GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKampüs | Linkler | RSS | Reklam | English | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Haz 11 2010

Hayat Çok Karmaşık: 1. Bölüm Serüven Yazdır E-posta
(74 Oy)



 
Paylaş


Erdost Yüksel   
Cuma, 11 Haziran 2010
Okunma: 14696 kez

Kahramanımız klasik bir İstanbul çocuğuydu. Yani İstanbullu değildi… Memleketindeyken uygarlığın inşasına dair inatçı düşünceleri vardı.

sardes.jpgKeçi mi keçi uygarlığın ise onun inşasına dair daha kuvvetli, tipleştiren ve daha doğru söylemle sıradanlaştıran bir düşüncesi olduğuysa tartışmasızdı… 
Tuvalette kitap okuyarak hepimizin vatandaşı olduğumuz dünya memleketinin içine sıçanlara inat bir duruş sergilemekteydi, mutluydu… Hatta tuvaletin kapısı okuduklarından dolaylı yarattığı aforizmik kalıntılarla örülmüştü ancak insan olsun ya da olmasın örümceklerden korkmaktaydı… Otobüslerde de kitap okuyor ve notlar alarak ülkesini yokuşa sürenlere inat bir sürüş sergiliyordu, huzurluydu…

Hatta otobüsün gelecekteki yerine dair bir makalesi bile vmaze.jpgardı. Ne gariptir ki gelecek kaygısı, yaşıtlarından bir hayli farklı olarak bu bağlamda ilerlemekteydi… 

Eritme potalarına basket atma heveslisiydi önceleri, genişti... “Belki iyi, belli kötü” düşüncelerle doluydu aklı. Hatta Kürt Sorununa parmak basmaya kalktı da parmak izi hemen her yere dağıtıldı. Antimonik bir hale büründü kişiliği, çatışma kaçınılmazdı.

İktidarları da Venedik’e benzetmekteydi ve Venedik ise bir gün mutlaka sular altında kalacaktı, umutluydu... Hatta şunu bilmekteydi genç yaşında: “Venedik’te sefaletin gizlenmesi çok kolaydı; pislik içindeki ve bakımsızlıktan rezil konumdaki semtler arka sokaklar tarafından saklandığı için, gondola binenler bunları hiçbir zaman görmüyorlardı. Bunun görülmesi içinse fazlasıyla merak ve uğraş gerekiyordu ki başımızda merak edilecek onca sahne ve onca sahte uğraş varken gerçek uğraşlara ayıracak vakit bulamıyor, mecburen de iktidar gondolunda kendimize yer arıyor, sıradanlaşıyorduk…”

 

“Dışlayana takar içlenir, içleyene kanar dışlanırsın” sözünün sahibi ve cisimleşmiş haliydi, sıradışıydı… Tarzı olan insanları yön ediyordu kendine. Onlara âşık olacak kadar kör değildi de aşık atmaya da bir hayli meyilli görünmekteydi. Kendi olmalıydı, sıranın dışında olmak istiyordu, sıraya kaynak yapmaya da hiç mi hiç hevesli değildi. Uygarlık inşa edecekti ki bu yüzden ilkin kendisi her türlü afete dayanabilmeliydi.

            Bilmek ve de olabilmekti hedefi, bilmezliklerinin yüzme öğrenemeden boğulmalarını istemekteydi, “caniydi”. Ehil olmak istiyordu, evcil olmak değildi hedefi. Donanım çemberini geniş tutmaktı çabası ama sürekli olarak bilgisine vergi istenmekteydi ve denmekteydi ki bu da dokuncası. İşte bu dokuncadan sebep kendisine, uygarlığı inşa edecek insanların ihtiyaç duyduğu zamanı yaratma görevi yaptığı iş fark etmeksizin dayatılmıştı. Tam bir “Hayat Adamlığı” idi yaptığı artık ve sıranın dışında olmak isterken aslında sıra ona gelmişti. Sırra kadem basmaksa imkânsızdı.

            Akıl tutulması hal ekini vücuduna takıntı etmemek istiyordu, “saftı”... Kimi zamanlar için “akılcı” kimi zamanlar içinse “akla karşı” denebilirdi ya, kahramanımız da dönemlerin bu yapılarından ne birisini tamamen kabul ne de diğerini tamamen reddettiği anlamının çıkarılmasına karşı bir duruş sergiliyordu. Popülerleştirme ile kabul ettirilenin -ne olduğu fark etmeksizin- doğru olduğu fikrine şüpheyle yaklaşıyor, hal böyle olunca da kabul edenden de ettirenden de ve özellikle de “pratikçilerden” uzaklaşıyordu.

            “Akıldışı” romantik çağlarından birinde sol örgütlerin içerisinde tanınıp yükselmekteydi, çıkarsız bir fütursuzdu… Teorik gelişimini oldukça ilerletmiş, pratikte de yer alıp, teori ile pratiği hayallerine dövmüştü. Sonrasında, düzen içinde düzen karşıtı olmanın kendisine daha uygun olduğunu gördüğünde ise içini bir boşluk kapladı. Artık teoriye daha yakın pratiğe ise daha uzaktı. Bir yandan da içerisinde Pollyanna ile Murphy mantıksızlık evliliği yapmış gibi bir his taşıyordu. Oysa Don Kişotluktu benimsediği! Ama anlatmak ne mümkün ve anlaşılmaya çalışmaksa ne kadar acıydı…

            İnsanda insanın her hali vardı, gizliydi… Bunları ortaya çıkarmak içinse kişinin karşısına olayları çıkarmak yeterliydi. Olaylar insanların olgularını belirlerdi, olgularsa artık birer refleksten ibaretlerdi. Olgunluk olguların süzgecinden geçmekti ancak süzgeç delik herkesler de artık empatikti (!) kahramanımızınsa en büyük korkularından biri “değersizleşmekti”. Değerler ise çoktan diğerleşmişti…

Yaşam bir labirent teorisi, kahramanımız kobay, tanrıysa bir “laboranttı” ve bu yüzden belki de bu dünya başka bir yerin cehennemiydi... Farkında olmanın verdiği acıyla çemberin içinde ya da dışında kalmama çabasıydı onunki de ama çember kürkçü dükkânıydı. İçeride ya da dışarıda kilitli olduğun fark etmezdi ve özetle anahtarsızlık başa belaydı. Özgür olmak istiyordu, karşılıklı bağımlılıklarından kurtulmak ama her özgürlük başka bir özgürlükle karşılıklı bağımlıydı. “Her tutsak bir gardiyan bulur başında, her gardiyan da bir mahkûma tutsaktır aslında” demek işten değildi.

            Eğer tanrı olmasaydı da ben böyle bir insan olurdum diyordu ve bu cümleden sonra ölümsüzdü… Üretim hatası olduğu kaçınılmaz bir yargı haline gelmeye başlamıştı. Yer altı kütüphanelerinin birinde doğmuştu, yeraltına olan yakınlığı da sanırım buradan gelmekteydi. Yeraltı edebiyatından etkilenmiş olacak gecelerin fark yaratmak açısından en verimli zamanlar olduğunu düşünüyordu. Kendisi değil ama üretim hatası olmasına sebep hemen bütün düşünceleri ve ilkeleri gece doğmuştu, tanrısızlıksa en beğendiydi…

            Fark yaratmak isterken anlaşılmak da istiyordu, işte bu imkânsızdı… Anlaşılmak isteği daimi bir ihtiyaç olmasının yanı sıra çoğu zaman da onay beklemekti ve tek kelimeyle acizlikti. Çoğunluğun aksine anlaşılmanın değerli bir şey olduğu fikrine hiç mi hiç katılmıyordu ki bu ve bunun gibi katılmazlıkları toplumu anlamasına yol açıyordu. Toplum anlaşılmış olmanın haliyle anlamlı olduğunu düşüne dursun kahramanımız toplumun aksine anlaşılmaya çalışmayacaktı, fark yaratanlar da çoğu zaman anlaşılamamıştı. Ancak bu cümlede geçtiği kadar kolay bir şey değildi. Günü geldiğinde herkes mutlu bir hayat ile anlamlı bir hayat arasında seçim yapmak zorunda kalacaktı ve anlaşılmak anlam kazanmaktı ama bu durumda mutluluk anlamsızdı. Aşabilmek için anlaşılamamak şart olan bir ibareydi, anlaşılmaksa yalnız olmamak demekti. Kahramanımız da tanrılığın yalnızlıkla ilgili emareleriyse yavaştan görülmeye başlanmaktaydı ki bazı yalnızlıklar haysiyetti.  

            Doğduğunda güldürdüklerini yaşarken duygudan duyguya sokmak, öldüğündeyse ağlatmak istiyordu, hatırlıydı… Bu durum doğduğunda ağlamış, yaşarken duygudan duyguya girmiş bir kişinin ölürken de gülerek gitmek istemesi ironisinden sebepliydi. İnsanın başlayamadığı ya da sonlandıramadığı o kadar çok şey vardı ki, ölürken bile aklında bunlarla ölürdü. Ciddi meseleler ve onları çözme umudu insanı yaşatan şeydi ki ölmeye yakın olduğunda da bu meselelerin çok oluşu insana acı vermekteydi. Hal böyleyken kahramanımız da, yarının olmama şansı yok diyerekten gününü yaşamaktaydı ancak bu trafikte yalnız değildi ve ne kadar iyi bir sürücü olursanız olun kaza yapma şansınız her zaman vardı. Kaza yapmayan insansa hiç trafiğe çıkmamış demekti…

            Her insan gibi o da bir mucizeydi ve gerçekleşebilmesi için umudu kesmek gerekliydi. Kahramanımız çok şey olabilirdi ancak hiçbir şey olamayacaktı. Çünkü hayat ona, tuhaf bir serüven ve çok karmaşıktı… Gitmek istiyordu, kaçıp kurtulmak ve tabii bir de hatırlanmak ama yol tuttu, deniz tuttu, hava tuttu, akıl tutuldu, mazereti çok gücüyse yoktu… Her insan bir kompozisyon, ismiyse o kompozisyonun başlığıydı… Başlangıcın sonuna doğru gelindiğindeyse hayatın ne olduğunu dillendirmek de kahramanımızın ne ya da kim olduğunu ya da kompozisyonunun adını anlamaya bizi biraz daha yakınlaştıracak ve arkası yarınlara bir geçiş olacaktı… Özetle de kahramanımız böyle bir hayatta kompoze edilmiş bir ölümlüydü…

 

Hayat, doğumla ölüm arasındaki süreçti, bir bakımdan araftı...

Hayat, “cinsel yolla bulaşan ölümcül bir hastalıktı”, salgındı…

Hayat, hayalin ufak bir çizgiyle son bulmuş haliydi, gerçekti…

Hayat, yazım hatalarıyla dolu güzel bir dizge, çatışkısal bir başkaydı, güzeldi…

Hayat, imza atılan boş bir kontrattı, tek taraflı feshedildi…

Hayat, en iyi özgün senaryoydu, ahududu ödülü aldı…

Hayat, Erol Zavar kadar suçsuzdu, müebbet yedi…

Hayat, çabuk bitmesin diye yavaş yenmesi gereken bir yemekti, en tatlı acıydı…

Hayat, size hiç sahnelenmeyecek bir oyunun bitmek bilmez provasıydı, tutmadı…

Hayat, çok çalıştıktan sonra ölüme yatılan bi uykuydu, herkes de kimse, uyurgezerdi… 

Hayat, hüzün makamından hüzündüren bir şarkıydı, dinlendi ve bitti…

Hayat, birini kovalıyoruz zannedip kovalandığımızı anladığımız bir filmdi, defterdi…

Hayat, go oyununu satranç gibi oynamaya çalışmaktı, yenilmekti…

Hayat, rüzgârdan açılan bir kapıydı, sert kapatıldı…

Hayat, Maxim Tsigalko’nun attığı bir goldü, şaşırtmamalıydı…

Hayat, Pandora’nın kutusuydu, boku çıktı…

Hayat, üstümüze üstümüze gelmekteydi, belki de yolumuz tersti…

Hayat, bugün anlamlı olanın yarın anlamsız olmasıydı, değişen, değiştiren, tükenen, tüketendi ve gerçekten çok karmaşıktı… 

“ Ve hayat -ki canına tak etmişti- sus dedi artık ve ben de dedim ki; tamam tamam sustum…”


Etiketler:  



1mustafa koyuncu 2010-06-14 07:46:56
hayat; yalanı deertleriyle arkadaş yapan, acı çektirmek için yaratılmış, böylece olgunlaştırmış, olgunlaşan insanın yorulduğunu,yorgunluğun da alışkanlık olduğunu,beklentilerin ise hayataa kalmış olduğunu anlatan bu kompozisyon sitem diliyle yazıldığı ve derdini iyi açıklamış, üslup açık ve kolay anlaşslır oysa dil biraz daha kapalı olsaydı birde düşünme fırsatı ve hayal ettirme ile daha kapsamlı olurdu fakat kompozisyon herkese ait dert kapsam niteliğini işlediği için okunması zevk veren ve duygu yükleyen niteliktedir. ince bakışlar da konuyu pekiştirmiş.

2Yoruma yorum...
Erdost Yüksel 2010-06-15 03:58:48
Mustafa Bey,  
 
Öncelikle yazımı okuduğunuz ve değerli zamanınızı bir nebze daha ayırıp yorum yaptığınız için çok teşekkür ederim.  
 
Yorumunuz, üst bir bakıştan ve üzerinde düşündüren, kapsamlı bir yorum olmuş. Söyledikleriniz üzerinde düşündüğümü de bildirmek isterim ki ilginçtir bugüne kadar hep dilimin kapalı oluşuyla ilgili yorumlar alırken siz bunun aksini ifade etmişsiniz. Bu durum, yazı açısından belirleyici bir nitelik içeriyor diyebilirim. Hayatı açıklama derdine düşünce sanırım açık bir dil çabası da beraberinde gelmiş... 
 
Kompozisyon ile ilgili aldığım eleştirilerin bir diğeri de epey kasvetli oluşuyla ilgiliydi ki sizin de belirttiğiniz üzere sitem diliyle yazılmış bir yazı olması bu hali geçerli kılıyor diye de düşünüyorum. 
 
Sözünü ettiğiniz "olgunlaşan insanın yorgunluğu" ile ilgili olarak da olgunlaşan bir meyvenin dalında duramayacağı gerçeği aklıma geldi. Meyve olgunlaşır, dalında duramaz, kendi isteğiyle ya da zorunlu olarak kopar dalından ve bunun geri dönüşü yoktur :)  
 
Hayat yokuşu; yokuşun sonundan yani yukarıdan bakıldığında "çıkılan" yol görülür ancak aşağıdan bakıldığında "çıkılacak" yol... Hayat, geçmişten geleceğe ve gelecekten de geçmişe bakılan çıkması zor inmesi imkansız bir yokuştur o halde, rumuzunuzun da söyletmesiyle...  
 
İçten selam ve sevgilerimle, 
 
erdost 


3DAHASI VAR
Cavida VIZVIZ 2010-06-15 05:43:49
devamı var bir yazı bu.başlığında ve yoruma yapılan yorumda dilin durmayacağı da vurgulanmış tarafınızdan.her yazı anlayanadır ve bundandır ki kimse anlaşılmaz yazmıyordur. her satıcının bir alıcısı olduğu gibi. yazdıklarınızın okuyucusu olmak aklıma da fikrime de iyi geliyor. zincirleme trafik kazalarına maruz kalıyor ve başka başka cümlelerle karşılaşıyorum kendimde. sanırım bu benim de yorumumun devam edeceği anlamına geliyor.  
iyi ki yazmışsınız. iyi ki okumuşum diyorum ilk cümle. bil cümle devam edeceğim sonra müsadenizle. 
 
selamlar sevgiler

4mustafa koyuncu 2010-06-16 14:32:44
bir düşüncedir hayat; herkes farklı yorumlar; kimi nefes alınca yaşar, kimisi güldüğü günlerce,kimi iliğine kadar anlam içinde, kimisi anlamama peşinde.bence hayat düşünülünce anlanan,anlanınca anlamlanan sevince her şeye sevgilim deyedilen bir akıl potansiyelini var etmek varken; çıkarların ve tavizlerin özelliklede tahrikin sonucu olarak doğar karşı düşünceler ki ;her karşıt düşüncede bir gelişimi tetikler.Eksiği olmayan kul, çözümü olmayan yol, eli olmayan kol ne kadar çaresizse, kendini yüksek görende bi okadar bedhahtır ve böyle bir olgu geriliği tetiklemekle kalmaz miting alanında bile yalnızlaştırır kendini.şöyle söylemek isterim ;keşke bir sağlam dostum olsa da yanlışlarımı eleştirse.unutulmamalıdır ki herkes gönlünün zenginliğince yazabilir asıl fakirlikte budur bence; yazamamak,düşünememek,düşündürememek ve düşünerek yazıpta düşündürememek ise sadece üslup kargaşasıdır ki; tehlikesizdir bence. er olunca dost,dost olunca erdost olunması dileğiyle sizin kadar sevgim olamasada selamlar sevgilerimle demek istiyorum...Sizin de yorumlarınız değer verir nitelikte olmuş CAVİDA HANIM VE ERDOST BEY TEŞEKÜRLER SAYGILAR...

5her provada biras daha iyi bi sahne çıka
EBRU ÖZDEMIR 2010-07-09 00:25:49
Hayat, size hiç sahnelenmeyecek bir oyunun bitmek bilmez provasıydı, tutmadı…  
 


6Hayat...
Erdost Yüksel 2010-07-14 03:56:20
Hayat bir harf karışıklığıydı, hayta bir hataydı...

7Vay be
Ahmet Bayındırlı 2010-07-26 05:42:39
Bu nasıl bir yazıdır böyle. Bir solukta okudum. Sonu gelmesin istedim. Bitmesin istedim. Bitti döndüm bir daha okudum ve okurken yine bitmesin istedim. Erdost Yüksel binlerce kez tebrik ederim seni ve Hakan Günday'a nazire yaparcasına yazdığın bu yazının devamını ve daha birçok yazını da burada görmek istiyorum. Diğer yazılarından da güzel olanlar var ama okuduğum kadarıyla bu tip yazıları yazmalısın. Yeraltı edebiyatı tutkunu biri ve bir çevirmen olarak seni kutluyorum arkadaşım. Yolun Açık Olsun... 
 


8Teşekkür ederim...
Erdost Yüksel 2010-07-26 09:08:54
Ahmet Bey hakettiğimden fazla bir bakışta bulunmuşsunuz, yorumunuz için gerçekten çok teşekkür ederim. Yukarıda da Esra Hanım ve Mustafa Bey öte yorumlarda bulunmuşlardı. Çok mutlu oldum böylesi tepkiler gelince ve bir an evvel devamını getirmeliyim sanırım.  
 
Hepinize en içten teşekkürlerimle, 
 
Hoş kalın! 
 
erdost.

9sevil sevil 2010-11-22 13:21:38
2. Bölüm ölüm mü?

10istikamet; karmaşıktan basite mi?
Birgül Çelebi 2010-11-29 01:12:17
Erdost bey yazınızı kaçıncı okuyuşum bilmiyorum. Edebi ve düşünsel yönden cümleler vurucu pratiğe dökmek anlamında hayat bu kadar melankolik mi diye içimden geçiriyorum. Benim ki de başka bir keçilik belki. 
 
Daha basit formüllerle çözümlemlerinizi bekliyoruz. :)

11:)
Ayse Sarihan 2010-12-01 19:40:33
:)) uzun uzunn devrik cümleler kurmak istemiyorum. Öncelikle ''bu nasıl güzel bi yazıdır'' diyorum :) İki arkadaş birlikte okuduk şuan yüzümüze tokatmı atmak istedi acaba diye düşünmeye başladı dostum :) Sahi gerçekten öylemi? Selametle kalın.

12:)
Erdost Yüksel 2010-12-07 08:58:23
Yorumları okuyunca okunan ve dahası beğenilen bir yazı yazmış olmanın hazzını fazlasıyla alıyor olmak çok güzel ki yorumlanmaya vakit ayırmanız da en çok sevindiren... Yazdıklarınızla ilgili kısaca paylaşımda bulunacak olursam, 
 
Sevil Hanım, 
 
2. Bölüm ölüm değil! Belki bahar... :) 
 
Birgül Hanım, 
 
"Hayat bu kadar melankolik mi" diye içinizden geçirdiğiniz ve yakinen bildiğiniz bir başka parçacık için; "Eğer "anlam" niyetin ürünüyse, eğer eylem amaç odaklı olduğu sürece anlamlıysa; o zaman hayatın anlamı nedir? Bu soru ve bu soruyu sormaya yönelik ısrarlı gereksinim ve amansız dürtü, insan durumunun laneti ve sonsuz ıstırabının kaynağıdır" demişti değil mi Bauman... "Hayat Basittir, Zor olan basit oynamaktır" diyerek de basit çözümlemelerde bulunmanın pek de basit olmadığını söyleyebilirim. Son olarak Keçilik meselesine gelince, biraz da öyle :)  
 
Ayşe Hanım, 
 
Evet, arkadaşınız haklı; Yüzünüze tokat atmak istedim :P Şaka bi yana Arriaga'nın "içinizi kanırtır yazdıklarım" demesi benzeri şeyler söyleyecek küstahlıkta bi insan da değilim, belki ileride olabilirim :P:P... Yazımı beğendiğinize de çok sevindim.  
 
Özetle çok mutlu oldum yazdıklarınızı okuyunca? Daha da dilime vurmadan bu mutluluk, en az kendiniz kadar hoş kalın...  
 
Not: Şu an tamamen farklı alanda bir kitabı tamamlamak üzereyim. 2. Bölümü de yazma çabam bu bağlamda biraz ağır ilerlemekte. Anlayışınız için teşekkür ederim. 
 
İçten selamlarımla, 
 
erdost.

13 Osman GAZİOĞLU 2011-01-23 11:18:56
dedikleriniz iyi gibi amma birşey anlamadım. yazı çok karmaşık. yorumculardan biri açık bir dil kullandığınızı yazmış. hayret ettim. kendisi herhalde çok derin düşünen biri. yada ben çok yüzeysel düşünen biriyim. saygılar

14Yazı da hayat gibi desenize :)
Erdost Yüksel 2011-02-01 03:43:38
Osman Bey, 
 
Yorumunuz için teşekkür ederim. 
 
"Dediklerim iyi gibi amma birşey anlamadım" cümleniz için dilerseniz -yazının bir paragrafı ile paradoks oluşturmasına rağmen- anlaşılır olma adına yazı üzerine sohbet edebiliriz... 
 
içten saygılarımla, 
 
erdost

15hayat
Mir botan 2011-05-28 07:14:20
hayat sizin yaznın özetiyle "..."'dan sonra gelebilecek herşeydir, yazınızın devamını bekliyoruz...

16yaşam
zeynep yazici 2011-06-27 05:46:41
hayatın kendısı karmasık degıl aslında bızız onu karmasaya çeken. çok başarılı bır yazı erdost yüksel bey tebrik ediyorum ve yüreğinize ve kalminize her daim sağlık inş

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

 


GenBilim

GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim