüphesini doğurmaktadır.
Tablo No 5.2: Arjantin Bankacılık Sistemi (Pasifler)
Milyon Peso 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000
Y.dışı Borç. … … … 10.995 13.649 15.820 21.048 21.440 22.831 24.170
Kamu Mev. 3.404 5.490 8.418 6.937 5.978 7.526 10.218 9.505 9.433 9.054
Özel Mevd. 12.447 20.812 32.022 38.319 37.298 45.544 57.961 67.168 69.583 73.364
MerBank. 18.292 22.967 22.337 2.184 2.650 1.375 409 393 308 78
Diğer Pas. -2.931 -7.181 -5.672 16.077 22.893 23.506 28.547 32.950 36.153 41.762
Özkayn. 9.608 10.801 12.503 13.519 13.771 15.065 15.806 16.674 16.437 16.726
Tah. Gec. Alac. … … … … 1.119 2.310 3.459 3.711 4.881 5.756
Kaynak: BCRA
Genel
bir değerlendirmeyle son on yıllık para kurulu döneminin Arjantin’de
bankacılık sistemindeki büyük bankalar/yerel bankalar şeklindeki ikili
yapıyı birinciler lehine kuvvetlendirdiği, kamu bankalarının ağırlığını
önemli oranda azalttığını ve aynı zamanda sistemde yoğunlaşmayı
artırdığı, aracılık ve kredi işlemlerini; gerek yoğun dış sermaye
girişi ve artan kamu kesimi talebi, gerekse ekonominin hızla
parasallaşması yoluyla büyüttüğü anlaşılmaktadır. Ancak, 2001
rakamlarının da gösterdiği gibi şimdi bu süreç tersine dönmektedir.
b) Kriz Sırasındaki Gelişmeler
Arjantin’de
bankacılık sektörü, krizden son derece olumsuz etkilenmiştir. Bu
olumsuz etkilerin nedenlerini üç ana grupta toplamak mümkündür:
Finansal
Kayıplar: Arjantin’de bankacılık sistemi, pek çok gelişmekte olan
ülkede olduğu gibi finansal risklerin önemli bir bölümünü üstlenmiş
durumdaydı. Bu finansal risklerin büyük bir bölümü gerçekleşmiştir.
Gerçekleşen finansal riskler arasında faiz hadlerindeki yükselmeden
dolayı gerileyen menkul değerler cüzdanının değerini, ekonomik
belirsizlik paralelinde tahsili gecikmiş alacaklardaki artışı ve
devalüasyondan doğan kambiyo zararlarını sayabiliriz. Bu kayıplar için
henüz bir rakam vermek mümkün değildir, çünkü bankacılık sisteminin
sadece 2001 sonundaki konsolide bilançosu bulunmaktadır. Bununla
beraber, bir fikir vermesi açısından 2001 yılı içinde tahsili gecikmiş
alacakların yüzde 25 artışla 7,2 milyar pesoya çıktığını, aynı dönemde
toplam aktiflerin yüzde 25 azalarak 127 milyar pesoya gerilediğini
hatırlatabiliriz. Toplam aktiflerdeki peso cinsinden azalışı
devalüasyonla beraber değerlendirirsek, sistemdeki daralmanın daha da
yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır. 2002 yılı verileri alındığında
manzaranın daha da kötüleşeceği kesin gibidir.
Kredibilite
Kaybı: Bankacılık sistemine en büyük zararı veren kalemlerden biri
bankaların uğradığı kredibilite kaybı olmuştur. Bu kayıp kendisini
gerek mevduat, gerekse dış kaynaklarda hızlı bir erimeyle göstermiştir.
Esas sorunun 2002 yılında görüleceğini hatırlatarak bir fikir vermesi
açısından, 2001 yılında bankaların dış yükümlülüklerinin yüzde 32, özel
kesim mevduatının ise yüzde 19 civarında azaldığını belirtebiliriz.
