Ara
23
2007
|
Amerikan Borsalarının İşleyişi |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Pazar, 23 Aralık 2007 |
Okunma: 494 kez
Sürümde binlerce hisse senedi bulunmasına karşın bunlar arasında en büyük, en iyi tanınmış ve en çok alım-satım gören şirketlerin hisse senetleri genelde New York Menkul Kıymetler Borsası'na (New York Stock Exchange - NYSE) kayıtlıdır.
Borsa'nın geçmişi bir gurup aracının New
York kentinde Wall Street'teki (Wall Sokağı) bir çınar ağacının altında
toplanıp hisse senetlerinin nasıl alınıp satılacağına ilişkin belirli
kurallar saptadıkları 1792 yılına kadar uzanır.
1990'ların
sonlarına gelindiğinde NYSE'de 3.600 değişik hisse senedi kayıtlıydı.
NYSE'de 1.366 üye ya da aracı şirket tarafından büyük paralar ödenerek
satın alınan ve bireyler adına hisse senedi alıp satmak için kullanılan
"yer" vardır. Borsa ile aracı şirketler arasında iletişim elektronik
olarak yapılır. Fiyatları bildirebilmek ve siparişleri alabilmek için
200 mil (yaklaşık 320 kilometre) fiber-optik kablo döşenmesi ve 8.000
telefon bağlantısı kurulması gerekmiştir.
Hisse senetleri nasıl alınıp satılır?
Sözgelimi
California'da bir öğretmen denizaşırı geziye çıkmak istesin. Gezi
giderlerini karşılamak için elindeki 100 adet General Motors hisse
senedini satmaya karar verir. Müşterisi olduğu aracıyı arar ve
senetlerini en kısa sürede en iyi fiyattan satmasını ister. Aynı gün
Florida'daki bir mühendis, biriktirdiği parayı 100 adet General Motors
hisse senedi almak için kullanmayı düşünür ve kendi aracısını arayıp
piyasadaki fiyattan 100 senet "satın alma"sı için emir verir. Her iki
aracı bu emirleri NYSE'deki temsilcilerine ileterek gerekli pazarlığa
başlamalarını isterler. Tüm bunlar bir dakikadan daha kısa bir zaman
içinde gerçekleşir.
Sonuçta öğretmen parasını mühendis de hisse
senetlerini alır ve aracılarına gereken komisyonu öderler. Söz konusu
işlem borsadaki diğer işlemler gibi açıkça yapılır ve sonuçlar ülkedeki
her bir borsa kuruluşuna elektronik ortamda duyurulur.
Bu
süreçte yaşamsal bir rol oynayan borsa "uzmanları" alım ve satım
emirlerini ustaca uyuşturup piyasanın düzenli bir biçimde işlemesini
sağlarlar. Yeterli alıcı ya da satıcı bulunmadığı durumlarda gerekirse
uzmanlar kendileri de hisse senedi alır ya da satarlar.
Enerji
endüstrisine ilişkin çok sayıda hisse senedinin kayılı bulunduğu ve
daha küçük bir kuruluş olan Amerikan Menkul Kıymetler Borsası da Wall
Sokağı bölgesindedir ve aşağı yukarı NYSE gibi çalışır. Diğer bazı
büyük ABD kentlerinde de daha küçük bölgesel menkul kıymetler borsaları
vardır.
En yoğun hisse senedi alışverişi Hisse Senedi
Alım-Satımcıları Otomatikleştirilmiş Fiyat Ulusal Derneği (National
Association of Securities Dealers Automated Quotation - NASDAQ) sistemi
çerçevesinde yapılır. Tezgah üstü borsası denilen ve yaklaşık 5.240
değişik hisse senedinin alım-satımını düzenleyen bu kuruluş belirli bir
mekanda faaliyet göstermez; hisse senedi ve bono alım-satımcılarının
oluşturdukları bir elektronik iletişim ağıdır.
Tezgah üstü
işlemleri denetleyen Hisse Senedi Aracıları Ulusal Derneği yasa dışı
çalıştığı ya da borçlarını ödeyemez duruma geldiği anlaşılan şirketleri
ya da aracıları sistemden uzaklaştırma yetkisine sahiptir. Bahis konusu
piyasada işlem gören hisse senetlerinin çoğu daha küçük ve daha
istikrarsız şirketlere ait olduğu için NASDAQ diğer iki büyük borsadan
daha riskli bir piyasa olarak bilinir. Buna karşılık yatırımcılara pek
çok fırsat sunar. 1990'larda hızla büyüyen ileri teknoloji hisse
senetlerinin çoğunluğu NASDAQ'ta işlem görmüştür.
BİR YATIRIMCILAR ÜLKESİ
Menkul
kıymetler borsalarında eşi görülmemiş bir yükselmeye hisse senedi
sahibi olmaktaki kolaylık da eklenince bireyler 1990'larda borsalarda
büyük ölçüde işlem yapmaya başladılar. New York Borsası'nda ya da diğer
adıyla "Büyük Tabela"da 1980'de bir yılda 11,4 milyar hisse el
değiştirmişken bu sayı 1998'de 169 milyar oldu. 1989-1995 yılları
arasında ABD'de doğrudan doğruya ya da emeklilik fonları gibi aracılar
kullanarak hisse senedi sahibi olmuş bulunan ailelerin oranı toplamın
yüzde 31'inden yüzde 41'ine yükseldi.
Bireylerin parasını alıp
onlar adına çeşitli hisse senedi portföylerine yatırım yapan karşılıklı
fonlar sayesinde halkın borsa faaliyetlerine katılması çok kolaylaştı.
Karşılıklı fonlar kendilerini bu iş için yeterli bulmayan ya da
binlerce hisse senedi arasında seçim yapmaya zamanı olmayan küçük
yatırımcıların paralarını profesyoneller aracılığıyla
değerlendirmelerine olanak yaratırlar. Sözü edilen kuruluşların elinde
çeşitli hisse senedi gurupları bulunduğu için yatırımcıları bireysel
hisselerin değerinde görülebilecek ani değişikliklere karşı belirli bir
ölçüde korumuş olurlar.
Her biri değişik türde yatırımcıların
gereksinimlerini ve önceliklerini karşılayacak biçimde düzenlenmiş
düzinelerce karşılıklı fon vardır. Bazı fonlar kısa sürede gelir
sağlamaya yönelikken bazıları da uzun vadede sermaye değeri yükselişi
yaratmaya çalışırlar. Bazıları ihtiyatlı bir biçimde yatırım yaparlar;
buna karşın, bazıları da daha büyük kazanç elde etmek umuduyla daha
büyük risklere atılırlar. Bazılarının sadece belirli endüstrilere ya da
yabancı şirketlere ait hisse senetleriyle ilgilenmelerine karşılık
bazıları da değişken piyasa stratejileri uygularlar. Bahis konusu
fonların sayısı 1980'de 524 iken 1998 sonunda 7.300'e fırladı.
Sağlıklı
kazanç elde etmenin ve geniş bir seçenek alanına sahip olmanın
çekiciliği nedeniyle Amerikalılar 1980'lerde ve 1990'larda karşılıklı
fonlara büyük ölçüde yatırım yaptılar. 1990'ların sonlarında
yatırımcıların karşılıklı fonlarda 5,4 trilyon dolarları vardı; bu
fonlarda parası olan aile oranı da 1979'da yüzde 6'dan 1997'de yüzde
37'ye çıktı.
HİSSE SENEDİ FİYATLARI NASIL BELİRLENİR
Hisse
senedi fiyatları çeşitli ögelerin hiçbir uzman tarafından sağlıklı
olarak anlaşılamayacak ya da önceden kestirilemeyecek bir biçimde
birleşmesi sonucunda belirlenir. Ekonomistlere göre fiyatlar genelde
şirketlerin gelecekteki para kazanma kapasitelerini yansıtır.
Yatırımcılar
gelecekte önemli kar edineceğini bekledikleri şirketlerin hisse
senetlerine yönelirler; çok kişi bu gibi şirketlerin hisse senetlerini
almak istedikleri için de söz konusu senetlerin fiyatı yükselir. Buna
karşın, yatırımcılar geleceği pek parlak olmayan şirketlerin hisse
senetlerini almaktan kaçınırlar; az sayıda birey böyle senetleri almak
isteyeceği ve çok sayıda birey de onları elden çıkarmaya çalışacağı
için fiyatlar düşer.
Yatırımcılar hisse senedi almaya ya da
satmaya karar verirlerken iş çevrelerinin genel durumunu ve geleceğini,
yatırım yapmayı düşündükleri şirketin parasal konumunu ve gelişme
olasılıklarını incelerler ve hisse senedi getirilerinin geleneksel
düzeyin altında mı üstünde mi olduğuna bakarlar. Faiz oranlarındaki
eğilimler de hisse senedi fiyatlarını önemli ölçüde etkiler.
Faiz
oranlarının yükselmesi genelde hisse senedi fiyatlarını düşürür; çünkü,
bu kısmen ekonomik faaliyetlerdeki genel yavaşlamanın ve şirket
karlarındaki azalmanın habercisidir, kısmen de yatırımcıların borsayı
bırakıp yüksek faiz getiren başka alanlara yönelmelerini teşvik eder.
Bunun aksine, faiz oranlarının düşmesi hem daha kolay borç
alınabileceği ve daha hızlı büyüme sağlanabileceği anlamına geldiği hem
de faiz getiren yeni alanların yatırımcılar açısından çekiciliğini
yitirmesi sonucunu doğurduğu için çok kez hisse senedi fiyatlarının
yükselmesine yol açar.
Buna karşılık, belirli başka ögeler
durumu karmaşıklaştırır. İlk olarak, yatırımcılar genellikle o andaki
getirileri göz önünde tutmak yerine belirsiz bir geleceğe yönelik
beklentilerine uyarak hisse senedi alırlar. Bahis konusu beklentiler de
çok kez mantıklı ve doğru olmayan çeşitli faktörlerin etkisinde kalır.
Bu nedenle fiyatlar ve getiriler arasındaki kısa vadeli bağ çok zayıf
olabilir.
İvme de hisse senedi fiyatlarını etkileyebilir.
Fiyatların yükselmesi doğal olarak daha çok sayıda alıcıyı piyasaya
çeker ve bunun üzerine fiyatlar daha da yükselir. Onları ileride daha
da yüksek bir fiyatla satma beklentisi içinde hisse senedi alan
spekülatörler de bu yükselme baskısını arttırırlar. Uzmanlar hisse
senedi fiyatlarının sürekli yükselişini "ayı" piyasası olarak
tanımlarlar. Spekülasyon humması daha fazla sürdürülemeyince fiyatlar
düşmeye başlar. Fiyatların düşmesinden endişelenen yatırımcıların
sayısı çoğalınca ellerindeki hisse senetlerini satmaya çalışırlar ve bu
da düşüş eğilimini hızlandırır. Bu duruma ise "boğa" piyasası denir.
PİYASA STRATEJİLERİ
Ellerindeki
hisse senetlerini uzun süre tutmaya razı olan yatırımcılar başka
finansal yatırımlar yapmak yerine menkul kıymetler borsasına yönelince
XX. Yüzyıl'ın büyük bir bölümünde daha yüksek gelir sağladılar.
Hisse
senedi fiyatları kısa vadede çok oynak olabilir ve bu nedenle de
borsadaki düşüş sırasında ellerindeki senetleri satan yatırımcılar
kolayca zarara uğrayabilirler. Sözgelimi, Amerika'daki en büyük
karşılıklı fon kuruluşlarından birinin ünlü bir eski başkanı olan Peter
Lynch, 1998'de, ABD hisse senetlerinin geçmiş 72 yılın 20'sinde değer
yitirdiğini söyledi. Lynch'e göre, borsanın 1929'daki çöküşünde değer
yitiren hisse senetlerinin eski değerine yükselmesi için yatırımcıların
15 yıl beklemeleri gerekti.
Buna karşılık, ellerindeki senetleri
20 yıl ya da daha uzun süreyle bekleten bireylerin hiç kaybı olmadı.
Federal hükümetin Genel Muhasebe Dairesi tarafından Kongre'ye sunulmak
amacıyla hazırlanan bir incelemede, 1926'dan beri yaşanan en kötü 20
yıllık dönemde hisse senedi fiyatlarının yüzde 3 arttığı belirtildi. En
iyi 20 yıl içindeyse fiyatlar yüzde 17 yükseldi. Bunun aksine, hisse
senedi yerine en yaygın yatırım aracı olan 20 yıl vadeli tahvillerin
getirisi yüzde 1'le yüzde 10 arasında değişti.
Anılan
incelemelere dayanan ekonomistler çeşitli hisse senetlerini içeren bir
portföy oluşturup uzun süre ellerinde tutan küçük yatırımcıların en
yüksek getiriyi sağladıkları sonucuna varmışlardır. Buna karşın, bazı
yatırımcılar kısa vadede daha yüksek gelir sağlayacaklarını umarak
belirli riskleri göze alırlar. Bu amaçla da çeşitli stratejiler
geliştirirler.
Teminat Karşılığı Hisse Senedi Alımı:
Amerikalılar krediyle pek çok şey alırlar ve hisse senetleri de bunun
dışında kalmaz. Belirli yatırımcılar yüzde elli 50 peşin ödeyip kalanı
için de aracılarına borçlanarak "teminat karşılığı" hisse senedi satın
alabilirler. Teminat karşılığı alınan hisse senetleri değer kazanırsa
bu yatırımcılar onları satıp aracılarına olan borçlarını, faizleri ve
komisyonu ödeyebilir ve yine de kar sağlayabilirler. Eğer senetler
değer yitirirse aracı bir "teminat çağrısı" yapar ve yatırımcıyı
hesabına ek para ödemeye zorlar ve böylelikle alacağı olan para hisse
senetleri değerinin yarısından az bir miktarda kalır. Yatırımcı nakit
ödeyemezse aracı senetlerin bir kısmını zararına satıp borcu karşılar.
Teminat
karşılığı hisse senedi alımı bir tür finansal kaldıraçtır. Yüksek risk
taşıyan işlemlere girişerek kumar oynamak isteyen spekülatörlere daha
çok hisse senedi alma fırsatı yaratır. Eğar yatırıma ilişkin kararları
doğruysa spekülatörler daha büyük bir kar elde edebilirler; fakat,
piyasayı yanlış değerlendirirlerse daha büyük zarara uğrayabilirler.
ABD'nin
merkez bankası olan Federal Rezerv Kurulu (çok kez "the Fed" adıyla
tanınır) yatırımcıların satın alınacak hisse senedi için ödemeleri
gereken para miktarını belirleyen en düşük teminat oranlarını saptar.
Kurul bu oranları değiştirebilir. Eğer piyasanın canlanmasını
amaçlıyorsa düşük oranlar belirler. Spekülatif alımları sınırlamak
istediğinde de oranları yüksek tutar. Federal Rezerv Kurulu zaman zaman
yüzde 100 ödeme yapılmasını talep eder; fakat, XX. Yüzyıl'ın son yirmi
yılı süresince oranı daha çok yüzde 50'de tutmuştur.
Açığa Satış Yapmak
Bir
başka spekülatör gurubu da "açığa satış yapanlar" diye bilinir. Belirli
bir hisse senedinin değer yitireceğini düşünürlerse aracılarından ödünç
aldıkları hisse senetlerini satıp onların yerine başka senetleri
ileride açık piyasada daha düşük fiyatla alarak kar etmeyi umarlar. Söz
konusu yöntem ayı piyasası oluştuğunda kar etme fırsatı verirse de
hisse senedi alım-satımındaki en riskli yoldur. Eğer açığa satış yapan
yatırımcı yanlış tahminde bulunmuşsa sattığı hisse senetleri birden
değer kazanıp onun büyük zarar görmesine yol açabilir.
Opsiyon (Seçmeli Vadeli İşlem)
Pek
fazla olmayan bir miktar nakit paraya finansal kaldıraç uygulamanın bir
başka yolu da belirli bir hisse senedini ileride şimdiki fiyatına yakın
bir fiyatla almak için "alım" opsiyonu sözleşmesi yapmaktır. Piyasadaki
fiyat yükselirse alıcı opsiyon hakkını kullanıp hisse senetlerini bu
daha yüksek fiyattan satarak kar edebilir ya da hisse senedinin fiyatı
yükseldiği için kendi değeri de artmış olan opsiyon hakkını satabilir.
"Satım"
opsiyonu sözleşmesi yapmak ise bunun tersine işler ve belirli bir hisse
senedini ileride şimdiki fiyatına yakın bir fiyatla satma taahhüdü
oluşturur. Açığa satış gibi satış opsiyonu da yatırımcıların piyasanın
düşmesinden yararlanmalarını sağlar. Buna karşılık, fiyatlarda
bekledikleri gelişmeler olmazsa yatırımcılar büyük zarara
uğrayabilirler.
DÜZENLEYİCİLER
1934'te kurulmuş olan
Menkul Kıymetler ve Borsalar Komisyonu (Securities and Exchange
Commission - SEC) Birleşik Devletler'deki borsaların en başta gelen
düzenleyicisidir. 1929'dan önce borsaları eyaletler düzenlemekteydiler;
fakat, 1929 yılında borsadaki çöküşün Büyük Bunalım'ı başlatması bu
yöntemin yetersiz olduğunu kanıtladı. 1933 tarihli Menkul Kıymetler
Yasası ve 1934 tarihli Menkul Kıymetler Borsası Yasası küçük
yatırımcıları sahtecilikten koruma ve şirketlerin mali raporlarını
kolaylıkla anlamalarını sağlama konularında federal hükümete birbiri
ardından önemli roller kazandırdı.
Komisyon bu amaçlara erişmek
için bir düzenlemeler ağı uygular. Halka hisse senedi, bono ve başka
senetler sunan şirketler SEC'e ayrıntılı bir mali kayıt belgesi vermek
zorundadır ve bu bilgiler halka açıklanır. SEC bu belgelerin tam ve
doğru olup olmadığına karar verir ve böylelikle yatırımcıların
piyasadaki menkul kıymetler konusunda sağlam ve gerçekçi kararlar
almaları güvence altına konulmuş olur.
SEC hisse senetleri
çıkarıldıktan sonra da borsadaki işlemleri denetler ve fiyatlarla
oynanmasını engelleyen yönetmeliklerin uygulanmasını sağlar; bu
nedenle, aracılar, tezgah üstü piyasada işlem yapanlar ve borsaların
kendileri SEC'ye kayıt yaptırmak zorundadırlar. Komisyon bunlara ek
olarak şirketlerin hisse senetleri kendi elemanları tarafından alınıp
satıldığında bunun da kamuya bildirilmesi zorunluluğu getirir;
Komisyon'un görüşüne göre, bahis konusu "içerdekiler" kendi şirketleri
hakkında özel bilgi sahibi sahibidirler ve onların yaptıkları hisse
senedi alımları ya da satımları diğer yatırımcıların şirketin
geleceğine ilişkin güvenleri konusundaki düşüncelerini etkileyebilir.
Kuruluş
ayrıca içerdekilerin henüz yayınlanmamış bilgilere dayanarak alım-satım
yapmalarını da engellemeye çalışır. SEC 1980'lerde sadece şirket üst
düzey yetkililerini ve başkanlarını değil şirketlere ilişkin
açıklanmamış bilgilere erişebilecek sıradan görevlilerin hatta şirket
dışındaki avukatlar benzeri kişilerin yaptığı alışverişleri bile
izlemeye başladı. SEC'de Başkan tarafından atanan beş komiser görev
yapar. En fazla üç komiser aynı siyasi partinin üyesi olabilir; her yıl
bir komiserin beş yıllık görev süresi sona erer.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Amerikan Borsalarının İşleyişi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|