Zaten, 2001 yılı içinde toplam pasiflerdeki gerileme de diğer pasifler
kalemiyle beraber bu iki kalemden kaynaklanmıştır.
Hükümet
Hataları: Yazıya ek olarak krizin gelişimi kronolojik olarak
sunulmuştur. Bu kronolojinin incelenmesi, kriz sırasında ve sonrasında,
Arjantin’de hükümetin/hükümetlerin genel bir kafa karışıklığı içinde
olduğunun ve alınan kararların üzerinde fazla düşünülmeden alınmış,
sorun çıkarma potansiyeli çok yüksek kararlar olduğunun anlaşılması
açısından önemlidir. Kriz sonrasında bankacılık sistemi adeta günah
keçisi ilan edilmiş ve halk nezdindeki genel prestij kaybına hükümet
yetkilileri de gerek beyanlarıyla, gerek uygulamalarıyla destek
vermiştir. Burada hükümetin aldığı ve bankacılık sistemi açısından çok
tahrip edici etkileri olan tek bir kararı hatırlatmak yeterlidir; 2002
Şubat ayı içinde alınan karara göre, bankalardaki tüm dolar
mevduatlarının devalüasyondan önceki kurdan (1$=1P) pesoya çevrilmesi
kararlaştırılmıştır. Buna karşılık, bankalar döviz kredilerini cari
kurdan (1$=1,4P) pesoya çevireceklerdi. Bu kararın alınmasından
yaklaşık bir ay önce açıklanan genel ekonomik önlemler paketinde Devlet
Başkanı Duhalde ‘kamu kesimi ve finansal kesim arasında sanayiinin yok
edilmesi pahasına yürütülen işbirliğinin sona erdirileceğini’
açıklamıştır.
Yukarıda sayılan üç faktör, bankacılık sisteminin 2001 yılı
bilançolarına kısmen yansımıştır. Aşağıda 2000 yılsonu ve 2001 yılına
ait seçilmiş aktif kalemleri sunulmuştur.
Tablo 5.3: Arjantin Bankacılık Sistemi, Aktifler 2000-2001
Milyon Peso 2000 2001
Mart Haziran Eylül Ekim Kasım Aralık
Likit Aktifler 3.541 3.384 11.034 10.233 8.837 7.766 9.096
-Nakit 3.199 3.012 2.889 2.851 2.793 2.494 2.547
-Peso 2.483 2.205 2.154 1.796 1.873 1.580 1.879
-Döviz 716 807 735 1055 920 914 668
-MB Alc. 342 372 8.145 7.382 6.044 5.272 6.549
Ydışı Alac. 17.195 18.498 15.387 11.819 11.166 8.012 6.512
Kamu Kesimine Krediler 28.722 29.403 30.123 30.133 29.945 29.933 30.094
Özel Sektöre Krediler 65.843 61.584 60.866 57.425 56.454 54.993 54.159
D. Akt. 49.853 52.473 35.988 29.643 29.779 29.725 26.654
T.Aktifler 165.154 165.341 153.398 139.253 136.182 130.428 126.514
Kaynak: BCRA
2001
yılı içinde seçilmiş aktif kalemlerdeki değişimler incelendiği zaman
ilk dikkat çekici husus, sistemin bir bütün olarak küçülmüş olmasıdır.
Bu küçülme, özellikle yurtdışı alacaklar, diğer aktifler ve özel
sektöre krediler kaleminde kendisini göstermektedir. Özel sektöre
krediler yüzde 18, yurtdışı alacaklar ise yüzde 62 oranında
küçülmüşlerdir. Yine çok önemli bir küçülme, bilançoda çok önemli bir
yer tutmasına rağmen, ayrıntısını bilemediğimiz diğer aktifler
kaleminde meydana gelmiştir.
Bankacılık sisteminin toplam
pasiflerine baktığımızda yukarıda sayılan üç faktörün etkisi burada da
görülmektedir. Aşağıda 2000 yıl sonu ve 2001 yılına ait seçilmiş pasif
kalemleri sunulmuştur.
Tablo 5.4: Arjantin Bankacılık Sistemi, Pasifler 2000-2001
Milyon Peso 2000 2001
Mart Haziran Eylül Ekim Kasım Aralık
Toplam Pasifler 165.154 165.341 153.398 139.253 136.182 130.428 126.514
Ydışı Borç. 24.170 24.523 22.430 19.648 19.070 17.499 16.309
Kamu Mev. 9.054 8.634 9.095 9.133 8.336 7.892 7.549
Özel Mevd. 73.364 72.055 72.724 66.077 64.469 61.049 59.721
MerBank. 78 41 37 1.490 1.748 2.354 4.478
Diğer Pas. 41.762 43.987 33.266 27.106 26.906 26.050 23.932
Özkayn. 16.726 16.673 16.413 16.589 16.633 16.495 15.816
Tah. Gec. Alac. 5.756 6.468 6.568 6.851 6.977 7.008 7.171
Genel
olarak, bilanço toplamındaki küçülme, seçilmiş pasif kalemlerde
özellikle yurtdışı borçlar, özel mevduat ve diğer pasiflerdeki
gerilemeden kaynaklanmıştır. Bankacılık sisteminin iki önemli kaynağı
olan özel kesim mevduatı ve yurtdışı kaynaklar sırasıyla yüzde 19 ve
yüzde 32 oranında azalmıştır. Bir başka önemli kalem olan diğer
pasiflerin ayrıntısını ise bilemiyoruz. Bununla beraber ilk iki
kalemdeki gerileme 22 milyar peso civarındadır ve sistem bir yıl içinde
bu miktarda bir kaynağı kaybetmiştir. Mevduatların dondurulması ve uzun
vadeli tahvile çevrilmesi kararı bu gelişmelerden sonra alınmıştır.
Bununla beraber, 2002 yılı içinde mevduat erimesinin devam ettiği
tahmin edilmektedir.
VI. Genel Değerlendirme ve Sonrası
Kasım
2001’de başlayan finansal kriz önemli ölçüde geçmiş on yılda kamu
maliyesi ve finansal sistemde biriktirilen sorunlardan
kaynaklanmaktadır. Bununla beraber, sorunun sadece ekonomik
gerekçelerden kaynaklandığını düşünmek çok tatminkar bir açıklama
olmamaktadır. Sorunun sosyal ve siyasi boyutları vardır. Özellikle
sıradan vatandaşın finans sistemi ve kamunun bütün birimlerine karşı
güvenini kaybetmiş olması, federal bir devlet olan Arjantin’de
eyaletlerin hem ekonomik anlamda, hem de siyasal anlamda merkezi
hükümetin kontrolünden uzaklaşmış olması sorunun siyasi ve sosyal
boyutlarını oluşturmaktadır.
Krizin başlangıcından yaklaşık üç
ay sonra, yani Şubat 2002 tarihi itibariyle Arjantin ekonomik, siyasi
ve sosyal açılardan tamamen kaos içine girmiş gibi gözükmektedir. Bu
kaotik ortam, nispeten istikrarlı bir hükümet oluşturulabilmesine
rağmen halen devam etmektedir. Ekonomik alanda en büyük sorunlar,
finans sisteminin ve devletin itibarını tamamen kaybetmiş olması,
ödemeler sisteminin kilitlenmesi, dolayısıyla ekonominin üretim için sahip olması gereken organizyon yapısının bozulması,
para ve kur politikalarındaki kafa karışıklığı,
kamu maliyesinden kaynaklanan, fakat artık kamu maliyesinden bağımsız bir sorun haline dönüşmüş olan borç stoku sorunu
olarak ortaya çıkmaktadır.
Finans
sistemine ve devlete olan güvenin kaybolması şu an için bankalardan
para çekilmesi ve yurtdışına sermaye çıkarılmasının kısıtlanması gibi
cebri uygulamalarla ancak baskı altında tutulabilmektedir. Vadeli
mevduatların dondurulması ve devlet tahviline dönüştürülmesi (her ne
kadar Anayasa Mahkemesi tarafından bu karar iptal edildiyse de,
uygulama fiilen yaygın bir şekilde devam etmektedir) mevduat
çekilişlerine kısıtlama getirilmesi gibi uygulamalar devlete olan
güvensizliği artırmaktadır. Finansal sistemde itibar kaybı son
noktasına gelmiştir, öyle ki devletin sınırlı bir şekilde çekilmesine
izin verdiği mevduat dahi hızla sistemden çıkmaktadır.
İkinci
bir sorun, IMF’nin yeni bir anlaşma yapmak için öne sürdüğü taleplerin
halk nezdinde çok ciddi bir tepki doğurması ve bu nedenle
politikacıların IMF’in isteklerini kabul etmeye cesaret edememesidir.
Bu durum, sorunun çözümü için uluslararası destek sağlanması
imkanlarını kısıtlamaktadır. Eğer Arjantin’deki sorunun çözümü için
uluslararası destek sağlanması mümkün olamazsa, bir sonraki adım
muhtemelen daha geniş kapsamlı sermaye kontrolleri, mevduatların bir
kısmının devletleştirilmesi ve içe kapanma olacaktır.
Şu an
için Arjantin’de halkın öncelikli talebi seçime gidilmesi, devletin
yoksullaşan kesimlere acil yardım sağlaması ve canlı bir ekonomiden
–dolayısı ile yeni iş imkanlarından- ziyade mevduat çekilişlerine
getirilen kısıtlamanın kaldırılmasıdır. Yani Arjantin halkı yeni akım
değerler yaratma umudu taşımamaktadır; stok değerlerini –devletin
elinden- kurtarma çabasındadır.
Ödemeler sistemindeki kilitlenme
ve üretim organizasyonunun kaybolması, ekonomik düzeyde çözülmesi
gereken en acil sorunlardır ve bu sorunlar giderilmedikçe de ekonomik
anlamda bir iyileşme mümkün görünmemektedir.
Para ve kur
politikalarındaki kafa karışıklığı katlı kur uygulamaları, daha önce
gerçekleştirilen kontrollü devalüasyonun getirdiği maliyetin halka
yansıtılmamaya çalışılması, bankaların döviz aktif ve pasiflerinin
farklı kurlardan pesoya çevrilmesi gibi tutarsız uygulamalarda kendini
belli etmektedir. Serbest bir kur politikası şu an için tek seçenek
olarak gözükmektedir, her ne kadar bazı iktisatçılar (De La Torre,
Yeyati) tamamen dolarlaşmanın daha makul bir seçenek olduğunu düşünse
de; bu argüman krizi ortaya çıkartan nedenlerden bir tanesinin ABD
dolarındaki hızlı artışa bağlı olarak pesonun istenmeyen ölçüde
değerlenmesi olduğunu göz ardı etmektedir.
Para politikası açısından ise kendi başına tutarlı bir model izlenmesi
zordur. Muhtemelen para politikası devalüasyon ve onu takip edecek olan
enflasyon dalgasının hızını azaltmakta yardımcı bir araç olarak
kullanılacaktır.
Borç stoku yukarıda da değinildiği gibi, yıllar
süren bir kamu maliyesi sorunun sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunda
Konvertibilite Programının şartlarından biri olan özelleştirme
sürecinin, programın ilk yıllarında sağladığı gelirlerin de payı
vardır. Bu gelirlerin yarattığı illüzyon, Arjantin’de zaten popülist
alışkanlıkları çok güçlü olan politikacıların kamu maliyesi alanında
disiplini sağlamalarını zorlaştırmıştır. Kamu maliyesi alanındaki bir
başka sorun, eyaletlerdir. Eyaletlerdeki kamu harcamalarının disipline
edilememesi ve eyaletlerdeki kamu açıklarının finansmanı için yerel
bankaların yoğun bir şekilde kullanılmış olması, zaten krize büyük
katkısı olan iki faktördü. Bu gün sorun aşılamamıştır. Hatta, eyaletler
çıkardıkları vadeli borçlanma kağıtlarının çok küçük iskonto
oranlarıyla vadesiz olarak tedavül etmesini sağlamışlardır. Böylece,
merkezi hükümetlerin en klasik egemenlik hakkı olan para basma hakkını
kullanmaktadırlar.
Ekonomik açıdan temel sorunların görünümü
böyledir. Siyasi ve sosyal açıdan ise sorunun giderilmesi devamlı bir
şekilde zorlaşmaktadır. Çünkü Arjantin’in henüz en kötü dönemini
yaşamadığı düşünülebilir. Şu an için protesto gösterilerine ve şiddet
hareketlerine katılanlar, alışmış olduğu hayat standardını yitiren orta
kesim ve yoksul kesimin en umutsuz tabakasıdır. Önümüzdeki günlerde
orta kesim hızla erirken, umutsuz yoksul diyebileceğimiz kesim
artacaktır. Sosyal hareketleri dizginlemek için çok güçlü bir hükümet
gerekecektir ve belki de bu hükümet demokratik anlamda meşru bir
hükümet olmayacaktır.
Arjantin krizi ile doğrudan ilgili
olmayan, fakat bu krizle beraber gündeme gelen ve diğer gelişmekte olan
piyasaları yakından ilgilendiren bir husus da IMF’nin krize karşı
tepkisi, krizden aldığı dersler ve bundan sonra politikalarında ne gibi
değişikliklere gideceğidir. Bu politika değişiklikleri, benzer makro
ekonomik özellikler gösterdiği düşünülen bazı ülkeleri –özellikle
Brezilya ve Türkiye’yi- ciddi biçimde etkileyebilir.
Ek: Krizin Yakın Kronolojisi
1
Kasım 2001: Federal bütçelerden merkezi bütçeye daha çok pay alınması
için eyaletlerle yapılan görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı.
5 Kasım 2001: Arjantin’de hükümet ikinci borç takasını yapacağını açıkladı.
7 Kasım 2001 : Standart and Poors, Arjantin’in ikinci defa takas yapacağını açıklaması üzerine ülkenin notunu düşürdü.
16 Kasım 2001: Cavallo, devalüasyon veya tam dolarizasyon seçeneklerini kesin bir dille reddetti.
24 Kasım 2001: Arjantin’de bankalar ikinci borç takasına olumlu yaklaşacaklarını açıkladılar.
28
Kasım 2001: Yaklaşık 60 milyar doları bulan ikinci borç takası küçük
yatırımcılardan beklenen talep gelmeyince bir hafta ertelendi.
2 Aralık 2001: Para çekilişleri ve yurtdışına para transferleri 90 gün süreyle kısıtlandı.
6
Aralık 2001: IMF, Arjantin’in talep ettiği 1,3 milyar dolarlık kredi
dilimini sağlamayı reddetti. IMF’nin krediyi vermemesinin arkasındaki
en önemli neden Arjantin hükümetinin devalüasyon veya tam dolarizasyon
seçeneklerinin her ikisini de reddetmesiydi.
7 Aralık 2001 :
Arjantin’de hükümet, kamu çalışanlarının maaşını ödeyebilmek için özel
emeklilik fonlarına (yaklaşık 3,5 milyar dolar) el koydu.
10
Aralık 2001: Hükümet, IMF ile ilişkilerini düzeltmek ve yeniden
finansman sağlamak için reel sektöre yönelik vergi istisnalarını
kaldırdı. Böylece 2002 vergi gelirlerinde yaklaşık 4 milyar dolarlık
bir artış öngörüldü.
11 Aralık 2001: Yeni yıla ilişkin bütçenin
kabul edilmesine bir hafta kala, işçi sendikaları yurt çapında genel
grev kararı aldılar.
14 Aralık 2001: Genel grev gerçekleştirildi ama şiddet olayları görülmedi.
15
Aralık 2001: Arjantin, Aralık ayı dış borç ödemelerinin yarısını
oluşturan 700 milyon dolarlık taksidi ödedi. Cavallo, bu nedenle
muhalefet liderlerinden ağır eleştiriler aldı. Aynı gün ülkede ilk
şiddet ve yağma olayları görüldü.
19 Aralık 2001: Yağma olayları arttı ve polis şiddet kullanmaya başladı. Olaylarda 7 kişi öldü.
20
Aralık 2001: Ülkede sıkıyönetim ilan edildi. Hükümet üyeleri Devlet
Başkanı La Rua’ya istifalarını sundu. Cavallo’nun istifası kabul
edildi. Aynı akşam La Rua’da muhalefetin işbirliği yapmaya yanaşmaması
üzerine istifa etti.
21 Aralık 2001: Ülkede şiddet olayları 27
ölü ve 300’den fazla yaralı verildikten sonra duruldu. Aynı gün,
Moody’s Arjantin’in ülke notunu Caa3’den Ca’ya düşürdü.
23
Aralık 2001: Saa, Kongre tarafından yeni Devlet Başkanı olarak atandı.
Aynı gün, dış borç ödemelerinin askıya alındığı Saa tarafından
açıklandı.
24 Aralık 2001: Saa, yeni bir para birimi
çıkarılacağını ve bu para biriminin Peso’nun yanı sıra, fakat peso gibi
dolara çıpalanmadan kullanılacağını açıkladı.
24 Aralık 2001:
Arjantin moratoryum ilan ederek dış borçların bir kısmını askıya aldı.
Aynı gün kamu kesimi için bir tasarruf programı ilan edildi. Kamu
kesiminin sağlayacağı tasarrufla halka gıda yardımı yapılmasına karar
verildi.
28 Aralık 2001: Yeni hükümetin kararlarının yetersiz
bulunması üzerine halk kongreyi bastı. 12 polis ve 33 gösterici
yaralandı. Bankaların dış işlemlerinde farklı döviz kuru kullanmalarına
izin verildi.
29 Aralık 2001: Saa hükümeti, bütün bakanlarıyla
beraber istifa etti. İstifada, peronist partinin halkçı kanadına bağlı
eyalet valilerinin desteğinin yetersizliği rol oynadı.
30 Aralık 2001: Saa’nın yerine getirilmesi gereken Senato Başkanı Puerta istifa etti.
2
Ocak 2002: Peronist partili Duhalde, meclisteki bütün partilerle
anlaşarak Devlet Başkanlığına getirildi. Yeni hükümetin açıklanmasından
birkaç saat sonra seçim isteyen halk polisle çatıştı.
4 Ocak
2002: Duhalde, kongreden devalüasyon yapabilmek için yetki istedi ve
serbest piyasa mekanizmasını eleştirdi. (1991 yılında çıkarılan
‘Cavallo Kanunu’ doğrultusunda Arjantin’de para kurulu uygulaması bir
anayasal zorunluluktu)
5 Ocak 2002: Yeni ekonomik önlemler paketi açıklandı. Buna göre,
Peso,
yüzde 28,5 oranında devalüe edildi. Ayrıca, küçük yatırımcıya dönük
işlemler için ve dış ticaret işlemlerinde kullanılmak üzere katlı kur
uygulamasına geçilebileceği de yarı-resmi bir şekilde bildirildi.
Telekomünikasyon,
elektrik ve gaz fiyatlarına devalüasyon yansıtılmadı. Böylece bu
fiyatlar reel olarak yüzde 30 civarında düşürülerek fiilen devlet
kontrolüne alındı. Bu kararla yabancı sermayeli büyük şirketlerin ciddi
ölçüde zarar görmeleri bekleniyor.
İşten çıkarmalar 6 ay süre ile zorlaştırıldı.
Ulusal sanayinin korunmasına karar verildi.
Mevduattaki kısmi dondurma kararı uzatıldı ve DTH’ların geçici rezerv olarak kullanılması kararlaştırıldı.
Dolarla
düzenlenen özel kontratlar pesoya çevrildi ve kredi kontratlarının
pesoya çevrilmesiyle büyük zarara uğrayacak olan bankaların zararının
tazmin edileceği açıklandı.
Duhalde yeni programı şu sözlerle açıkladı: ‘Devlet ve finans sistemi
arasında sanayinin yokedilmesi pahasına sürdürülen işbirliğini
bitireceğiz.’ Yeni ekonomi bakanı olan ve programda açıklanan
tedbirlerin tam karşıtı bir dünya görüşüne sahip olduğu bilinen yeni
ekonomi bakanı Lenicov ise program açıklanmadan iki saat önce
devalüasyonun çare olacağına inanmadığını açıkladı.
Aynı gün,
İspanyol bankaları Arjantin’de olası bir devalüasyon için önlem
aldıklarını ve karşılık ayırdıklarını açıkladılar. Arjantin’de kurulu
çeşitli firmaların toplam 20 milyar dolarlık hisse senedi Madrid
Borsası’nda işlem görüyor. Ayrıca, İspanyol bankaların ve enerji
şirketlerinin Arjantin’de milyarlarca dolarlık riskleri bulunuyor.
Devalüasyon kararı ile birlikte İspanyol bankalarının 2-2,5 milyar
dolar kayba uğrayacağı tahmin ediliyor.
17 Ocak 2002:
Arjantin’de, Merkez Bankası Başkanı Maccarone’un istifa ettiği
bildirildi. Maccarone De La Rua döneminde atanmıştı ve yeni ekonomi
bakanı Lenicov ile anlaşamıyordu.
30 Ocak 2002: Arjantin’de kur
politikasının değişeceği ile ilgili duyumlar alındı. Buna göre,
hükümetin bir hafta içinde pesoyu tamamen serbest dalgalanmaya
bırakacağı ifade edildi. ABD ise, güvenilir bir reform programı
karşılığında Arjantin’e 20 milyar dolara kadar kredi açabileceğini
bildirdi.
2 Şubat 2002: Arjantin Anayasa Mahkemesi, bankalardan
para çekilmesine getirilen sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olduğuna
karar verdi.
4 Şubat 2002: Pesonun serbest dalgalanmaya
bırakılması ve ülkede mevcut bulunan tüm dolar mevduatlarının
devalüasyondan önceki kurdan (1$=1P) pesoya çevrilmesi kararlaştırıldı.
Buna karşılık, bankalar döviz kredilerini cari kurdan (1$=1,4P) pesoya
çevrilmeye zorlandılar. Ekonomi Bakanı Lenicov, serbest dalgalanmaya,
koşullar uygun olur olmaz geçileceğini ve krizden çıkışlarını
hızlandırmak için uluslararası yardıma ihtiyaçları olduğunu söyledi.
5
Şubat 2002: Devlet Başkanı Duhalde, Anayasa Mahkemesi’nin, bankalardan
para çekmeye getirilen kısıtlamaların Anayasa’ya aykırı olduğuna karar
vermesinin ardından, mahkemelerin kısıtlamayı kaldıran kararlarını
askıya aldı.
6 Şubat 2002: Arjantin hükümeti, 2002 bütçe
tasarısını Kongre’ye sundu. Hükümet, kamu harcamalarında yüzde 6’lık
bir kısıntı öngören bütçenin, Uluslararası Para Fonu’nun yardımını
sağlamasını umduğunu açıkladı.
9 Şubat 2002: Devlet Başkanı
Duhalde para sıkıntısı karşısında siyasi amaçlı harcamaları kısıcı
kapsamlı ekonomi planını açıkladı. Açıklamadan bir kaç saat sonra
binlerce gösterici devlet başkanlığı sarayı önünde gösteri düzenledi.
10
Şubat 2002: 9 Şubatta başlayan protesto gösterileri devam ederken, daha
etkili bir yönetim için anayasal değişikliklerin kaçınılmaz olduğunu
söyleyen Devlet Başkanı Duhalde ise başkanlık sisteminden parlamenter
sisteme geçilmesini önerdi.
13 Mayıs 2002: Mevduatların yerine tahvil verilmesi uygulamasından büyük tepkiler üzerine vazgeçildi.
20
Mayıs 2002: Fransız sermayeli üç bankaya, Fransa’daki ana bankaların
kurtarılması için gerekli fonu sağlamayı reddetmelerinin ardından
Merkez Bankası tarafından el konuldu.
23 Mayıs 2002: Bankaların
çalışma şartlarını sınırladığı için IMF tarafından kaldırılması veya
değiştirilmesi istenen ‘mali yıkıcılık yasası’ ndaki değişiklikler
parlamentoda reddedildi. Böylece, IMF’in istediği en önemli
değişikliklerden biri reddedilmiş oldu.
29 Mayıs 2002: Özellikle kırsal kesimlerde yetersiz beslenmeye dayanan çok sayıda çocuk ölümünün gerçekleştiği bildirildi.
2
Haziran 2002: Mevduatlar karşılığında devlet tahvili verilmesi yeniden
gündeme geldi. Buna göre, mevduatların 5 ve 10 yıllık tahvillerle
değiştirilmesine karar verildi.
9 Haziran 2002: IMF,
Arjantin’de yapılan reformlardan memnun olmadığını açıkladı. IMF’nin
Arjantin’den en önemli isteği ‘Mali yıkıcılık yasası’ ndaki
değişikliklerin gerçekleştirilmesi ve tamamen ABD dolarına geçilmesi
oldu.
13 Haziran 2002: IMF Arjantin’le görüşmelere başladı. IMF’nin temel talepleri şunlar oldu:
Mevduat üzerine konan kısıtlamalar gevşetilmesin.
Yabancı yatırımcılara yönelik olumsuz uygulamalardan vazgeçilsin.
Mali yıkıcılık yasası çıkarılsın.
22
Haziran 2002: Arjantin Merkez Başkanı Blejer’in 30 Haziran’dan geçerli
olmak üzere istifa edeceği bildirildi. Blejer, ekonomi bakanı Lavagna
ile uygulanacak politikalar konusunda fikir ayrılığına düşmüştü.
11
Temmuz 2002: IMF, Arjantin’e ekonomik danışmanlık hizmetinde bulunması
için, Kanada, Almanya ve İspanya eski merkez başkanları ile
Uluslararası Ödemeler Bankası Müdüründen oluşan dört kişilik bir komite
oluşturdu.
16 Temmuz 2002: IMF, Arjantin’in 985 milyon dolarlık borcunu erteledi.
29
Ağustos 2002: ABD, Arjantin ekonomisine destek olmak üzere, başta deri
ve mücevherat olmak üzere bazı Arjantin mamullerine yönelik ithalat
kotalarını genişletti.
4 Eylül 2002: Arjantin Merkez Bankası,
pesoyu güçlendirmek amacı ile günlük hayatta döviz kullanımını
zorlaştıran ve kısıtlayan bir dizi karar aldı.
6 Eylül 2002: IMF, Arjantin’in 2,8 milyar dolarlık borcunu erteledi.
14
Eylül 2002: Arjantin’de bir mahkeme, bankacılık sistemine ilişkin
olarak getirilen kısıtlamaların anayasaya aykırı olduğuna karar verdi.
Hükümet ise temyize gideceğini açıkladı.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Arjantin Krizinin Sebepleri ve Gelişimi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |